Zeki Sarıhan : ESKİ KÖYE YENİ ÂDET


Dostlar
,

Değerli Zeki Sarıhan, güçlü ve akılcı kalemiyle, yılların engin birikimine dayalı derinlemesine gözlem ve irdelemelerini sağ olsun yazarak sürdürüyor.

Bizlerle de cömertçe paylaşıyor.
O’nun yazma hızına yetişemiyoruz.
Arşivlediğimiz ama yayımlayamadıklarımız var, üzülmediğimizi söyleyemeyiz.
Örn. son “Hakkari İzlenimleri” ni çok önemsiyoruz ve sizlerle de paylaşacağız..

Bu kez kendi köyü Fatsa / Beyceli‘ye bayram ziyaretini ve gözlemlerini çözümlemelerini klavyeye almış..  Her zamanki gibi çok öğretici ve düşündürücü..

Biliyorsunuz AKP iktidarı dev bir siyasal manevra ile 6330 sayılı yasayı çıkardı ve
30 Mart 2014 yerel seçimlerini izleyen gün yürürlüğe soktu. Bu yasa ve sonuçları, hedefleri, ardalanı (arka planı) hakkında bu sitede epey yazdık.

Türkiye 1 gecede 1 yasa ile 17 bine yakın köyünü mahalle yaptı..
Yaklaşık 16 bin köyümüz kaldı..

Artık “40 bin köy” bir efsane..

30 il BÜTÜNŞEHİR oldu; artık oralarda hiç köy yok!..

Kırsal nüfus da bir gecede %7’lere geriledi!..

Somut politik sonuçlarından biri, AKP’nin Ordu ve Antalya Büyükşehir
Belediye Başkanlıklarını kırsal oylarla kazanması oldu..

Bu yasanın daha pek çok çok ciddi ekonomik, politik, sosyolojik, kültürel, tarımsal ve stratejik boyutları var…

Ne denli ayrımındayız??

Sevgi ve saygıyla
03.8.2014, Elazığ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=============================================

ESKİ KÖYE YENİ ÂDET

portresi

 

 


Zeki Sarıhan

 

Ankara’dan başlayarak 560 km’lik yolda direksiyon sallayarak Fatsa’nın Beyceli Köyü’ne giderken yeni yol olarak yalnızca Ünye’nin arkasındaki çevre yolundan geçtik.
Açılalı birkaç ay olmuş ve bu yolun açılması Ünye’nin içinden geçmek zorunda kalan Doğu Karadeniz yolcularını ve araçları çok rahatlatmış. Fakat Ünye’yi yolcuların gözünden saklamış! Trafik tıkanması Ünye’deki kadar değilse de şimdi Fatsa’da yaşanmak üzere.

Fatsa’ya ve Karadeniz kıyısına 30 km uzaklıkta Beyceli Köyünü daha önceki ziyaretlerim nedeniyle anlatmış, özellikle köylerde gördüğüm değişim konusunda hayret ve memnuniyetimi de önceki yazılarımda dile getirmiştim. Bu kez onlar üzerinde yeniden durmam fazlalık olur.

25 Temmuz akşamı ulaşıp 31 Temmuz sabahı ayrıldığımız bu Beyceli yıllık ziyareti, topu topu beş gün sürdü ve bunun iki günü de Kumru ve Fatsa köylerindeki yakınlarımıza başsağlığı ve akraba ziyareti ile geçti.

BU YIL FINDIK TELAŞI YOK

Bayram öncesi gündüz hangi evin kapısını çalsak, evdekileri uyandırmak zorunda kaldık. Bunun nedeni, havaların sıcaklığı nedeniyle insanları öğle uykusu gereksiniminden çok, bu yıl köyde fındık dallarının bomboş olmasıydı!
İlkbaharda yağan bir kar ve şiddetle esen fırtına fındık ürününü tümden yaktığı gibi dalları bile kurutmuştu. Neyse ki, dallar yeniden yeşillenmiş, fakat ürün vermeyen bütün ağaçlar gibi dallar dimdik duruyor. Bu mevsimde güneydoğudan işçi getirme ve onlara yer hazırlama telaşı, fındık bahçelerinin otunu ve dikenini kesme işlerinin hiçbiri yok. Kimse bahçesine sepet bile sokmayacak. Bu durum, Ordu’nun kıyı kesimlerinden
biraz yüksekçe her yerde aynı. Başlıca gelir kaynağı fındık yanınca, köydeki esnaf da sinek avlıyor. Ekmeği ve yumurtayı bile bakkaldan alan Köylüler, varsa eski birikimleri, tarım destekleme ve emeklilik gelirleriyle idare edecek.

ESKİ KÖYE YENİ ÂDET

Yeni karşılaştığımız ikinci bir durum, Ramazan’da toplu yemekler… Köylerde maddi gücü elverenler, Fatsa’da bir lokantaya topluca yemek ısmarlıyor. Açık havada komşularına sunuyor. Bir iki derken bunu bütün köy çapında yapanlar var.
Komşu köyümüz Gökçeli’de bir akşam bizi köy muhtarı dostumuz yemeğe alıkoydu. Cami avlusunda, bir yanda kadınlar, bir yanda erkekler. 150-200 kişi açık havada topluca yemek yedik. Buradaki yemeğin giderleri köyün dışarıda yaşayan katılımcıları ve bir ölçüde köylülerce karşılanıyormuş. Ancak yemek Fatsa’dan gelmiyor.
Bütün Ramazan ayı boyunca köydeki bir aşçı tarafından hazırlanıyor.
Yani işleri gitgide azalan köylü kadınları yağ bağlamaya devam ediyor…

BİRİNCİ BEYCELİ ŞENLİĞİ

Beyceli Köyünde bu yıl bayram namazından çıktıktan sonra cami avlusunda şenlik yapılacağı haftalar öncesinden duyurulmuştu. Esasında bu şenlik, eski gelenekleri canlandırmak amacını güdüyor. Eskiden her iki bayram namazından çıktıktan sonra cami avlusunda en yaşlıdan başlayarak sıra olup, büyüklerin ellerinden öpme, akranlarının elini sıkmaktan oluşan bayramlaşma töreninden sonra “kale kale” denen bir şenlik yapılırdı. Altta bir küme birbirine tutunarak çember olur, 2. bir küme bunların omuzlarına çıkarak yeni bir halka oluşturur ve 2 küme türkü söyleyerek yürürdü. Üsttekilerden ilk düşen cami çeşmesinde ıslatılırdı.

Börek kapma yarışı ve güreş yapılırdı.

Zamanla bu geleneklerden yalnız bayramlaşma kaldı, zaman zaman da kale kale denemeleri yapıldı. Ötekiler, ulusal bayramlarda okul bahçesinde çocukların bayram kutlamaları olarak sürdüyse de, epeydir taşımalı eğitme girdikleri için köydeki iki ilkokul da kapalı. Bu kez adı “Birinci Beyceli Şenliği” adı verilen programda bunlardan başka çevirme çıkrık, yumurta, çuval ve urgan çekme yarışı da vardı ve bu oyunlarda
üstün gelenlere koç, horoz, forma, top gibi ödüller de verildi.

Beyceli Muhtarlığının üstlendiği şenliğin açılışı, köyün en yaşlı erkeği 95 yaşındaki
Ali Hafızoğlu’na yaptırıldı. Ali Emmi, titrek fakat düzgün cümlelerle şenliği düzenleyenlere teşekkür ederek kendi gençliğindeki bayram şenliklerinden söz etti.
O’na torunlarından biri benim birkaç yıl önce hazırlayıp yayımladığım Ali Hafızoğlu kitabını verdi. Bu vesile ile bana da söz verdiler. Dedim ki:

“Bizim millet olarak çözülmeden yaşayabilmemiz için, kendimiz gibi olmaya
özen göstermemiz, geleneklerimizi yaşatmamız gerekir. Şenliği düzenleyenlere teşekkür ederim, devamını da dilerim. Biz bu köyün okumuşları da köyümüze karşı görevimizi, onu tanıtan yayınlar yaparak yerine getirmeye çalışıyoruz.” 

Beyceli’nin, hakkında en çok kitap yazılar köylerden biri olduğunu söyleyerek
Ayhan Sarıhan’ın Beyceli Sözlüğü’nü Benim de Ali Hafızoğlu kitabından başka,
bu köyde 100 yıllık değişimi anlatan Çocuk ve Vatan ile 1967’de bu köylülerin Ordu’ya yaptığı ilk köy yürüyüşünü anlatan Bir Ömür Böyle Geçti kitaplarımı hatırlattım.

KADINLAR İLK KEZ CAMİ AVLUSUNDA…

Eski bayram şenlikleri yalnız erkeklere özgü idi. Kadınlar o sırada evde kahvaltı hazırlamakla uğraşırlardı. Bu şenliğe kadınların da gelmesini muhtarlık da istiyordu. Hatta bayram sabahı davulcu “Koz Dayı”, köyü dolaşarak “Kadın-erkek herkesin” gelmesini ilan etti. Fakat gelenekler kolay değişmiyor. Bu nedenle kadınların da
cami avlusuna gelip şenliği izleyip izlemeyeceği merak konusuydu. Acaba bu, şehirden bayrama gelmiş ve kadınların eski kadınlar olmadığını kanıtlamak isteyen birkaç
“Asrî” kadın ve kızla mı sınırlı kalacaktı?

Şenlikte 50-60 kadın ve kız vardı. Bunların bir bölümü arkadaki taş duvarın üstünden izlemekle birlikte bir bölümü avluda oturdular, hatta fotoğraf ve videyoya almak gerekçesiyle kalabalığın arasına da karıştılar. Programın hiçbirine katılımcı değillerdi. Fakat bunun bir ilk olduğunu da unutmamak gerekir. Nitekim sunuculardan Bahri Sarıhan, geldikleri için onlara teşekkür ederken gelecek şenliklerdeki programda
onlara da yer verileceğini vaat etti.

Toplumun kültür merkezi artık cami mi oluyordu? Yoksa cami, toplumsal gelişime uygun olarak modern yaşama uyum göstermeye mi başlamıştı? İşte bir tartışma konusu. Fakat bir konu daha var: Bu şenliğin giderlerini belirli kişilerin karşılaması ve bunların destekçi (sponsor) olarak ilan edilip kendilerine birer şilt sunulmasını nasıl karşılamak gerekir? Bunu Fatsa’da ve İstanbul’da iş sahibi kimi köylülerin köylerine karşı bir vefası olarak doğal mı karşılamalı, yoksa şenlik üzerine onların gölgesini düşüreceği için
karşı mı çıkmalı? Köyde henüz bu konuda bir tartışma yok ve herkes durumu
doğal karşılar gibi.

Bu ziyarette dikkatimi çeken başka bir konuya da değinip yazıyı bitirelim:

Belediye seçimlerini AKP’nin kazanması için Ordu’nun Büyük şehir statüsüne “yükseltilmesi” ile ilçe belediyeleri dışındakiler kapatılmış. Köyler, ilçelerin birer “mahalle”si yapılmış. Beyceli artık resmiyette bir “köy” değil. Fatsa’nın bir “mahallesi” sayılıyor. Beyceli’nin beş mahallesi de birer “sokak” sayılmış olmalı. Oysa evleri dağınık köylerde yeni sokak hiç de sokak değil. Fatsa şehrinin nüfusunu da artık girişteki levhadan öğrenmek mümkün değil. Gösterilen 106 bin nüfus, köyleri de kapsıyor…  (2 Ağustos 2014)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir