NOBEL’E ADAY GÖSTERİYORUM

AKP’nin emekli ettiği Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Ertürk Türker
Em. Amiral Türker Ertürk

NOBEL’E ADAY GÖSTERİYORUM

27 Temmuz 2012

Türkiye Suriye’ye karşı gayri ahlaki ve gayri milli bir politika izlemektedir. Bu böyle olmasına rağmen “ NATO müttefikimiz ABD “ bu politikamızı çok beğenmekte ve takdir etmektedir. ABD Savunma Bakanı Panetta “ Türkiye ile görüşüyoruz. Türkiye Suriye konusunda çok sorumlu bir liderlik gösterdi “ diyor.

Silivri’de, Hasdal’da, Hadımköy’de, Maltepe’de topluca ifade edersek Bastil’de zülüm ve esaret altında bulunan yurtseverler olmasaydı, bu sivil/asker kahramanlara Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlar yapılmamış/yapılamamış olsaydı bugün biz farklı bir Suriye politikası izliyor olacaktık.

ABD’nin AKP yönetiminde Türkiye’nin Suriye politikasını beğeniyor olması tehlikeli sularda felakete doğru viya ettiğimizin çok açık kanıtıdır.

ABD adım adım Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

ABD, bölgedeki hegemonyasına direnen İran, Maliki liderliğinde Irak, Lübnan-Hizbullah ve Filistin-Hamas direnç aksını kırmak istemektedir.

ABD özellikle Saddam rejiminin yıkmasından ve Şiilerin Irak’ta hakim güç konumuna gelmesinden sonra İran’ın Afganistan’dan Akdeniz’e güneyde Körfez ülkelerine kadar uzanan yükselen etkinliğini ve bölgesel gücünü yok etmek istemektedir. ABD Büyük Ortadoğu Projesi’nin olmaz ise olmazı olarak kabul ettiği kukla Kürdistan’ı kurmak istemektedir.

ABD çekilsin yaşayamaz, ham yaparlar!

ABD Irak’ta fiili ( de facto ) Kürt Devleti kurdurmuştur. Fakat bu devlet bu hali ile yaşayamaz. ABD buralardan çekilir çekilmez Türkiye-İran ve Araplar bu devleti ham yaparlar. Daha şimdiden Irak’ın birliğini ve bütünlüğünü sağlamaya çalışan Maliki’nin dişinin kovuğuna yetmez. O zaman ABD için yapılaması gereken Kuzey Irak’taki bu Kürt oluşumunu denize çıkışı olacak şekilde büyüterek Suriye’den koparılacak, Türkiye’den ikna edilerek ( eğer ikna olmaz ise ABD’nin B ve C planları mevcuttur ) alınacak parçalar ile bir araya getirmek ve federasyon veya konfederasyon olarak Türkiye ile birleştirmektir.

Türkiye, Irak ve Suriye’den koparılacak veya ikna edilerek alınacak parçalarla oluşturulacak Kürt Devleti’nin federasyon veya konfederasyon yapısı ile Türkiye’ye bağlanmak istenmesinin amaçları ise;

*İçinde değişik karakter ve yapıda ( heterojen ) Kürtleri bulunduracak Kürt Devleti’nin belli bir uluslaşma sürecine ihtiyaç duyması ve bu süre içinde güvenliğinin ve finansmanının Türkiye’ye yaptırılacak olması,

*Türkiye’ye büyüyormuş, bölgesel güç oluyormuş ve Osmanlı hinterlandını yakalıyormuş izlenimi vererek bölünme dolayısıyla olacak tepkiyi azaltmak ve
Türk Halkını kandırarak işbirlikçi iktidarla yola devam edilebilmenin önünü açmaktır.
Yeni anayasa bu plan için gerekli olup bu nedenle acele edilmektedir. Esad’ın devrilmesini istemek, Suriye’de iç savaş çıkarmak maksadıyla terör ihraç etmek ve
bu ülkeye müdahaleyi arzu etmek, Maliki’ye ve Irak’ın bütünlüğüne karşı olmak,
PKK terörünün kaynağı olan Kuzey Irak’a müdahale etmemek/edememek,
Ergenekon, Balyoz, YCHP, İran’ı Türkiye’ye tehdit görmek ve yeni anayasa hep aynı planın birbirini tamamlayan parçalarıdır.

Dokuz oturak karaya oturdu

Sayın Erdoğan geçtiğimiz Çarşamba günü Suriye’deki gelişmeler üzerine toplanan güvenlik zirvesinde alınan kararların ardından katıldığı bir televizyon programında Suriye’nin kuzeyini kuşatan yapılanmaya asla müsaade etmeyeceklerini, müdahale hakkımız olduğunu, Suriye’nin bölünmesinin arzu edilmediğini, Türk ve Kürt Halklarının kardeşliği gibi belirsiz ve birbiri içinde çelişkiler içeren ifadelerle bazı açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamaları sırasında Erdoğan’ın yüzünde gizlemeyi başaramadığı ifade ise korku, endişe, ne yapacağını bilememe ve aldatılmışlık duygusudur.

Sevgili okurlar,

Bugün için geldiğimiz noktada artık çok açıktır ki Davutoğlu’nun akıl hocalığını yaptığı AKP’nin Suriye, Ortadoğu, komşular ve kısaca Türkiye’nin dış politikası bir denizci deyimiyle dokuz oturak karaya oturmuş ve bunun sonucu olarak Türkiye su almaktadır.
Türkiye’nin Suriye’deki ve Ortadoğu’daki çıkarları ile ABD’nin bu bölgedeki çıkarları örtüşmemekte hatta çelişmektedir. Türkiye’nin bölgedeki çıkarları Rusya, Çin ve İran ile birlikteliği gerektirmektedir. Bu aklın ve gerçekçi olmanın bir sonucudur.
Siz bir ortaklık kurarken sizin üzerinizde hesapları olan birisi ile ortak olmak
ister misiniz? Geçtiğimiz günlerde Rusya ve Çin, Suriye’ye askeri müdahalenin önünü açacak ve yüzbinlerce insanın yaşamına mal olacak, bölgeyi kaosa, kan, kin ve gözyaşına sokacak karar tasarısına Birleşmiş Milletler ( BM ) Güvenlik Konseyi’nde
3. kez veto etti.

İşte yalnızca bu nedenle Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çin Devlet Başkanı Jintao’yu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriyorum. Yüzbinlerce insanın hemen, milyonlarca insanın zaman içinde yaşamını kaybetmesini hiç değilse şimdilik engelledikleri için. Afganistan, Irak ve Libya’ya bakın sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
Hele 2009’da ABD Başkanı Obama’nın nükleer silahların azaltılması ve dünya barışına katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü’nü aldığını düşündüğünüzde!

Bilmem bana katılır mısınız?

Saygılar sunarım.
İLK KURŞUN

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

“NOBEL’E ADAY GÖSTERİYORUM” üzerine bir yorum

  1. BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ DİYE ABD PROJESİ YOKTUR!

    ABD’nin Ortadoğu’daki politikası Marshall Yardımı’ndan bu yana KONTROL EDİLEBİLİR KRİZ BÖLGESİ’dir. Bu politika Soğuk Savaş döneminde SİLAH VE BOMBA DENEME BÖLGESİ, Soğuk Savaş’tan SİLAH VE BOMBA TÜKETİM BÖLGESİ biçiminde uygulanmıştır.

    Türkiye ve İslam Ülkeleri’nin yöneticileri, insan hayatına değer vermedikleri, hiçbir şey kazanmadan yirmi otuz yıl süren savaşlara gözü kapalı girdikleri ve ne kadar insan ölürse ölsün savaşmakta ısrar ettikleri için; bu bölge KONTROL EDİLEBİLİR KRİZ BÖLGESİ olarak ayrılmış ve Roma Gladyatörleri gibi savaşan taraflar yaratılmıştır.

    “Üç asker şehit oldu, on terörist ölü olarak ele geçti… Beş asker şehit oldu, 25 terörist ölü olarak ele geçti… On asker şehit oldu, yüz terörist ölü olarak ele geçti…” denile denile Türkiye’de elli altmış bin kişi öldü…. Silah ve Bomba Fabrikalrı tam gaz çalıştı, ABD Savaş Sektörü kapanmadı, aksine gelişmeye ve güçlenmeye devam etti. Ve Başkan Bush, yöneticilerimiz büyük işler yaptıklarını sansınlar diye Büyük Ortadoğu Projesi’nden söz etti.

    ABD’nin BOP gibi, Perinçek siyasi zekasına uygun projeleri olamaz. Ama, Bush, yöneticilerimizin Küçük Amerika olma hayallerine, ABD Başkanlarına eşit olma rüyalarının farkındaydı… Bu hayal ve rüyalarla oluşan kuruntuları beslemek için Büyük Ortadoğu Projesi’nden söz etti… Ve bu söz ediş patladı gitti, patladı gitti, patladı gitti…

    “Doğu’daki iç savaş benzeri olaylarda elli altmış bin kişi öldü… Artık bunu terörle mücadele diye adlandırmaktan vaz geçelim. İç Savaş Durumu kabul edelim… Her içsavaştan sonra yapıldığı gibi Sınırsız Bir Genel Af çıkararılım, Habur gibi sınırlara SİLAHINI BIRAKAN GEÇSİN MASASI kuralım,” demeyi akıl eden kimse var mı?

    Aksine “BOP var, elli altmış bin kişi daha ölsün… Kürt Devleti kuruluyor, yüz altmış bin kişi daha ölsün!..” diyenler var. Bu nedenle, bu kişilerin Putini ve Çin Liderini Nobel aday göstermelerine katılmıyorum. Bu beyefendi, kafasındaki bölünme paranoyasını atsın ve barışı önce Türkiye için düşünsün!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir