18 Mart (1915) – 28 Şubat (2021)

Dr. Cihangir DUMANLI
E. Tuğg., Hukukçu, Uluslararası İlişkiler Uzm.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Yazının başlığını görünce, “Aralarında yüz yılı aşkın zaman farkı olan iki olgu arasında nasıl bir bağlantı var?” diye sormuş olabilirsiniz.
Aşağıda açıklayacağımız gibi her iki olgu birbirleri ile bağlantılı.

18 Mart Nedir?

109 yıl önce dünyanın en güçlü donanmasının Türk topçusu ve deniz mayınları karşısında yenilerek Çanakkale Boğazından geçmesine izin verilmediği gündür.

Ancak kıyı topçu bataryalarımızı denizden susturamayan düşman, karadan susturmak amacıyla Gelibolu yarımadasını işgale yeltenmiş, yarımadada 9 ay süren kanlı çatışmalarda Mustafa Kemal’in çelik istenci ve Mehmetçiğin olağanüstü direnişi karşısında bunda da başarılı olmayarak çekilmiştir.

18 Mart (1915) salt deniz utkusunun değil, tümüyle Çanakkale utkusunun kutlandığı gündür. Anlamı:
Çanakkale utkusunun dünya tarihi açısından anlamı, o zamanki dünyanın en güçlü donanması ve ordusuna sahip emperyalizmin yarı sömürge durumunda ve yıkılmakta olan bir devletin ordusu karşısında ilk kez yenilmiş olmasıdır.

  • Çanakkale’de Türk ordusu, emperyalizmin yenilebileceğini ilk kez dünyaya göstermiştir.

Bu utkunun bizim için başlıca iki anlamı vardır:

Mustafa Kemal Çanakkale’de yetkin bir komutan olarak ün kazanmış ve tarih sahnesine çıkmıştır.

Aynı zamanda Kuvvayı Millye ruhunun – bilincinin başlangıcı Çanakkale’de oluşmuştur.

Bu nedenle Çanakkale, Kurtuluş / Bağımsızlık Savaşımızın önsözüdür.
Çanakkale ve ardılı (devamı) niteliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı dünyanın % 85’ini sömüren emperyalizmin sömürgelerini yitirdiği sürecin başlangıcı ve örnek alınan olayıdır. Birbirinin süreği (devamı) niteliğindeki her iki savaş, sömürge altındaki öbür uluslara örnek ve esin kaynağı olarak sömürgeciliğin sonunun gelmesine yol açmıştır.

Cezayir’de Fransız sömürüsüne karşı bağımsızlık savaşı verenler, göğüs ceplerinde Atatürk’ün fotoğrafını taşıyorlardı.

Sakarya muharebesi kazanıldığında Hindistan’da İngiliz sömürgesine karşı geldikleri için hapse atılanlar, hapishanede kutlamaklar yapmışlardır.
Güney Amerika’da Amerikan emperyalizmi i ile savaşımın önderi Dr. Che Guavera’nın sırt çantasından “Nutuk(Fransızca baskısı) eksik olmamıştır.
Fidel CastroBiz devrimciliği Atatürk’ten öğrendik” demiştir.
Bu örnekler çoğaltılabilir…

Emperyalizm unutmaz!

Çinli strateji yazarı Sun TzuSavaş Sanatı” adlı kitabında “düşmanını tanımayan savaşı kazanamaz” demiştir. Emperyalizmi tanımak gerekir.

Emperyalizm hiçbir ülkeye “Seni sömürteceğim” diye girmez, kulağa hoş gelen gerekçelerle girer. Emperyalizm uzun erimli (vadeli) çalışır. Temel içgüdüsü, öbür ülkeleri ve halkları sömürerek kâr ve gücünü doymak bilmez bir hırsla en yüksek düzeye çıkarmaktır.
Bu amacı değişmez ancak sömüreceği ülkeye ve zamana göre kullandığı araçlar ve yöntemleri değişir.

Sömürdüğü ülkelerde işbirlikçiler bulur ve çıkarları için onları kullanır.
Emperyalizmin bir başka niteliği, uzun zaman geçse de yenilgilerini unutmaması ve intikam almasıdır.
Çanakkale ve Türk Kurtuluş Savaşı ile dünyada sömürgeciliğin sonunu getiren süreci başlatan Türk ordusu, aradan yüz yıl geçse bile, bu nedenle emperyalizmin hedefindedir.

28 Şubat..

Emperyalizmin şimdiki başat gücü ABD, tam da yukarıdaki nedenle, yüz yıl sonra Türk ordusundan intikam almak istemektedir. Bu kez kullandığı araç hukuk olmuştur. ABD güdümlü terör örgütünün ajanları savcı ve yargıç rolü ile TSK’nın komuta kadrosunu kendilerine uyumlu duruma getirmek amacıyla deneyimli, yetenekli Atatürk devrimcisi pek çok general/amiral ve subayı Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat gibi kurmaca davalarla tutsak almışlardır. Yüz yıl önce yapamadıklarını, yüz yıl sonra başka yöntemlerle yapmak istemişlerdir.

İntikam çabaları kurmaca davalarla sınırlı kalmamış,15 Temmuz (2016) hain darbe girişimi fırsata çevrilerek, OHAL ilan edilerek çıkartılan OHAL – Yasa Gücünde Kararnameleriyle (OHAL KHK) TSK’nın komuta yapısı, sağlık sistemi, subay eğitim sistemi, yükselme sistemi, adalet sistemi, asker alma sisteminde köklü değişiklikler yapılarak Ordumuzun gücüne ve saygınlığına önemli darbeler vurulmuştur. Kurmaca davlarla bitirilemeyen hesaplaşma, OHAL KHK’leri ile sürdürülmüştür.

İşte, Atatürk Devriminin (ve çağdaşlığın) temeli olan Laikliğe, 1997 yılında anayasal bir zeminde (MGK toplantısında) sahip çıktıkları için 2021 yılında tutsak edilen 28 şubat davası sanığı(!) komutanların, yaşları ve sağlıkları elvermemesine karşın salıverilmemelerinin nedeni budur!

  • Emperyalizmin Çanakkale’de başlayan, Kurtuluş Savaşımız ile süren anti-emperyalist savaşımın intikamını TSK’dan almaktadır.

Amaç hapisteki komutanların kişiliğinde TSK’ın saygınlığına ve ordu-ulus bütünleşmesine darbe vurmaktır.
============================
Dostlar,

Yazı değerli ve uyarıcı.
Paranoya ürünü değil.
Yurtsever komutanımız E. Tuğg. Sn. Dumanlı’ya teşekkür ederiz.
Ayrıca Sn. Dumanlı, böylesi bir değerlendirme ve bağlantı yapabilmek için 2 ek şapkaya daha sahip : Bir Hukuk insanı ve Uluslararası İlişkiler alanında PhD (Doktora) sahibi..
***
Ancak..

Sayın Paşa ile yaşıt olarak 70+ yaş kıdemli bir T.C. yurttaşı olarak biz, 12 Mart 1971 gerici askeri darbesinden bu yana Türk siyasal yaşamını deneyimledik. Biz de Tıp kariyerimize ek olarak Hukuk ve Mülkiye eğitimleri aldık. Bu yazıda geçen “emperyalizm, anti-emperyalist savaşım, Kurtuluş – Bağımsızlık savaşı, emperyalist ABD, emperyalizm işbirlikçileri…” gibi betimlemeler (jargonlar), daha düne dek ülkemizde neredeyse suçtu ve “sol ağız, sol söylem” idi..

Görüştüğümüz pek çok yüksek rütbeli subay bu sözleri ağızlarına al(a)mazdı.
Biz “alanlar” ise “solcu” damgası yer, dışlanırdık en azından..

Örn. “Türkiye NATO’dan çıkmalı…” içerikli öneri ve eleştirilerimiz adeta duvara çarpıyordu.

Konuştuğumuz çok yıldızlı Komutanların ezberi –ve de asapları– bozuluyordu.

Çok bedel ödendi bu bağlamda..
Geriden geldi TSK Kurmayları bu süreçte.
12 Mart ve 12 Eylül’de “Kemalist – Devrimci” evlatlarını kendisi doğradı adeta…
Ve savunmasız kaldı. Oysa “Devrimcilik” “6 Ok” tan biri değil miydi!!??

Sn. Dumanlı Paşa’ya göre “ABD’nin süregelen ve “olgunlaştırılan” intikamının öncül adımları değil miydi o 2 gerici – faşist darbe? Kime karşı yapıldı? Mıntıka temizliği miydi?!

ABD Genelkurmay Bşk., ABD Başkanının (J. Carter) kulağına 12 Eylül 1980 günü neden

  • Our boys did it” dedi, diyebildi?????????!!!!!!!!!!

TSK’da ABD’nin “..boy..” ları mı en tepede komutanlardı??
Bu hadsizliğin kökeni neydi?
**
Uzatmayalım..

Taktik – strateji ustalığını kimselere bırakmayan –kimi– komutanlar, içine sürüklendiğimiz onur kırıcı ve yıkıcı tablodan sorumludur. Ülkenin sol-Kemalist namuslu aydınları – bilim insanları en önce kurban verildi emperyalizme ve TSK bile kendini koruyamaz duruma düştü.

Hem çok ciddi ulusal güvenlik boşlukları (zaafiyeti) oluştu hem de onbinlerce insanımız telef edildi! Geri getirilesi değil. Ulusun özgüveni zedelendi, ağır psikolojik travmalar aldı, yaşıyor..

Dileriz bu tablo, “ilgili herkese“, epey geç de olsa, çok ağır bir tarihsel ders olur Türkiye’de ve dünyada.. “Kavga” henüz bitmiş değil..
***
Öyle değil mi Sn. Dumanlı Paşam, TSK bu bağlamda çoooook geç kaldı ve çoook da ciddi hatalar yaptı değil mi? Bu çıplak gerçeklik yadsınabilir mi??

Haa, bir de “Homo homini lupus” gerçekliği var değil mi, TSK içinde de!!

Sevgi ve saygı ile. 22 Mart 2024, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM  
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     X : @profsaltik
https://www.instagram.com/ahmet_saltik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir