NATO’DAN ÇIKALIM MI?

Em. Tümg. Naci BEŞTEPE

Naci_Bestepe_portresi

NATO’DAN ÇIKALIM MI?

Evet.

Türkiye NATO’ya, SSCB’nin Boğazlar üzerinde egemenliği paylaşma isteminin etkisi ile girmiştir.

NATO’nun, TSK’nin eğitimi ve teknolojik gelişiminde yararları olmuştur.

Ancak, gerek uluslararası anlaşmalara hakimiyetin yetersizliğinden gerekse devleti yönetenlerin dirayetsizliğinden, kimi sorunlarda sözleşme hükümlerinin
ulusal çıkarlarımız karşıtı kullanılması önlenememiştir.

Aynı paktın üyesi olan Yunanistan pek çok kez “KAMUOYU TEPKİSİ” ni
gerekçe göstererek NATO’nun istemlerini reddetmiş veya çekince koymuştur.

NATO, bizi istemediğimiz akımlara sürüklerken (son örnek Libya)
bizim haklı istemlerimize (PKK ile mücadeleye destek) soğuk kalmıştır.

Öte yandan yardım eder görünürken askeri satışlarda (Foreign Military Sales) ;

a. Komuta denetim sistemlerini ulusallaştırmamıza izin vermemesi
(istemediği ülkelere karşı bizim o silah sistemini kullanmamızı
engelleme olanağını elinde tutar),

b. Yedek parça ve mühimmata bağımlı kılması,

c. Kredilere yüksek faiz uygulayarak aşırı borçlandırması,

d. Sattığı sistemlerin ve mühimmatın elden çıkarılmasını denetim altında tutması
(üçüncü ülkelere vermemizi engeller), bağımsızlığımıza, ekonomimize ve
savunma sanayimizi geliştirmemize engel oluşturmaktadır.

Pakt, en çok kaynak sağlayan ülke olması bakımından,
NATO ABD’nin isteği dışına çıkamamaktadır.

Bu durumuyla NATO, bir birliktelik olmaktan çok ABD’nin güdümünde ve
onun çıkarlarına hizmet eder konumdadır
.

Uluslararası dengeleri, Asya’nın yükselişini, ülkemizin iki bölge arasındaki
tampon konumunu gözeterek,

  1. YUGOSLAVYA örneği tarafsız ülke olmayı,
  2. Çin, Rusya, İran ve Hindistan ile yeni ve bağlayıcılığı esnek bir birlik oluşturmayı seçerek;
  • NATO’dan çıkabiliriz.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“NATO’DAN ÇIKALIM MI?” için bir yorum

  1. NATO, OSMANLI’NIN KAPİTÜLASYONLARI GİBİDİR… İSTEDİĞİMİZ ZAMAN CEKETİMİZİ ALIP ÇIKAMAYIZ!..

    1929 Bunalımına kadar emperyalizm, tek tek insanları köleleştirirdi… 1929 Bunalımından sonra ise devletleri köleleştirme başladı ve klasik sömürge yöntemleri terk edilidi.

    Klasik sömürge yöntemlerinin yerini; İMF, Dünya Bankası, Uluslarası Ticaret Örgütü, Dolara Endeksli Para Sistemi ve Nato aldı… Ve Türkiye yeni sömürge yöntemleri gereğince diğer Ortadoğu Ülkeleriyle birlikte Kontrol Edilebilir Kriz Bölgesi oldu. Bunun gereği olarak da kendi ayaklarıyla NATO’ya girdi.

    “Sovyetler Birliği ya da Stalin bizden Boğazları, Kars’ı, Ardahan’ı istedi; onun için Nato’ya girdik!..” iddiası, Emperyalizm’in fikir ajanları tarafından uydurulmuş bir yalandır. Çok da büyük, çok da sunturlu, çok da hayasız bir yalandır.

    Hem Sovyetler Birliği bizden Boğazları, Kars’ı, Ardahan’ı istediği için Nato’ya giriyorduk, hem Harp Akademilerini kapatıp Entegre Subay Sınıfını tasfiye ediyorduk, hem Ordu’muzu yalnızca Sovyetler Birliğine karşı savaşa hazırlamayı kabul ediyorduk; hem de eğer Sovyetler Birliği’yle savaşa girersek; ABD’li bir TUĞGENERALİN ORDUMUZA KOMUTA ETMESİNE RAZI OLUYORDUK.

    Gerçekte ise; 1919-1922 arasında Emperyalizme ve Kapitalizme karşı Kurtuluş Savaşı yapmamız, 1950’de Nato’ya gtirmekle boşa gitmiş; EMPERYALİZMİN VE KAPİTALİZMİN YENİ POLİTİKALARINA EN KÖTÜ ŞEKİLDE kölece BOYUN EĞMİŞTİK.

    1967’de İsrail’in Arap Ülkelerini YEMLİK ASKER KULLANMADAN YENİLGİYE uğratmasıyla birlikte; Emperyalizm’in Yemlik Asker İhtiyacı oratadan kalkmış ve Emperyalizm Kontrol Edilebilir Kriz Bölgeleri’ni bütünüyle, SİLAH VE BOMBA TÜKETİM BÖLGELERİ OLARAK PROGRAMLAMAYA BAŞLAMIŞTI.

    Kontrol Edilebilir Kriz Bölgeleri’nde, HİÇBİR SONUCA VARMAYAN, TARAFLARIN KESİN BİR ZAFER KAZANMADAN, KESİN BİR YENİLGİ ALMADAN Roma Gladyatörleri savaşarak, EMPERYALİZMİN ÜRETTİĞİ SİLAH VE BOMBALARI TÜKETTİĞİ iç çatışmalar çıkarılıyor… Ve “dağda tek terörist kalmayayıncaya kadar sürmesi” isteniyordu.

    Türkiye’deki iç çatışmanın amacı da Silah Ve Bomba Tüketimi’dir. PKK ortaya çıktığından beri, Türkiye’nin Emperyalizmin fabrikaları tarafından üretilmiş; kaç milyar dolarlık askeri malzeme, uçak, helikopter, silah ve patlayıcı aldığı hesaplanırsa; bu otuz yıllık savaşın nedeni daha iyi anlaşılır.

    Türkiye Nato’ya sözde Sovyetler Birliğinden korunmak için girmiştir… Ama Ordusu, Nato ve diğer Avrupa ülkeleriyle savaşmayacaktır, İsrail’le savaşmayacaktır… Bu ülkelerle savaşa hazır da olmayacaktır. Bu nedenle, Yunanistan’la 7/10, İsrail’le 1/10 oranına bağlanmıştır… Ama, Soğuk Savaş, döneminde; “Nato’nun 2. Büyük Ordusu,” diye martaval atılmasına, izin veriliyordu.

    Bir Zırhlımıza doğru ‘kazara’ ateşlenen bir roketle ve Çuval Olayı’yla, “Nato’nun 2. Büyük Ordusu” diye martaval atılmasına artık izin verilmediği duyumsatılmak istendi.

    Bu nedenlerle, Nato’dan istediğimiz zaman çıkamayız… Nato’ya girmek ve Orduyu Nato’nun emrine vermek, Osmanlı’dan sonra Emperyalizme tanıdığımız en büyük AYRICALIKTIR!.. En büyük Kapitülasyondur…

    Bu nedenle, Nato’dan ayrılmak Avrupa Birliği’ne girmeden mümkün değildir… Avrupa Birliği, Emperyalizm ve Kapitalizmden Kazanan ülkelerin birliği olduğu için de, Emperyalizm ve Kapitalizmin köleliğine razı olan ülkeleri almak istemezler.

    Ama biz, Emperyalizme kölelik yapmaktan vazgeçmeye hazır mıyız?..

    Emperyalizm’e kölelik ise; Marshall Yardımı’yla başladı, Harp Akademilerinin kapatılmasıyla devam etti… Nato’ya girmekle tamamladı. Solun, 68 ve 78 Kuşağı’nın ezilmesiyle katmerlendi. Ak Parti ise bu yağ, bu un, bu şekerin helva haline gelmesinden ibarettir. Yani kusuru, kabahati, yanlışı en az olandır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir