YENİDEN GELİŞME YOLUNA GİRİLMESİ İÇİN

YENİDEN GELİŞME YOLUNA GİRİLMESİ İÇİN

Prof. Dr. Yakup KEPENEK
Cumhuriyet
, 25.01.2020

Türkiye’nin, siyaseti ve ekonomisiyle bir çıkmaz sokağa sokulduğu çok açıktır.

Ülke, en tepesinden dayatılan tek kişiye indirgenmiş, hukuk tanımayan; hak ve özgürlükleri olabildiğince sınırlayan; düşünce düzlemini iyice daraltan; kurumlarını tümüyle işlemez kılan; üniversiteyi tutsak alan; sendikaları susturan; basın-yayın dünyasının çok büyük bir bölümünü kendi çevresinde fır dönen topaca çeviren ve sonuçta toplumsal yapıyı dar ve kısır çekişmelerin çuvalına dolduran bir özellik kazanmış bulunuyor. Ekonomi, gerçek dışı istatistiklerle oyalanıyor;

  • yayılmacı dış politikanın büyük başarısızlığı daha çok göçmen ve şehit  olarak ülkeye geliyor. 

Çoraklığın boğucu ağırlığı 

Üretimsizliğin boğuculuğu yalnız düşünce ortamında ya da ekonomide değil, sanatın tüm dallarında da yaşanıyor. Bir siyasal partinin yıllardır hapis tutulan bir partinin eş genel başkanının tiyatro oyununa dönüştürülen Devran adlı çalışması, sanatın aydınlığından korkan ülke yönetimini çileden çıkarıyor.

Yıllardır bilimsellikten uzaklaşmakta olan eğitimde, çocuk ve genç beyinler, bugünlerde yaşanan dönem tatilinden de yararlanılarak, okul dışında da tarikat ve cemaat bağnazlığının tutsağı yapılıyor.

  • Tek kişi yönetimi, tüm varlığıyla tarikat ve cemaatlere sığınıyor; kendisinin de, ülkenin de kurtuluşunu onlarda arıyor.

Ülke yönetiminin ikiyüzlülüğünün her gün yeni örnekleri sergileniyor. Tokyo Olimpiyatları’na katılma başarısı gösteren kadın milli voleybol takımına sahip çıkıyor gibi yapıyor; ancak o takımın fidanlığı olacak olan kız çocuklarının başlarını kapatmaları için, hiç çekinmeden her yola başvuruyor. İktidarın görevlisi gibi davranan Diyanet İşleri Başkanlığı bir yandan faiz fetvası veriyor; öte yandan da kendisi bütçeden altı bakanlıktan daha çok pay alırken, rızkı Allah verir diye işsizlere öğüt dağıtmaya yelteniyor. Tüm belediye başkanları toplantısında hesapsız, kitapsız işler yapmayın denilirken, ülke tarihinin gördüğü en hesapsız işlerden birini, Kanal İstanbul’u yaşama geçirmek için her yola başvuruluyor.

Gerçekleşmesi gereken büyük buluşma

  • Toplum bu çıkmazdan kurtulmanın yolunu bulmak zorundadır.

Günümüzde yerel yönetimler böyle bir açılımın uygulama alanı olabilir; daha doğrusu olmalıdır. Bu konuda başvurulabilecek ana kaynak Köy Enstitüleri deneyimidir. Nitekim İstanbul’da İmamoğlu’nun Kent Enstitüsü; İzmir’de Soyer’in Tarım Üniversitesi projeleri bu gerçekten yola çıkıyordu. Bu iki belediye, sözü edilen projeleri uygulamaya çalışıyor. Ancak, çok daha fazlasının hiç zaman yitirilmeden yapılması gerekiyor.

Bu bağlamda, 11 Ocak Cumartesi günü Konak Belediyesi’nin katkılarıyla, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Köy Enstitüleri ve Yerel Yönetimler konulu, açılışını Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın yaptığı  bir Çalıştay düzenledi.

Köy Enstitülerinde birlikte çalışma sürecine imece denir. Çalıştayda her birine on dolayında bilim insanı ve uzmanın katılımıyla toplam sekiz imece oluşturuldu. Bir tam gün süren çalışmaların konu başlıkları şunlardı:

1. Eğitim hakkı;
2. Okulöncesinden Yüksek Öğrenime Öğrencilerin kişilik-akademik gelişmelerine destek eğitimi;
3. Yerel yönetimlerde kültür ve sanat eğitimi;
4. Yetişkin eğitimi;
5. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği;
6. Yerel yönetimlerde tarım, ekoloji, gıda güvenliği; doğa ve çevre eğitimi;
7. Kooperatifçilik ve bütün bunların birleşimi olarak
8. Köy Enstitülerinin güncel karşılığının oluşturulması.

Tüm bu konular,

  • Köy Enstitüleri eğitim anlayışının günümüzün koşullarında nasıl yaşama geçirileceği ekseninde ele alındı.

Bu çerçevede, özellikle, yaratıcı yeteneklerin geliştirilmesi; bilimsel bilginin yol göstericiliğinde yaparak ve yaşayarak öğrenme; hak ve özgürlüklerin barış ile bütünleşerek toplumsal aklı kucaklaması; iletişim ve bilişim teknolojilerindeki en son gelişmelerin özümsenmesi ve içselleştirilmesi; bilginin üretimde kullanılması ve üretimin değerlendirilmesi süreçleri üzerine görüş ve öneriler geliştirildi.

Çalıştay çalışmalarının ayrıntıları iletişim@ykked.org.tr adresinde bulunabilir.

Ahmet GÜREL’den : 75. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ..

Koy_Enstituleri

Ahmet GÜREL’den :
75. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ..

portresi

 

 

DEĞERLİ ADD ŞUBE BAŞKANLARIMIZ. 

17 Nisan 1940 günü, Köy Enstitüleri kuruluş yasası kabul edilmiş ve bu süreçte açılan
“Köy Enstitüsü” sayısı 21’e ulaşmıştır. Köy Enstitülülerinin açık olduğu 12 yılda,
bu okullarda; 18.000 öğretmen, 2.000 sağlık memuru yetişmiştir.

21 Köy Enstitüsüne ait binlerce fotoğraflık bir arşive,
“Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği” kurucusu ve onursal başkanı,
Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu, Müfettiş Halil Vural sayesinde kavuştum.

Önce 21 “Köy Enstitüsü ”ne ait 200 fotoğraflık sergi açtık. Bu arşiv, eğitimde yitirdiklerimiz için özlem dolu tepkiler aldı. 8 yıl içinde, yaşları 80 ile 90 arasında olan
17 Köy Enstitülü mezun ile 20 saate yakın röportaj yaptım. 60 dakika olan
“Köy Enstitüleri Destanı” arşiv belgeselimde; bu okulların kuruluşunun utkusunu,
verdiği eğitimi ve kapanışının hüznünü anlatan 55 dakikalık mezun röportajıyla
600 fotoğrafa yer verdim.

“Köy Enstitüleri Destanı” yaratan Köy Enstitülü konuşmacıların çoğunun
evden çıkamayacak oluşları, yaşadığım en büyük üzüntüdür. 5-10 yıl sonra, Aydınlanma neferlerinin hiçbiri yaşamda olmayacaktır. Bu nedenle röportajı sürdürmek gerektiği kanısındayım. Amaç; ileriye dönük olarak ülkemiz eğitimine “Köy Enstitüleri Belleği”ni armağan etmektir

“Köy Enstitüleri Destanı” belgeselim, ülkemizde yapılan en önemli belgeselden biridir. Tüm ADD şubelerinin izlemesi ve şubelerinde göstermesi arzumdur.

Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Kültür Merkezinde,
17 Nisan 2015 günü saat: 14.00’te

“Köy Enstitüleri Destanı”

konferansımıza bekliyoruz.
01 Nisan 2015

Ahmet Gürel
ADD Eğitim-Bilim-Danışma Kurulu Üyesi

Not  : Etkinliğimiz “ADD İzmir Şubeleri-Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi”
Birlikteliği ile yapılacak.

Program: Saygı Duruşu
Belgesel sunumu
Halil Vural – Engin Tonguç Konuşması

=================================

Dostlar,

Çooook uzun yıllar ADD’de Genel Merkez yönetiminde omuz omuza çalıştığımız üretken, azimli, becerikli çooook başarılı dostumuz Sayın Ahmet Gürel‘e teşekkür ederek
17 Nisan  2015; 75. yıl İzmir programını duyurmak istedik..

Ellerine sağlık ve başarılarını dileriz gönülden..

Anadolu bozkırlarının kardelenleri KÖY ENSTİTÜLERİ‘ne
emek veren tüm  kahramanlara, başta düşünsel mimarı Mustafa Kemal Atatürk‘e, gerçekleştiren İsmet İNÖNÜ‘ye, MEB Hasan Ali Yücel‘e,
efsane Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç‘a ve
sayıları 20 bini aşan mezun yiğitlerin her birine
teker teker şükran ve saygılarımızı sunuyoruz..
(En üstteki görseli ve Sn. Gürel’in fotoğrafını biz ekledik..)

Sevgi ve saygı ile.
02.04.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ YENİ DÖNEM ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR..


ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ YENİ DÖNEM ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR..


Dostlar
,

Bizim de üyesi olduğumuz ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ 2014-15 eğitim-öğretim yılı etkinliklerini bu Cumartesi, 27 Eylül 2014 günü başlatıyor..

Bilindiği gibi her hafta Cumartesi günleri saat 14:00 – 16:00 arasında yürütülen Cumartesi Konferansları artık bir Ulusal Eğitim Derneği klasiği oldu.

Bu konferanslar sayısal olarak çok izleyici toplayamıyor ne yazık ki.. Derneğin salonuna gelen ortalama 30 – 40 dolayında katılımcı oluyor. Oysa çok nitelikli ve ülke sorunlarına anlamlı katkılar veren içerikler paylaşılıyor ve tartışma – katkılar oluyor bu oturumlarda..

Zor bir döneme giriyoruz.. AKP ülkemizi hiç ama hiç iyi yönetemiyor.
Her bakımdan ciddi, ağır sorunlarla boğuşuyoruz. Tüm yurtseverleri ağır bir yıl bekliyor..
Eğitim alanında da sorunlar giderek ağırlaşıyor. Bunlar bir yana, AKP, Türbanı ilköğretim 5. sınıfından başlatmak üzere yönetmelik değişikliği yapıyor ve ülkeyi gerçek gündeminden koparmak istiyor. Bir yandan da utanmaz bir dinci sömürü sürdürülüyor.
Bu konuyu sitemizde kapsamlı yazdık; bakılmasını dileriz..

Türban İlkokul 5. Sınıfta Başlayabilecek; YAŞASIN AKP!
(http://ahmetsaltik.net/2014/09/24/27491/
)

*****
Çalışkan, özverili ve üretken Genel Başkanımız Sn. Nazım Mutlu‘nun yeni dönem iletisi aşağıda :

**********

Yeni Dönem Etkinliklerimiz Başlıyor 

Ulusal Eğitim Derneği Genel Merkezinin yaz dinlencesi nedeniyle ara verdiği çeşitli etkinlikler dizisi, yeni öğretim yılının başlamasıyla yeniden yaşama geçiyor.
Derneğin geleneksel etkinliklerinden olan Cumartesi Konferansları, 27 Eylül günü
Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak’ın verdiği “21. Yüzyılda Eğitimde Yeni Paradigmalar: Eğitimden İş Yaşamına Geçiş” konulu konferansla başlayacak. Kurban Bayramına denk gelen 4 Ekim’de yapılamayacak olan konferanslar, sonraki haftalarda sürecek.

Ekim ayı içinde yapılacak etkinlikler arasında, 15 Ekim 2008’de yitirdiğimiz
Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı anma günü yer alacak. Ulusal Eğitim Derneğiyle birlikte
Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) ve Yeni Umut Yayınlarınca düzenlenecek “Dağlarca 100 Yaşında” konulu, 15 Ekim Çarşamba günü Ankara Üniversitesi
ATAUM konferans salonunda saat 14.30’da başlayacak anmada Prof. Dr. Cahit Kavcar, Münevver Oğan, Zekeriya Kaya ve Nazım Mutlu’nun yapacağı Dağlarca’yla ilgili konuşmalarla birlikte MÜZED, Dağlarca’nın bestelenmiş şiirlerinden örnekler sunacak.

Derneğimizle birlikte Dil Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubeleriyle Toplumsal Dayanışma Gönüllüleri Derneği, Bilim ve Ütopya Kooperatiflerince ortaklaşa düzenlenen “Okuryazarlık Çalıştayı” ise 17 Ekim Cuma günü, Türkiye Barolar Birliği’nin Balgat’taki binasında yapılacak. Saat 09:30’da başlayacak, “Eğitim Politikalarımız Nasıl Olmalı?” ve “Demokratik Kitle Örgütlerinin Eğitim Alanındaki İşlevleri”nin ele alınacağı iki oturumlu Çalıştay, oluşturulacak öneriler dizisi ve sonuç bildirgesiyle sona erecek.

Öte yandan Dernek Genel Merkezi, üye ve çevresini 25 Ekim Cumartesi günü
saat 10.00-12.30 arası bir kahvaltıda (Park Bulvar, Atatürk Bulvarı, No 105, Kat 1) buluşturacak. Yönetim Kurulu üyesi Nilgün Ozan’ın geçen yıl başlattığı
kültürel-sanatsal etkinlikleri izleme kapsamında üyeler, ilk olarak 24 Ekim akşamı Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi Sahnesi’nde “Nereye?” adlı tiyatro oyununu izleyecek.

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ    

****************

Evet dostlar,

Çok etkili  ve doyurucu, coşku veren bir başlangıç değil mi??

Başta Sn. Genel Başkan Nazım Mutlu olmak üzere, emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür edelim ve omuz verelim lütfen..

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

“MODERNLEŞEN TÜRKİYE’NİN TARİHİ” ERİCH JAN ZÜRCHER


Dostlar,

Meslektaşımız Dr. Alper Akçam‘ın derinlikli bir aydın (entellektüel) olarak keyif veren, öğreten.. yazılarını paylaşıyoruz.. O bir yurtsever aydın.. Kendi ekinine yabancılaşmamış ve aşağılık kompleksi içinde de değil doğallıkla..

Tersine, Anadolu kültürünün kendine özgü güzellik ve varsıllıklarını önemsiyor.
Bunların gerek Anadolu yazarları – yöneticileri gerekse Batı’lı içtenlikli olmayan
yazar- tarihçilerce bilerek görmezden gelinmesine hatta gözden kaçırılmasına, modernitenin salt Batı tekeline alınmasına içerliyor..

Biz de !

Hele tüm bunlara ek olarak Mustafa Kemal’in Devrimlerine künt kalmaları,
dahası tektipleştirici- tepeden inme – Jakoben gibi nitemleri iliştirmeleri
sigortamızı attırıyor.

Bilim – tarih namusu olan ve gerçeği teslim eden Batı’lı yazarlar da yok değil bereket. Bunlardan biri de İngiliz tarihçi Arnold Toynbee..

Üstelik Toynbee 1915’lerde İng,liz gizli servisi için çalışırken sipariş üzerine
“The Blue Book” adlı kara propaganda kitabını yazmıştı. Kitap İngiliz sömürgelerinde dağıtılmış, Yeni Zelanda ve Avusrtalya’dan asker toplamak için psikolojik ajitasyon aracı olarak kullanılmıştı. 

Toynbee “The Blue Book” adlı kara propaganda kitabında barbar Türklerin ayaklandığını ve yeryüzü uygarlığını yok edeceklerini savlamaktaydı. Onları durdurmak gerekiyordu.. 7-8 yy. önce de Hıristiyan alemi Haçlı seferleri düzenlemişti
Kutsal Kudüs’ü barbar Müsümanlardan (!) almak için.. Bu kitap sayesinde ANZAC (Australia and New Zealand Army Corps) Kolordusu oluşturulmuş ve “Haka dansı” eşliğinde Pavlov’un koşullu refleksi ile özel savaş marşları ile koşullandırılan
birer savaş canavarı
olarak Çanakkale’ye yollanmışlardı.. Bu dev cüsseli yerliler,
45+ kg tüm erkekleri askere alınan Türk ordusu neferlerinin yer yer 2 katı irilikteydiler.. Ama gene başaramadılar.. Mustafa Kemal’in askeri dehası ve Mehmetçiklerin vatan aşkını geçemediler..

****

Biz de Dr. Akçam’ın 3 kişilik mini toplantısına sanal ortamda birkaç gün sonra katılmış olduk.. Salı akşamı toplantılarına zamanımız elverdikçe katılacağız..

Teşekkürler Dr. Akçam..

Sevgi ve saygıyla.
12.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=========================================

“MODERNLEŞEN TÜRKİYE’NİN TARİHİ”
ERİCH JAN ZÜRCHER ve BİR DERNEK TOPLANTISI ÜZERİNE…

portresi

Dr. Alper AKÇAM

Dün akşam (AS:9.9.14), Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi’nin olağan haftalık toplantısı vardı.
İki üye, bir konukla derneğin en verimli toplantılarından birini yaptık!
Toplantı saati geldi geçiyor derken yalnızdım. Kapı çaldı; yeni üyelerimizden,
çok sevgili Kerim amcamın küçük kızı Fatma Akçam Duran’dı gelen.
Elinde de üç simit taşıyan bir paket.
Hemen çay suyunu koyduk, uzun süredir görüşmemiştik, sohbete başladık.
Tam demlenen çaylarımızı almıştık ki, kapı yeniden çaldı. Bir konuğumuz vardı.
Öyle ya, çağrılarımızda toplantılar üyelere (üye sayımız yüz ona ulaştı, ne kadar sevinsek azdır!) ve tüm dostlara açıktır, demiyor muyduk? Gelen, Bilkent Üniversitesi Kütüphane Sanat Galerisi Koordinatörü, daha önce de birkaç etkinlikte karşılaşmış olduğumuz F. Atilla Güllü idi.

Derneğin yakın gelecekteki etkinlikleri üzerine biraz konuşup Cumhuriyet tarihi üzerine bir söyleşiye daldık. Batılı Şarkiyatçı düşüncenin Orta Doğu’da işgal ve savaş çığırtkanlıklarına başladığı zaman dilimiyle örtüşen tarihlerde, Cumhuriyet tarihine karşı başlatılmış kültürel saldırı ile Cumhuriyet’e sahip çıktığını sanırken Atatürk’ten ülkenin tapusunu almış gibi davranan elitist bir zümrenin yol açtığı kavram karışıklıkları üzerine yoğunlaşmıştık.

Tarihimiz yeniden yazılırken nesnel gerçeklikler gözardı ediliyor,
inanç bezirgânlıkları ve halktan kopuk aydın gevezelikleri ile
genç kuşakların kafaları karıştırılıyordu.

Söz döndü dolaştı, bizim liberal aydınlara esin kaynağı olmuş,
benim Anadolu Rönesası adlı kitabımda üzerinde uzun uzun durduğum
“Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” adlı kitaba ve yazarı Erich Jan Zürcher’e geldi.

Zürcher ve O’ndan esin almış kimi liberal aydınların başlattığı bir kampanya ile Cumhuriyet kültür politikaları “tepeden inmeci”, “darbeci” bir nitelikte tanımlanmış,
Köy Enstitüleri ve Halkevleri gazeteci Engin Ardıç’ın kezlerce başlık yaptığı gibi
“faşist bir müesssese” ilan edilmişti.

“Komünistlik”ten kapatılmış Köy Enstitüleri, bu kampanya ve Karaömerlioğlu gibi ayakları ABD ve İngiltere’de olan aydınlar tarafından “faşistlik” mertebesine
terfi ettirilmişti!

Her gün en az bir saat özgür okumanın olduğu, öğrencilerin okul yönetimi ve derslerin hazırlanmasına etkin olarak katıldığı, cumartesi toplantılarında okul yönetimine ve işleyişe yönelik her türlü eleştirinin özgürce yapıldığı, doğaçlama oyunların,
halk oyunlarının oynandığı, her öğrencinin bir müzik aygıtı çaldığı, köylülerin de derslere ve eğlencelere katıldığı o okullarla günümüz eğitimini karşılaştırıldığında insanın içi burkulmaktadır ama, ne çare…

Akılları ve cepleri emperyalizm tarafından doldurulan aklı evvellerin sayesinde bizim Cumhuriyet tarihine ait birçok yapıt “resmi tarih”, Erich Jan Zürcher gibi Abdülhamit ve Saidi Nursi’yi “gelenekçi modernist” olarak gören bir Batılı Şarkiyatçı, “sivil tarihçi” olarak kayda geçirilmiş, üniversite öğrencilerine adı anılan kitap okutturulmuş, kitap yüzbinleri bulan baskılar yapmıştı.

“Anadolu Rönesansı”nda kitabın tabansızlığını, ülke tarihinden ve gerçekliğinden kopukluğunu, Şark ülkelerini dinsel bir yaşamın ötesinde görmeyen, görmek istemeyen, kendileri seküler yaşamı seçmişken Şark toplumlarını ille de inançları ile yaşatmak ve
o noktada bırakmak isteyen, kadın haklarını, inancını kendi diline çevrilmiş metin ve duyurularla yapmayı, dini devlet işlerinin dışında tutmayı bizlere layık bulmayan
bu anlayışın art niyetini Edward Said’in “Şarkiyatçılık” adlı yapıtından da örnekler vererek sergilemeye çalışmıştım.

Atilla Güllü, Erich Jan Zürcher’in Ankara’daki bir konferansına dinleyici olarak katıldığını söyleyerek söz aldı… Kendisini dinlemiş ve konuşmasının bitiminde birkaç sorusu ve itirazı olmuştu. O’na yönelttiği soruların başında, neden kitabında ve konuşmasında kadın haklarıyla ilgili tek bir sözün de bulunmadığı, okuryazarlık oranlarının neden karşılaştırılmadığı olmuştu. Öyle ya, madem Osmanlı’nın son zamanlarında “modernleşme” yolunda büyük adımlar atılmıştı, Abdülhamit ve sonrasında Said-i Nursi de “gelenekçi” bir “modernist” idi. Bu konularda onlar ve Jürcher ne düşünüyordu?

“Modernite” kadın hakları ve halkın kültürel yaşam içindeki yeri, özellikle okuryazarlığı konuşulmadan değerlendirilebilir miydi? Cumhuriyet’in kadın hakları konusundaki tutumu ve okuryazarlıkla ilgili olarak, özellikle Köy Enstitüleri’nden sonra atılmış
dev adımları ortadaydı…

Atilla Güllü’nün soru ve itirazlarından sonra Zürcher susup kalmış, arkadaşımızın kendisi böyle bir şey beklemediği halde salondan alkışlar yükselmişti.

Birden, içimde kocaman bir boşluk oluştu. Yıllarca uğraşmıştım Anadolu Rönesansı adlı kitap için. Yüzlerce kaynak taramış, tarihsel belgeleri incelemiştim. Halk kültürü içindeki seküler öğeleri görmezden gelen, Şarkı ve ülkemizi yalnızca İslami, Arap-Fars derebeyi toplumu gibi, politikada koçbaşı olarak kullanılan din bezirgânlığı içinde göstermek isteyen anlayışı yerden yere vurmaya çalışmıştım. Bu adamlara ve onlara yardakçılık eden yerli aydınlarımıza göre, Sis Yaylası’nda tulum çalıp kadın erkek el ele, kol kola horona duran halkımız “gelenekçi” değildi.

Bizim geleneğimiz, bu işe “günah” damgasını vuran Samsun Müftüsü’nün iki dudağı arasında olmalıydı!

Ben de bu tatlı söyleşi sırasında onca emek verdiğim kitapta es geçtiğim cins ayrımcılığı ve kadın hakları konusundaki yavanlığımın farkına varmıştım.
Üç kişilikti toplantımız ama, yol göstericiydi, ufuk açıcıydı.

Her Salı, dağarcığımızdakileri paylaşmak umuduyla, sevgiyle…

Tüm dostlara selam olsun.

10 Eylül 2014, Alper AKÇAM

“Köy Enstitüleri Onurumuzdur” Etkinliklerinin 9.su Sincan’da

18Nisan2014Sincan

“Köy Enstitüleri Onurumuzdur” Etkinliklerinin 9.su Sincan’da

Koy_Enstitusu_Diplomasi
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi

“Köy Enstitüleri Onurumuzdur” etkinliklerinin 9.sunu Sincan’da, Eğitim – Sen ile birlikte yapıyor.

Dostları imeceye katılmaya
Köy Enstitülerini, günümüz ülke koşullarını, değişen nüfus ve üretim yapısını
göz önünde tutarak 
yaparak ve yaşayarak öğrenmeye, yarışıp birbirimizi ezerek, kapitalizme hizmet edecek seçkinleri ayırıp toplumun kalanını itaat ve
sadakaya muhtaç etmeye değil, 
yardımlaşarak, dayanışarak çoğalmaya, her günümüzü,
yaşamın her alanını örgütlemeye,  
barışa, kardeşliğe, hayatı iyiye, güzele,
yeniye doğru, 
el birliğiyle örmeye çağırıyoruz… 

Cuma Günü Sincan’dayız..

“Köy Enstitüleri Onurumuzdur” etkinliklerinin 9.sunu Sincan’da,
Eğitim – Sen ile birlikte yapıyor.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi

Dr. Alper AKÇAM
Başkan
portresi

 
brosur2K bildiri
brosur1K bildiri