Anayasa Mahkemesi ışıkları sürekli yansın!

İbrahim Ö. Kaboğlu

AYM’nin özgürlükler lehine vermiş olduğu kararları uygulatmamak, demokratik siyaset alanını daraltma iradesini yansıtıyor. Kıskaç harekatı, “siyasal münavebe” yolunu tıkamaya yönelik. Bu nedenle, büyük resmin oluşmasında 2017 kurgusu belirleyici olduğuna göre,

  • hesap verebilir hükümet,
  • siyasal sorumluluk ve
  • anayasal denge- denetim düzenekleri
    üçlüsünde demokratik hukuk devleti inşası, ana hedef olmalı.

Büyük resim için kullandıkları ‘Yeni Türkiye!’, birbirini bütünleyen şu üç kavramla betimlenir :

  1. Bilgi kirliliği,
  2. hukuk-dışılık ve
  3. hurafe.

Bilgi kirliliği anayasal düzlemde ‘anayasal dezenformasyon’ olarak adlandırılabilir. Son on yıldır “anayasasızlaştırma süreci”nde tanık olduğumuz ‘anayasal bilgi kirliliği’, Can Atalay kararı ile zirve yaptı.

  • Anayasa ihlalini örtmek için bilerek ve isteyerek yaratılan kirlilikte siyaset,
    yargıyı araç olarak kullandı.

Hukuk dışılık, ‘yeni Türkiye’ ile örtüşen süreç olarak başından itibaren (bu yana) vardı:

AKP koruma ve kollaması altında ortağı Cemaat, –askeri kozmik odaya girişe değin– en büyük yıkıcı operasyonlarını bu şekilde gerçekleştirdi. Hukuk dışılık, 2017 Anayasa kurgusu ile ivme kazandı. Hurafe ise cemaat ve tarikatlarla ittifak faaliyetlerinde hep var oldu; 18 Aralık’ta TBMM’de MEB konuşması ile zirve yaptı.

Yalan, hukuksuzluk ve hurafe, birbiriyle bağlantılı. Mesela (Örneğin), hurafeler yumağında hukuk dışı örgütlenme olan cemaat ve tarikatları, STÖ olarak nitelendirmek, bilgi kirliliği. Ülkeyi yağmalayarak -din maskesi altında- dünyevi nimetleri -Gezi dahil- tüketme iştahı sürekli ve adalet-askeriye ve eğitim kurumlarına çökerek totaliter toplum inşası, ana hedef.

EMREDİCİ ve YASAKLAYICI

AYM’nin Can Atalay kararı, “yeni Türkiye” üçlüsünü depreştirdi; ‘Anayasal çatışma var’ denildi. Oysa doğru olan, çatışma değil, ihlal. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın yoruma muhtaç hükümlerini “nihai yorum” yetkisi ile yorumlayarak kararını verdi.

2010’da bireysel başvurunun tanınması sırasında değiştirilmeyen maddeler de insan hakları açısından AYM’yi öne geçirdi; “Kesin mahkeme kararı” (md.84/2) ve “Yargıtay, son inceleme merciidir” (md.154) kayıtları tipik örneklerdir. Yargıtay, adli yargıya verilen ve hak ihlali yaratmayan kararları açısından “son inceleme mercii”dir; ancak AYM’nin ihlal kararı, yeniden yargılama gibi dosya üzerinde başlatılan yeni süreç, “kesinleşme” kaydı açısından da durma anlamına gelir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararının hak ihlali yarattığına karar verdi. Daire’nin “uymama” yönündeki kararı, açıkça Anayasa ihlali.
Kaynağını anayasadan almayan hiçbir devlet yetkisi kullanılamaz (md. 6) yasağına aykırı.

Anayasa’nın m. 6. (kaynağını Anayasadan almayan yetki), 11. (Anayasa’nın üstünlüğü) ve 153. (AYM kararlarının bağlayıcılığı) maddelerini hemen bütün yurttaşlar ezberledi.

Anayasal dezenformasyon

AYM’nin 27 Ekim’de RG’de yayımlanan kararı, siyasilerin ve bürokratların bilgi kirliliği yaratarak Yargıtay’a destek vermeleri sonucu uygulanmadı. Uygulamamaya karşı yapılan başvuruda AYM bu kez, oybirliği ile karar verdi:

  • “C. Kararın bir örneğinin icra edilmemiş olan Anayasa Mahkemesi’nin Şerafettin Can Atalay (2) kararı ile eldeki başvuruya ilişkin Şerafettin Can Atalay (3) kararında tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için anılan mahkemeye (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 21/12/2023 tarihinde karar verildi.”

Burada yargı açısından tartışılacak bir konu yok: Anayasa’nın emredici kuralları gereği AYM kararı uygulanmalı. Bu konuda politikacılar ve (Adalet Bakanı gibi) idareciler konuşmamalı; çünkü söylemleri, anayasal bilgi kirliliği eşliğinde ortada bir çatışma veya belirsizlik varmış görüntüsü yaratarak kararı uygulamakla yükümlü yargıçlara, ‘Anayasa ihlal halini sürdürme” cesareti veriyor.

SORUMLULUK ve SUÇ

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, “anayasa icra yargısı” olarak karşılaştırmalı anayasa yargısında üzerinde en çok durulan bir konu. AYM kararlarını uygulamayanların veya uygulanmasına engel olanların sorumluluğu, para ve hapis cezalarından görevden almaya uzanan çeşitli yaptırımlara uzanıyor. Bazı anayasalar, anayasa ihlalini “vatana ihanet” suçu bağlamında düzenliyor.

DEMOKRATİK TOPLUM ve SİYASET

Hukuk ile açıklanamayan AYM kararını uygulamama ve uygulatmama iradesinde belirleyici olan “siyasal saik”, iki kavramı öne çıkarıyor:

Demokratik toplum ve demokratik siyaset.

-Post-modern demokrasi mantığı olarak Gezi rövanşı, demokratik toplumu sürekli baskılama iradesi ile örtüşüyor.
-AYM’nin özgürlükler lehine vermiş olduğu kararları uygulatmamak, demokratik siyaset alanını daraltma iradesini yansıtıyor. Kıskaç harekatı, “siyasal münavebe” yolunu tıkamaya yönelik. Bu nedenle, büyük resmin oluşmasında 2017 kurgusu belirleyici olduğuna göre, hesap verebilir hükümet, siyasal sorumluluk ve anayasal denge – denetim düzenekleri üçlüsünde

  • Demokratik hukuk devleti inşası, ana hedef olmalı.

Ana hedef için gerekli birikime karşın, siyasal irade yokluğu karşısında, bu musibetin toplumsal uyanışa vesile olması dileğiyle AYM’ye bir çift söz:

  • Tarih yazma ve tarih olma ikileminde namlunun ucundaki kurum AYM,
    karar-gerekçe eşzamanlılığını asla savsaklamamalı ve Kurumun ışıklarını hiç söndürmemeli!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir