TÜRKİYE’NİN SEÇİMİ

TÜRKİYE’NİN SEÇİMİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Yüksek Seçim Kurulu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal ederek sonu gelmez haklı tartışmaların da fitilini ateşlemiş oldu. Aslında bundan önceki tüm seçimler de hemen hemen bu ve benzeri haksızlık ve hukuksuzluklarla doluydu. Çoğu zaman bu durum kitlelere tam olarak anlatıl(a)madı, çoğu kez de “bulanık” alanlar vardı ve insanlar “acaba?” diyebiliyordu. Ancak İstanbul seçiminde her şey gün gibi ortada, kabak gibi meydanda, iktidar partisi üyelerinin bile “Bu kadarı da olmaz!” diyeceği, dediği cinsten ortada!

İstanbul seçimi ile görüldü ki; akıl bir yanda, vicdan bir yanda, hak, hukuk, adalet bir yanda. Gözü kararmış, “ille de benim olacak!” kör hırsı, “her şeye karşın her şey benim olacak!” dayatması ile davranılmakta. YSK’nın kısa gerekçesi kamu görevlisi olmayan sandık başkanları. O sandık başkanlarını sanırız Mozambik YSK’sı atadı(!).. AKP’li Ali İhsan Yavuz, “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bireyler oldu ama farkedemedik..” özdeyişi ile Aziz Nesin ve Nasrettin Hoca gibi mizah ustalarının pabucunu dama atmıştır.

Sayın Binali Yıldırım’ın ve üst düzey AKP yöneticileri deyimi ile “Oylar çalındı”!? İktidar siz olduğunuza göre milletin iradesini çalan hırsızı bulacağınıza kuşkumuz yok. Yalnız, bulamazsanız ramazan ayında ve ilk gününde yalan söylemenin, iftira atmanın günahı çok büyük olur. Anlaşılıyor ki seçim mücadelesi, AKP tarafından sözde oy çalma senaryosu üzerine oturtulacak.

YSK’nın “Yüksek Saray Kurulu” veya “Yandaş Seçim Kurulu” olarak, buyrukla görev yaptığı su götürmez bir gerçektir. Ne var ki bu garabet, Türk toplumunun bünyesine terstir. Şu parti, bu parti değil, tüm partilerdeki akıl, vicdan, insanlık, adalet duygusunun kırıntısına sahip olan herkes, bu ceberrut, bu otokratik, açıkça faşist haksızlığı ve hukuksuzluğu kabul etmeyecektir.

Bu karar en hafif deyimiyle yetkinin açıkça kötüye kullanılmasıdır. Bir zarf içinde 4 farklı oylama var; diyelim ki bir evde altın, gümüş, pırlanta, elmas aynı kasada, hırsız kasayı açıyor, yalnızca elması alıyor, öbürlerini ev sahibine bırakıyor ve çekip gidiyor. Ülkemiz insanı böylesi gözü açıklığa, kendisiyle alay edilmesine, iradesinin gasp edilmesine kesinlikle izin vermeyecektir. Çünkü tarih boyunca sürekli mağdurun ve haklının yanında olmuştur. İsterse kendi partisinin dışında olsun. Bir hakkın teslimi, ülkemiz insanın namusu ile özdeştir.

Dikkatle izlersek eski ve yeni AKP’de önemli görevler yapmış pek çok insan bu tablonun kabul edilemez olduğunu kamuoyuna açıklıyor. AKP’nin dayatması ülkemiz insanının adet, gelenek ve mizacına aykırıdır. Türk filmleri izleyen herkes bilir ki, silahla savaşan birinin mermisi biter ya da silahı arıza yaparsa, öbürü de silahını atar ve eşit koşullarda savaşırlar. Bu ülke insanın gönlüne böylesine mertçe değerler işlenmiştir. İktidar, elindeki güç, olanak ve iktidar silahını İmamoğlu’na karşı ölçüsüz ve acımasızca kullanıyor. Dahası, Türk töresinde insanı arkadan vurmazlar. Böylesi davranış dışlanan, ahlak dışı, namertçe.. algılanmıştır daima.

Ancak iktidar partisi ve ortağının seçim propaganda yöntemleri hiçbir sınır, yasal, etik, ahlaksal, geleneksel değer ve mertlik tanımıyor!

Talimatla verildiği anlaşılan YSK kararı ile Türkiye derin bir ayıbın, hukuk dışılığın, akıl dışılığın, utancın denizinde yüzüyor. Uluslararası toplum katında ülke olarak saygınlığımız ayaklar altında ne acı ki!

  • 23 Haziran’da yenilenecek bu seçim artık salt İstanbul’un değil, Türkiye’nin seçimidir.
  • Bu seçim aklın, vicdanın, ahlakın, yüce insanlık ideallerinin, hukuk devletinin seçimidir.
  • Ulusumuz tüm dünya önünde, AKP İktidar blokuna karşı aklın, vicdanın, ahlakın, ayıbın, hakkın sınavını veriyor.
  • Bu nefs-i müdafa direnişinde kuşkumuz yok, hak ve haklı galip gelecek.

 

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR   

Mustafa AYDINLI         
Eğitimci – Yazar

Yerel seçimler 31 Mart’ta bittiği halde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için yapılan tartışmalar ve sonuç olarak YSK’nın seçimi iptal etmesiyle tartışmalar bitmemiştir. Kolay da bitmeyeceğe benzemektedir.

İstanbul seçimleri doğal olarak çok önemlidir. İstanbul Türkiye’nin özetidir. Ancak hukuk her şeyden önemlidir. Uygar toplumlar hukukla yönetilir. Hukuksal kurallara uymak, ülkeyi hukukla yönetmek de toplumun ve toplumu yönetenlerin uygarlık ölçüsünü gösterir.

İstanbul seçimlerinin iptalinde gerek ülkede gerek dünyada kimseyi “adil bir karar” diye inandırma olanağı yoktur. Kezlerce sayıma, sondaja, onlarca yola başvurulmasına karşın seçimi Ekrem İmamoğlu kazanmıştır. İktidar, İstanbul seçimini içine sindirememiş, üzülerek belirtelim ki, “yan yollara” başvurmuştur. YSK’nın aldığı kararın inandırıcılığı toplumda karşılık bulamamıştır. Sosyal medyada ve halk arasında YSK “Yüksek Saray Kurulu ve Yandaş Seçim Kurulu olarak anılır olmuştur.

YSK’nın aldığı kararın hukuksal ve mantıksal açıklaması yoktur. Ülkemizin hatırı sayılır hukukcularının görüşü bu yöndedir. Yüksek Seçim Kurulu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini, sandık kurullarında memur olmayan üyeler de görev yaptığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Oysa aynı üyeler, aynı zarfta kullanılan, öbür 3 oyun da sayımını yapmıştır.

Bilinen deyimle, dördüz doğuran annenin 3 çocuğu meşru, dördüncüsü gayr-ı meşrudur. İktidar gücünü kötüye kullanıp, yitirdiği seçimleri yenilemek için böylesine hukuka, mantığa uymayan, azıcık vicdan sahibi kimsenin kabul edemeyeceği yollara başvurarak, sayın Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını elinden geri almıştır.

Böylesine bir garabeti hiçbir akıl ve vicdan sahibi insan kabul etmeyecektir. Hatta öyle sanıyoruz ki AKP içinde de pek çok insanın tepkisine neden olamuştur. Sürekli mağduru oynayarak iktidar olan ve adında “Adalet” sözcüğü bulunan parti, bu kez adaletsizliğin katmerlisini yaparak büyük bir toplumsal mağduriyet yaratmıştır. Adında “Adalet” sözcüğü bulunan parti, adaletsizliğin baş mimarıdır.

İktidar bunu hep yapıyor. Örneğin Yargıtay Onursal Başkan. Prof. Dr. Sami Selçuk 16 Nisan 2017 halkoylamasının (referandumunun) geçersiz, yok hükmünde olduğunu belirtmektedir. Yine Binali Yıldırım TBMM başkanlığından istifa etmeden aday olmuştu (son güne dek istifa etmedi..). Bu durum da açıkça anayasaya aykırıdır; İktidarın çıkarı söz konusu ise dere tepe dümdüz gitmektedir.

İktidar, gücünü yitirme ve çöküş sürecine girmiştir. İnandırıcılığını yitirmiştir. Kendi dışındakilerin düşüncelerine saygı göstermiyorsanız asla demokratlıktan söz edemezsiniz. “Tek adam” olmanın gücü siyasal baskı aracı olarak kullanılmakta. Ekonomi baş aşağı freni patlamış kamyon gibi gidiyor. Halk açmış, susuzmuş, işsizmiş, kuru soğana muhtaçmış, Dolar 6,5 TL’ye dayanmış… iktidarın umurunda değil. İşi gürültüye getirip, ne yapıp edip, muazzam rantların merkezi olan İstanbul’da yerel seçimi kazanma telaşında.

  • Ama kazanamayacak, yitireceksiniz!
  • Hangi yönteme başvurursanız vurun, artık mızrak çuvala sığmıyor.

Başta sizi iktidara getiren AKP’ye oy veren akıl, mantık, vicdan sahibi AKP’li vatandaşlar böylesi bir garabete izin vermeyecek. Bu toplum her zaman mağdurdan yana olmuştur, haklıdan yana olmuştur. Göz göre göre İmamoğlu’nun mazbatasının elinden alınmasına izin vermeyecektir. İstanbul halkının emeğinin, vergilerinin, dinci vakıflar ve yandaş rantçılara insafsızca yağmalanmasına izin vermeyecektir.

Normal yollardan kazanma şansınız yok. Diyelim ki el çabukluğu veya hokus-pokus yaparak kazandığınızı varsaysak bile yitirmiş olacaksınız. Çünkü en kör vicdanlar, en sağır yürekler bile artık kıyam etmiştir (ayağa kalkmıştır)!

Bu artık İstanbul seçimi olmaktan çıkmış Türkiye’nin seçimi olmuştur.

 

 

HOMO HOMINI LUPUS (İnsan insanın kurdudur) MU ?


HOMO HOMINI LUPUS
(İnsan insanın kurdudur) MU ?

Dostlar,

Özdemir Asaf‘ın aşağıdaki dörtlüğü, hatırı sayılır felsefi derinliği olan dizelerdir..

Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum…
divider_yesil_fiyonk

 

Yarın, 7 Haziran 2015 günü Türkiye 25. dönem milletvekilliği genel seçimlerini yapacak.
Başvuran 31 siyasal partinin 20’si seçime giriyor ve 11 bin adaydan 550’si Türk halkını / ulusunu temsil etmek üzere TBMM’ye girecek.

Ulusumuz, egemenliğini, Anayasanın gösterdiği yetkili organlar eliyle kullanacak.

Anayasa md. 6 : “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre,
yetkili organları eliyle kullanır.”

Yurtdışında 427 sandıkta yaklaşık 3 milyon yurttaş oy kullanacak (2.866.979 seçmen).
Bu kitlenin yarısı (1.405.015 seçmen) Almanya’da.
(http://www.ysk.gov.tr/ysk/content/conn/YSKUCM/path/Contribution%20Folders/HaberDosya/2015MV-YDSecmenSayilari.pdf)

Yaklaşık 19 katı seçmen de Türkiye’de..
174.240 sandıkta kayıtlı 53.741.838 seçmen…
Genel toplamda 53.741.838 + 2.866.979 =  56.608.817 seçmen ve 174.647 sandık..
Ya da toplam seçmenlerin % 5,33’ü yurtdışı seçmen.. Her 20 seçmenden 1’i!.
Ancak 77,7 milyon yurtiçi yerleşik resmi kayıtlı yurttaşa karşılık yurt dışı yurttaş nüfusu
5 milyonu aşıyor (http://www.mfa.gov.tr/yurtdisinda-yasayan-turkler_.tr.mfa) ..
Kabaca, ülke içinde her 15-16 yurttaşa karşılık 1 de “dışarıda” yurttaş var..
Fakat YSK, oy kullanması beklenen toplam 56,6 milyon yurttaş için 72-73 milyon oy pusulası bastırdı. Rahatsızlık veren, hesap bilmez bir fazlalık. Ayrıca israf… Üstelik örneğin il tabanlı bile olsa kod numarası taşımadan. (Oy pusulalarında yurtiçi-yurtdışı ayrımı yapıldı mı bilemiyoruz..)

Hem tüm oy pusulaları tek tip ve tek havuzda, hem de kullanılması beklenen her 3 oya karşılık
1 de “yedek” (!?) oy pusulası.. 16-17 milyon fazla oy pusulası.. 56,6 milyon tüm seçmenlerin
% 100 katılımı varsayımı ile.. Bu tutum, iyiniyetsizlik dışlanırsa, en basitinden hesap bilmezliktir. Seçim sonunda bu çoooooooooooooook fazla oy pusulasının, milyonlarcasının da resmi tutanaklı dökümlerini elbette YSK vermelidir. Hiç yoktan Bölgesel kodlu oy pusulaları olsa idi, seçim bölgelerinin her birinde diyelim %10 yedek pusula hesabıyla gerekli sayı
net olarak belirlenebilirdi. 5,7 milyon yedek oy pusulası (İstanbul 3, Ankara 2 olmak üzere 84 il + 919 ilçe seçim kurulu bölgesi için) yeterli olurdu. YSK bunu da yapmadı.

Oysa ÖSYM benzer bir güvenlik önlemini yıllardır sürdürüyor.. 2 milyonu aşan aday için bireysel özel kodlu soru ve de yanıt kartı formu üretiyor. Hadi seçimlerde bu rakam çok büyük ve 2 değil 56,6 milyon seçmen var diyelim.. Ama bu kez de ÖSYM değil, koskoca Anayasal kurum YSK ve ülkenin geleceği söz konusu..

Seçimleri 11 yüksek yargıç yönetiyor ve kararlarına karşı hiçbir başka makama başvurulamıyor. Kişisel kodlu seçmen pusulası olmasa bile, hiç olmazsa 81 il, dahası 919 ilçe ölçeğinde kodlamalı oy pusulası bastırılabilirdi (https://www.e-zcisleri.gov.tr/Anasayfa/MulkiIdari Bolumleri.aspx). Böylece bir oy pusulası salt o il ya da daha iyisi o ilçede.. giderek salt o yurttaş tarafından kullanılabilir ve peeeeek çoooooooook olası yolsuzluk / hile girişimi kolaylıkla engellenebilirdi.

Biz bu konuların uzmanı değiliz ama ortalama bir yurttaş olarak akla uygun öneri ve sorularımız var.. Bunları dillendirmek, önermek ve sormak hakkımız ve ödevimizdir. İlgili – yetkililerin de dikkate almak ve yanıt vermek yasal – demokratik yükümlülükleridir..

YSK’nın danışmanları bilişim uzmanlarının böylesi önerileri sunmamış olması düşünülemez.. Ayrıca seçim öncesinde kezlerce yazılıp çizildi bu vb. pek çok güvenlik önlemi..
Güvenli seçim girişimleri kuruldu, toplantılar yapıldı, web siteleri kuruldu, raporlar yazıldı..
TBB, muhalefet partileri, TTB, ADD… özel örgütlenmeye gittiler.
Bu sitede biz de bu çabalara epey yer verdik..

YSK’den istenen randevular ise çok büyük ölçüde yanıtsız kaldı ne yazık ki!

Bu arada bir zamanlar sürdürülen “40 bin köy” metaforunun da artık tarihe karıştığını kaydedelim.. YSK’ya göre toplam 18.257 köyümüz var artık (https://www.e-icisleri.gov.tr/ Anasayfa/ MulkiIdariBolumleri.aspx adresinde 18 332). 31 Mart 2014 sabahı, yerel seçimlerle birlikte, 750 bin+ nüfuslu 31 büyük ilde Büyükşehir Belediye örgütü kurulmuş oldu. 6360 sayılı yasa ile değişik 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası böyle buyurdu ve 17 bini aşkın köy
1 gecede kapanarak sabah gözlerini “Mahalle” olarak açtılar. 3 bine yakın belediyelik yerleşim de 1397’ye düşürüldü (5 binden az nüfuslu yerler.. ). 900’ü aşan ilçelerden salt 400’ü belediyelik! Bu böyle sürüp gidecek ve il nüfusu 750 bini aşan her il zamanla bu statüye geçirilecek.

Köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasıyla, ortak mülk olan mera, otlak, yaylak, sulak, yazı, mezra.. gibi alanlar doğrudan büyükşehir belediye meclisi tasarrufuna geçecek, geçti.

TOKİ eliyle kentsel rant talanı – yağması gerçekleştirerek muazzam, yüz milyarlarca TL
(eski deyişle katrilyonlarca!) imar rantını yandaşlarına aktaran, bahçeli evindeki kentli gecekonduluyu kent dışı güvensiz TOKİ ucubelerinden oluşan postmodern – ilkel kulelere mahkum eden AKP iktidarı; bununla yetinmeyerek kırsal arazi rantına da el atmış bulunuyor..

Bu alanlar da tarım ve hayvancılığa kapatılırsa Türkiye resmen + fiilen AÇ KALIR!

2002 sonunda Türkiye toplam 97 milyon ton tarım ürünü üretiyordu. 2014 sonunda bu rakam 104 milyon ton oldu. Yaklaşık 7 milyon ton ya da 7/97 = %7 arttı. Ya nüfus artışı? Yaklaşık
70 milyon iken, 77,7 milyon oldu ve % 11 büyüdü “kayıtlı” nüfus.. 3 milyon dolayında kayıt dışı nüfus (CIA verisi!?), 2 milyon kadar Suriyeli ve yıla yayıldığında 1 milyon dolayında
dinamik turist nüfusu.. 84 milyona varıyor..

Sonuç, reel olarak tarımsal ürün yetersizliği ve dışarıdan saman, et, gıda ürünleri, canlı hayvan satın alan –ama her yıl Kurban bayramında 2-3 milyon hayvanını boğazlayan– bu alanda da
net dışalımcı (ithalatçı) ve dış ticaret açığı veren berbat bir durumdayız. Gıda fiyatları dünyada düşüyor, bizde ateş pahası.. Niçin ? Bir yandan da yüz kızartan altın klozet ve Danıştay’ın perçinlenen kararları ile KAÇAK SARAY ve dünyada örneği görülmeyen son derece lüks
şatafatlı- pahalı – israflı… bir mekanda oturan cumhurbaşkanı (?!) tartışmaları..

Atatürk’e ve ülkemize mirası – armağanı Atatürk Orman Çiftliğinin
kör intikam güdüsüyle yağmalanması..
 

Kapıya dayanan, yaşanan ağır mı ağır, çoook ağır bir ekonomik çöküntü..
Korkunç borçlar, işsizlik ve yangın gibi kavuran döviz kurları..
Bay RTE’nin TCMB ile akıl dışı dalaşı ve 24 Ocak’ta 2,23 TL olan Doların
2,73 TL’ye tırmanması.. Korkunç yoksullaşTIRma.. 17 milyon yoksul.. 1000 TL altında aylık alan 8 milyon emekli.. 6 milyon asgari ücretli 949 TL/ay.. Milyonlarca kayıt dışı ve taşeron kölesi.. Atanamayan öğretmenler, KPSS- ÖSYM vb. sınavlarda hilelerle yandaş yerleştirmeleri…..

İşte AKP iktidarının hünerlerinden – kazıklarından küçücük bir demet!

Açıkçası karnımızı doyuracak durumda bile değiliz! 

Ama AKP’li CB Bay RTE akıl dışı biçimde 3-5 çocuk yapın dayatmasını halka sürdürüyor.
Cep harçlığı bir doğum ikramiyesi ile aşırı doğurganlığı, ülkeye ihanet pahasına, ekonomi profesörü başbakan Davutoğlu ile birlikte sürdürüyorlar.. Anayasa’nın 41. maddesini ve
2827 sayılı yasayı çiğneyerek halka kasten aile planlaması hizmeti vermiyor AKP iktidarı.
Akıllara ziyan! Kalabalık, niteliksiz, işsiz- aşsız – aç kitleleri biat kültürü ile tarikat dergahlarında mürit ve oy deposu yapmak üzere, AKP’nin 2023’lerin lanetli kurgusudur bu;
13 lanetli fetret yılından sonra!

O nedenle “Beraber yürüdük biz bu yollarda..” denmektedir şifreli olarak..

*****

Öte yandan YSK web sitesi şimdiden yetersizlik içinde. Çağırdığımız dosyalar bir türlü gelmiyor. Üstelik bunlar henüz seçim sonuçlarına ilişkin de değil.. Varolan istatistiklere ilişkin dosyalar.. Ekrana gelmiyor.. gelmiyor…
Suçlu bulmak kolay..
Sorulsa, suçu TİB’e, Telekom’a, hizmet sağlayıcı öbür kurumlara yıkacaklar belki de..
YSK hizmet alım sözleşmesinde bu hususa ilişkin kural / yükümlülük koyamaz mıydı
veri trafiğini sağlayacaklara? Bu ne biçim ehliyetsizlik, öngörüsüzlüktür, kime güveneceğiz?

YSK’nın yeter parasal kaynaklara erişmede zorluk çektiğini hiç sanmıyoruz ama neden gereksinimlere yanıt verebilecek daha yetenekli bir site ve altyapı kurulmaz ki?? Üstelik Türkiye bilişim sektöründe hem yeni değil hem de ciddi bir teknik ve insangücü altyapısı, birikimi var.
Her tür siber saldırı karşısında % 100 değilse bile %100’e yakın seçim güvenliği istemek
yurttaş olarak bizim hakkımız, YSK’nın da tartışma dışı anayasal görevidir. YSK, sisteme yönelik ve önledikleri – önleyemedikleri siber saldırıları da kamuoyuna açıklamalıdır.

Esasen SEÇSİS ve MERNİS kurumlarının Hükümetten bağımsız olmayışı
kabul edilebilir değildir.

Seçmen kütükleri akıl almaz sayısal tutarsızlıklarla doludur / sakattır!

Ancak TİB, gerekçe açıklanmayan biçimde, Ulusal Kanal’ın 9 twitter hesabına jet hızıyla engelleme yaptırabiliyor.. Başbakan iken Bay RTE’nin “3’e kapatın..” dediği telefon görüşmesinde muhatabının İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kardeşi Mustafa Latif Topbaş olduğu Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından açıklanınca,
dakikalar geçmeden twittter hesapları engellendi.. Hesap versenize, neydi bu “3’e kapattığınız?”
Bu mu AKP ve Tayyip demokrasisi??

% 99’u Müslüman denen halkımız bu denli mi ahlaksızlaştırıldı, çıkarının tutsağı oldu??

“Çalıyor ama bana de veriyor  – çalışıyor..” ya da
“iftira.. inanmam.. onların alnı secdeye değiyor..” söylemleri – savunmaları
ne biçim bir rasyonalizasyon ürünüdür??
Bu acayip – tuhaf – yoz – benzersiz.. sosyal psikolojiyi kim nasıl açıklayabilir??

Bir yandan da sözde İç Güvenlik Yasası, TBMM’de muhalefet milletvekilleri (başta CHP) AKP’li “fedai bodyguard” vekillerce uçan tekmelerle dövüle dövüle çıkarıldı!
İnsanlık tarihine geçecek ve asla silinmeyecek bir AKP ayıbı değil midir!

Komplo kuramları denilmesin ama; YSK veri tabanına 9 dolayında bilinmeyen / bilinen / engelen(e)meyen / illegal erişim (link) olduğuna ilişkin yetkili değil ama yetkin ağızlardan biliyoruz..

YSK daha baştan iyi sınav ver(e)miyor..
En başta 12. CB Bay RTE’nin yeminini çiğneyen, apaçık AKP propagandası yapan konuşmalarının engelenmemesi… Adana’da ve başka birkaç yerde miting salonlarını verirken AKP’yi kollayan açık tavır alması.. Kendini yok sayan bir çizgi ile AKP’ye teslimiyet çizgisi sürdürmesi.. Bunlar ülkenin iç barışı – istikrarı ve seçim güvenliği – adaleti bakımından vazgeçimez gereklilikler. YSK da, tam da bunun için kurulu yüksek bir Anayasal organ.

Tüm bu somut veriler karşısında YSK’nın kısa adındaki “Yüksek” sözcüğünü “Yandaş” olarak telaffuz etsek, YSK hazretlerinin manevi kişiliğini zedeleyen bir suç işlemiş olur muyuz acaba??

“YANDAŞ SEÇİM KURULU…” !!??

Türkiye’ye ve olması gereken YSK’ya yakışıyor mu?
Bu 11 yüksek yargıç, çoluk çocuklarına nasıl bir manevi (maddi??) miras bırakacaklar??

*****

Dostlar,

Yarın  bu saatlerde oy kullanma işleminin bitmesine 1-2 saat kalmış olacak..
Gece yarısına doğru da sonuçları göreceğiz..

Temel tasa AKP ve PKK – HDP’nin SEÇİM HİLELERİ…

Oysa temsili demokrasiden doğrudan temsile geçme zamanı değil mi??
Platon’on 2500 yıldır kemikleri sızlıyor olmalıdır..
Geçtiğimiz ay İngiltere’de yurttaşlar cep telefonları ile oy kullandılar..
Ne hile, ne güvensizlik.. Bizim yobazlar Kuran’daki kaynağını gösterseler de biz de yapsak??!
Dürüst – adil – hukuka uygun seçim güvencesi verecek olan en başta iktidar değil mi?
Bizde ise tam tersi..

AKP iktidarı sorun çözme değil sorun / dert / bela yaratma odağı 12,5 yıldır..

Tıpkı Anayasa Mahkemesinin geçtiğimiz yıllarda AKP hakkında verdiği
“Laikliğe karşı eylemlerin odağı olma..” kararı gibi (30 Temmuz 2008; AKP kapatma davası).

Daha şimdiden kan döküldü.. Dün Diyarbakır’da 2 yurttaş öldü, 100’den çok yaralı var.
İçimiz acıyor..

Yazımızın başlığında “HOMO HOMINI LUPUS (İnsan insanın kurdudur) MU?”
demiştik..

Öyle olacağına, insan insanın YOLDAŞI olsa,
toplum içinde erdemli bir yaşam kurmaya yönelebiliriz değil mi??

Erdemli bir toplum yaşamı..

Erdem.. erdemli…

Belki de yeryüzünün en yetenekli / anlam yüklü sözcüklerinin başında gelir o güzelim sözcük..

Virtue, Fazilet, Erdem… (Latin: virtus, Ancient Greek: ἀρετήarete“)

Ülkemizde REJİMİN / AKP İHANETİNİN / BÖLÜNMENİN oylanacağı yarınki seçim öncesi çağrışımlarımız özetle bunlar..

Dileriz yurtsever yurttaşlarımız bu fetret – karmaşa – ihanet – kanlı yıkım – iç savaş – bölünüp parçalanma gidişli 13 yıllık kökü dışarıda lanetli – eli kanlı taşeron AKP dönemini kapatsınlar.

Öyle çoooook ve ağır suçlar işlediler ki, ne yazık ki sağduyu bekleyemiyoruz onlardan ve
kör yandaşlarından..
Suç psikolojisi ve çıkar dürtüsü vicdanları ve bilinçleri çökertip teslim almış ne acı ki! 

Ülkenin yazgısı, bu iğrenç oyunu görebilen kadim Anadolu halkının bilincine teslimdir.

Bize sorarsanız, diyeceğimiz odur ki, Yüce Atatürk’ün özü olan “6 Ok” programına
gerçek anlamda VATAN PARTİSİ sahip çıkıyor.. Salt tek bu gerekçe ile olsa bile,

BİN SELAM OLSUN YÜCE ATA’MA; 1 OYUM VAR VATAN’a!
Bütün oylar VATAN PARTİSİ’ne…

Öyle çok yiğitçe – mertçe – başarılı hizmet ettiler ki…
Yokluklar içinde, fedaice.. Adeta yaratarak..
Yüksek zeka – akıl ile, tutarlık ile, sebat ile..
Şehitler – gaziler vererek, yüreklilikle..
Yurt içinde, dışarıda, AİHM kapılarında..
Ergenekon, Balyoz vb. ABD – AKP tertiplerini yıllarca savaşımla ustalıkla, sabır taşı olarak çökerttiler..
…….
………
Dedik ya “BİN SELAM OLSUN ATAM’a..” diye..
Bin gerekçe sıralayabiliriz.. oyumuzu bu kritik seçimde = rejim oylamasında
neden VATAN PARTİSİ’ne vereceğimize ilişkin..
TBMM’ye girecek bir VATAN PARTİSİ, ülkemizin bölünmez bütünlüğünün – iç barışının
temel güvencesi olacaktır ayrıca ve en azından..

Dostlukla…

Sevgi ve saygı ile.
06 Haziran 2015, Ankara

Dosyanın pdf biçimi: HOMO_HOMINI_LUPUS_7Haziran2015_secim_yazisi

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com