ÇAMUR DERYASINDAKİ “DERİN” TARİH

ÇAMUR DERYASINDAKİ
“DERİN” TARİH

Zeki Sarıhan

Her sınıfın tarihi farklıdır. Her sınıfın da tutulmuş veya gönüllü tarihçileri vardır. Bir tarihçi geçmiş olayları yorumlarken gelecekte nasıl bir ülke ve dünya özlediğini de anlatır. Bir kısmı çok “derin”lerdeki çamurlarda gezinir…

Son günlerde “ödenekli” tv kanallarına bağdaş kurup sözüm ona tarih bilgilerinden milleti “istifade ettirme”ye çalışan birtakım adamların Atatürk hakkında söyledikleri toplumdan sert ve haklı bir tepki gördü. Bu zatlar, artık bütünüyle tarihe göçmüş olması gereken bir sınıfın tarihini yazarken kendilerine yakışanı yapıyorlar.  Belge aramıyorlar, olguları titiz bir bilimsel elekten geçirmeye ihtiyaçları yoktur. Atatürk’e hınçları, onun laikliği bir devlet düzeni haline getirmiş olmasıdır. Gününü çoktan tamamlamış medresenin küf kokan hücrelerinden başını kaldırıp tv’lerden konuşturulan bu kişiler, kadının iş hayatına atılmasına, tek eşli evliliğe karşıdırlar. Kölelik ve cariyeliği savunmaktadırlar. Onlar için dünyada Müslüman ve gâvur olarak iki çeşit insan vardır. Uygarlık da gâvurluktur.

Bu son olayda da görüldüğü gibi kadınlar üzerinden harekete geçiyorlar.  Bu kadınlardan biri, bütün analar gibi Atatürk’ün eli öpülesi annesi Zübeyde Hanım’dır.  Atatürk’ün gözden düşürülmesi için önce annesinin gözden düşürülmesi gerekir. O’nunla ilgili iddialarını bundan 15-20 yıl önce Milli Eğitim Bakanlığında dağıttıkları bir bildiride dile getirmişlerdi. Sözüm ona bunu bir belgeye de dayandırıyorlardı. Bu “belge”nin tümden acemice uydurulmuş olduğu uzmanlar tarafından açıklanmıştır.

Belge uydurmak, yalan söylemek, iftira atmak, bu dünya görüşüne sahip olanların her zaman başvurdukları bir yöntemdir. Sözü edilen ikinci kadın, tarih öğretmeni ve Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Afet İnan’dır.  Onun Çankaya’nın nikâhsız kadını olduğunu söylemişler.

SANA NE?

Bundan 20 yıl kadar önce Ankara Milli Eğitim Müdürlüğünde müdür yardımcılığı yapmakta olan bir arkadaş bana dedi ki: “Milli Eğitim müdürü bir kadınla görüşüyor. Bir fotoğrafçı gönderin, daireden çıkarlarken birlikte fotoğrafını çektirin ve dergide basın”

Ona dedim ki: “İşin mi yok arkadaş? Bize ne müdürün bir kadınla görüşüp görüşmediğinden. Biz onun eğitim uygulamalarıyla ilgiliyiz.”

Atatürk’ün veya başka bir devlet ileri geleninin hangi kadınla görüştüğü kimseyi ilgilendirmez. Onlara verilecek en kestirme yanıt: “Sana ne!” olmalıdır?

Bu ülkede siyasi hayata kasetlerle yön vermeye kalkanlar oldu. Tarih dedikoducuları, iddialarında etkili olabilmek için toplumumuzu en zayıf olduğu yerden yakalamışlardır.
Bundan 20 yıl önce aynı iddialar ileri sürüldüğünde neden bu kadar tepki gösterilmemişti de şimdi büyük bir kesim ayağa kalktı. Çünkü 20 yıl önce bunu ileri sürenlerin toplumda küçük bir azınlık bile oluşturmadığı sanılırdı. Zaten bu iddiaları açık adlarıyla da yapamazlardı.
Milli Eğitim Bakanlığında dağıtılan bildiri, herkes binayı boşalttıktan sonra masalara gizlice konulmuştu. Şimdi tv kanallarından yayınlanıyor!

Bakmayın kerhen tutuklama kararı çıkartıldığına ve kerhen verilen “tasvip etmiyoruz” demeçlerine, bu zihniyetin arkasında bir iktidar vardır. Televizyon kanalları vardır. İtibar edilen dergileri, satın alınıp dağıtılan kitapları, konferans vermeleri için salonlarını onlara açan belediyeler vardır.

YALNIZ ONLAR MI?

Ne yazık ki kişilerin soy ve sopları, anababaları üzerinden politika yapmak, yalnız bu takıma özgü değildir. Uzun süredir kimlerin anasının babasının Ermeni, Rum, Gürcü, Selanik dönmesi olduğu konusunda yazan az yayınla karşılaşmadık. Gericilikle modern görünümlü ırkçılık, birbirleriyle çarpışsalar da toplumu böyle zehirliyorlar. Bu anlayıştan ne gerçekçi bir tarih çıkar ne de bununla sağlıklı bir toplum kurulur.

Günümüz iktidarı bu iki anlayışı siyasetinde birleştirmiş bulunuyor. Onun başlıca iki hedefi vardır: Biri
ırkçı bir anlayışla ve Osmanlı özlemleriyle Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemek,
– diğeri, ülkeyi bir körfez diktatörlüne çevirmek.

Yazık onlarla hâlâ bir “Milli Cephe” kurmaya çalışan aymazlara. (16 Mayıs 2017, 17.45)
=============================

Çoook teşekkürler değerli dostumuz Sn. Zeki Sarıhan… 
Yazdıklarınızı bütünüyle paylaşıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ŞEYHİM NE DERSE DOĞRUDUR!

ŞEYHİM NE DERSE DOĞRUDUR!

Zeki Sarıhan
04.05.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ülkemizde çok kullanılan, fakat bir türlü düşünme yöntemi haline getiremediğimiz AYDINLANMA’ya ne kadar çok ihtiyacımız olduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Size söylenenleri akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden kabul etmeyeceksiniz. Düşüncelerinizin maddi bir temeli olacak. Bir görüşe saplanıp kalmayacaksınız. Bir partiye mensup olsanız da kendinize özgü düşünceleriniz olabilecek. Farklı düşünen insanları dinleyebilecek, değişik gazeteler, kitaplar okuyabileceksiniz.

Dogmalar, genellikle din alanında aranır ama din dışında da dogmaların sayısı az değildir.
Bu tip dogmalara sahip olanların, “Benim şeyhim ne derse doğrudur” diyenlerden bir farkı yoktur. Bu kişiler başkalarından öğrenme ve farklı görüşlere hoşgörüyle bakma kapılarını kapatmışlardır. Geçtiğimiz seçimlerden birinde İşçi Partili bir arkadaş, partinin propagandasıyla o kadar uçmuştu ki, facebooktaki sayfasında “İP’e oy vermeyecek olanlar beni arkadaşlıktan silsin” diye yazmıştı.

Bundan önceki yazımın başlığı “1 Mayıs’ta Oluşan İki Cephe” idi. İşçi ve memur sendikalarının 1 Mayıs kutlamalarını başka başka yerlerde yaptığını anlatmış, Tandoğan’daki iktidar destekçisi Türk-İş mitinginde yer alan Vatan Partisi’nin, Kolej Meydanında miting yapanları vatansız olarak suçlamasını haksız bulduğumu anlatmıştım. Yazımı okuyamayanlar veya yeniden hatırlamak isteyenler, 2 Mayıs tarihli gelen e-postalarına bakabilirler. Yazımı e-posta adresinde okuyan eski bir arkadaş, aynen şu tepkisini gönderdi:

“Gözlerinin kör olduğunu düşünüyorum. CHP yandaşlığı ve sırf Şenal’ı milletvekili yapma yoluna bunları yazmanı anlamıyorum, yuh olsun sana. Seni siliyorum. Artık benim için yoksun.”

Benim gibi 2-3 günde bir yazı paylaşanlar ve ikide bir ister istemez siyasi konulara değinenler, bu tip tepkileri göze almalıdırlar. Gazete köşe yazılarına kim bilir ne hakaretler geliyor,
onların da canı var! Serçeden korkan darı ekmez. İlgi duyduğum konularda tartışmayı severim. Hem öğrenmeye çalışırım, hem de bildiklerimi başkalarına aktarmanın yararına inanırım. Aydınlanma devrimimizin ilk kahramanlarından Namık Kemal,
“Fikirlerin çarpışmasından gerçeğin şimşeği doğar” demiş.
(AS:”Barikayı hakikat, müsademeyi efkârdan doğar.”)

Arkadaşıma yanıt vermedim. Cevabının bir çıktısını alarak hatıra kabilinden dosyama koydum. Zaten beni “sildiğine” göre yanıtımın ona ulaşma yollarını kapatmış bulunuyor. Yazımdaki yanlışlıklar nelerdir? Hangi yargımda yanılıyorum? TÜRK-İŞ yönetiminin iktidar yanlısı sarı sendikacılık yaptığında mı? Mitingi onunla birlikte yapan Vatan Partisi yönetiminin Erdoğan hayranı olduğunda mı?

  • DİSK, CHP, Halkevleri, Haziran Hareketi gibi Kolej Alanında 1 Mayıs için bir araya gelenleri vatansız olarak nitelemesinin yalan mı olduğu? Bunların hiçbiri yok.

EŞİMİ MİLLETVEKİLİ YAPAN BEN DEĞİLİM

Gelelim, yanıtında kullandığı ifadeye: Beni CHP yandaşı olarak suçladığı gibi, o yazımı sırf (AS: salt) eşimi milletvekili yapmak için yazdığımı ileri sürüyor ve sonunda da bir yuh çekiyor!
Önce onun gibi düşünenler varsa bir kez daha açıklamalıyım: CHP’li değilim. Altı yıl önce İşçi Partisinden, gerekçelerimi yayımlayarak istifa ettim. Zaten aynı süreçte parti de usulsüz bir biçimde beni ihraç etti. Bu partinin üyesi iken de sosyalist görüşlerimi korudum ve katıldığım parti organlarında genel merkezin politikalarına aykırı görüşlerimi dile getirmekten kaçınmadım. İstifa ettikten sonra da başka bir partiye üye olmadım. Bütün partiler için olduğu gibi CHP’nin izlediği politikalar hakkında da yeri gelince eleştirilerimi yazdım. Beni daha yeni “silen” arkadaş, yıllardır bu yazılarımın hiç değilse bazılarını okumuş olmalı. Buna rağmen hakkımda neden gerçek olmayan şeyler yazıyor? Benim için “Karısının milletvekili olması için CHP lehine yazı yazan adam” imajının belki de tutacağını sanıyor.

Oysa O’nu milletvekili yapan ben değilim. Zaten kim benim tutumuma bakarak eşime milletvekilliği armağan eder ki? Ben üstelik aktif politikadan hoşlanan biri değilim. Eşim, öğretmenlik, avukatlık ve kadın mücadelesinin sağladığı birikim sonucu ve arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla milletvekili oldu. Sevgili arkadaşımızın bizi kendi inisiyatifleri olan bireyler olarak değil, bir aile şirketi olarak görmesi de çok yanlış. Eşimin milletvekilliği hikâyesini (AS: öyküsünü) geçmişte yarı şaka, yarı ciddi bir üslupla anlatmıştım. Benim O’na başarılar dilemekten başka elimden ne gelirdi? Arkadaşımız kadınların ancak kocalarının çabalarıyla bir yerlere gelebileceğini sanıyorsa ülkemizdeki yükselen kadın gücünü anlamamış.

Hem bu arkadaşlarda yeminli bir CHP düşmanlığının nedeni nedir? Rekabet duygusu mu? Kıskançlık mı? CHP’yi bölerek bir bölümünü yanına çekmek mi?

  • İçinde bulunduğumuz koşullarda aklı başında hangi devrimci, sosyalist, demokrat,
    enerjisini CHP düşmanlığına ve Tayyip Erdoğan’ı müttefik yapmaya harcar?

Keşke benim yazıma ağırbaşlı bir yanıt verseydi. Oturur tartışırdık.
Ancak “Benim şeyhim ne söylerse doğrudur” mantığı onu bana hakaret etmeye sevk etmiş. Dogmatizme saplanmanın bir sonucudur bu. Gene de sabırlıyım. Gelişmelerin ve ülkemizin ihtiyaçlarının pek çok kişiye doğru yolu göstereceğini düşünüyorum. (4 Mayıs 2017)
=================================
Dostlar,

Sn. Sarıhan’ı savunmak üstümüze görev değil, kaldı ki O’nun buna gereksinimi de hiç yok.

Değerli yazar, düşünür, eylem insanı, örgütçü ve doğrultu tutarlığını nerdeyse 50 yıldır koruyan Sn. Zeki Sarıhan’ın ağırbaşlı yazısını yukarıda sunduk. Sn. Sarıhan’ı 20 yılı aşkın bir zamandır tanırız. Ülkemizde Devrimci Öğretmen Hareketine ciddi katkıları olmuştur. Kuruculuğunu üstlendiği ve ÖĞRETMEN DÜNYASI adlı dergi, yayın yaşamını 35 yıldır sürdürüyor. Küçümsenecek başarı değildir.

Ayrıca yine Sn. Sarıhan’ın kurduğu ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ (biz de üyesiyiz) 15 yıla yakın zamandır önemli bir Aydınlanma hizmetini yayınlarıyla, konferanslarıyla, bilimsel toplantılarıyla… ülkemize sunuyor. Fatsa’nın yoksul köylerinden çıkan Zeki ve Av. Ayhan Sarıhan kardeşler sosyalizme gönül veren bir tutarlıkla yaşamlarını özveri içinde ve son derece mütevazi olarak sürdürüyorlar. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde hapislerde yatarak.. Zeki beyi, ADD Edirne Şubesi Başkanı olduğumuz yıllarda (1996-2000) davet etmiş, çok başarılı konferansını dinlemiş ve ETV’de (Edirne TV) çok izlenen bir de söyleşi yapmıştık. Kendileri Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanlığı dönemlerinde bizi birçok kez konferanslara, etkinliklere çağırmıştı. O göreve çakılı kalmadan, görevini olgunlukla, şimdiki Gn. Bşk. Sn. Nazım Mutlu’ya bırakmayı da bildi ki bu davranışı da çok yerinde oldu; Sn. Mutlu bu görevi son birkaç yıldır ustalıkla, bağlılıkla yürütüyor..

Sn. Sarıhan ile bir açıkoturumda birlikte konuşmacılardık ve Türkçe’nin tek “resmi” dil olması noktasında görüş ayrılığına düşmüştük (http://ahmetsaltik.net/2014/10/18/anadilinde-egitim/). Ancak uygar ilişkilerimiz elbette sürüyor ve Sn. Sarıhan’ın yazdığı 20 dolayında değerli kitaptan ve söyleşilerimizden öğrenmeye devam ediyoruz. Bileğinin hakkıyla CHP Ankara milletvekili seçilen Av. Şenal Sarıhan‘ın AYDINLANMA savaşımını da çok değerli buluyor ve saygı ile, teşekkür ile selamlıyoruz.

Emekli öğretmen Sn. Zeki Sarıhan’ın seçim kampanyasında (2015) eşine mütevazi birikimini ödünç verdiğini ve hala geri alamadığını / alamayacağını da, -hoşgörüsüyle- paylaşmak istiyoruz… Adam gibi çalışınca, Milletvekili ödeneklerinin yetmediğini / yetmeyebileceğini öğreniyoruz..

Sarıhan ailesine selam olsun..
Ülkemize kattıkları ve katacakları için onlara şükran borçluyuz..

Sevgi ve saygı ile. 04 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Vatan Partisi ve Sn. Dr. Doğu Perinçek‘i son zamanlarda anlamakta zorluk çekiyoruz. Herhangi bir siyasal parti üyesi olmadığımızdan, daha özgür ve nesnel olabiliyoruz sanırız.
03 Mayıs 2017 günü AYDINLIK Gazetesinin manşeti “CHP 5 parça” idi.. Başka haber bulamadı herhalde gazete yönetimi ve abartarak manşetine öyle bir haber koydu.. Ne denli doğru olduğu ayrı bir tartışma konusu.. Zaman, tüm yanlışlarına karşın CHP’yi, toplumsal muhalefetin merkezi – motoru yapma yükümü yıkıyor herkesin omuzlarına kanısındayız.. Ulusal Kanal, AYDINLIK ve Sn. Perinçek’in kimi somut ağır yanlışlarına bu yazıda değinmeyeceğiz..

KOMŞUYA TAŞ ATMANIN CEZASI…

KOMŞUYA TAŞ ATMANIN CEZASI…

portresi

Zeki Sarıhan

16 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde Ersin Arslan’ın Oslo’dan verdiği kısa fakat çok ilginç bir haber yayınlandı. Norveç’in kuzeyinde Rusya ile sınırını belirleyen Jacopselven Irmağı üzerinden Rusya topraklarına taş atan dört Norveçli gözaltına alınmış! Polis, bu kişilerin sınır güvenlik yasasını ihlal etmekten üç aya dek hapisle cezalandırılabileceklerini açıklamış. Dört kişiden ikisi suçlarını itiraf etmiş. İkisi ise sınır ötesine taş atmanın yasak olduğunu bilemediklerini söylemişler. Oysa çevrede bu konuyla ilgili levhalar varmış… Haberi okuyanlar benim gibi herhalde:

Allah Allah” diye hayretini ifade etmekten geri kalmamıştır. Şu işe bakın. Bizde değil sınırın ötesine taş atmak, MİT tırlarıyla tonlarca mermi taşımanın bile bir cezası yok! Aksine, ülkenin yöneticileri değil bu konuda suçluluk duymak, onu haberleştiren gazeteciyi yargılıyorlar.

Kuzey Avrupa’da Finlandia Yarımadasında Norveç ve Finlandiya arasında uzanan bu ormanlık ülkenin nasıl bir yasa düzeni içinde yaşadığını biliyorum desem yalan söylemiş olurum. Galiba dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Başlarında hâlâ bir kral var ama umarım ki Kral da işine bisikletle gidip geliyordur! 12 Eylül 1980’den sonra Avrupa’ya iltica eden bir devrimcinin İsveç’e yerleştiğini ve oradaki sosyal devleti görünce “Oh be!” demiş “Dünya varmış! Türkiye’de sosyalzme hasret çekiyorduk. Sosyalizm işte burada.” Arkadaşım Rıfaz Öztürk de uzun yıllar orada öğretmenlik yapmış, dönüşünde bu ülkenin düzenini kötüleyen bir kitap yazmıştı.

Ben gene de gözümle görmeyince bir şey söyleyemem fakat İsveç yasalarının sınırın öte yanına taş fırlatmaya ceza veren bu tutumunu çok beğendim. Keşke bizim de böyle yasalarımız olsa… Sınır ötesine bombalar yağdırmayı bir yana bırakın, başka bir ülkede hükümete karşı savaşan gruplara yıllarca silah gönderenlere kimbilir ne cezalar verilirdi.

İsveç, ne NATO üyesi, ne de Avrupa Birliğine üye. Dünyanın bu soğuk ve büyük kısmı yılın altı ayı karanlık ülkesinde barış hüküm sürüyor. Dünyaya barış, edebiyat, bilim ödülleri dağıtıyor. Biz ise savunmamızı NATO’ya emanet edip Ortadoğu’da ABD çıkarlarının bekçiliğini yapıyoruz. Üstelik de birbirimizi yiyoruz. Tevekkeli burnumuz boktan kurtulmuyor.

NE İŞİNİZ VAR SURİYE’DE?

Bu yazıyı paylaşmaya hazırlanırken ordunun Suriye topraklarına girdiği haber veriliyordu. Şam’da cuma namazı kılma hevesi kursaklarında kalan hükümetimiz hiç değilse Suriye’de hangi bölgenin kimde kalacağına karar vermek istiyor. ABD ile birlikte… Yazık. Tarihten hiç mi ders çıkarılmaz?

Haydi hep beraber İsveç gibi olmaya çalışalım. Emperyalist silahlı paktlardan çıkalım. Kendimizi Yavuz Sultan Selim zamanında zannedip komşularımız üzerinde horozlanmayalım. Demokratik bir düzen kurup birbirimizle didişmekten vaz geçelim. Gereksiz savunma harcamalarını kısıp paramızı eğitime (AS : ve sağlığa!) harcayalım hem de okullarımızda bilim okutalım. Sanayilaşmeye, bayındırlığa harcayalım. Ayakkabı kutularına paralarını istif etmek isteyenlere fırsat vermeyelim.

Birbirimizin gözünü çıkarmayı marifet saymayalım. Kürsülerde biraz alçak sesle fakat mantıklı konuşalım. Bütün komşularımız bize gıpta ile baksın. Bizi parmakla göstersin. Unutmayalım ki, tarih boyunca birçok uygarlıkların kurulduğu topraklarda yaşıyoruz. Bizden öncekilerin ve bugün bizi yönetenlerin hatalarını ve suçlarını tekrar etmeyerek, bunlara özenmeyerek Yunus Emre’nin, Şeyh Bedrettin’in, Hacı Bektaş Veli’nin, Kuvayı Milliye Ordusunun başındaki Mustafa Kemal Paşa’nın, Nazım Hikmet’in, Yaşar Kemal ve benzerlerinin bize bıraktıkları kültür üzerinde yeni bir uygarlık kuralım. Bilim ve sanat ödüllerini biz dağıtalım…. (Ayvalık, 24 Ağustos 2016)

===============================

Dostlar,

Değerli arkadaşımız Sn. Zeki Sarıhan’ın bu güzelim yazısında bir çekincemiz var;

NE İŞİNİZ VAR SURİYE’DE?

Bu sorgulamayı ne yazık ki yapamıyoruz.. Ülkemizin güvenliği, BOP’un Büyük Kürdistan projesi üzerinden ülkemizin toprak bütünlüğünün ciddi risk altına girmesi.. başlıca gerekçeler.. Uluslararası Hukuka da uygun. Dileyelim, 5,5 yıldır sürdürülen olağanüstü yanlış, emperyalist maşası Suriye politikamız düzeltilsin.. Yapılan vahim yanlışlar ağır yitikleri geri getiremese bile!

İkincisi minik bir ekleme.. Ulusal kaynakları eğitime öncelikle yönlendirelim ama her şeyin başı sağlık! Sağlıklı olmayan insanları eğitebilme olanağı da olmayabiliyor..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

DEVLETİ YENİDEN İNŞA ETMEK…

DEVLETİ YENİDEN İNŞA ETMEK…

portresi

 

Zeki Sarıhan

 

 

15 Temmuz Fetullahçı darbe girişiminden sonra iktidar çevrelerinden “Devleti yeniden inşa edeceğiz” sözleri işitilmeye başlandı. İnşadan kast ettikleri şeyin kendi iktidarlarını ayakta tutmaya yarayacak kimi önlemler olduğu anlaşılıyor: Ordu’yu doğrudan doğruya kendilerine bağlamak, askeri liseleri kapatmak, Fetullahçı örgütlenmeye destek veren kişi ve kurumları etkisiz kılmak, memur alımında mülakat yöntemini getirmek bunların başlıcalarıdır.

Bir devlet inşa etmek veya inşa edilmiş bir devleti yıkıp yerine yenisini yapmak kolay değildir. Bu ancak köklü bir devrim veya karşı devrim dönemlerinde yapılabilir. Yepyeni bir devlet için yepyeni bir insan gereklidir. Oysa sizin bütün insan kaynaklarınız, eski devletten devşirmedir. Yeni bir anayasa yapsanız bile bunun temel çatısı eski anayasadan alınmadır. Yasaların büyük çoğunluğu yürürlüktedir.

İktidar partisinin yaptığı ve yapmak istediği, devletten bir bölüm insanları tasfiye edecek kimi
yasa ve kararnameler çıkarmaktan ibarettir.

AKP’nin, eski ortağı Fetullahçıları tasfiye ederken bunu “devletin yeniden inşa edilmesi” diye açıklaması gerçekçi değildir. Peki bu yeni veya yenilenmiş devletin ideolojisi ne olacaktır?

Devlet de öbür bütün kurumlar gibi eskir ve yıpranır. Onu canlı tutmak için yeni yasalar ve anayasalar çıkarılır. Yasalar olduğu gibi yerinde kalsalar bile devletin amaçları ve işleyişi ile ilgili yorumlarda esnemeler olur. Bunların ileri mi geriye mi yönelik olduğu iktidardaki sınıfların çıkarlarıyla ilgilidir. 1876 Anayasası ile 1921’e, hatta 1924’e, 1924 Anayasası ile de 1961’e dek yönetildiğimizi anımsamak gerekir.

      Gölge etme başka ihsan istemez!

AKP, devletin yapısıyla oynamak yerine ona gölge etmeseydi başka ihsan istemezdi!

14 yıl boyunca laik bir devletti dinci bir devlete dönüştürmek için yapmadıklarını bırakmadılar.

Parlamenter sistemi ve güçler ayrılığını bir yana bırakıp fiili bir diktatörlüğe özendiler. “Dünyada barış” politikası yerine emperyalistlerin yelkenine binip komşularımıza askerî müdahaleye özendiler ve İslam dünyasının ağası olmak istediler. İçeride barış ve kardeşliği kurma fırsatlarını heba edip yurdumuzun bir bölgesinde taş üstünde taş bırakmadılar.

  • Devleti yeniden inşa etmekten söz eden AKP çevreleri, şimdi eski ortaklarının tasallutundan kurtulmaktan başka millete ne vaat ediyor?

Gerçek inşanın nasıl olması gerektiği konusunda söylenecek çok şey vardır. Bunlardan bir var ki acilen belirtilmesi gerekiyor: Din ve devlet ilişkisi.

AKP iktidarına ilk söylenecek şey; yalnız onun değil, milletin başına gelen darbe felaketinin din ve devlet ilişkisinin yanlış kurgulanmasıdır. Bu konuda Fetullahçılarla AKP zihniyeti arasında yalnızca yöntem farkı vardır. Fetulahçılar, niyetlerini gizleyerek ve sureti haktan görünerek devleti ele geçirip onu bir din devletine dönüştürmek istiyorlardı. AKP ise bunu seçim yoluyla ele geçirdiği devleti bir din devleti haline getirerek yapmak istedi.
Dini, yeni muhafazakâr burjuva iktidarının bir kaldıracı olarak kullandı.
İhale yolsuzluklarının ve hırsızlıklarının üzerini bununla örtmek istedi.

Şimdi yeniden inşa işinde, hadi o denli iddialı olmayalım; yapılacak düzeltme işinde ilk yapılacak iş, devlet işleriyle din işlerinin kesinlikle birbirinden ayırmaktır. Hiçbir din, mezhep ve tarikat, kendisini iktidarda hissetmemelidir. Devletin görevi din propagandası yapmak değildir. Yurttaşları belli bir din, mezhep ve tarikata ikna etmek devletin görevi değildir. Bunlar Ortaçağ devletlerine aitti.

Devletin din işerinden elini çekmesi, yurttaşların inanç ve ibadetlerinin de güvencesidir.

Hiçbir inanç kesimi, kendisini devletin üvey evladı olduğu duygusuna kapılmamalıdır.

Okullardan din dersleri kaldırılmalı, din adamı yetiştirme politikasında Tevhidi Tedrisat Yasası’nın hükümlerine dönülmelidir. Yani, gerektiği ölçüde imam ve hatip yetiştirmek.

Hükümet, 15 Temmuz şokundan sonra kendi durumunu tahkim edecek yeni bir inşaata başlamış görünüyor. İktidar binasının çevresine kalın duvarlar örüyor. Ancak bu kaçak bir inşaattır. (Ayvalık, 13 Ağustos 2016) 

=================================

Teşekkürler değerli dostumuz Sn. Zeki Sarıhan..
Ülkenin çarpıcı gerçeklerini ve AKP’nin çoook derin açmaz ve kabul edilemez çelişkilerini  sergilediğiniz ve ek olarak yerinde öneriler de ürettiğiniz için..

Sevgi ve saygı ile.
13 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ÖĞRETMEN DÜNYASI’ndan KERMESE ÇAĞRI…

ÖĞRETMEN DÜNYASI’ndan

KERMESE ÇAĞRI…

Dostlar,

ÖĞRETMEN DÜNYASI dergisi yanılmıyor isek 30 hatta 35 yılı aşan bir süredir sebat ile, özveri ile yayın yaşamını sürdürmekte. Eğitim emekçisi Sayın Zeki Sarıhan‘ın başlattığı
AYDINLANMA İMECESİ sürüyor, sürdürülüyor.

Bizim de sürdürümcüsü (abonesi) olduğumuz bu seçkin derginin okunmasını, okutulmasını dileriz. Dergi yararına Kermes 28 Kasım 2015 Cumartesi günü Kızılay Alba Otelde..

İlgi ve bilginize sunarız..
Emek verenlere ve vereceklere teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile.
27 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com