DİNDE REFORM..

DİNDE REFORM..

“Ateist laiklik” ve “sapkın dincilik”; birbirinin ikiz kardeşi olarak gelişmiştir, özünde ikisi de”din düşmanı”dır.

Laiklik, toplumun din adına baskı altına alınmasına karşı çıkmaktır; esas olarak.

Aynı zamanda toplumun, başka “kutsallıklar” adına da baskı altına alınmasına karşı çıkmaktır.

Bu haliyle, laiklikte din adamı veya dindar; toplumu, kendi dini adına baskı altında tutmaya kalkışamayacaktır.

Aslında, bu tür bir laiklik anlayışı; “Senin dinin sana benim dinim bana” sözleri ile Kuran’da da bulunmaktadır.

    Kısacası, laikliğin amacı; dini yok etmeye çalışmak değil, din adına kurulan veya kurulmaya çalışılan baskıya izin vermemektir.

Laiklik; birilerinin, kendi dininden olmayanları, kendi dinini farklı yorumlayan veya icra eden mezhepleri ya da hiçbir dine inanmayanları, hatta Tanrının varlığına karşı çıkanları, baskı altına alıp, aşağılamak hatta yok etmek yoluna gitmesi nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Bu baskının sebebi, din adına söz söyleme hakkı bulanların cesaretidir.

Laiklik; bu cesareti kırmak, bu insanların kendilerini Allah’ın vekili yerine koymalarına engel olmaktır.

Laikliğin ilk çıkışında, dinci yönetim sistemlerine duyulan tepki olduğu gibi, bir süre sonra dinsel yönetimlerle ve yapılarla dinin kendisi özdeşleştirilmeye başlanmıştır.

Laiklik adına dinsel baskı değil din yok edilmeye, bu defa din aşağılanmaya başlanmıştır ki, biz buna “ateist laiklik” diyoruz.

Bu da, Fransız Aydınlanmacılığı‘nın bir sonucu ve türevidir.

Ateist laiklikte; gerçek laikliğin sınırı aşılmış, dindarı ya da din adamını yaratan madem ki dindir, dinsel baskıyı ortadan kaldırmanın en iyi yolu da
dini ortadan kaldırmaktır, mantığına geçilmiştir.

Bu defa da, tıpkı Rusya’da olduğu gibi, sıradan inananlar bile büyük bir baskı altına alınmıştır.

Rusya Müslümanlarının ya da Balkan Müslümanlarının çektikleri acılar bilinir.
Her ikisinde de Kuran okumak veya bulundurmak bile suç olmuştur.

Ateistler istemiştir ki; toplum dini ve Kuran’ı bilmesin, okumasın, öğrenmesin!

Oysa ki laiklik; dinsel metinlerin yok edilmesi değil, dinsel metinler üzerindeki tekelin kırılması mücadelesidir.

Bunun için ise birkaç temel şart vardır:
Birincisi; her kul, temel okuma yazmayı öğrenmelidir.

İkincisi, kullar arasında kız-erkek ayrımı yapılmadan herkes okuma yazma öğrenmelidir.

Üçüncüsü, kutsal kitaplara herkes ulaşabilmelidir.

Dördüncüsü; ulaşılan bu kutsal kitap, okuyacak olanın kendi ana dilinde olmak zorundadır.

Ve beşincisi olarak da, bu okuma işlemi sırasında veya öncesinde-sonrasında, din adına birilerinin yönlendirmesi olmamalıdır.

Aslında, Hıristiyan dininde reformla İslam dininde reform tartışmaları açısından son derece önemli bir noktadır bu.

İncil, çok uzun yıllar boyunca sadece Latincede yazılmış ve okunmuştur.
İncil’i koruyan bir teokratik sistem, yani Papalık olduğu için İncil diğer dillere çevrilememiştir.

Papalık, kendi dilleri olan Latince ile İncil üzerinde bir tekel kurmuştur.
Böylece İncil’i kendileri okuyup, yorumlayacak ve din adına sadece kendileri karar vereceklerdi.

İncil’in yazılı hale gelişi, Hz. İsa’nın ölümünden tahminen en az 60 yıl sonra gerçekleşti. Bu tarihten sonra 1.500 yıl boyunca da İncil, Roma’nın tekeli altında kaldı ve diğer dillere çevrilemedi.

Luther’in dinde reform dediği şey ise, dinde yani kutsal kitapta yazılanları değiştirmek değildi; O, bu kitabı Alman diline tercüme etmek istiyordu.

Yani İncil’de yazılanların reforme edilmesi değil, İncil’in ana dile çevrilmesi dinde reform denilen şeydi.

İslam açısından ise, bu tür bir reforma ihtiyaç pek olmadı.

Kuran, Arapça geldi.

Sahabeler bu Kuranı ezberlediler, daha sonra Arap dili ile yazılı hale geldi.

Ama Kuran üzerine bir Arap tekeli ve Arapça tekeli ilk başta oluşmadı.

Kuran, kısa süre içinde Fars diline çevrildi.

Türkler, Müslümanlığı benimsemeye başladıklarında da Arapça öğrenmediler; bunun yerine, Kuran’ı kendi dillerine çevirdiler.

Topluca Müslümanlığı benimseyen Karahanlı devrinde Kuran, Karahanlı Türkçesi’ne çevrildi.

Yine Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar döneminde, Kuran’ın dönemin Türkçesine çevrildiği bilinmektedir.

Kısacası, İslam’da reform diyebileceğimiz şey, zaten her devirde gerçekleşmiştir.

==========================================

Dinde Reform 2

Ama bu modern din, yani İslam, İngiliz ajanı Vahabiler tarafından yozlaştırılmış ve Kuran ve din üzerine bir Arap tekeli kurulmaya çalışılmıştır.

Vahabi sapkınlar, Kuran’ın dilinin Arapça olduğunu ve başka dilde ibadet edilemeyeceğini iddia ederlerken, aslında Hz. Muhammed ve ardıllarına da ihanet ediyorlardı ama asıl hedefleri Türklerdi.

Çünkü Türkler, Müslümanlığın hem kurtarıcısı, hem koruyucusu, hem de geliştiricisiydi.

Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinde İslam üzerinde tekel kurulmamış, halkın dinini yaşamasına karışılmamış, dinsel hoşgörü hakim kılınmıştır.

Vahabi ırkçıları, Türkleri Müslümanlıktan temizlemek istemiş, bu nedenle Arap dilini ön plana çıkartmışlardır.

    Vahabiler aynı zamanda Türk’ün Allah’a ulaşma yöntemi olan tasavvufa savaş açmışlardır.

Bir süre sonra bu Vahabi sapkınlığı Türk ülkelerinde de egemen olacak ve Türkçe ibadet ve Kuran okumak yanlış bulunacaktır.

Ta ki Atatürk gelene kadar.

    Mustafa Kemal, Hıristiyan işgalcileri ülkeden attıktan sonra, Kuran’ın Türk diline çevrilmesini de sağlamıştır.

Yine dönemin ideologlarından Ziya Gökalp Türkçe Kuran ve ezanın önemini şu şiiriyle halka anlatmaya çalışacaktır:

    “Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur,
    Köylü anlar manasını namazdaki duanın..
    Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur’an okunur,
    Küçük, büyük herkes bilir buyruğunu Huda’nın;
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!”

Bu noktada çok güncel bir meseleyi de laiklik ve dincilik açısından tartışabiliriz.

AKP’nin tümüyle gerici ve de bölücü amaçlarla hazırladığı 4+4+4 eğitim sistemi, ilk öğretimden başlayarak seçmeli Kuran ve Hz. Peygamber’in hayatı derslerini müfredata soktu.

Bu uygulama çok tartışıldı.

Eğitimi verecek hocaların hangi zihniyette olduğunu elbette biliyoruz, üstelik henüz dinsel eğitim yaşına varmayan çocuklara bu eğitimin verileceğini görüyoruz ve bunun laiklik açısından bir yanlışlık olduğunu tespit ediyoruz.

Biz böyle dedikçe, kimi uyanık dincilerse; görüyor musunuz Kuran okunmasına karşı çıkıyorlar diyor!

Aslında ülkemizdeki laiklik gündeminin en önemli düğüm noktası tam da burasıdır.

Türkiye gibi, dinsel sapkınlığın örgütlendiği ve iktidara yerleştiği ülkelerde, en iyi laiklik mücadelesi, tam da Kuran okuyarak ve Kuran okutarak yapılır!

Kuran artık bu ülkede evlerin vitrinlerinden insin, çocuklar, gençler onu eline alsın, okusun ve tam da Ziya Gökalp’in dediği gibi Tanrı’nın buyruğunu bilsin!

Eğer bu yapılırsa, buyruk verme yetkisinin Allah’ta olduğunu, Allah’ın peygamberi Hz. Muhammed’e bile emretme yetkisi vermediğini, sadece tebliğ görevi verdiğini görürler.

İddia ediyorum, bu ülkede laikler Kuran kursu açsınlar, iyi din ve tarih eğitimi almış hocalarla çocuklara Kuran öğretsinler, dinciler o zaman Kuran kursları kapatılsın diyecektir.

Ve yine en önemli eksiğimizi vurgulamaktan kaçınmayalım.

Bu ülkede de, diğer Müslüman ülkelerde de, halk Kuran okumaz, Kuran’ı okuyanlar gelir ve halka Kuran’da ne yazdığını söylerler.

Elbette kendi işlerine geldiği gibi.

Ve elbette Allah’ın da Hz. Muhammed’in de en fazla karşı çıktıkları gibi.

    Laikliğin önündeki engel, Kuran üzerindeki dinci tekeldir.

Din üzerinde, Hz. Muhammed üzerinde hak iddia edenler, Hz. Muhammed’in mirasçısı değildirler; çünkü İslam ne dinsel teokrasi ne de ırksal sultanlık getirmiştir.

Peygamber tektir ve onun takipçisi onun ümmetidir.
Yani tüm Müslümanlar…

İşte dinci sapkınlık; aslında halkın dini, imanı, Kuran’ı öğrenmesine karşıdır, çünkü buradan ekmek yemektedir.

Ve yine bilelim ki dinci sapkınlar, aslında Arapçayı da bilmemektedir.
Onlar sadece Kuran’ı hatmederler.
Kuran’ı hatmetmek, Hz. Muhammed döneminin uygulamasıdır ama zaten hatmedenler Arapça biliyordu.

Oysa bizde Arapça bilmeyenler onu hatmettiğinden, hiçbir anlamı olmamaktadır, çünkü ezberlediğini tekrarlayan, ne dediğini bilmemektedir!

Ve yine laiklik peşinde koşanlar; çocuklarını Fransızca, İngilizce kursları yerine, Arapça kurslarına gönderseler, yine büyük bir laik adım atarlar.

Böylece çocuklarımız Kuran’ı orijinalinden okumayı ve anlamayı öğrenir.
İşte o zaman dinci sapkına hiç ekmek kalmaz.

Sonuç olarak, dinde reform meselesi; dinin değiştirilmesi, yumuşatılması meselesi olarak yanlış tarif edilmiştir.

    Dinde reform, dini halka vermektir.

Zaten Allah da dini halka göndermiştir, aracılara değil.

Laiklik bu şekliyle konulduğunda, dinci gericilik elindeki tüm sömürü araçlarını kaybedecektir.

Laiklik için bu büyük adımı atmaya, Kuran okumaya ve okunması için kampanya açmaya var mısınız?

http://www.ulusalparti.net
Cesuryorum
3.10.12

Cesuryorum
www.cesuryorum.com
https://twitter.com/Cesuryorum


Bu sayfa; Atatürk’e, Türk Toplumu’na, Türk Devleti’ne zarar verenlerin, hakaret edenlerin, Türkiye’nin kaynaklarını sömürenlerin, Atatürk’ün kurduğu çağdaş, laik, demokratik ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyenlerin açıkça ifşa edildiği ve gerçek yüzlerinin gösterilmek istendiği bir sayfadır!

Cesuryorum

“Benim en büyük hasletim, TÜRK olarak doğmamdır!..”
Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

”Bizler;
Gözünde Vatanını,
Gönlünde ATATÜRK ilke ve İnkılaplarını tutabilen,
Vicdanında dinini saklayabilen,
Milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yapanlardanız…”
Nusret DEMİRAL

“Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev, HAYAT’tır!”
Nusret DEMİRAL

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir