HALK KÜLTÜRÜNDE AĞITLAR

Konuk yazardan kitap tanıtımı..
Mustafa AYDINLI

HALK KÜLTÜRÜNDE AĞITLAR

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ağıtlar geçmişten geleceğe halk kültürümüzün bir parçasıdır. İslamiyet öncesinde toplumun önde gelen ve sevilen kişilerin ölümü üzerine söylenen şiirlere SAGU denilmekteydi. Sagular Türk Halk şiirinde AĞIT temalı şiirlerin temelini oluşturmaktadır. Ağıtlar Türk halk şiirinde önemli bir yere sahiptir. Televizyon, internet gibi iletişim kanallarının olmadığı dönemlerde başlı başına kültürel etkinlik olarak kullanılan bir yazın türüydü. Elli yaş üzeri pek çoğumuz bilir ve anımsarlar ki ağıtlar destanlara dökülür, destanlar pazarlarda sesli olarak okunarak satılır. Pazara gelen halk tarafından önemli ilgi görür ve alınırdı. Pek çok köy evinde bu destanlardan, aynen halk hikayeleri kitapları gibi birkaç tane bulunurdu. Soğuk ve uzun kış geceleri bu kitaplar ve destanlar okunurdu.

Ağıtlar yalnızca önemli ve sevilen bir kişinin ölümü veya dramından ibaret değildi. Aynı zamanda toplumsal ve doğal olaylar da destanlaştırılabilir, ağıtlar yazılabilirdi. Deprem, dolu yağması, kuraklık, sel gibi toplumu etkileyen ve kötü sonuçları olan olaylar karşısında ağıtlar yazılabilmektedir. İletişimin zayıf olduğu dönemlerde ağıtlar ve destanlar üzüntünün belirtilmesi ile birlikte bir tür ve haber duyurma özelliği de taşımaktaydı. Destan satışları hem bir sektör, hem iletişim kaynağıydı. Toplumların sosyo- ekonomik, kültürel ve iletişim kanallarının değişimi ile birlikte Kültürel etkinlikleri de doğal olarak değişmektedir. Destanlar fiziksel olarak tümüyle yok olmuş gibi gözükse de ağıt nitelikli yazında konusuna göre rastlamak olasıdır. Örneğin Mustafa KEMAL için binlerce ağıt yazılmasına karşın, ozanlık yaşamına başlayan pek çok yeni halk ozanları bu geleneği sürdürebilmektedir. Yine Deniz GEZMİŞ ve arkadaşları için, Uğur MUMCU için yazılan ağıtlar, İbrahim KAYPAKAYA için annesinin yazdığı ağıt, belleklerimize en çok yer etmiş olanlardır. Pek çoğunun da bestelenerek okunduğuna sık rastlıyoruz.

Daha önce halk ozanı olarak şiirleri ile tanıdığımız Hasan KORKMAZ’ı (Korkmazi) bu kez bir araştırmacı olarak görüyoruz. Uzun emekler sonucu ÖYKÜLERİYLE ÇORUM YÖRESİ AĞITLARI kitabını ortaya koymuş. Kitap, Kültür Ajans tarafından basılmış. Yöresel anlamda önemli bir kültürel boşluğu gidermiştir. Bu övülmeye değer bir kültürel çalışma ve hamaratlıktır. Geleceğe duyulan kültürel sorumluluktur. Kim bilir pek çok yörenin ne çok ağıtları – destanları vardı. Fakat bir Hasan KORKMAZ’ı yoksa hepsi yok olup gidiyor. Arşivlere giremiyor. Gelecekteki araştırmacıların eline bir rehber verilemiyor. Bizi biz yapan değerler de silinip gidiyor.

Kitaba önsöz yazan Sayın Prof Dr. Hayrettin İVGİN “Türk halk şiirinin ve türkülerin ana kaynağı ağıtlardır. Şuna inanın, özellikle türkülerin sözlerine bakın, büyük oranda ağıt parçalarıdır. Ağıtların derlenmesi toparlanması bir araya getirilmesi önemlidir. Önemlidir çünkü bu parçalar, bizim kaynağımızdır. Literatürümüzdür.” diyor.

Yine ülkemizin saygın şair ve yazarlarından sayın Can YOKSUL kitap için şöyle diyor : “Ağıtlar insanların dünyaya gelişiyle başlar. Ölünceye dek sürüp gider. Her toplumun kendisine özgü ağıtları olduğu gibi insanların, öbür canlıların da kendine özgü ağıt biçimleri vardır. Yalnız insanlar değil, birçok hayvan da ağlarken gözyaşı döker. Kesilen bir ağacın koparılan bir bitkinin de ağıdı kendine özgüdür.”

Tarihin en eski boylarından olan Türklerin başından hep destansı olaylar geçmiştir.

Acıyı, sevinci, mutluluğu, mutsuzluğu iç içe yaşamıştır. Bitip tükenmeyen göçler, doğal yıkımlar (afetler), savaşlar, kıtlıklar ve ölümler vardıkları coğrafyada hep ağıt olarak dile gelmiştir.  Ağıtlar yalnız bir kişinin, bir ailenin değil, bütün toplumun yüreğinin sesidir.’’

Ağıtlar bir yürek burkulması, titremesi sonucu oluşan duyguların dizelere dökülmesi, hatta sazla – sözle destanlaşmasıdır. Ağıt yazmak yerine, ağıt yakmak deyimini kullanıyoruz. Bu, Türk halk ozanlarına özgü bir terimdir. Yanmayan yürek ağıtı nasıl yakıp tutuşturabilir. Yanmayan yüreğin alevi olmaz ki, ağıtı yakabilsin.

Dileriz ki hiçbir canlı ağıt yakılacak duruma düşmesin.
===============================================
Dostlar,

Bu önemli kültür hizmetini bize ulaştıran dostumuz, sitemizin konuk yazarlarından Sn. Mustafa Aydınlı‘ya teşekkür ederiz. Sn. Aydınlı bu kitabı okuyarak bize özetleyip tanıtıyor. Bir o denli teşekkürümüz de elbette bu kültür kaynağını derleyip yazan Sn. Hasan Korkmaz‘a.

Ağıt sürecinin ve kavramının sosyo-ekonomik, kültürel, antropolojik.. tarihsel boyutlarını somut örnekleriyle irdeleyen yapıtın okunmasını, okutulmasını dileriz..

Uzamış yas sendromu” Psikiyatride iyi bilinen bir sorundur. Kerbela‘ya ne demeli? 1380+ yıldır insanlar Hz. Muhammet’in soyu olan Hz. Hüseyin ve ailesine (Ehli Beyt’e) Kerbela’da yapılan tarifsiz zulmü ve katliamı unut(a)mamakta ve yasını, Muharrem orucunu tutmaktadır.

Elbette asıl olan bu tür insanın insana – doğaya – hayvanlara zulmünü / şiddetini önlemek, en aza indirmektir. Bu bağlamda erdem eğitimi insanlara verilmeli ve değerler kazandırılmalıdır. Dolayısıyla insan davranışında şiddetin en ağır derecesi olan zulmün ve savunma – tepki aracı olan AĞIT kurumunun tüm boyutlarının bilimsel araştırmalarla aydınlatılması gereklidir.

Yakın tarihimizde, 1980’ler başında Çorum’da Alevi kardeşlerimize dönük ölçüsüz vahşet ve yüzü aşkın savunmasız insanın hunharca öldürülmesi belleklerden haklı olarak silin(e)memiştir.. Dolayısıyla uzayan yas sendromunu, insanların çok ağır örselenmeleri (travmaları) belleklerinden uzun yüzyıllar sonra bile silemeyişlerini  doğal ve insancıl karşılamak olanaklıdır ve gereklidir. Mazlum ve savunmasız insanlar Devletten bile can güvenliği sağlayamadıklarında, bir tür ortak (kollektif) savunma – dayanışma refleksi olarak, yaşadıkları örselenmeleri unut(a)mayarak uyanık kalma zorunluğu duyumsamakta, içlerine kapanmakta ve şizoid – introvert (içe dönük) tutum ve davranışlar geliştirebilmektedirler.

Bu olgu öte yandan, toplumsal kaynaşmaya, bütünleşmeye hatta Uluslaşmaya ciddi engeldir.

Mustafa Kemal Paşa gene yol gösteriyor 100 yıl öncesinden :

  • YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
  • YAŞAMDA EN GERÇEK YOL GÖSTERİCİ AKIL VE BİLİMDİR..

Dileriz bu Ulus bir daha, şanlı Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı gibi görkemli yapıtlarına gerek duymasın.. İnsanlık da..

Sevgi ve saygı ile. 25 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ULUSAL KAHRAMANIMIZ BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY UNUTULMAMALI


Dostlar
,

Yozgat – Boğazlayan Kaymakamı yurtsever insan Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da Vahdettin döneminde adeta yabancılara kurban gibi, diyet olarak sunulmuştur.
Bir ülke, bir halk Bağımsızlığını yitirdiğinde, sizden yurtseverlerinizi kurban etmenizi bile dayatabilirler. Kaymakam Kemal Bey’in dramı da bu acı olgunun bir örneğidir.
10 Nisan 2015’te olayın üzerinden 95 yıl geçmiş oldu.

Görülüyor ki, Tarih ve “Devlet aklıyla yönetilen toplumlar” bu tür örselenmeleri (travmaları) unutmuyor ve kolay kolay da bağışlamıyorlar. Bu tarihsel – toplumbilimsel gerçeklik bilinen çevrelerce olabildiğine kötüye de kullanılıyor.
Bu tür acı olaylar özellikle tezgahlanarak “toplumsal ayrışma” tohumlanıyor..
Bu olgunun insanlık tarihinde en tipik örneği belki de KERBELA KIRIMI‘dır! Aradan 1376 yıl geçmiştir ve Dünyada hatırı sayılır bir kitle, milyonlarca Alevi – Şii, her yıl Muharrem ayında Peygamberin ailesini (Ehl-i Beyt) katleden Muaviye – Yezit geleneğini lanetlemekte ve 12 gün boyunca (Hz. Hüseyin ve yanındaki 71 kişinin çölde tutsak alınıp susuz – aç bırakılarak kırıldığı süre) yas tutmaktadır.

“Travma sonrası gerilim bozukluğu” (Post traumatic stress disorder)
bin yılı aşkın bir süredir, uzamış yas sendromu olarak yaşanmaktadır.

Toplumsal barış gerçekten isteniyorsa, kitlelerin vicdanını yaralayarak
isyan ettirecek, toplumsal adalet duygusunu yıkacak eylemlerden kaçınılmalıdır.

Bu yaraları sarmak çok ama çok zor olmaktadır. Bu bağlamda Anadolu İhtilalcileri, bu yarayı da sarmaya çabalamışlardır. Yüce Atatürk, ULUSAL KAHRAMANIMIZ  BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’in saygınlığını geri vermiş (iade-i itibar) ve 3 çocuğuna vatana hizmet gerekçesi ile aylık bağlanmasını sağlamıştır

Tarihten ders almayı = bilimsel çıkarımlar yapmayı mutlaka öğrenmek zorundayız.
Böyle yaparsak geleceği daha başarılı öngörebilir ve benzer yanlışlardan sakınırız. Ülkede ve Dünyada Barışı ve esenliği kurmada Tarih, okumasını bilirsek çok yararlı.

Sevgi ve saygı ile.
10 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

ULUSAL KAHRAMANIMIZ
BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY UNUTULMAMALI

Bogazliyan_Kaymakami_Kemal_Bey

 

 

 

Osmanlı hükümetince emperyalist ülkelere hoş görünmek için,
“tehcir” (zorlamalı göç) sırasında Ermeni halkının ölümünden sorumlu tutulan
Yozgat – Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey, 1919’da düzmece bir mahkeme ile yargılandı ve 10 Nisan 1919’da adaletsiz biçimde idam edildi.

Ulusun Şehidi Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey unutulmamalıdır, unutmadık.
Ulusun Şehidi Kemal Bey, idam sehpasının önünde son sözü sorulduğunda
halka şunları söylemişti :

  • “Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. 
    Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir.
    Sizlere yemin ederim ki, ben masumum.
    Son sözüm bugün de budur, yarın da budur.
    Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. 
    Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet!
    Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum.
    Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır.
    Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin.
    Borcum var, servetim yok, üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum.
    Yaşasın Millet…”

Not           :
Yoğunluğumuz nedeniyle bu yazı birkaç gün gecikti,
izleyicilerimizin hoşgörüsünü diliyoruz..