Soner Yalçın : Kimse Var mı Orada ??

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/oda-tv-ile-dayanisma-gunudur/#more-62306
Soner Yalçın’a destek veriyorum.
AKP, birer birer tüm aydınlık ve muhalif odakları susturmak hatta yok etmek kararında.
Bu davranışı doğrudan HALKI İSYANA TEŞVİK tir..
Suçtur.. Demokrasi muhalefetsiz olur mu?
Bu çırılçıplak faşizmdir ve dünyada örneği görülmemiş biçimde koyu ve utanç vericidir.
Halkımız bu kuşatmayı da yarmasını bilecek ve sorumlularından hukuksal hesabını mutlaka soracaktır.
Bu akıldışı yola bir son verilmelidir.
AKP içinde, zerre kadar vicdanı olan herkesi, kendilerini gözden geçirmeye,
AKP’yi uyarmaya ve terk etmeye çağırıyorum.
Prof. Dr. Ahmet SALTIK
14.2.11, Ankara
====================================
1,5 yıl önce İLK KURŞUN Gazetes’inin çağrısına yukarıdaki yanıtı vermiştik.
Utancımız ve acımız içimize sığmayarak bir kez daha bu sözlerimizi yineliyoruz.
2 Ağutos 2012, Ankara
Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
AKŞAM YAZARI KÖŞESİNİ SONER YALÇIN’A BIRAKTI

Yaklaşık 2 yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Soner Yalçın,
bir meslektaşının köşesinden seslendi: “Kimse var mı orada?..” 30.07.2012

Akşam yazarı Serdar Akinan, köşesini bugün Oda TV davasının tutuklu sanıklarından
gazeteci Soner Yalçın’a bıraktı. İşte Yalçın’ın yazısı:

‘Kimse var mı orada?..’

Günde 17 saat su verilmeyen, 24 saat aydınlanma lambalarının açık olduğu ve
her anımın 2 kamerayla izlendiği cezaevindeki koğuşumda bazen kendimi bu sözü söylerken yakalıyorum:

‘Kimse var mı orada ?’

Yaklaşık 2 yıldır İstanbul’daki Silivri Cezaevi’nde tutukluyum.
Daha mahkeme ne kadar sürecek bilmiyorum.
Fakat ben şimdiden, unutuluşa mahkum edildim. Suçum büyük çünkü; düşünmek,
gezmek, gazetecilik yapmak.

Adım, Soner Yalçın. 47 yaşındayım ve 25 yıldır gazetecilik yapıyorum.
Türkiye’nin önde gelen bazı gazete ve TV merkezlerinde yöneticilik yaptım.
Son olarak Türkiye’nin önde gelen gazetesi Hürriyet’in yazarıydım. 12 kitap yazdım. Bunların hemen hepsi, 100-200 bin satarak beni ülkemin bestseller yazarı yaptı. Ayrıca odatv.com adlı haber sitesinin sahibiyim.

25 yıllık gazetecilik yaşamımda, Türkiye’deki faili meçhul cinayetleri,
devlet içindeki illegal örgütleri, çeteleri, mafyayı ve dinci cemaatleri
kaleme aldım.

Tarih çalışmaları yaptım.

Yazdıklarım nedeniyle ölüm tehditleri aldım; aylarca saklanmak zorunda kaldım
ama yine de korka korka hakikatleri yazdım.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu, devlet mafya ilişkilerini araştıran mahkemelerde tanıklık yaptım.

Gazetecilik kuruluşları dışında hiçbir derneğe, vakfa, siyasal partiye ve örgüte
üye değilim.

Ülkemde sadece mesleki kimliğimle tanınırım, siyasal kimliğimle değil.
Ve buna rağmen, 5 yıldır süren yargılama sonucu hala ortaya çıkarılamamış
‘Ergenekon’ adı verilen gizli bir örgütün üyesi olduğum iddiasıyla hapisteyim.

Peki delil olarak ne gösteriyorlar?

Sahibi olduğum odatv.com bilgisayarında devlet güvenliğini ilgilendiren
Word dosyalarının bulunması!

Bunlar bize ait değil, virüsle bilgisayarımıza gönderildi. Bunu Türkiye’nin
üç seçkin üniversitesi ile bir ABD bilişim ve siber suçlar şirketinden aldığımız bilirkişi raporlarıyla ispat ettik. (Bu virüsü, polis içindeki dinci bir
cemaat mensuplarının yaptığından şüphe ediyoruz.)

134 sayfalık iddianame aslında neyin yargılama konusu olduğunu ispat ediyor:
İddianamede, 361 ‘haber’, 280 ‘kitap-yazı’, 53 ‘köşeyazısı’, 26 ‘röportaj’
ve 5 ‘makale’ sözcüğü geçmektedir!

İddianamede, silah yok, bomba yok, cinayet yok, eylem yok.

Mahkemede hakimler bana sadece, ‘o haberi neden yaptınız’ veya ‘o röportajı niye yayımladınız’ sorusunu yöneltti!

İşte suçum bu: Soru sormak, gerçeği aramak, hakikati yazmak.
Yani, mesleğimi yapmak…

Türkiye’deki meslektaşlarım şeytani bir entrikayla hapse atıldığımı biliyor.
Fakat büyük çoğunluğu, cezaevine gönderilmemek, işsiz kalmamak için korkup gerçeği yazamıyorlar. Bu sebeple ben de size bu mektubu yazıyorum.

Benim ülkemde düşünce hala kötülüğün simgesi olarak görülüyor. Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor; sahte delillerle hapse atılıyor.

Bu mektubu size yazdım; çünkü siz benim ‘suç’ ortağımsınız. Nasıl mı:

Aydınlanmayı, özgür düşünceyi, akılcılığı sizden öğrendik biz Erasmus, Descartes, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, David Home, Kant, Marks, Weber, Sartre,
Camus değil misiniz siz?

Siz düşünce için canını veren Brunu değil misiniz? Siz Dreyfus’un yanında duran
Emile Zola değil misiniz? ‘Siz yanlış yaşam doğru yaşanmaz’ diyen Adorno
değil misiniz ?

Sevgili dostlar, evet siz benim ‘suç’ ortağımsınız!

Sizi harekete geçmeye çağırıyorum. Yalnız olmadığımı gösterin.
Sessizliğe mahkum edilişime son verin.
Sesim olun, kalemim olun.
Yıkın yalanlarla örtülü şu zindanın dört duvarını.

Yoksa…

Bu yine; toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasret; insani niteliklerimi kaybetmem için yoğun tecrit uygulanan cezaevindeki koğuşumda kendimle konuşmaya devam edeceğim:

‘Kimse var mı orada?..’

========================================================================

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/oda-tv-ile-dayanisma-gunudur/#more-62306

Soner Yalçın’a destek veriyorum.

AKP, birer birer tüm aydınlık ve muhalif odakları susturmak hatta yok etmek kararında.
Bu davranışı doğrudan HALKI İSYANA TEŞVİK tir..
Suçtur.. Demokrasi muhalefetsiz olur mu?
Bu çırılçıplak faşizmdir ve dünyada örneği görülmemiş biçimde koyu ve utanç vericidir.
Halkımız bu kuşatmayı da yarmasını bilecek ve sorumlularından hukuksal hesabını mutlaka soracaktır.
Bu akıldışı yola bir son verilmelidir.
AKP içinde, zerre kadar vicdanı olan herkesi, kendilerini gözden geçirmeye,
AKP’yi uyarmaya ve terk etmeye çağırıyorum.

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
14.2.11, Ankara

Yukarıdaki sözlerimi yineliyorum : 3 Ağustos 2012

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Atıklar, yaşama ciddi tehdit.. / Wastes, severe threat for life

Lütfen daha az atık üretelim, atıkları geri kazanım için ayrıştıralım.. Cam, metal, kağıdı öbür atıklardan ayrı toplayalım.. Doğa’nın yedekleri çoktan bitti. Ahmet Saltık, 1.8.12.
Atiklar_yasama_ciddi_tehdits

Sular kirli,

Hava kirli,

Toprak kirli,

Yiyecekler kirli,

İlişkiler kirli,

Soayal ahlak kirli..

Ve kapitalizm vahşi..

Doğa geri teper ve intikamını alır..

Bize sunduğu yaşam hakkını elimizden böyle geri alır..

Derhal SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM biçimine geçmeliyiz..

İlk adım, HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Çevreye en üst düzeyde saygı, en üst düzeyde tasarruflu yaşam!

Sevgi ve saygı ile.
1.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Baz istasyonları ve sağlık üzerindeki olası etkileri / GSM Base stations and potential effects on human health

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI :
ESAS NO : 2012/4-147
KARARNO : 2012/327
.. “Dava konusu tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi nedeniyle kamuya hizmet vermeyi amaçladığı tartışmasız ise de insan yaşamında tehlike yaratma ihtimalinin bulunması halinde insan yaşamına, sağlığına üstünlük tanınması gerekir. Başka bir deyişle; ‘Yaşama Hakkı’ en kutsal ve birincil hak olup tehdit altında olma şüphesi dahi diğer Anayasal haklardan önce gözetilmesi gereğini doğurur. Aksi halde yaşam hakkının tehlikede olduğu bir yerde diğer tüm temel hak ve hürriyetlerin hiçbir değeri kalmayacaktır.” (Dr. Ahmet Saltık, 31.7.12, www.ahmetsaltik.net)
Cumhuriyet Bilim Teknik 27.07.2012

İlginç SORULAR

Baz istasyonları ve sağlık üzerindeki olası etkileri

SORU 1: Baz istasyonu nedir?

YANIT 1: Kaynak: Ankara Tabip Odası ve TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası “Cep Telefonları ve Baz İstasyonları Merak Edilen Sorular ve Yanıtları” başlıklı rapor
Baz istasyonları, cep telefonu kullananların ses ve görüntü dalgalarını almalarını sağlayan düşük güçlü radyo istasyonları olarak düşünülebilir. Hücre bölgelerinin her birinde bir veya daha çok baz istasyonu bulunmaktadır. Hücresel terimi, kurulan
baz istasyonlarının hücre olarak tanımlanan bölgelere ayrılması nedeniyledir. Telefon kullanıcısı bir hücreden öbürüne yer değiştirdiğinde, hücresel çağrılar da baz istasyonundan baz istasyonuna aktarılmaktadır. Antenin güç düzeyine bağlı olarak baz istasyonları, makrosel, mikrosel ve pikosel olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Makroseller baz istasyon ağında ana yapıyı oluşturmaktadır. Genellikle 35 km. mesafeyle bağlantı kurabilmektedir. Mikroseller ana ağın etkinliğinin artırılması amacıyla kullanılmaktadır. Sınırları genellikle birkaç yüz metredir. Pikoseller ise genellikle binanın içine yerleştirilen birkaç wat güçte baz istasyonlarıdır.

SORU 2: Radyo frekans radyasyon nedir, kaynakları nedir?

YANIT 2: Radyo frekans ve mikrodalga (RF/MW) radyasyon, elektromanyetik alan yelpazesinde 300 KHz ile 300 GHz arasındaki frekans bandına karşılık gelmektedir.
Radyo frekans radyasyon kaynakları arasında radyo televizyon vericileri, elektronik haberleşme araçları, uydular ve uydu istasyonları, radarlar, tıpta kullanılan bazı cihazlar, mikrodalga fırınlar, endüstriyel ısıtıcı makineler, taşınabilir radyolar,
baz istasyonları ve cep telefonları bulunmaktadır.

SORU 3: Cep telefonları ve baz istasyonlarından yayılan Radyo Frekans ve Mikro Dalga (RF/MW) radyasyonunun biyolojik etkileri nedir?

YANIT 3: Radyo frekans radyasyon etkilenimlerine bağlı olumsuz fizyolojik etkiler “elektriksel ve/veya manyetik” alanlarla ilişkilidir. Ancak etkilenim altında kalan bireydeki örselenmeler bazı özgül organ ya da vücut bölümlerinin yüksek yerel ısınmaya yol açabilecek yeterince büyük miktarda enerji soğurmasına da (absorbe etmesi) bağlıdır. Cep telefonu sinyallerinin düşük dozda bile hem canlı hayvanlarda hem de hücre kültürlerinde DNA zedelenmesine yol açtığını gösteren araştırmalarla birlikte, bir etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.

Cep telefonunun yaydığı radyasyonun kanser oluşturma mekanizması henüz kanıtlanmamış olsa da, pek çok bilim insanının değerlendirmesinden geçmiş ABD dahil en az 7 ülkede yapılan çalışma sonuçlarına göre cep telefonundan yayılan radyasyonun DNA kırıklarına yol açabileceği gösterilmiştir.
========================================

Raporun tümüne www.ato.org.tr adresinden erişebilirsiniz. Hazırlanmasında Ankara Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu Üyesi olarak naçizane bizim de katkılarımzın olduğu raporu size birkaç gün önce sitemizde tanıtmıştık. Şimdi de bir özetine Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik ekinin yer verdiğini görüyoruz..

Bu gün sitemizde baz istasyonları hk.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararına da yer verdik..

İyi okumalar.. 31.7.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
www

Bravo Melike Demirağ! Silivri’de “Arkadaş” Şarkısı..

Bravo Melike Demirağ.. Ergenekon tutsakları ile insanca bir dayanışma sergilediği için.. Onlara, “yapabileceği” bir eylemle -şarkı söyleyerek- destek olduğu için.. Balbay, Özkan, Perinçek, Ersöz, Başbuğ vd. nin gençliklerinin “hit” parçası ile, çok anlamlı iletisi “ARKADAŞ” ile içtenlikle katkı verdiği için.. Enstrümansız, duru sesiyle ortalama 5 yıldır tutuklu yargılanan dostlarımıza (Sözde Ergenekon davası
12 Haziran 2007’de başlatılmıştı!) moral kaynağı olduğu için.. Biz de “Sağol Melike ARKADAŞ!” diyoruz.. Dayanın arkadaşlar, şafak patladı patlayacak.. 6. yılına girdi dava. Daha ne denli uzatacaklar? Duruşma sayısı 210ları aştı. Uzatmalar oynanıyor. Beden ve ruh sağlığınızı korumaya çaba gösterin. “Dışarıda” daha yapacak çok işimiz var.. AYDINLANMA Devrimini tamamlayacağız, günümüzün zalimleri yarasaları da aydınlatacağız.. AYDINLANMA kazanacak.
Ahmet Saltık, 31 Temmuz 2012, www.ahmetsaltik.net
Silivri’de Melike Demirağ’dan “Arkadaş” şarkısı

Ergenekon duruşmasını Silivri’de izleyen Melike Demirağ, sanıklarla ‘Arkadaş’ sarkısını söyledi. Şarkının ardından Mustafa Balbay, “Sizden bu şarkıyı dinlemek her şeye değerdi.” dedi. Tuncay Özkan ise “Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.” diye espri yaptı.

Cumhuriyet Haber Portalı / AA, 30.7.12

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri
Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 273 sanıklı Ergenekon davasının 211’inci duruşması başladı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu
43 tutuklu sanık katıldı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker’in de aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmaya, 27 Temmuz Cuma günü tanık olarak ifadesi alınan Turgut Büyükdağ’ın soruları cevaplamasıyla devam ediliyor. Duruşma salonunda Demirağ’dan ”Arkadaş” şarkısı

Bu arada, CHP İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan ile tiyatro oyuncusu Füsun Erbulak ve sanatçı Melike Demirağ da duruşmayı izleyenler arasında bulunuyor.

Duruşma başlamadan önce sanıklardan Mustafa Balbay’a seslenen Melike Demirağ, “Mustafa Bey bir şarkı söylemek istiyorum.” dedi.

“Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.”

Balbay’ın çevresindekileri susturmasından sonra Demirağ, “Arkadaş” şarkısını söyledi. Demirağ’ın şarkıyı söylediği sırada bazı sanıkların mırıldanarak eşlik ettiği görüldü.
Şarkı bittiğinde salonda bulunanlar alkışlarken Mustafa Balbay da, ”Sizden bu şarkıyı dinlemek her şeye değerdi.” dedi. Tuncay Özkan ise “Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.” diye espri yaptı.

Duruşmayı izlemeye gelenlere, davanın gidişatına ilişkin görüşlerini anlatan Balbay,

“Hukuku, kuralların dışına çıkmadan hep beraber arayacağız. Ben umudumu yitirmedim. Yargılamayı işkence haline getirdiler. Biz buna karşı çıkıyoruz.” dedi.

“Uzun tutukluluk olayı çok insafsız bir şey.”

Duruşmaya verilen öğle arasında Silivri Ceza İnfaz Yerleşkesi’nden ayrılırken basın mensuplarının sorularını cevaplayan sanatçı Melike Demirağ, bazen insanın beyninde
bir şeyler olduğunu ama bir türlü harekete geçemediğini söyledi.

İnsanın özgürlüğünün elinden gitmesinin ne demek olduğunu bildiğini, dört duvar arasında olması bile 11 yıl ülkesinden ayrı yaşamak zorunda kaldığını anlatan Demirağ, 12 Eylül döneminin geçtiğini düşündüklerini ama kalıntılarının hiçbir şekilde geçmediğini söyledi. Mahkemeye ilk defa geldiğini vurgulayan Demirağ şöyle konuştu:

“Mahkeme üzerine bir şey söylemek istemiyorum ama Mustafa Bey’in, Tuncay Bey’in bakışlarındaki o mutluluk o sevgi, bir dostu, bir arkadaşı görmenin verdiği güç ve bakışları beni çok mutlu etti. ‘Eli kanlılar için mi gidiyorsun?’, ‘Onlar için yazı yazanlar için mi?’ diye. Halbuki ben, çok uzun tutukluluk dönemlerinde insanların ailelerinden kendilerinden dünyadan koptuklarını ve uzun tutukluluk olayının çok insafsız bir şey olduğunu vurgulamak ve destek vermek için burada bulunuyorum. Görüş benim için hiç önemli değil şu anda. Yıllardır burada tutuklu bulunan ama hüküm giymemiş insanların hangi görüşten olursa olsun tabii ki şiddete başvurmamış olanlarından bahsediyorum.
Onların bu kadar uzun süre burada olmaları, benim ve bütün kamuoyunun vicdanını yaralıyor.”

Bir anne olarak, bir insan olarak, bir sanatçı olarak insani bir destek vermek için geldiğini kaydeden Demirağ, tutuksuz yargılanmanın doğru olduğunu düşündüğünü vurguladı.
Demirağ, “Elbette ki herkes tutuklanmalı, bugün genelkurmay başkanı tutuklanmalı, bugüne kadar askerler tutuklanamamıştı. Askerlerin tutuklanmasına hiç karşı değilim çünkü bu ülkenin çok ciddi bir geçmişi var. Elbette ki yapılan bir sürü şeyin yargılanması gerektiğine inanıyorum. İnanıyorum ama gerçek hükmü vermeden evvel yani kaçmayacak delileri yok etmeyecek insanların tutuklu yargılanmalarını da doğru bulmuyorum. Burada olmamın nedeni insanların yargılanmalarına karşı değilim, tutuklu yargılanmalarına karşıyım.” diye konuştu.

Demirağ, “Arkadaş şarkısını tüm sanıklar için mi Mustafa Balbay için mi söylediniz?” şeklindeki soruya da şöyle yanıt verdi:

“ (Arkadaş) şarkısını eli kalem tutmuş, kalemleriyle bir şeyler söylemeye çalışmış insanlar için söyledim. Onun dışında zaten bütün davaya vakıf değilim ama içerde olan hiçbir tanesi hükümlü değil şu anda. Yani herkes şu anda daha hüküm giymemiş, herkes masum. Ben birebir birilerine değil, bu şarkının, gördüğüm kadarıyla hepimiz bir insan kardeşiz. Dolayısıyla (Arkadaş) şarkısı insanları birleştiren bir şarkıdır. Dolayısıyla oradaki insanlara bir ümit olsun, bir güzel bir duygu olsun, geçmişten bir arkadaşlarının şarkılarını duysunlar diye söyledim. Hep de söylemeye devam edeceğim.”

“Arkadaş şarkısı darbe mağdurlarının sahip çıktığı şarkıydı. Burada da darbe teşebbüsünden yargılanan kişiler var.” şeklindeki hatırlatma üzerine de Demirağ şöyle konuştu:

“Darbe yargılaması yapılıyor ama darbeciler dediğiniz insanlar hüküm giymediler. Yani henüz şu anda bitmiş bir şey yok. Tabii ki darbecilere şarkı söylemeyeceğim. Ben darbecilere karşı söyledim şarkımı yıllarca yurt dışında. 12 Eylül askeri rejimine karşı başımız dik şarkılarımızı söyledik. Benim için hüküm giymemiş herkes masum. İçerdeki şarkımı sadece umut bekleyen, adaleti bekleyen insanlar için söyledim.”

Uzun tutukluluk yaşanan başka bir davayı takip edip etmediği sorulan Demirağ,
daha önce başka bir davaya gitmediğini söyledi. Uzun zamandır bu günü planladığını, gerçekleştirdiğini ve huzur bulduğunu söyleyen Melike Demirağ,

“Tabii ki işlenmiş bir suç varsa, suçlarının ispatı varsa insanlar tutuklanabilir, yargılanabilir ama şu anda esas hedef tutuksuz yargılanmaktır. İnsani duruş da bunu gerektiriyor. Ben de bir sanatçı, bir arkadaş, bir anne olarak kamu vicdanını temsilen buradayım.” diye konuştu.

Duruşmada düzeni bozanların saptanmasınz karar verildi

Ergenekon’ davasında 27 Temmuz Cuma günkü duruşmada düzeni bozanların saptanarak haklarında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmada, Turgut Büyükdağ’ın soruları cevaplamasının ardından gizli tanık “İlkadım”ın dinlenilmesine geçildi.

Gizli tanık “İlkadım”, köy korucusu olarak çalıştığı dönemde bir takım olaylara
şahit olduğunu kaydederek, 1993-1994 yılları arasında Cengiz Sonay ve bazı kişilerle birlikte Habur’a gittiklerini, sınırdan iki kişinin geçtiğini, bunların ellerinde çantalar olduğunu kaydetti. Bu kişilere ateş açtıklarını, çatışma çıktığını, iki kişinin ölmesi üzerine yanlarındaki çantalara baktıklarında dolar dolu olduğunu gördüklerini belirten “İlkadım”, kendisinin telsiz anonsuyla üstlerine haber verdiğini, yanında bulunan diğer kişilerin bundan rahatsız olduklarını anlattı.

“İlkadım”, jandarma komutanlığına götürülen paraya ilişkin tutanak tutulmadığını,
paranın bir şekilde yok edildiğini savundu. Davanın sanıklarından Levent Ersöz’ün yasa dışı pek çok uygulamasının olduğunu savunan “İlkadım”, Cemal Temizöz’ün de her evden bir kişiyi aldığını, 15-20 gün sorguladıktan sonra bu kişileri ortadan kaldırdığını söyledi.

“İlkadım”ın ifadesi sırasında zaman zaman rahatsızlandığını belirtmesi üzerine, duruşmaya kısa aralar verildi.

Daha sonra mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından hazırlık aşamasındaki ifadesi okunan ”İlkadım”, bu ifadelerinin doğru olduğunu, ekleyecek
bir şeyi bulunmadığını bildirdi.
Gizli tanık “İlkadım”ın ifadesinin alınmasına ara verildiğini belirten Başkan Özese,
tutuklu sanıklardan emekli Albay Dursun Çiçek’in, 27 Temmuz 2012 tarihinde duruşmaya çıkan mahkeme heyeti başkanı Hüsnü Çalmuk ile üye hakimler Ercan Fırat ve Nihat Topal’ı reddettiğine ilişkin mahkemeye dilekçe verdiğini bildirdi.

Başkan Özese, Çiçek’in mahkemeye bugün sunduğu dilekçesinde, tarafsız ve bağımsız yargılama yapılana kadar duruşmalara katılmayacağını bildirdiğini de kaydetti.
Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, Çiçek’in reddi hakim talebinin soyut içerikli olduğu ve bir hakimin tarafsızlığını kuşkuya düşürecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddini kararlaştırdı.

27 Temmuz Cuma günkü duruşma düzenini bozan kişilerin tespit edilerek haklarında
suç duyurusunda bulunulmasına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı yarına bıraktı.

==================================================
29 Ekim 2003’te, Ankara DTCF Farabi salonunda CUMHURİYET KARŞITLARI panelindeyiz..
Sağımızda Prof. Dr. Alpaslan Işıklı ve Doç. Dr. Çağrı Erhan, solumuzda ise rahmetli Prof. Dr. Türkan Saylan ve sevgili Mustafa Balbay.. 2 tıbbiyeli, 2 mülkiyeli ve 1 de gazeteci..

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.. miş..

Bodrum’da eski ARGE’ler..

Prof. Dr. Selçuk Erez
Cumhuriyet Dergi 29.07.2012

Prof. Dr. SELÇUK EREZ

Bodrum’da eski ARGE’ler

Bu günlerde, “İstanköyaltı Bodrum” başlıklı kitabımı, üçüncü baskısı için gözden geçirmekteyim. Bazı konuları hatırladım:

Bodrum’un eski süngercilerinden Ali Cengiz anlatmıştı:

– Gangava nedir? Eskiden süngerciler, denizin dibine dikdörtgen kesitli demir çerçeveye bağlı bir ağ indirip çekerlerdi. Denizin dibi genellikle dümdüz olmadığından bu çerçeve, çoğu kez dibe tam oturmazdı. Biz gangavanın çerçevesinin altına gevşekçe bir zincir gerdik ve ağın altını bu zincire bağladık. Böylece, alttaki zincir,
her türlü araziye uyduğundan verim yüzde yetmiş arttı.

Çevresindekilerden farklı düşünebildiğinden “Gâvur” olarak anılan Ali Reis ile Ali Cengiz, dalgıç makinesinde de önemli bir değişiklik yapmışlar:

– Eskiden dalgıçlara hava veren pompa, iki kişi tarafından elle çalıştırılırdı. Belli derinlikten sonra hava basmak çok güçleşirdi. Yunanlılar, bu işi, tekneye ikinci bir motor ekleyerek halletmişlerdi. İkinci bir motor edinmek, masrafa yol açıyordu.

Biz, hava basma sistemini, geminin asıl motorunun kasnağına bir ekleme yaparak buraya sarılacak ikinci bir kayışla çalıştırmayı düşündük. Sonuç, başarılı oldu. Artık hem ikinci bir motorun alınması gerekmedi,
gider de kısılmış oldu.

Böyle önemli araştırmaların ve geliştirmelerin (ARGE’lerin) gerçekleştirildiği Bodrum, nasıl bir Bodrum’du? Henüz turistlerce keşfedilmemiş, mavi yolcularca istila edilmemiş fakir bir kasabaydı.
Durumunu bir dörtlük iyi anlatır: “İstanköy altı Bodrum-İki dükkân bir fırın-peynir ekmek yiye yiye-kalmadı
ağız burun.”

Türkiye’de ARGE’ye ne kadar az yatırım yapıldığını, yeterince ARGE olmadan da- birilerinin ikide birde iddia ettiği gibi büyük ve önemli bir devlet olamayacağımızı, gelen geçenin, hatta Irak Başbakanı’nın bile posta koyduğu bir ülke olarak kalacağımızı biliyoruz.

ARGE nasıl yapılır, kim yapar, nerede yapar bunu?
ARGE, imam kökenli müdür atadığımız kurumlarda değil, araştırmaya yatkın kafa yapısına sahip insanlara fırsat verilen yerlerde yapılır. Aklı, ambargolarla engellenmemiş, kafası dünyaya açık kimselerce yapılır.
Bu insanları, ikibin kişinin yaşadığı fakir mi fakir bir kasabaya bıraksanız bile onlar işte böyle ne yapar yapar ARGE’nin dikalasını yaratırlar! l

www.selcukerez.com

=====================================

Teşekkürler Selçuk hocam, 30.7.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net