Kamu Hastane Birlikleri Modelinin İflası ve Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yapısında Değişiklikler

Kamu Hastane Birlikleri Modelinin İflası ve
Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yapısında Değişiklikler

TTB Tıp Dünyası, Ekim 2017
http://www.tipdunyasi.dr.tr/2017/10/kamu-hastane-birlikleri-modelinin-iflasi-ve-saglik-bakanligi-teskilat-yapisinda-degisiklikler/

raşit tükel muayenehane ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Raşit TÜKEL
TTB Merkez Konseyi Başkanı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

AKP, iktidara gelmesinin hemen ardından, “Kamu Reformu” olarak adlandırılan  Kamu Yönetimi, Mahalli İdareler ve Kamu Personel yasa tasarılarını içeren bir paket hazırladı. Bu paket, Bakanlıkların yapısını, bağlı ve ilgili kuruluşları, taşra örgütlenmelerini, yetki ve görev dağılımını düzenleyen hükümlerle, devletin örgütlenmesine yönelik önemli değişiklikler içermekteydi. IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası sermaye örgütlerinin yönlendirmesiyle gündeme gelen bu tasarılar, AKP iktidarının, kamunun rolü ve yapısını yeniden belirlemek ve devletin küçültülmesi anlayışını yaşama geçirmek için attığı birer adımdı.

“Sağlık işletmesi” modeline geçişi sağlamaya yönelik ilk hamle, “Kamu Reformu” olarak tanımlanan düzenlemelerin bir parçası olarak gündeme geldi. Önce 2013 Aralık ayında “Sağlık Kanunu Tasarısı Taslağı” hazırlandı. Ardından, 15 Temmuz 2004’te, ilk adı “Kamu Yönetimi Temel Kanunu” olup kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasının temellerinden biri olan 5227 sayılı “Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun”, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Yasanın sağlık alanını ilgilendiren bölümü, Sağlık Bakanlığı’nın taşra örgütünün ortadan kaldırılıp sağlık hizmeti sunumunun İl Özel İdareleri aracılığıyla piyasaya devredilecek olmasıydı. Söz konusu yasa, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilerek yeniden görüşülmek üzere Meclise geri gönderilmesinin sonrasında kadük oldu.

Böylece, sağlığın kamusal bir hak olmaktan çıkartılıp sağlık alanının ticarileştirilmesi olarak
ifade edebileceğimiz; devletin sağlık hizmet sunumundaki rolünün daraltılarak hizmet alımına yönelmesi, hastanelerin işletmeye dönüştürülmesi, sağlık çalışanlarının iş güvencesiz ortamlarda çalıştırılması doğrultusundaki ilk adımlar atılmış oldu.

Başarısız olan önceki iki girişimin ardından, sağlık işletmesi modeli, 2007 yılı Mart ayında TBMM’ye sunulan “Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı” ile öncekine göre farklı bir yapılanma içinde yeniden gündeme getirildi. Kamu hastaneleri için önerilen yeni modelin hedefi, Sağlık Bakanlığına bağlı 2. ve 3. Basamak sağlık kurumlarını özerk statüdeki “Kamu Hastane Birlikleri” (KHB) çatısı altında yeniden yapılandırmaktı. Tasarıya göre, Birliklerin Bakanlıkla ilişkisi “ilgili kuruluş” statüsünde olacaktı. Birliğin karar organı olan Yönetim Kurulunun; ikisi İl Genel Meclisi, biri Vali, ikisi Bakanlık, biri de Sanayi ve Ticaret Odasınca belirlenen üyeler ve İl Sağlık Müdüründen oluşması öngörülüyordu.

Özerk Sağlık İşletmeleri Olarak KHB’ler

Sağlığın ticarileştirilmesinin bir sonraki adımı, 2 Kasım 2011’de 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile geldi. Bu düzenlemeyle, Sağlık Bakanlığı yeniden yapılandırılıp sağlık hizmeti üreten bir kurum olmaktan çıkartılarak genel sağlık politikalarının belirlenmesi, eşgüdümü ve sağlık piyasasının denetim ve düzenlenmesinden sorumlu bir birim durumuna getirilmiş oldu. Bakanlık sadece acil durum ve afet hallerinde sağlık hizmetlerini planlamak ve yürütmekle yükümlü kılınmıştı. Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin sunumu “bağlı kuruluş” olarak tanımlanan Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna, 2. ve 3. Basamak sağlık hizmetlerinin sunumu ise bir başka “bağlı kuruluş” olan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bırakılmıştı. Yeni yapılanmada, kamu hastanelerinin piyasa işleyişine uygun olarak hizmet üretip satan, gelir getirici işletmelere dönüştürülmesi amaçlanmıştı. Böylelikle, Bakanlık bünyesindeki sağlık kuruluşları, ayrı tüzel kişiliğe sahip ve idari yönden özerk olan sağlık işletmeleri konumuna getirildiler.

663 sayılı KHK’ya göre, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu il düzeyinde CEO olarak da adlandırılan Genel Sekreterlerin yönettiği KHB’leri kurarak işletecekti. Birlikler 1’den çok ili kapsayabileceği gibi, aynı ilde 1’den çok Birlik de kurulabilecekti (AS: örn. Ankara’da 3 KHB kuruldu). Birliğe bağlı her hastane, hastane yöneticisi tarafından yönetilirken, başhekimler hastane yöneticisine bağlı olarak çalışacaklardı. Yeni yapılanmada Sağlık Müdürlüklerinin görevleri acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesiyle sınırlandırılmıştı.

KHB’lere çoğunluğu yönetici olan 10 300 sözleşmeli kadro tahsis edildi. Yöneticilerin ücretlerinin büyük bölümü hastane döner sermaye gelirlerinden karşılanacaktı. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun önemli gider kalemlerinden biri, sözleşmeli olarak çalışan yöneticilerin yüksek ücretleri oldu.

694 Sayılı KHK ve Piyasacı Sağlık Politikalarıyla Gelinen Nokta

25 Ağustos 2017’de RG’de yayımlanan 694 sayılı KHK, Sağlık Bakanlığı örgüt yapısında yeni değişiklikler getirdi. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,
“bağlı kuruluş” olmaktan çıkartılarak merkez teşkilatında Genel Müdürlük haline dönüştürüldüler. Kamu Hastaneleri Birlikleri yapılanmasına son verildi. Sağlık Bakanlığı taşra örgütü, yeniden İl Sağlık Müdürlüğü çatısı altında toplandı. Hastaneler, 2011 öncesinde olduğu gibi başhekimlerin yönetimine bırakıldı. Sözleşmeli çalıştırma ise, İl Sağlık Müdürlerini içerecek şekilde yaygınlaştırıldı.

663 sayılı KHK ile getirilen, kamu sektörünün esneklik, verimlilik, maliyet etkinlik, kârlılık gibi kavramlar üzerinden neo-liberal politikalara uygun biçimde yeniden yapılandırılması sürecinin sağlık alanına ait bölümüydü. Hastanelerde gelirlerin artırılması çabaları içinde, tüm sağlık çalışanlarının hasta döngüsünü artırmaya odaklanması istendi. Hekimlerin muayene için ayırdıkları süre kısalırken tetkik sayısı arttı, hastanede yatış süreleri kısaldı. Tetkik ve tedavi süreçlerinde, tıbbi gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Tüm bunların bir sonucu olarak da sağlık hizmetlerinde nitelik giderek düştü.

KHB’ler esas olarak kâr elde etmeye yönelik kurumlar olarak yapılandırılmıştı. KHB’lerin yerine getireceği hizmetlerin finansman yolu ise, üretilen hizmetler karşılığında elde edilecek gelirlerdi. Bu gelirler de ağırlıklı olarak Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) alınacak geri ödemeler ve hastaların cepten ödeyecekleri katkı paylarından oluşuyordu. Öte yandan, yalnızca 2016’da 20.6 milyar liralık açık verdiği bilinen SGK, 10 yıldır Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarını artırmıyor ve sağlık hizmeti üretme maliyetlerinin çok altındaki değerlerde geri ödeme yaparak kamu hastanelerini adeta iflasa sürüklüyordu.

Kamu hastanelerinin finansal durumu, Sayıştay’ın raporlarında da açık olarak ifade edilmeye başlandı. Sayıştay’ın 2016’da yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin
çok ciddi bir borç yükü altında oldukları
, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri,
aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtiliyordu. Raporda ayrıca,
Sağlık Bakanlığı hastanelerinde döner sermaye bütçesi uygulamasının kaldırılarak, merkezi yönetim bütçesinin esas alınması önerilmekteydi.

Sonuçta, KHB modeline geçildikten sonra, çok değil birkaç yıl içinde, sağlık hizmetlerinde giderek düşen nitelik “müşteri memnuniyeti” üzerine kurulu bir yaklaşımla gizlenmeye çalışılırken, kamu hastanelerinin döner sermayelerinin iflas ettiği Sayıştay raporlarıyla gözler önüne serilmiş oldu.

  • İflas eden yalnızca kamu hastanelerinin döner sermayeleri değil, aynı zamanda piyasacı sağlık politikalarıydı.

Sağlık Alanında Toplumun Gereksinimi Olan Düzenlemeler Yapılmalıdır!

Son düzenlemelerin açık bir biçimde Sağlıkta Dönüşüm Programının başarısızlığını gösterdiğini söyleyebiliriz. Hükümet, iktidara gelmesiyle birlikte çalışmalarına başladığı ve 2011’de 663 sayılı KHK ile yaşama geçirme olanağı bulduğu verimlilik, maliyet etkinlik, nitelik yönetimi gibi neo-liberal yönetim biçimlerini temel alarak oluşturduğu “özerk” sağlık işletmesi modelini terk etmek zorunda kalmış; bağlı kuruluşlar yerini Bakanlık bünyesinde oluşturulan
Genel Müdürlüklere bırakmıştır. Başka bir anlatımla, sistemin özüne dokunulmadan sağlık kuruluşlarının yönetiminde yetkinin yeniden Bakanlığın merkez örgütünde toplanması yoluna gidilmiştir.

Açıkça belirtelim   :
– Piyasacı,
– rekabete dayalı sağlık politikalarını sürdüren,
– Genel Sağlık Sigortasını (GSS) yürürlükte tutan,
bir özelleştirme modeli olarak şehir hastanelerini yaşama geçiren bir sağlık sisteminde,
öze dokunmayan düzenlemelerin sağlık alanına olumlu bir etkisinin olması beklenemez.

Sağlıkta Dönüşüm Programıyla ciddi bir tahribatın yaşandığı sağlık alanında iyileştirmeye yönelik bir adım atılacaksa;
– kamu hastanelerinde döner sermaye bütçesi ve performansa dayalı geri ödeme uygulamasının kaldırılmasından başlanabilir.
Yine bu yönde,
– GSS sisteminin ve hastalardan katkı ve katılım payı alınmasının kaldırılmasına
yönelik adımlar atılabilir. Toplumun gereksinimi olan;
– nitelikli,       – ücretsiz,
– ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin
– tüm kullanıcılara eşit olarak sunulduğu,
– genel bütçeden finanse edilen ve bu nedenle de adil,
– maliyet olarak ucuz ve kolay yönetebilen
bir sistemin oluşturulmasına yönelik düzenlemelerin yapılmasıdır.
========================================================
Dostlar;

Türk Tabipleri Birliği TTB Merkez Konseyi Başkanı meslektaşımız Sayın Prof. Dr. Raşit Tükel’in kaleminden dile getirilen TTB değerlendirmeleri son derece önemli ve doğrudur.

  • AKP = RTE Türkiye’yi bir bütün olarak çıkmaza sürüklemiştir.

    Sağlık sektörü de bu batırılıştan payını fazlasıyla alan kritik bir alandır.
    Hatta yerli yabancı sermayeye rant aktarımında, peş keş çekmede en elverişli sektörlerin başında sağlık sektörü geliyor. Aktarılacak rantın parasal büyüklüğü bakımından da yazdıklarımız doğrudur. Rakamlamak gerekirse, her ne denli TÜİK ulusal gelirin %5’i dolayında sağlık gideri oranı vermekteyse de, kayıtdışılık ne yazık ki bu alanda %50’ler dolayındadır. Nitekim YASED (Yabancı Sermaye Derneği) ve TOBB’un TEPAV birimi %10 dolayında bir sağlık sektörü büyüklüğünden söz etmektedir.

2016 sonunda açıklanan TUG (Toplam Ulusal Gelir, GSMH, GSYİH) 856 milyar $ olup, bunun %10’u sağlık sektöründe tüketildi ise, 85 milyar doları aşan bir tutardır ve kişi başına 1000 doları aşan bir yıllık sağlık gideri (p.c/p.a) söz konusudur. İştah kabartan bir akçal (mali) büyüklük ile yüz yüzeyiz. Bir önceki yıl yaklaşık 80 milyar dolar, ondan önceki yıl 72 milyar dolar… dolaylarında sağlık gideri 15 yıl geriye yığışımlı (birikimli, kümülatif) olarak taşınırsa, yüzlerce milyar dolara erişen muazzam bir büyüklük ile karşılaşmaktayız.

Açıkça uyaralım : Bu ağır kanamaya Türkiye’nin sürgit dayanması olanak dışıdır. Sonu iflastır! 

Açıkça önerelim : Şehir hastaneleri bir talandır; hiçbir iktidar buna alet olmamalıdır. Çare kamusal sağlık hizmetleri, sağlıkta özelleştirmenin durdurulması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin kesin bir öncelik almasıdır. 1 Kasım 2017 akşamı Mülkiyeliler Birliğindeki konferansımızda da bu yakıcı sorunun kapsamlı olarak işledik, yansıları web sitemizde :
http://ahmetsaltik.net/2017/11/01/sehir-hastaneleri-talani-konferansimiz/

Sevgi ve saygı ile. 06 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bütçe 2016: Hükümet 2016’da ‘Herkes Yine Başının Çaresine Baksın’ Diyor!

Bütçe 2016: Hükümet 2016’da
‘Herkes Yine Başının Çaresine Baksın’ Diyor!

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu
http://www.halkinsagligi.org/butce-2016-hukumet-2016da-herkes-yine-basinin-caresine-baksin-diyor-onur-hamzaoglu/, 9 Şubat 2016

Bütçe 2016: Hükümet 2016’da Herkes Yine Başının Çaresine Baksın Diyor! / Onur Hamzaoğlu
image_pdfimage_print

Kar kıyamet için paletli, çok uzaklar için uçak ambulansların yöneticisi Sağlık Bakanı
Uzm. Dr. Mehmet Müezzinoğlu, bir yandan Anayasaya aykırı olarak süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edilen kentlerde yaralı ve hastalara bilindik, dört tekerlekli ambulans göndermez-gönderemezken, öte yandan henüz 2016 yılı Sağlık Bakanlığı bütçe konuşmasını da yapmadığı için Sağlık Bakanlığı bütçesinin ayrıntılı değerlendirmesini ertelemek zorunda kaldık. 2016 yılı bütçesi, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı adıyla Ocak ayında TBMM’ye ulaştı. Bu yazıda yalnızca bütçe yasa tasarısının sağlık çizelgesini değerlendirmekle yetineceğiz.

Türkiye’de genel bütçe, Bakanlar Kurulu tarafından TBMM Başkanlığı’na gönderilip,
ilgili Komisyonlarda görüşüldükten sonra, Genel Kurul’un kabulü ve Cumhurbaşkanı’nın onayının ardından, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla uygulamaya girer.
Ülkemizde, genel bütçe olarak ifade edilen, esas itibariyle bir yasadır.
Bununla birlikte, çoğu yasadan farklı olarak uygulama süresi bir yıl ile sınırlıdır.

Bütün ülkelerde genel bütçenin içeriği toplumsal kaynağın nasıl yaratılacağının ve kullanılacağının, kimlerden alınıp kimlere ve ne için verileceğinin göstergesidir.
Özetle, sınıflı toplumlarda sınıfsal eşitsizlikler üzerinden sınıf mücadelesinin
ne durumda olduğunun göstergelerinden biri de genel bütçedir.
Genel bütçede yer alan veriler, temsil ettiği sınıf adına Hükümet’in niyetini de
ifade etmektedir.

Metni değerlendirmeden önce, genel olarak bilinmesi gereken bir durum 2002 yılında başlayan AKP hükümetleri dönemi ile birlikte, genel bütçenin, GSYH içindeki payının
yıllar içinde azalmış olmasıdır. Bütçenin GSYH içindeki payı, AKP Hükümeti öncesinde,
2002’de %34.1’iken, ilk bütçe yaptığı yıl olan 2003’te %31.1’e, 2004’te hızla %27.2’ye geriletilmiş, 2013’te %26.0, 2014 ve 2015’te % 25.8 olarak gerçekleşmiştir.
Kamusal giderlerin karşılanmasında genel bütçenin tercih edilmemesi olarak tanımlanabilecek bu durum, AKP Hükümetlerinin devletin gelir ve giderlerinin TBMM denetiminin dışında kalmasını tercih ettiğinin de bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Hükümet, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 yılında, Sağlık Bakanlığı (SB) ve bağlı kuruluşları (BK) için, personel ve sosyal güvenlik giderleri de dahil olmak üzere,
toplam 25 milyar 532 milyon 269 bin TL’lik bir bütçe önermektedir. SB ve BK’leri için önerilen bu miktar, toplam bütçenin ancak %4.0’ünü oluşturmaktadır. Yaklaşık 25,5 milyar TL’lik SB ve BK’leri bütçesinde, SB’nin payı, 4 milyar 212 milyon 521 bin TL ile %16.50’iken, en büyük pay, %46.8 ile (11 milyar 950 milyon 900 bin TL) doğrudan
herhangi bir sağlık hizmeti üretmeyen, yalnızca yönetsel işlevi olan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun, ikinci büyük bütçe de %35.70 (9 milyar 111 milyon 684 bin TL) ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nundur. Hükümet, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü bütçesi için 139 milyon 800 bin TL(%0.55) ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bütçesi için de 117 milyon 384 bin TL(%0.45) önermektedir.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verisine göre, Türkiye’nin 2015 yılı nüfusu
78 741 053 kişiden oluşmaktadır. İçinde bulunduğumuz yıl için bu sayının önceki yıla benzer biçimde 1 milyon kişi artacağı varsayıldığında, Türkiye’nin 2016 yılı nüfusunun 79 741 053 olacağı kabul edildiğinde, SB ve BK’nin 2016 yılı toplam merkezi yönetim bütçelerinden
kişi başına düşen pay 320.2 TL’dir. Başka bir anlatımla, Hükümet, SB ve BK’ler aracılığıyla 2016 yılında kişi başına 320 TL harcamayı yeterli bulduğunu ilan etmektedir. Bu durumun yanı sıra, bilindiği gibi, ülkemizde kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin sunumundan SB BK’lerden biri olan Türkiye Halk Sağlığı Kurumu sorumludur. Bu kurumun bütçesi üzerinden 2016 yılında, kişi başına koruyucu sağlık hizmetleri için 114.3 TL düşmektedir.

SB ve BK’nin merkezi yönetim bütçelerini personel ve sosyal güvenlik devlet prim giderlerini dışarıda tutarak da incelemek gerekir. Böylece doğrudan sağlık hizmet sunumu için ayrılan merkezi yönetim bütçelerini değerlendirme olanağına kavuşmuş oluruz. Buna göre, 2016 yılı için SB ve BK bütçelerinin ancak %41.6’sı, 10 milyar 617 milyon 094 bin TL’si doğrudan hizmet için kullanılabilinecektir. Bu hesaplamaya göre, SB ve BK’nin 2016 yılı toplam merkezi yönetim bütçelerinden yapılabilecek kişi başına sağlık harcaması 133.1 TL ile sınırlıdır. Aynı şekilde Türkiye Halk Sağlığı Kurumu da kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri için 6 milyar 919 milyon 126 TL’lik bütçeye sahiptir ve kişi başına yalnızca 86.8 TL harcanabilecektir.

Ortaya çıkan o ki; 2016 yılı bütçesinde AKP Hükümetleri klasiği dışında yeni bir şey,
genel bütçede de Sağlık Bakanlığında da sağlık yok.

Hükümet, sağlık beni ilgilendirmiyor, herkes başının çaresine baksın diyor.

=================================

Dostlar,

Daha sonra biz de, Sağlık Bakanı Bütçe sunuş konuşmasını yaptıktan ve
Bütçe Yasası kesinleştikten sonra bu konuyu irdeleyeceğiz..

Sevgi ve saygı ile.
09 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ANKARA’nın SU SORUNU


ANKARA’nın SU SORUNU

22.05.2008 Ankara

Duran AYDOĞMUŞ

Ankara’da yaşayan Değerli Dostlar,
23.05.2015 Cumartesi günü uzmanından izlediğim 24 yansılık bir özet sunum ektedir.
Büyük ekranda sunumu yapan Sayın Erkin ETİKE (ODTÜ Kimya Mühendisliği ve Avukat, TMMOB Kimya Müh. Odası Ankara Şb. Bşk.).
Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi olarak, SU konusu ile ilgili ve yetkili uzman kurum olarak Ankara’nın kent Suyu konusunda resmi makamlarla işbirliği içinde ve sağlıklı su sağlanması için yaptıkları yazışmalar ve yanıtları dahil, bu yansılarda verilmiştir.
Aşağıdaki Ek’i tıklayarak 24 yansının her birini iyice okuyarak Ankara’nın şebeke suyunun
ne durumda olduğunu az da olsa bilmek ve gerektiğinde bu yansılardaki kadar bile bilgi sahibi olmak gerekir.
Şebeke suyuna zaman zaman Kızılırmak suyunun da karıştırıldığını hem kimya mühendisi sunucu, hem de tıp doktoru Prof. Ahmet Saltık‘ın söylediklerine göre;
– Kızılırmak suyu karıştırılsa da karıştırılmasa da şebeke suyu taşıyan boruların sağlıksız
-eski, çürük- olduğu
– Bu borulardan gelen su içildiği için olacak, hastalıkların çoğaldığını,
– Bu yüzden polietilen maddeden üretilen damacana su sektörünün ve su filtre sektörünün doğduğunu
– Her ikisinin de sağlıklı olmadığını ve bunun dünyada örneğinin pek olmadığını,
– Kimyasal tahlil sonuçlarını resmen bildirdikleri halde Belediye ve Sağlık Bakanlığından
yanıt alamadıklarını
– Sağlık Bakanlığı’nın bu kimyasal analiz sonuçları yayınlamadığını… anlattılar.

Barajların durumu da sağlık yönünden yürekler acısıdır zaten..

2000’lerin başında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) dünya ülkeleri kent şebeke suları hakkında
bir rapor yayınlamıştı, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’nin musluk sularının en temiz içilir
SU olduğu yayınlanmıştı. Avrupa ülkelerinde şebeke su kaynağı olan barajlar hep orman içinde ve ne insanların ne hayvanların barajlara yaklaşması olası değil. Bizim Çubuk barajı kenarında piknik yapıldığını, her pisliğin baraja karıştığını hep biliriz!
Ben de bu konferans sonunda ; “Polietilen maddeden üretilen damacanaların güneş ışığı altında belirli ölçüde zehir ürettiğini okumuştum. “Bu doğru mudur?” diye sormuştum.
Hem kimya mühendisi, hem tıp doktoru Prof. Saltık “doğrudur” dediler.
Hepimiz her gün görüyoruz ki; su dağıtıcıları bu konuda bilgisiz olduğu için bu damacanalar ve pet şişeler gün ışığı altında. Ben gördüğüm yerde uyarıyorum ama yararı olmuyor tabi.
Bu konuda yüzlerce TV kanallarında ilgili devlet kuruluşunun bir uyarısını, bilgilendirmesini duyanınız var mı?! En etkili yol TV yayını olduğu halde.
Bu sunumun sonunda (Kimya Mühendisinden sonra) Su sağlığı konusunda önemli bilgileri bize aktaran ve kimi soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ahmet SALTIK hocamıza da
teşekkür ediyorum kendi adıma.
Sağlıklı günler saygılar.
Duran Aydoğmuş
29.05.2015, Ankara
Ulusal Eğitim Derneği

===========================================

Dostlar,

Bu konferansı geçtiğimiz hafta web sitemizden duyurmuştuk..
Birkaç temel noktaya da orada değinmiştik.

http://ahmetsaltik.net/2015/05/23/ankarada-su-sorunu/

Biz toplantı sonrası yazmaya zaman bulamadan, toplantıyı izleyen dostumuz
Sn. Duran Aydoğmuş notlarını paylaştılar..

Sağolsunlar bizim katkılarımızı da anıyorlar..

Suumu yapan Sn. Kim. Müh. Ersin Etike, 24 yansılık sunumlarını bizimle de paylaştılar
ve sitemize koymak üzere izinlerini almıştık..

Ersin_ETIKE_ULUSAL_EGITIM_DERNEGI_20150523
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Ersin Etike
ve Ulusal Eğitim Drn. Gn. Bşk. Nazım Mutlu, 23.5.2015

Biz de sorular üzerine yer yer katkılar verdik
sağlık ve biyolojik kirlilik boyutunda :

1. Pet damacanaların 30-60 doldurma sonrası ilgili firmaca yenilenmesi gerekir.
2. Damacana suyu alınacaksa evde – işyerinde cam damacanaya aktarmak yerinde olur.
3. Büyük firmaların reklamlarını yapmak / öbürleri aleyhine haksız rekabet aklımızdan geçmez ama ister istemez büyük firmaların “görece daha güvenilir” olduğu söylenebilir.
Bu olgu, su dışı gıda sektörü için de geçerlidir.
4. Evlerde – işyerlerinde su deposu yaptırılacaksa paslanmaz çelikten olması ve yılda 1-2 kez yöntemine uygun temizlik yaptırılması zorunludur.
5. Su sebillerinin ve damacana pompalarının mekanizmaları haftada bir kez çamaşır suyu ile iyice temizlenmelidir.
6. Sağlıklı – güvenli içme – kullanma suyu bir temel insanlık hakkıdır ve yerel yönetimler
yasal olarak bunu sağlamak zorundadır. Ülkemizde denetim ise Sağlık Bakanlığı’nın yetkisindedir (5996 sayılı yasa  md. 27). Ulusal ve Uluslararası / Ulusalüstü hukukta pek çok düzenleme bu yöndedir. Örn. Anaysa md. 56, AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) yaşam hakkıyla ilgili 2. maddesi ve Devletin her durumda özen yükümlülüğü.. vd.
7. Ayrıca yurttaşın sağlığı – güvenliği bağlamında hukukumuz KUSURSUZ SORUMLULUK
ilkesini benimsemiştir ve İdare (Yerel – Genel yönetim), hukuk önünde hiçbir kusur
kabul edilmeksizin yükümlü – sorumlu tutulmaktadır. (Türk Ceza Yasası md. 185-196 vd.)
8. Evlerde alınabilecek filtre  vb. önlemler bireysel ve sınırlı etkili, pahalı ve savunulamayacak geçici çözümler olabilir.. Ancak orta – uzun erimde sağlıklı-güvenli içme suyunun yerel – genel yönetimlerce sağlanmasını örgütlü olarak ve sürekli biçimde istemek, kalıcı çözümler üretmek gerekir.
9. Su tasarrufu yaşamsal önemdedir..  Zerresi israf edilmemelidir, bu yönde sürekli olarak
halka eğitim verilmelidir. Asıl tüketim kaynağı olan tarım ve sanayide kullanım da
gözden geçirilmelidir. Tüm musluklar ışığa duyarlı (fotoselli) yapılmalıdır
10. Dağıtım şebekeleri hızla ve öncelikle iyileştirilmeli, kayıp ve kaçaklar önlenmeli,
klorlama sonrası şebekede güvenlik amaçlı kalıcı klor bırakılmamalıdır.
11. Kızılırmak suyu ileri derecede kimyasal kirlilik – ağır metaller- yüklüdür..
Ancak ileri arıtma ile kullanıma verilebilir; bu da çok pahalıdır ve ülkemizde kurulu değildir.
Bu vb. sular Ankara şebeke suyuna katılmamalıdır.
12. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu‘nun
yasal denetim görevi gereği yaptığı uyarıların gereğini mutlaka ve geciktirmeden yerine getirmelidir.. Bu yazışmalar ve ölçümler saydam, kamuoyu bilgisi içinde olmalı,
yurttaşın BİLME HAKKINA kesinkes saygı duyulmalıdır.
13. Kamuoyu örgütlü biçimde süreci izlemelidir. TTB (Türk Tabipleri Birliği)
TMMOB (Kimya, Çevre ve Gıda Mühendisleri Odaları özellikle), halka öncülük etmeli;
kuruluş yasalarından kaynaklanan görevlerini – yetkilerini kullanmalıdırlar.
Unutulmamalıdır ki, bu kurumlar Anayasa’nın 135. maddesinin koruması altındadırlar
ve “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları”dır..
14. Su sağlanması için orta ve uzun erimli havza ve nüfus planlamaları yapılmalıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki, 20-25 km yarıçaplı bir alanda 5 milyona yakın bir nüfusu yığmak doğa yasaları ve çevresel kaynaklarla uyumlu değildir. Bunca dar bir alanda milyonlarca nüfusa yetecek su doğal kurguda/çevrede yok-tur!

Ve 15. madde .

TÜRKİYE NÜFUSUNU ARTIRMAMALI;
AZALTMAYA GEÇMELİDİR


Dünya için de bu acı gerçeklik söz konusudur..


HER AİLE 1 ÇOCUK İLE YETİNMEK ZORUNDADIR!

*****
Çevre ve İnsan Sağlığı / Environment and Human Health
(http://ahmetsaltik.net/2014/11/21/cevre-ve-insan-sagligi-environment-and-human-health/)
başlıklı dosyamıza da bakılmasını öneririz.

Sevgi ve saygı ile.
29 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ANKARA’da SU SORUNU

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği‘nin geleneksel Cumartesi konferansları sürüyor..

Bu Cumartesi, 23 Mayıs 2015 günü (bu gün!) Prof. Aydın Köksal konuşmacı idi..
Biz de bu duyurunun posterini sitemizde paylaşmıştık.. Ancak yeni bir ileti aldık :

“Ulusal Eğitim Derneğince düzenlenen Cumartesi Konferansları kapsamında
23 Mayıs 2015 Cumartesi günü yapılacağını duyurduğumuz konferans,
konuşmacımız Prof. Dr. Aydın Köksal’ın rahatsızlığı nedeniyle ekteki gibi değiştirilmiştir.

Yeniden rahatsız ettiğimiz için sizlerden özür diler,
sizleri etkinliğimizde aramızda görmek isteriz. Saygıyla.”
 
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
****
Sayın Prof. Köksal’a şifa dileriz elbette.
Sağlığına hızla kavuşmasını ve çok değerli – önemli sunumunu yapmasını bekleriz.
Belirlenen yeni konu ve konuşmacı da sağlığımız açısından önemli..
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı Sn. ERKİN ETİKE..
Değerli Etike ODTÜ Kimya Mühendisliği bölümü mezunu olmasına ek olarak Hukuk Fakültesi mezunu ve Avukatlık yapıyor..

“ANKARA’da SU SORUNU” 

Emek verenleri – verecekleri saygı ile selamlar, ilgi ve bilginize sunarız.
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi,
Ankara’nın su sorunu için özellikle son birkaç yılda ciddi katkılar verdi.Ankara İl Halk Sağlığı Laboratuvarında yaptırdıkları kimyasal su analizlerinin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştılar. Rapor sonuçları halk sağlığı için ciddi tehdit içeriyordu. Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odasında ortak basın açıklaması yapmış ve souçları açıklayarak
biz de sağlık sonuçlarını yorumlamıştık.
21 yıldır kesintisiz Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olan İ. Melih Gökçek ise her zamanki gibi dayanaksız çıkışlarla “..bunlar halkı galeyana getiriyor.. mahkemeye vereceğim..” oldu.
Kimya Mühendisleri Odasının genç yöneticilerinin tek eksiği örnekleri noter eşliğinde almamış olmalarıydı. Bu noktayı öne çıkararak Gökçek’i yeni örnek almaya çağırmalarını anımsatmamız işe yaradı..
Gökçek sindi..
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı, kent suyunun standartlarını,
uyarılara karşın mevzuta uygun kılmadığı için Ankara Valiliğine resmi uyarı yazısı yazdı
(19 Eylül 2014 tarih ve 19020089/115.01.02 sayılı).Bu gün saat 14:00’te bu önemli Halk Sağlığı sorununu dinleyecek ve tartışacağız.

Biz, 1980’ler ortasında birkaç yıl Elazığ Bölge Halk Sağlığı Laboratuvarı Müdürlüğü yapmıştık. O zamanki mevzuata göre tüm su ve gıda (dışkı vb….) analizlerini bu laboratuvarlarda yapıyorduk. Daha sonra mevzuat değişikliği ile su analizleri yine bu laboratuvarlarda kalırken, gıda analizleri Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bırakıldı (13.6.2010, 5996 sayılı yasa, md. 27).

5996 sayılı yasa md. 27 : İçme-kullanma sularının teknik ve hijyenik koşullara uygunluğu, nitelik standartlarının sağlanması-izlenmesi ve denetimi ile ilgili ilke ve yöntemler
Sağlık Bakanlığınca belirlenir. (Türkiye Halk Sağlığı Kurumu yetkili..)
 
Salgınların çıkmasını önlemek için, kişi ve topluma dönük koruyucu çevre sağlığı hizmetlerininkamu eliyle sürekli ve etkin yürütülmesi gereği ortaya çıkmaktadır.5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Yasası md. 27
(13.6.10, RG:27610) :.. kaynak suları, içme suları, doğal mineralli sular ve tıbbi amaçlı suların üretimi, uygun şekilde ambalajlanması, satışı, ithalat ve ihracatına ilişkin ilke ve yöntemlerle içme-kullanma suların teknik ve hijyenik koşullara uygunluğu, nitelik standartlarının sağlanması-izlenmesi ve denetimi ile ilgili ilke ve yöntemler Sağlık Bakanlığınca belirlenir.

6514 sayılı torba yasa ile (RG 28 886, 18.1.14) değişiklik :

MADDE 54- 5996 sayılı Kanunun 42 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(6) 27 nci madde uyarınca Sağlık Bakanlığının denetim alanındaki sular bakımından
bu Kanunda belirtilen idari yaptırımları uygulamaya Halk Sağlığı Müdürü yetkilidir.
Bu sularla ilgili iş ve işlemler Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca yapılır.”

İNSANİ TÜKETİM AMAÇLI SULAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK / 7 Mart 2013 Resmî Gazete sayı : 28580

Resmi Gazete Tarihi: 17.02.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25730
İNSANİ TÜKETİM AMAÇLI SULAR HAKKINDA YÖNETMELİK..

*****

Konu, doğrudan bizim de ilgi ve uzmanlık alanımız içinde..

Sevgi ve saygı ile.
23 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Konf. izlenimlerimizi, katkılarımızı 29.5.2015 günü web sitemizde yayımladık..
http://ahmetsaltik.net/2015/05/29/ankaranin-su-sorunu/

KALPAKSIZ KUVAYI MİLLİYECİ PROF. DR NUSRET FİŞEK’i ANMA


Dostlar,

Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK,
Uğur Mumcu‘nun deyimiyle “Kalpaksız bir Kuvayı Milliyeci” dir.

Nuret Fişek ile

 

 

 

 

 

Biz kendisini Hacettepe Tıp 1. sınıfta tanıdık, öğrencisi olduk (1971-72).

O’ndan modern Halk Sağlığı‘nı öğrendik.

Daha 1. sınıfta uzmanlaşma alanımıza karar verdik,
TOPLUM HEKİMİ – HALK SAĞLIĞI UZMANI olacaktık..

Fakülteyi bitirdikten sonra öyle yaptık. Bu alanda uzmanlaştık, bu kez asistan hekim iken de bizim hocamız oldu, bu onuru 2. kez yaşadık.

O’nu 3 Kasım 1990’da prostat ca nedeniyle 76 yaşında yitirdik. O sırada TTB
(Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi yönetiminde idi (önceki dönem başkandı). Cenaze töreninde fotoğrafını yürüyüş kolu (kortej) önünde 3 haftalık bir Doçent olarak
(9 Ekim 1990) biz taşıyorduk.

Görkemli yapıtı önümüzdedir. Türkiye modern Halk Sağlığı Bilimleri ile tanışmıştır.
Ülkemiz Tıp Fakültelerinin hemen tümünde Halk Sağlığı Anabilim Dalları vardır.

Hemşirelik Fakültesi / Yüksekokulu / Sağlık Bilimleri Fakültelerinde de..

20-24 Ekim 2014 günlerinde Edirne’de yapılan (biz orada Halk Sağlığı AbD’nı kurmuş ve 16 yıl başkanlığını yapmıştık; 1988-2004) 17. Ululsal Halk Sağlığı Kongresi’ne 600’ü aşkın katılımcı geldi ve bir rekor oldu. Yüzlerce öğretim üyesi, Halk Sağlığı Uzmanı hekim ve yüksek lisans, doktora ve tıpta uzmanlık öğrencisi genç insan bu alanda ülkemiz insanının sağlığı için çalışmaktadır.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Sağlık Bakanlığı’nın 2 ayağından biridir ve Türkiye’de
1. Basamakta kişilere ve topluma koruyucu sağlık hizmeti verme yükümlüdür. 20 bin dolayındaki ASM (Aile Sağlıı Merkezi) bu Kuruma bağlıdır. Başında genç bir bayan
Halk Sağlığı Profesörü vardır.

****

Prof. Fişek, 1989’da Prof. Muammer Aksoy ile ortak davranarak kuzeni Prof. Hicri Fişek ve fakülte arkadaşı Prof. Hüsnü Göksel‘i de katarak ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) kuruluşunda 2. ad olarak yer almıştır. ADD’nin 50 kurucusunun 6’sı hekimdir..

****

Bu yıl O’nun bedensel olarak yitirişimizin 24. yılında anma yerinel, doğumunun 100. yılını kutlayacağız. Etkinlik programı aşağıda..

İlginizi diler ve bekleriz..

3_KASIM_2014-ANMA13_KASIM_2014-ANMA2
11 yıl önce Edirne’de Trakya Üniv. Tıp Fak. de verdiğimiz

“PROF. DR. NUSRET FİŞEK ve HALK SAĞLIĞI”

başlıklı dersimizin yansılarını görmek ve Nusret hocanın ülkemize kattığı devrimci eylemi görmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi tıklar mısınız??

Nusret_Fisek_03.11.03

Sevgi ve saygı ile.
3.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net