Etiket arşivi: Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği

GELECEĞİMİZİ BOĞMAYALIM! BARIŞ VE KARDEŞLİĞİ OYLAYALIM!

GELECEĞİMİZİ BOĞMAYALIM!
BARIŞ VE KARDEŞLİĞİ OYLAYALIM!

portresi

 

Dr. Alper AKÇAM

 

 

Suriye’deki iç savaştan kaçmak isterken Ege denizi açıklarında botları batan Ruksan anne, bir buçuk yaşındaki biricik oğlunun, Mirvan Muhammed’in denizde boğulmasını önleyemedi. Yürek dayanmaz bir acıdır bu… Ellerini avuçlarındakini satıp geleceklerini kurtarmak için insan kaçakçılarına veren komşu ülke yurttaşları, bindikleri uyduruk ve kalabalık botların batması sonucu denizin derinliklerinde yitip gidiyor. Bu kaçıncı boğulma, bu kaçıncı parçalanma…

20 Mart 2014 günü, Niğde’nin Ulukışla ilçesinde yol denetimi yapan polis ve jandarmaya ateş açıldı, bir asker, bir polis, bir de sivil yurttaşımız şehit oldu. Bir Avrupa ülkesi vatandaşı oldukları ve Suriye iç savaşında çarpıştıkları anlaşılan bu kişiler Türkiye’de ne arıyordu? Daha önce de İstanbul’da, Hatay’da ceplerinde bol US Doları olan, Libya’dan Kosova’ya değişik ülke pasaportu taşıyan silahlı külahlı kişilerin barındıkları, çevrede olay çıkardıkları haberleri basında ye almıştı.

14 Mayıs 2013’te Reyhanlı’da meydana gelen patlamada 52 yurttaşımız ölmüş, olayın sorumlusunun Suriye iç savaşındaki bir silahlı grup olduğu ortaya çıkmıştı. Bazı Afrika ülkelerinde de elçiliklerimiz bombalanmıştı. Suriye’ye gitmekte olan bazı TIR’ların aranmasına neden karşı çıkılmış, kendi ülkelerinde yol denetimi yaptırmak isteyen savcılar, jandarma görevlileri neden görevden alınmış, yol denetimi yapan polise ve jandarmaya neden ateş açılmıştı? Daha önce de, Irak’ta, İran’da iç savaşlar yaşanmış, ancak Türkiye, savaşlara taraf olması, en azından yabancı ülke silahlı güçlerine geçiş izni vermesi için baskı görmesine karşın, bu isteğe karşı çıkmış, emperyalizmin petrol ve yeraltı kaynaklarına yönelik kışkırtma ve asker çıkarmalarından kaynaklanan bu savaşlardan fazlaca etkilenmemişti.

Bugün din, iman, yalan bombardımanının arkasında ülke başka yerlere doğru sürükleniyor. İktidar partisinin seçim mitinglerinde neden bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine selam gönderiliyor?

Türkiye nereye gidiyor?

Ortada birçok yolsuzluk, rüşvet görüntüsü, konuşma kayıtları varken ve açığa çıkarılması gereken birçok yasa dışı olay yaşanırken neden basın ve sosyal iletişim üzerine yasaklar getiriliyor? Tivit yasağına gazete yasaklamaları ekleniyor. Bolu’da belediyenin uygulamalarını eleştiren Bolu Olay ve Bolu Gündem gazeteleri neden kapatıldı? Bugüne gelinceye dek neden birçok gazete ve televizyona yukarıdan baskılar yapıldı? Birçok gazeteci neden işinden oldu?

Demokratik açılım böyle mi sağlanacaktır?

Tüm bu olay ve sorular 30 Mart günü yapılacak yerel seçimlerin önemini bir kat daha çoğaltıyor. Yaşadığımız mahalleye muhtar, kente belediye başkanı seçmeyeceğiz sanki. Komşu ülkelerdeki iç çatışmalara doğrudan katılan bir ülke durumuna gelmek, ateşi kendi ülkemizin içine de kabul etmek, kardeş kavgasına sürüklenmek ya da savaştan, kanlı oyunlardan uzak durmak konusunda bir yol seçeceğiz… Bu denizi geçerken, çocuklarımızı karanlık sulara, hırçın ve saldırgan (para + iktidar) dalgalarına yem etmeyelim. Uyanık olalım, uyaralım… Kimi başkan ya da muhtar seçeceğimizi değil, geleceğimizi oyluyoruz… Barış ve kardeşlik için kenetlenelim! (26 Mart 2014)

==============================

Dostlar,

Çok değerli meslektaşımız, Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Başkanı Dr. Alper Akçam’ın 1,5 yıl önceki yazısını bu gün paylaşmak istiyoruz..30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde yazılmış bir makale idi. O seçimi izleyen gün, AKP epey başarı sağlamış, 6330 sayılı Bütünşehir Belediye Yasası da yürürlük almıştı. 31 il Büyükşehir olmuş (750 bin+ nüfus) ve 17 bini aşkın KÖY 1 gecede Mahalleye dönüştürülmüş idi. Artık 18 bin dolayında köyümüz var ve Büyük şehirlerde Belediye sınırları Mülki sınırla örtüşüyor.. Belediye başkanları yavaş yavaş Vali’nin önüne geçiriliyor.. Bu illerde İl Özel İdareleri ve İl Genel Meclisleri kapatılıyor, malları yandaş vali ve kaymakamlarca AKP’li belediye, vakıf, dernek hatta kişilere peş keş çekiliyor. Söz ve karar yetkisi Belediye Meclislerine geçiyor..

Dahası, bu 17 bin + köyün tüzel kişilikleri kalktı, ortak malları (otlak, yaylak, mera, su kaynakları, binalar…) ellerinden alındı ve Büyükşehir Belediyesi tasarrufuna girdi. Bu alanların imar planları yapılacak, belki tarıma kapatılacak, köylüye “hayvanını buradan çek..” denilecek.. Korkunç çapta talana, peş keşe, yağmaya elveren bir yasa.. Ülkemizde tarım ve hayvancılığı bitirebilecek, kırda kalan % 7-8 dolayındaki üretken nüfusu da kent varoşlarına yoksul tüketici olarak itebilecek çok boyutlu bir AKP oyunu..

Şimdilik 31 il bu durumda.. Ülkede nüfus hızla artıyor.. % 1,34’ün üstünde bir hızla. OECD ortalamasının 4 katı dolayında.. Geçen yıl (2014) 1 milyon 30 bin nüfus artışı oldu maşallah! Nüfusu 750 bini aşan tüm iller bu statüye geçirilecek. Halen Türkiye, Dünyada kentsel nüfusu en yüksek ülkeler arasında.. % 93’lerde. Öyle ya, akşam yatıp sabah kalktık ve 17 bini aşkın köyün tabelasını “Mahalle” olarak değiştirdik.. Gerçek anlamda kentleştik mi? Bu coğrafyaya ve nüfusa kentsel belediye hizmetleri erişiyor mu? Çok dert değil.. Belediye otobüs seferleri koymak, çöp kutuları yerleştirmek şimdilik görüntüyü kurtarmaya yeter..

İnanılmaz bir cinlik ve hinlikle kırsal arazilere el koymanın adıdır bu yasa.. Bir AKP klasiğidir ve AKP’ye bu akıl (emir!), zerrece kuşku yok, Küresel merkezlerce verilmektedir.. Bu parti bu tasarımlar (projeler) için kurulmuş ve iktidara getirilmiştir. Bay RTE’nin örtük ama artık açık dinci – hilafetçi özlemleri ortaya çıkmasa, finans kapital desteğini kesintisiz sürdürecek. Türkiye hücrelerine dek sömürge kılınana dek!

Bu hazin tablo halka ne denli anlatılabildi? AKP sansürleri, yandaş basını el verdi mi?
Yeterince anlatılamadığı kesin ki, “soylu milletimiz” 20 milyonu aşkın oyu bir emperyal proje olan AKP’ye boca etti.. Dr. Alper Akçam, sorunun bu boyutlarına değinmiyor yazısında ama öbür ciddi sorun alanlarına dikkat çekiyor..

On gün sonra 1 Kasım 2015’te bu kez 26. genel seçimlere gidiyoruz. Yerel yönetimleri değil, ülkeyi yönetecek özeksel (merkezi) siyasal yetkeyi (otoriteyi) belirleyeceğiz. 13 yıldır Türkiye’yi tek başına sürükleyen (yöneten denilebilir mi??) AKP ile nerelere geldiğimiz, kanlı bir iç savaş eşiğine sürüklendiğimiz ortada. Ekonomideki çöküş de.. Elle tutulur hemen hemen hiçbir şey yok.. Kapkara ve de kıpkızıl bir Türkiye..

Necip milletimiz AKP’ye gene 20 milyonu aşan oy “boca ederse” artık kendi idam fermanını onaylamış olacak..

Bilmem kaçıncı kez bu sitede değişik boyutları ile yazdık.
Halkımız, uçurumun kıyısındaki ülkemizi, bu kez sağduyusu ile çekip alacaktır oradan. AKP sandığa gömülecek, 2. parti olacak ve iktidar olamayınca da, özünde çıkar örgütü bir tarikatlar koalisyonu olduğundan, örn. ANAP gibi hızla dağılacaktır. Ardından da sorumlularından yasal hesap sorma dönemi gelecek ve lanetli yıllar geride kalacaktır.

Haydi Türkiye, bağımsız – onurlu bir ülke ve halk olarak yaşamayı hakettiğini kanıtla!

Sevgi ve saygı ile.
22 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ERDEMLİ OLMAK..


ERDEMLİ OLMANIN TEK ÖDÜLÜ, ERDEMLİ BİR İNSAN OLARAK BİLİNMEKTİR!

portresi

 

 

Dr. Alper AKÇAM
Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Bşk.

 

Doğan Hızlan Ardahan’a gelmez dediler. “Kentsoyludur; evinden, annesinden,
alışıldık yaşamından kopmaz… Gelmez oralara.”

Kendisi de dememiş miydi, Alpay Kabacalı söyleşisinde, “Yolculuk sevmiyorum” diye. “Yerleşik düzenimin bozulmasına tahammül edemiyorum. O düzeni gittiğim yere de götürmek isteyince, o külfet beni yıldırıyor. Büyük şehirlerde, iyi otellerde kalabilirim ancak…”

2006 yılında, “II. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri”ne çağırmıştım. Bir yıl önce, Ardahan’da açtığımız, kültürün sanatın ışığını yakmaya, Cılavuz Köy Enstitüsü’nde doğmuş aydınlanma çabasına omuz vermeye çalıştığımız Dursun Akçam Kültürevi,
akla gelmeyecek sıkıntılarla, saldırılarla mücadele etmek zorunda kalmıştı.
Zamanın belediye başkanı yapım sırasında önündeki yolu kazdırmış, sonrasında
iktidar partisi yöneticilerine hakkımızda olmadık şeyler uydurmuştu. Resmi ve sivil neredeyse tüm iktidar erki Kültürevi’ni bir avuç suda boğmaya çalışıyordu.
Kırmadı beni. 2006 yılında Anadolu’nun en kuzeydoğusundaki 1800 küsur m yüksekte, 17.000 nüfuslu, adı il olmasına karşın yoksulluklar ve yoksunluklar içinde bocalayan
bir yerleşim merkezi olan o uzak Ardahan’a dek geldi. Orada, alçakgönüllü bir konukevinde, bizim aramızda kalmaya katlandı. Küçük ve eski bir otomobille
birçok konuğun, etkinlik için çalışanların ulaşımlarıyla uğraşmak zorunda kaldığım
o günlerde, bu değerli konuğumun yanına gidip de, adam gibi “hoş geldiniz” bile diyememiştim.

Arkasından köşesinde yazdı, zamanın Ardahan Valisini de birkaç kez arayarak kültürden ve sanattan yana olan tavrını açıkça ortaya koydu.

Musa Eroğlu, Arif Sağ, Ufuk Karakoç, Tolga Çandar, Adnan Binyazar, Adalet Ağaoğlu, Turhan Günay, Mustafa Şerif Onaran, Feyza Hepçilingirler, Kurtuluş Kayalı, Vecihi Timuroğlu, Tarık Günersel, Oğuz Makal, Kemal Kocabaş, Reis Çelik, Tuğrul Keskin,
K. Semra Eren ve daha birçok halk ve Dursun Akçam dostu gibi, o da uzattığım eli
geri çevirmemiş oldu.

12 Eylül 1980 sonrasında tüm edebiyat dünyası köy kökenli yazarlara ve
Köy Enstitülülere karşı bir linç kampanyasına katılırken neredeyse yalnız başına
Doğan Hızlan savunmuştu halkın içinden çıkmış o has edebiyatçıları.
“Zenginliğimizdir” demişti. “’Köy Edebiyatı’nı bilmeyen, ondan farklı bir tat almayan, edebiyatımızın tüm boyutlarını kavrayamaz”, diye eklemişti.

Dursun Akçam, Ardahan’a son geldiği, hastalık tanısının henüz konmadığı 2003 Haziran’ında, sonsuzluğa göç edişinin yalnızca üç ay öncesinde, oradan ayrılırken,
Ben bir daha bu memlekete, bu kente gelmem oğlum.” demişti. Çünkü, aradan
yıllar geçmiş, 12 Eylül’ün gerici karanlığı inmişti kitlelerin üstüne. İktidar çevresinin
din istismarcılığı, piyasanın reklâmları, yurttaşı sadaka verip onayı alınacak ayaklı oy pusulası gibi gören her soydan ve renkten paralı politikacının yarattığı bir hegemonya egemen olmuştu. Yıllar öncesinin her girdiği yerde büyük bir saygı ve ilgiyle karşılanan yazarı, TÖS yöneticisi Dursun Akçam’ı tanıyan bile kalmamıştı Ardahan’da. O’nu görünce, başını çevirenler, görmezden gelenler bile vardı. Çarıklı ayaklarıyla çıktığı köyünden adını ansiklopedilere geçirmeyi başarmış, önemli ödüller almış Kafdağları’nın isyankâr çocuğu, direnişçi ve üretken insan, televizyon kültürünün, inanç istismarcı politikaların estirdiği çıkarcı anlayışın karşısında küsmek, kendi kabuğuna çekilmek zorunda kalmıştı.
Bugün, O’nun adıyla anılan, 180 kişilik çok amaçlı bir salonu olan, 30 öğrencinin yararlandığı kitap dolu bir kitaplığı bulunan bir DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ var Ardahan’da… Ardahanlılar yeniden tanışıyor Dursun Akçam’ın kitaplarıyla ve öbür edebiyat yapıtlarıyla… Öğrenciler ders çalışıyor, kitap okuyor… Onun romanlarından, öykülerinden esin alarak oynanan tiyatroları izliyorlar, her yıl adına yapılan Kültür Sanat şenliklerine katılıyorlar. Dursun Akçam Kültürevi’nde ücretsiz film izliyorlar;
bağlama, gitar, halk oyunları kurslarına katılıyorlar.

Doğan Hızlan’ın geldiği yıl Çıldır’ın Prut Köylüleri HEY ATLILAR ATLILAR adlı,
yörede anlatılan bir fıkradan yola çıkarak benim kaleme aldığım bir oyunu metni umursamadan, doğaçlama oynamıştı. 2013 yılında, Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği’nin Doğan Hızlan’a “Aydınlanma Onur Ödülü verdiği yıl, Ardahan’da iki, Çıldır’da bir olmak üzere üç ayrı tiyatro oyunu birden oynanıyordu
“9. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri”nde. Maya tutmuştu!

Dursun Akçam Kültürevi, Köy Enstitüleri’nin Anadolu’nun dört bir yanına diktiği aydınlanma, özgürleşme bayraklarını yere düşürmemeye kararlı gibi duruyor Anadolu’nun o uzak ve yoksul çatısında…
Doğan Hızlan’ın da önemli bir payı var bunda…
Günlük piyasa aklıyla düşündüğümüzde, ya da egemen kültür açısından baktığımızda, enstitü çıkışlı edebiyatçıları savunmak, Ardahan da, Dursun Akçam adına yapılan etkinliklere katılmak O’na ne kazandıracaktı ki? Oralara dek gelmek, Dursun Akçam’ın oğlu, edebiyat dünyasında adı çok bilinmeyen, halk kültürünü ve Köy Enstitülü yazarları savunurken, seçkinci ve edebiyatla yaşam arasındaki bağı kırmaya çalışan
kimi çevrelere karşı dilini biraz sivrice kullandığı için, “edebiyat bağına destursuz girmekle” suçlanan Alper Akçam’ın kitabı için yazmak O’na ne katacaktı ki?
Edebiyat piyasasının duayeni, hatta prensi olarak biliniyordu zaten.
Büyük bir holdingin kilit yerinde, önemli bir köşe yazarıydı…

Doğan Hızlan, Anadolu’nun çatısındaki o yoksul kente, o netameli koşullarda yapılan etkinliklere gelerek erdemli olduğunu göstermişti zaten. Eylül ayında yayınlanan kitabım DİLLERİNE KURBAN, Tekin Yayınevi tarafından kendisine gönderilmiş,
farkına varmamıştı bir biçimde. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki
Orhan Kemal Sempozyumu’nda karşılaşmamızda kitabın haberini duyunca, kendisi gitti Cağaloğlu’na dek, oradan kitabı aldı ve 1 Kasım günü köşesinde yazdı.
Emeğe saygıdan, yaşamı çoğaltacak kültür ve sanattan yana tavrını koymuş bir insandı o. Bir kez daha şaşırttı, afallattı herkesi.

Erdemli olabilmeyi başarmış ve bunu herkese göstermiş o insanın sırtıma vurduğu yük ömür boyu yetecektir bana.

Sen çok yaşa Doğan Hızlan…

=======================================

Dostlar,

Değerli meslektaşım Dr. Alper Akçam, inanılmaz bir tempo ile üretmeyi sürdürüyor.

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Başkanlığını başarıyla sürdürüuor.

Köy Enstitülerinin çağdaş örneklerini serigiliyor.
Gelenek ve görenekleri yaşatırkan bir yandan da devrimci kültür ile onları yoğurup harmanlayarak ilerlemenin önünü açıyor..

Anadolu AYDINLANMASINA alınteri ile harç katıyor..

Meslektaşımız erdemli insan Dr. Alper Akçam’ı ve saygın emeğini
hürmetle selamlıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
7.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Şiir : OKULUNDA ÖMRÜMÜN..


Dostlar
,

Dr. Alper Akçam..

Yurtsever bir savaşım insanı.. Bir hekim, bir cerrah..
Meslektaşımız.. Yıllarca Anadolu’da çoook zor koşullarda özveri ile hekimlik yaptı yurdum insanına. TTB (Türk Tabipleri Birliği) çalışmalarında birlikte olduk yıllarca.

Kendisini http://www.alperakcam.com sitesinde tanımalısınız.
Anne – baba Köy Enstitülü 2 yurtsever devrimci öğretmenin çocuğu.
Son yıllarda emeğini Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği‘nde yoğunlaştırdı.

1952 doğumlu.. Geçtiğimiz günlerde doğum günüydü.. Türkiye’nin içine sürüklendiği hengamede gözden kaçtı.. Ama Alper farklıydı ve O sevenlerine kendi deyimi ile
“bir demet çiçek” sundu.. Aşağıdaki dizeleri..

Dr. Akçam’a ve O’nu yetiştirenlere, başta anababası olmak üzere şükran borçlu
bu ülke ve insanımız.

Sevgili Alper, dileyelim doğa sana uzun Ömür versin ve sen de üretmeyi sürdür
o nitelikli – güzel emeğinle..

Not : İnsanları yaşarken de değerlendirmeli değil mi?

Sevgi ve saygı ile.
12.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

Şiir köşesi…

Meslektaşımız Dr. Alper Akçam’dan..

portresi

 

OKULUNDA ÖMRÜMÜN

 

 

ÇİĞ DAMLASINDA..

PARLAYAN GÜNEŞ
KIR ÇİÇEĞİNE KONMUŞ
KELEBEK
ÖMÜR UÇTU UÇACAK 

KIZGIN DEMİRE İNEN BALYOZ
TIRPAN ÇELİĞİNDE
TER
YAYLA OCAĞINDA SÖNMEYEN ATEŞ
SEHERİNDE SABAHIN
KOYAMAMIŞ DAHA YASTIĞA BAŞINI
UYKUSUZ BİBİMİN/ SULTAN;
SACINDA ARPA EKMEĞİ
KOKUSU DAĞLARI ALMIŞ

SEYHAT NENEMİN
GÜN YANIĞI/ BİN KIRIŞIK
YÜZÜNDE GÜLEN
KÜRTÇE BİR TÜRKÜ/ AÇIK SAÇIK… 

YAZIN BİN ÇİÇEĞİNDE
KIŞIN BALTA KESMEZ BUZUNDA/ AY BOYNUZLU KARA CAMUŞLARIN
VE ÖKÜZLERİN SICAKLIĞINDA
TEZEK KOKUSUNDA AHIRLARININ
ÖMÜR…

HAROSUNDA ÇAYIRINDA
BÜKERKEN SİGARASINI;
KUMRAL SAÇLARI GİBİ/ KIVIR KIVIR TÜTÜNÜ
KÜÇÜK AMCAMIN

MAVİ GÖZLERİNİN ENGİNLİĞİNDE SEVGİ
GÖKYÜZÜNE SAVRULMUŞ BİR DUMAN
ANKARA’DA KARŞIYAKA’DA YATAR ŞİMDİ
AMCALARIN/ DADALARIN/ CİCALARIN
BİBİLERİN VE NENELERİN SOFRASINDAKİ ÖMÜR

KARADENİZ İÇLERİ / KARABÜK GECELERİNDE
SİGORTA HASTANESİNİN
YORGUNLUKTAN BİTAP
NÖBET ODASINDA/ TÜL PERDEYİ KIPIRDATAN
KIRAÇ DAĞLARIN RÜZGÂRI

SİMSİYAH YAĞA BULANMIŞ ALINLARDA
TERE KESMİŞ/ GÖĞÜSLERDE
PARLAYAN AY IŞIĞI
EMEK

BURUŞ BURUŞ BİR SİGARA PAKETİ
GÖMLEK CEBİNDE
BİR SOLUK ARA VERSE DE
ÖLÜM…
HER YILSONU İŞTEN ÇIKARILIP
HER YILBAŞI İŞE YENİDEN ALINIRKEN
KIDEM TAZMİNATINDAN KAÇAN
GÖZBEBEĞİMİZ HÜR TEŞEBBÜSÜMÜZÜN
EMRİNDE
PARÇALANIR EKMEK PARASI İÇİN
ÖMÜR

FİLYOS’TA/ KİLİMLİ’DE/ ÇATALAĞZI’NDA
AZ ÖNCE ÇIKMIŞ
YÜZLERCE METRE YER ALTINDA
SIZAN SULARIN
VE KÖMÜR KARASININ IŞILTISI
YERALTI MADEN İŞÇİSİNİN GÖZÜNDE
ÖMÜR

HAYDİ BİR KEZ DAHA SOYUNUN
KARABÜK DEMİRSPOR GELMİŞ
MAÇA KIZI’NDAN SONRA/ FUTBOL MAÇINA
KAYABAŞI’NIN CÜMLE DELİSİNDE
AĞIZ DOLUSU GÜLMEDİR ÖMÜR

BİR OKULSUN SEN HAYAT
DOĞUM GÜNLERİMDE
DOSTLARIMLA BİRLİKTE KAPIMI ÇALAN!
BİR DİLİM EKMEKSİN
TAKSİM’DE PAYLAŞILAN
GÖĞSÜNÜ BASINÇLI SUYA SİPER EDEN
BİR KIZIN YÜREĞİNDE YANAN!
HER ÂNI FEDA OLSUN
SEVGİYE/ PAYLAŞMAYA
HOŞ GELDİN VE GÜLE GÜLE…

divider_yesil_fiyonk

Dr. ALPER AKÇAM,
08 HAZİRAN 2013, ANKARA

(Doğum günümü kutlayan tüm dostlarıma, sevdiklerime
bir demet çiçek olsun..)