SİNOP OLAYLARI ÜZERİNE

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

SİNOP OLAYLARI ÜZERİNE

      Türk-Kürt barışını Karadeniz bölgesinde anlatmak için BDP yöneticilerinden
bir grup, Çorum’dan sonra gittikleri Sinop’ta bir grubun saldırısına uğramış. Öğretmenevinde saatlerce mahsur kalanlar, polis panzerleriyle Öğretmenevi’nden çıkarılmışlar ve Samsun’a doğru yol almışlar… Orada da benzer olaylarla karşılaşmışlar. Yollarına devam edebilselerdi Fatsa’dan geçeceklerdi. Fatsalı olduğum için bu olay bana hemen 2 Nisan 1968’de bu ilçede
Türkiye İşçi Partililerin uğradığı benzer bir saldırıyı hatırlattı.

     Fatsa’da sol hareket 1960’lı yılların başlarında başlamış, Fatsalı üniversite gençleri Fatsa Fikir Kulübü altında örgütlenmişler, Fatsa’da bayağı bir solculuk temellenmişti. Temsiller oynanıyor, köy yürüyüşleri yapılıyor, gazete çıkarılıyor, Amerikan emperyalizminin ve köylünün kanını iliğini sömüren tefeciliğe karşı
bildiri yayımlanıyordu. Bunların çoğunda benim de imzam var.

Fatsa’da Türkiye İşçi Partisi 1966’da kuruldu.

2 Nisan 1968 günü Türkiye İşçi Partisi yöneticilerinden bir grup Doğu Karadeniz gezisine çıkmışlardı. Fatsa’da bir sinemada toplantı yapacaklardı. Fakat iktidar yanlısı bir grup önceden tertip yapmışlar, “harçlıkları” verilen bir kalabalık sinema önünde TİP’liler aleyhine gösteri yapmışlardı. Komünizmi lanetliyorlardı. Böylece tefeciler lehine işleyen düzen korunmuş olacaktı.  Sinemada saatlerce mahsur kalan TİP heyetinin şoförü, otomobili kalabalığın üzerine sürerek muhasaradan sıyrılmıştı.

Türkiye tarihi,
1969’da Kayseri Alemdar Sineması’nda TÖS’lülerin yakılma girişimi, 1970’te Yozgat’ta TÖS şubesinin saldırıya uğraması, Kahramanmaraş Olayları, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta olduğu gibi böyle bir hayli kışkırtılmış eylem yazdı.

Fatsa’daki saldırı sırasında Ankara’da öğrenciydim. Olayı duyunca herhalde şimdi birçok Sinoplu gibi memleketimiz adına çok üzüldük. Gazi Eğitim’de okuyan bir grup Fatsalı öğrenci, tepkimizi anlatmak için Akşam Gazetesi’nin Gökdelen’deki bürosuna gittik ve bunu dile getirmesi için
İlhamı Soysal’la görüştük.

Fakat yukarıda andığım tertiplerin ikisinde saldırıya uğrayan gurubun içindeydim. Kayseri Alemdar Sinemasında sinemayı ateşe vermek isteyenlerin elinden garnizonun geç de olsa müdahalesiyle kurtulduk. Askeri cemselerle Kırşehir’e kadar getirildik. Yozgat olaylarında ise  o gün şehirde MHP’nin mitingi vardı. TÖS’e saldırma ihtimalleri üzerine Ankara’dan bir grup yüksekokul öğrencisi de Yozgatlı öğretmenlerle birlikte binayı savunmaya gittik. Miting sırasında kışkırtılmış kalabalık TÖS binasını taşa tuttu. Camlar kırıldı. Burada da polis kordonu altında binadan çıkıp Yozgat’ı terk ettik.

Bu olaylarla Sinop’taki olay arasında büyük bir benzerlik var. Kışkırtma ve saldırı biçimi aynı. Yalnız sloganlar değişmiş. On yıllardır yapılan yayınlarla, yaşanan olaylarla sinirler gerilmiş, iki taraf arasında tehlikelere davetiye çıkaran bir düşmanlık oluşmuştur.  Bu olayların barış elinin uzatıldığı bir eylemde meydana gelmesi çok düşündürücüdür.

Şimdi ben bu Sinop olayı hakkında ne düşünmeliyim? “Bravo Sinoplulara! Gördünüz mü PKK savunucularına gerekli dersi vermişler. Bunlar Karadeniz’e sokulmamalı” mı diyeyim? Yoksa, “BDP’lilerin bu barış mesajlı gezisi iyidir. Uzatılan el tutulmalıdır.” diye mi konuşayım? Veya her iki duygu arasında sıkışıp sessiz mi kalayım? Dördüncü bir yol olarak, “Demokrasi ve ifade özgürlüğü var. Herkes her istediği yere gider, toplantı yapar.” diyerek mi işin içinden çıkayım?

Ben inanıyorum ki, bunca acı olaydan sonra bu gerginlik sona erecek.
Türklerle Kürtler kardeş olduklarını bilecekler. Askerler dağlarda PKK avına çıkmayacak. Kentlerde bombalar patlamayacak. Bu barış sağlandıktan sonra
Türk ve Kürt emekçileri birlikte örgütlenip mücadele ederek işbirlikçileri başlarından atmaya çalışacaklar.

Bunun gerçekleşeceğine adım gibi inanıyorum. Fatsa’da, Sivas’ta, Yozgat‘ta, Kahramanmaraş’ta tertiplere alet olan kışkırtılmış kalabalıklar gibi Sinop’ta bu tertibe alet olanlar da tarihe aynı kategoride geçecek. Kendileri de “Biz buna nasıl alet olduk?” diye hayıflanacaklar.  Fatsa tertibine katılanların birçoğu böyle yapmış ve
TİP’in üyesi üç ay sonra 270’e çıkmıştı… 

      Bu yazıyı facebook’ta paylaştığım bir arkadaş Fatsa’da karşılaşan bu olayla Sinop’takinin ne ilgisi olduğunu sorarak itiraz etti. O’na şu yanıtı verdim:

Tertibe uğrayanlar ve sloganları değişmiş ama tertibin biçimi aynı.
1968’de bu saldırılarla karşılaşanlar şimdi ne düşünür bilmem ama ben bir 68’li olarak ne düşündüğümü ortaya koyuyorum. Kimbilir onlar ne düşünüyor?”
      Samsun’da bu vesile ile TKP, 78’liler Derneği, Halkevleri gibi
bazı sol kuruluşların da saldırıya uğraması çok ilginç değil mi? (19.2.2013)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir