Serdar Koç : CİĞERİM ANAM

ŞİİR KÖŞESİ..

 


CİĞERİM ANAM 

-I- 
güzel yavrum, melek yavrum 
insaniyetli yavrum, hakiyetli, gacemer 
gönlümün feri çekildi yavrum, kalmadı mecelim 

dört yavrumu karnımda ayrı ayrı gezdirdim, 
doğurdum, emzirdim, yıkadım bezlerini, 
beledim, büyüttüm, el içine kattım… 

hepsi yalan oldu şimdi/ aldanguç ömrüm 
hiç yaşanmamışa döndü 
dünyanın hali böyle demek 

dallara yeşillikler yürüdü de 
dallarımı dertler bürüdü benim 
insan belleğiyle daim, 

-Ah! dünya ah! Anam, ciğerim anam benim- 

-II- 
a) 
gücüm kuvvetim kalmadı yavrum, çekildi ferim 
hiç dermanım kalmadı, bir haller oldu bana
tırnak ucu kadar bir şey verse biri, ağzıma vurmaz, 
size getirirdim, yavrularım zefil kalmasın diye… 

b) 
bir türlü toparlayamıyorum kendimi, Haydar! 
çocukluğumu, gençliğimi çok arıyorum ama 
o günlerde bir gündü, geçti gitti… 

(zevzeklenip durma, ey heri! ciberme. Gıbışlanma. 
Ben senin gibi salgada değilim) 

öğlen on ikide mi okunuyor Haydar? Hayır, bir de saatler ileriye alındı ya… 

c) 
güvercini satıp kumru aldım, kumruyu satıp keklik aldım, 
kekliği kesip pişirdim, hasta anne babama yedirdim, iyileştirdim. 

ç) 
-Ah! dünya ah! Anam, ciğerim anam- 

Zeyl 1; 
bıçağımın önü de arkası da keserdi ama artık hışırım çıktı, fahridim… 
kafam fenikti, beynim kül haşhaş, azelerim çürüdü, börttüm…
her bahaneyle kalp kırılır mı hiç 
kalp kırmanın bahanesi olur mu 
(kuş cıvıltılarıyla ağaran gecede… hele… 

(Gız gardaşcuvazım… (Hararetle kucaklıyorum… )

Zeyl 2; 
Sabaha değin inleyen (cızırdayan) semaver, 
çocukluk uykularımın huzur membaı, 
dede evindeki uzak anılardan bugüne süzülen, yakın… 

Zeyl 3; 
/karanlık koridorlar oluşmaya başladı belleğinde, 
giderek delik deşik oldu ve son hatırlama avlusu da söndü yavaşça… 

Dipnot 1; 
“Bırakıp gideceğim” derdin, kızınca babama. “Nereye anne!” 
-Babamı sevdiğini bilirdim. Toprağın altı mıydı kastın ana, söyle nereye böyle… Nereye? 

Dipnot 2; 
Varı yoğu, gözü kökü bir Haydar’ı vardı. Haydar aşağı, Haydar yukarı. Erinci de, ilenci de Haydar’ıydı. 

Dipnot 3; 
Yok(luğun boşluğu) o kadar büyüktür ki her şeyi ama her şeyi yutar yok eder, tanrıyı da. 
Muazzam bir karadeliktir O, karadeliklerin de karadeliği. Sonsuz karanlık. 
-İnsan’ın mutluluğu için sınırlar silinmelidir.- 

Oğulun anasını yorumladığı; 
YOKLUK AYNASI 

Çocukluğumun allı yeşilli zerdalisini 
Uzansam tutacağım sanki çiçek tomurcuğunu 
Ey büyük boşluk, ey uç gerçekliği usun! 

Hiçlikten geldik ve hiçliğe yürüyoruz 
Duyularımızın sınırlarını aşarak 
Sessizlik soğuktur/ yokluk içinde var olur insan 

Ey belirsizliğin belirlediği doğa! 
Kuantum dalgalanması ve boşluk… 

Küçük ama çok küçük olanla 
Büyük ama çok büyük olanın buluştuğu 

Yansı; 
Eğer tanrıyı görmek istiyorsan boş uzaya bak, orada kâinatlar yaratıyor. 
Hiçliği, o sonsuz hiçliği görmüyor musun? İşte tanrının görüntüsü O… 
Evren boşlukta oluşarak hızla yayılıyor, tanrının bağrından çoğalıyor… 
(O devasa karanlıktan, an be an, yeniden ve yeniden, tekrar be tekrar,) 
“Köklerimizin dayandığı hiçlikle, içine çekildiğimiz sonsuzluk arasında…”

Dr. Serdar Koç
13 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Serdar KOÇ ile ilgili görsel sonucu

 

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir