KANAYAN BİR SOSYAL YARA : KÜRT SORUNU

    internetten anonim

KANAYAN BİR SOSYAL YARA : KÜRT SORUNU

Kürt sorununa yalnızca Sosyal açıdan değil, bir bütün olarak bakmalıyız. Ülkeye ve topluma zarar veren insanların tekrar olumlu bir şekilde topluma geri kazandırılması için gerekli sosyo-ekonomik ve eğitsel önlemler üzerinde akılcı çözümler üretmeliyiz. Almanya kaynaklı www.kurdish.com sitesine girip “Demographic Trends” başlıklı tabloya bir göz atınız. Kürtlerin 2050 Türkiye’deki nüfuslarının 40-50 milyon olacağı belirtiliyor. Ahmet Altan zaten sevinçle bu gelişmenin sonucunu söyledi:

“Türkiye Kürdiye oluyor !”

Türklerin nüfus artış oranı ise bugün neredeyse Avrupa ülkeleri düzeyine, yani sıfıra inmiştir. Devlet (imizin gafil siyasetçileri) Güneydoğuya verdiği çocuk yardımları ile Kürtlerin çoğalmalarını adeta teşvik etmektedir. Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu (Fak – Fuk -Fon) başta Muş olmak üzere nüfusun büyük kısmının kürtlerden oluştuğu bazı doğu illerinde çocuk başına değişik para yardımları yapmaktadır. Çocuk yardımı, üreme hızı nerdeyse sıfır olan Türklerin yaşadığı şehirlere yapılmamaktadır. Neden acaba?

Kürtler ne kadar çok çocuk yaparlarsa, o kadar çok para kazanıyorlar.

Doğum ve okul için yardımlarını da eklersek, 10 çocuklu bir ailenin devletten aldığı para ayda 600 YTL’yi geçiyor. Birkaç ay önce gazete ve televizyonlarda şahane bir haber vardı. Diyarbakır’da bir Kürt kadın 8. çocuktan sonra ikiz doğum sırasında çocuklar ölüm tehlikesine giriyor ve Türk askeri doktorları gelip bebeleri kurtarıyor, hastanede kuvöze koyuyor. Bu kez Van’dan, yine süper bir haber var. 68 yaşında bir Kürt, 26 yaşındaki üçüncü karısından 13. çocuk sahibi oluyor. Önceki 10 çocuğundan 80 kadar torunu varmış, artık başka çocuk istemiyormuş, yorulmuş!! Gazeteci, “Bu kadar çocuğa bu yoksullukla nasıl bakıyorsunuz?” diye sorduğunda, adamın yanıtı harikaydı.

“Kaymakamlık gerekli her tür yardımı yapıyor, hiçbir sorunumuz olmuyor !!!”

Bunun insanlıkla, hümanizmle, devletin vatandaşına hizmet ilkeleri ile falan açıklanacak tarafı yok.

Bütün bu yapılanlar belirli bir ihanet planının parçalarıdır.

Acaba 1 kelle = 1 oy hesabıyla işleyen demokrasi içinde çözüm istemenin ince hesapları mı? AB-D bunun için mi demokrasi havarisi kesildi ?

Kürtlerden elektrik, su parası bile alın(a)mayıp,

Nüfus artışları devlet tarafından resmen desteklenmektedir.

Amaç ne olabilir ki ?? Yoksa Tanrı’nın insanlara verdiği doğal (üreme) içgüdüsü bir savaş silahı olarak mı kullanılmaktadır? Öyle olmasa;

    Abdullah Öcalan bir zamanlar “ya silahlarınıza ya da karılarınıza sarılın.” der miydi ?…

Ülke genelinde kaçak elektrik oranlarına bir göz atalım:

– Şanlıurfa % 67
– Diyarbakır % 63
– Hakkari % 62
– Mardin % 59
– Van % 58
– Şırnak % 52
– Batman % 51
– Muş % 50
– Bitlis % 48
– Siirt % 48
– Kastamonu % 4
– Trabzon % 5
– Giresun % 4

Yakın bir gelecekte (en geç 2030’da) nüfusu 100 milyon -ki bunun en az üçte biri kürt- olan bir Türkiye çocuklarımızı bekliyor… Bayrak aynı bayrak, sınırlar belki bozulmamış, ad değiş[me]miş ama ortada Türk kalmamış; ama hala müslüman!…

    Gidişat “Anadolu İslam Cumhuriyetleri Federasyonu” mu? Yoksa, “Kürdiye” mi?

Yaşadığımız topraklarda şu an için en büyük tehlike etnik ırkçılık olan “kürtçülük sorunu“dur. Gerçekleri kim anlatacak? Kim gösterebilecek ezilmiş sandığımız bir etnik grubun aslında ezici, baskıcı öge olduğunu? Kerkük’te arkasına ABD’yi alınca Türkmenler’i katledenlerin uyguladığı baskıdan kim söz edecek?

PKK’ye yardım edip sonra da kasetleri Türkler tarafından kapışılan, konserlerinde izdiham yaşanan İbo, Mahsun, Berdan, Keko, Şavata, Ahmet Kaya ve her gün yenisi çıkan sanatçılar(!) mı ? Solcularımız onlara herkesten çok sahip çıkarken yıllar sonra kullanılıp bir kenara atılacaklarının farkında değildiler. (İran’da mollalar tarafından kullanıldıktan sonra çöpe atılan solcular gibi..)

Açıkça bir kürt milliyetçisi olan Said-i Nursi’nin kitapları elden ele dolaşıyor, kürtler ırkçılıklarının dozunu giderek arttırırken inançlı Türkler din kardeşliği masalı ile uykuya çoktan dalmış durumdalar.. Ancak bunların içinde belki de en acı olanı, kürtler tarafından aldatılmayı halen gururuna yedirip itiraf edemeyen sözde milliyetçilerin (!) durumudur. PKK ve Apo’yu “Ermeni”, dağdaki kürtleri “aldatılmış”, sokaktakileri de “kardeş” ilan eden ülkücü anlayışın et-tırnak edebiyatıyla Türk ulusuna verdiği zarar gelecekte tarih kitaplarına konu olacaktır.

Gerçeği daha fazla inkar etmek anlamsız. Bu son perdedir.

AB-D talimatlı ve yönlendirmeli kürt dizileri ile gelin-kaynana programları ile giderek daha çok tutsak kentin insanlarına benzeyenler, bu derin sosyal soruna önlem almaktan söz edenlere herkesten önce karşı çıkacaklardır.

Eğitimsizlik, yoksulluk, sosyal adalet,insan hakları, demokrasi.. gibi kavramların arasında boğulacak; kafanızı toplayıp gerçek soruyu asla soramayacaksınız. PKK denince aklınıza kürt gelmeyecek. “O yalnızca dış güçlerin oyunu..” diyerek teselli bulacaksınız. iş sanıldığı gibi böyle tek boyutlu değil. Doğudan gelen göçlerden önce kentinizin ne denli huzurlu olduğunu anlatmaya çalışanları duyamayacaksınız. Söz azınlık haklarından açıldığında, Kerkük’te Türkçe ders veren eğitim yuvalarına saldırıları onlardan çok savunduğunuzun farkında olmayacaksınız.

Sosyal eşitsizlik denince aklınıza yalnızca ekranda gözlerimize sokulan Güneydoğu illeri gelecek.

Ülkenin en yoksul beş ilinden ikisi olan Gümüşhane’nin, Kastamonu’nun neden suçlu üretmediğini anlayamayacaksınız.

Karadeniz Bölgesinde elektriği ve suyu dahi olmayan köyleri hiç bilmeyeceksiniz.

Toplum olarak tehlikeyi hala inkar etmek eğer “gaflet” değilse, nedir?

Bütün olan biteni “dış güçlerin melaneti” olarak yorumlamak kolaycılığına kaçmamak gerekir.

Kapkaç, yankesicilik, hırsızlık, töre cinayetleri, taciz, gasp, beğendiği kızı şehrin orta yerinde kaçırıp ırzına geçerek evliliğe zorlamak, çocuk kaçırmak, elektrik su parası ödememek, vergi ödememek, turistik kasabaları ele geçirerek hem yerli halka, hem de turistleri bizar etmek, devletin her olanağını sömürmek, trafik magandalığı, şehir magandalığı, haraç toplamak, …bütün bunlar hangi dış güçler tarafından yaptırılıyor acaba?

Artık “bölücülük” sorununun altında yatan gerçek sorunun “kürt sorunu” olduğu ortaya çıkmıştır.

Sorun vahimdir..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimliğini koruyarak hayat-memat meselesi, “var olmak , yok olmak” mücadelesidir söz konusu olan.

***
Yalçın Bayer’in köşesinden
Hürriyet, 13.6.2010

Buraya ilk gelince insan önce bir şeyler başarmak istiyor ve bütün olanaklarını zorluyor. Ancak bir süre sonra bütün isteğini yitirip “Ben burada ne arıyorum?” diye sorgulamaya başlıyor.

Malzeme temini yerel firmaların denetiminde (ki hepsi siyasilerin).

Hastane yönetimlerine baskı had safhada.

Siyasiler hastane üzerinden resmen devleti soyuyorlar. 1’e mal olanı 4’e satıyorlar.

İnsanlar doktorlara karşı büyük bir öfkeye sahip. Geldiğimden beri darp edilmeyen arkadaşım kalmadı.

Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince ya kaymakama gidiyor ya da “Ben PKK’liyim, seni vururum” diye tehdit ediliyoruz.

Can ve mal güvenliğimiz sıfır.

Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor.

Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan başlayarak da mama ve bez parası ödeniyor.

Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor.

O çocuklar ne yapıyor peki? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde PKK bayrakları ile DTP mitingine gidiyor.

Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya). Bu yardımda yalnızca bildirime bakıyorlar. Adam 5’i 50 yazdırabiliyor. Van’da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa az gelir.

    Her cuma kaymakamlık elden nakit para dağıtıyor.

Buralarda tek vergi verenler devlet memurları…
İnsan içinden ve de dışından lanetler okuyor…..
……

Sevgiyle kalın!
Dr. S. Hakyemez

==============================================

Not : Bu yazıyı lütfen herkese dağıtın, yayınlayın ki bilinsin; neden terör de bitmiyor daha iyi anlaşılır sanırım. Terör biterse bu insanlar çalışmak zorunda kalabilir, devlet denetimini daha iyi yapabilir… İsterler mi bu rantın bitmesini!

Yani RTE en az 3 çocuk isteyip sonra 5 çocuğa çıkmış olmasında haklı mı?
Peki, RTE kime söylüyor?
Türklere mi, Müslim adı altında Araplaştırılmışlara mı?
Öyleyse burada dikkat edilmesi gereken nüfus planlaması ve aile planlamasının her ikisinin de Kürt demografik yapısının yoğunlaştığı bölgelerde hızla uygulanması olmalı mıdır?

Saygılar…

Ahmet Dursun
18.10.12

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir