“En uzun ömürlü insan”

“En uzun ömürlü insan”

Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@ip.org.tr
Silivri zindanı

“En uzun ömürlü insan”

Eski zaman bilgelerinden biri, “Bir insanın yaşamının sona ermesi, o kişinin öldüğü anlamına gelmez. Gün gelir birileri, o insandan son defa bahseder ve sonra da o kişi unutulur. İşte bir insan son defa bahsedilen o an, ölümün gerçekleştiği andır” der.

Hasan Yalçın arkadaşımızı kaybedeli 10 yıl oldu. “Eski zaman bilgesi”nin deyimiyle söyleyecek olursak, o hala bütün canlılığı ile yaşıyor.

Parti’nin mücadelenin her anında, örgütlenmede, kitle mücadelesinde, eğitimlerde, ülkenin edebiyat hayatında; her yerde yaşamaya devam ediyor.

Kaynak Yayınları, çeşitli konulardaki yayınlarını 12 kitap olarak yayınladı. Her biri Türkiye Devrimi’nin önemli bir el kitabı durumunda.
Bugün on binlerle mücadele saflarına katılan genç devrimciler için, örnek alınan bir “model” konumunda.

Türkiye’nin Devrim tarihi yapılırken, Hasan Yalçın’ın 1960’ların ilk yarısında bir öğrenci lideri olarak başlayan ve tam 40 yıl süren mücadelesinin, o “tarih” içinde müstesna bir yeri olacaktır.

Onun için, Hasan Yalçın açısından, adının “son kez söyleneceği” o an, hiçbir zaman gelmeyecektir.

Hasan Yalçın arkadaşım için bugüne kadar yapılan anma toplantılarında, Parti adına birçok konuşma yaptım. Ama bu yazımda biraz değişiklik yapacağım. Bazı ortak anılarımızdan bahsedeceğim.

İLK TANIŞMAMIZ

1972 yılının yaz sonunda, biz Diyarbakır ve Urfa’da tutuklanan Aydınlıkçılar, diğer arkadaşlarımızla birlikte yargılanmak üzere Diyarbakır Askeri Cezaevi’nden Ankara, Mamak Askeri Cezaevi’ne getirildik. Cezaevi komutanı Mustafa Kemal Saldıraner. Kore’de savaşan Türk Birliği’nin içindeymiş, esir düşmüş. Öyle söyleniyordu.

Saldıraner’in en büyük amacı; bizi asker disiplini içine sokmaktı. Onun için her gün bize boyun eğdirmeye vesile olacak bir şeyler bulmak için çabalardı.

Gene bir gün yeni emrini duyurdu. Bütün tutuklular cezaevinden herhangi bir yere gittiklerinde (mahkeme, hastane vb.) mutlaka kravat takacaklar. Biz Aydınlıkçılar doğal olarak “hayır” dedik.

Bir gün hastaneye gitmek için başvurmuştum. Kravat takmadan koridora çıktım. İki arkadaş daha vardı. Sonra Hasan Yalçın da geldi. İlk defa orada gördüm kendisini. Yaşça ben ve diğer iki arkadaştan büyüktü. Partimizin önderlerinden biriydi. Gıyaben tanıyorduk kendisini.

Gardiyanlar ve inzibatlar ellerinde kravatlarla bekliyorlardı. Takacaklar ve öyle götürecekler. Biz Hasan arkadaşa bakıyoruz. Hasan elinin tersiyle itti uzatılan kravatı, “size zorla kravat takmayacağımızı söylemiştik” dedi. Bağırış, çağırış, itiş, kakış bizi gerisin geri koğuşlarımıza gönderdiler.

SÜREYYA PAŞA SENATORYUMU

1978 yılı sonunda, Ankara’da Parti Okulu’nda görevliyim. Yoğun bir çalışma içindeyiz. Tüberküloz olduğumu öksürürken ağzımdan kan gelince anladım. İstanbul, Süreyya Paşa Senatoryumu’nda tanıdığımız bir doktor, değerli Alparslan Berktay ağabeyimiz vardı. Parti Okulu çalışması bittikten sonra gittim, hastaneye yattım. Benden bir iki ay sonra da Hasan Yalçın geldi. O da tüberküloz olmuş.

Parti’nin kadroları içinde başka tüberküloz olanlar da vardı. Hatırladığım kadarıyla Erkan Yücel de o dönem, -bizden sonra galiba- hastalandı ve tedavi gördü.
Yoğun çalışma, düzensiz hayat, yeterli beslenmeme böyle bir hastalığa yol açıyordu. Hiç şüphesiz bizim de ihmalimiz vardı. Ama işin esası, geceyi gündüze katarak devrimci mücadeleye bir şeyler katabilmek çabasıydı.

Hastanede iki ay birlikte kaldık. Aynı serviste, aynı odadaydık. Orada Hasan Yalçın’ın diğer bütün hastalar, hastane personeli, doktorlarla ilişkilerini gördüm. Herkesle arkadaş olan, herkese yakın, bütün servisin neşe ve moral kaynağı. Partili arkadaşlarla ve Parti dışından insanlarla ilişkileri aynı.

Hep eşleştirdiği bir insan tipi vardı. “Evde başka türlüdür. Dışarı çıkınca yüzüne bir maske takıyor ve başka bir insan oluyor. Biz öyle olmayalım” derdi.

BİRLİKTE 30 YILLIK MÜCADELE

1977 yılından itibaren Parti Merkez Organında birlikte görev yaptık. 12 Eylül’de de birlikte hapis yattık. 1988 yılında 2000’e Doğru Dergisi’nin Ankara bürosunun oluşturulmasında, Saçak Dergisi yazı kurulunda ve daha sonra ölümüne kadar hemen her alanda çok yakın çalışma arkadaşlığımız oldu.

İnsan hayatını anlamlı kılan şeyler vardır: Hiç şüphesiz herkes için geçerlidir, en başta kişinin yaptığı işler gelir. Ama kişinin arkadaşları, içinde bulunduğu çevre, ailesi; o hayatın “anlamlı” olmasında rol oynar.

Hasan Yalçın, arkadaşı olduğu herkesin hayatının “anlamlı” olmasına katkıda bulunmuştur.

SİLİVRİ VE ERGENEKON

Şimdi Silivri’deyiz. Hasan Yalçın aramızda yok. Ama yaşasaydı, hiç şüphe yok, Gladyo’nun en başta hedef aldıkları arasında olurdu.

Nitekim 2001 yılında Ergenekon Tertibini tezgâhlayanlar, Hasan Yalçın’ı unutmamıştır. Tuncay Güney’e, Emniyette verdirilen ifadede Hasan Yalçın’ın; Doğu Perinçek ve Suphi Karaman ile birlikte Bilecik’te “Ergenekon temel belgesini hazırladığı” söyletilmiş.
Emperyalistler ve işbirlikçileri, Türkiye’nin devrimcilerine karşı saldırıyı planlarken kimleri hedef almaları gerektiğini çok iyi biliyorlar.

ÖLÜMSÜZ

Anuşirvan’a sormuşlar;

“En uzun ömürlü insan kimdir?”

500’lü yıllarda Sasani devletinde hükümdar olan Anuşirvan (Adil Nuşirevan) cevap vermiş:

“Çok şey öğrenen ve onunla kendisinden sonra gelenleri eğiten veya iyi bir şöhrete sahip olup, kendinden sonrakileri onunla şereflendiren kişidir.”

Anuşirvan, 1500 yıl öncesinden Hasan Yalçın’ı anlatıyor.
(29.8.12, Silivri zindanı)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir