ADNAN BİNYAZAR : Yeraltından çağrı

ADNAN BİNYAZAR
binyazar@gmail.com 

Yeraltından çağrı

Ülkeyi yönetenler ekranda savaş naraları atarken barışın sesi, yerin altından;
ölüler yurdu halkının daha sorumlu, daha özgür, daha barışçıl, daha uygar olduğu bilinmezlikler âleminin aklı dipdiri birinden geldi: “Nedir Savaş?”

Sözü Fakir Baykurt’un kızı Işık’a bırakalım:

“Bu yıl 11 Ekim’de 13 yıl bitti. Özlemle geçen 13 yıl. Her 11 Ekim’de babamı çeşitli toplantılarla farklı yerlerde andık. Ben bu yıl çok ilginç bir rastlantıyla anacağım. Antalya Film Festivali’nde, babamın Kaplumbağalar romanından Tunç Okan yönetiminde filme uyarlanan ‘Umut Üzümleri’nin ilkgösterimi yapılacak. Tam da 11 Ekim’e denk geldi.
Ben orada olacağım. Ekte sizlere babamın 1987 yılında yazdığı bir şiiri iletiyorum: ‘Nedir Savaş?’ Yeniden bir savaşa sürüklendiğimiz bu günlerde, hâlâ güncelliğini koruyan bir şiir. Dilerseniz, bunu okuyarak hep birlikte böyle analım.”

Bu yazıyı okuduğunuzda Fakir Baykurt’un ölüm gününün üzerinden on gün geçmiş olacak. Ölü, sonsuzluk ülkesinin yurttaşıdır; üzerinden on gün değil milyon yıl geçse; ne gözü dönmüş savaş kışkırtıcıları eksilir bu dünyadan, ne savaş naraları atanlar sahnelerden çekilir, ne insan türü kendi soyundan olanın kanını akıtmaktan vazgeçer!

Gelin, Fakir Baykurt’un yeraltından aydınlık seslenişine kulak verelim de, savaşın yakıp yıktığının insanlığa yaşamayı nasıl haram ettiğini, O’nu geniş dünyasının mahzenlerinde nasıl soluk alamaz hale getirdiğinin özüne inelim. Sonra da başımızı ellerimizin arasına alıp, insanlığı savaş belasından nasıl kurtaracağımızı düşünelim

Yazının bu gelişim evresinde, Ekim’in 21’i değil de 11’i olduğunu varsayın; on üç yıl sonra Fakir Baykurt’u aramıza almışız, hep bir ağızdan O’nun şiirini okuyoruz…

En ucuz tüfekle yoksul eve bir banyo
Bir topla oyun yeri mahalle çocuklarına
Bir tankla on derslikli on okul
Bir uçakla yedi köye bir hastane
İki denizaltıyla üç ırmak çöle ulaşır

Bir roketle koca şehir kurulur
Bir taburun postallarıyla çocuklar
Kızamıktan kurtulur
Beş yıl birikse bir kolordunun parası
Kansere ilaç bulunur

Ölenlere dikilen anıtlar da para
Kalanlara nişanlar kolayla mı takılır
Bir ordunun bütçesiyle on il bağlık bahçelik olur
Düşün, ne yer, kaça semirir bir general

Bırak atom savaşlarını bir an
İki komşu arasında sıradan bir savaşı düşün
Kimileri yıllar yılı bitmiyor
Atılan bombalar, harcanan mermiler
Alınteri vergilerden

Yakılıp yıkılmış bir şehir
Kolayla mı yapılır yeniden
Evlerin asansörü merdiveni penceresi
Bir düşün serin kanla lütfen
Dirilir mi yirmisinde ölen asker, askerler

Bir düşün serin kanla, ya da sor bir uzmana
Yanıtla şu küçük soruyu rica ederim
Aptallık değil de nedir
Nedir savaş?”

İtalyan düşünür Niccoló Machiavelli,

“Savaş ancak gerekli olduğu zaman haklıdır; silah, ancak silaha başvurmaktan başka çare kalmadığında hoş görülebilir” diyerek savaşı doğallaştırmaya çalışsa da, bu ılımlı yargıda da savaş dipten dibe haklı bulunuyor; insanlığa savaşmaktan kurtulma yolları açmıyor. Birey ya da toplumsal ruh olarak, aklı öne çıkarıp soralım, ölmeden bizi ölüme gönderen savaşın gelip geçmiş bütün şaşkın tanrılarına:

Neden gerekli olsun savaş?
Neden silaha başvurmaktan başka çareler aranmasın?..

Yaşamak erdemine eren ey insanoğlu!

Bir iki soruyla yetinme;
– savaş çığırtkanlarının,
– ruhu kararmış sapkınların,
– kan kokusuyla beslenenlerin

yüzüne aklın şamarını vur
!

Dar dünyayı gen eyleyip yaşamak varken, niye gücünü yüreğinden değil de cin fikirli aklınla yarattığın silahtan aldığını vicdanına sor, sor, sor!

(Cumhuriyet Pazar eki, 21.10.12)

 

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir