Göç insanları, emekçiler

https://haber.sol.org.tr/yazar/goc-insanlari-emekciler-310214,
‘Göç insanlarının sınıfsal konumlanışları sermaye sınıfının karşısında. Onların, yurtlarından edilmeleri, nüfussuzlaştırmaları, ezilmeleri, sınıfsal ve örgütlü mücadeleyi gerektiriyor.’

Suriye, Afganistan, dünyanın birçok bölgesi… Göç inanları yurtlarını bırakıp yollara düşüyor, Türkiye depo ülke olmaya devam ediyor. Göç insanlarıyla ilişkiler ve sorunlarsa göç gerçeği, yaşam gerçeği, sosyolojik ve ekonomik gerçekler göz ardı edilerek birilerinin yönlendirmesiyle ve polisiye sahnelerle servis ediliyor, polisiye yöntemlerle çözüleceği sanılıyor.

Ağırlıklı çoğunluğu emekçilerden oluşan insanlara ve göçlerine milliyetçi, ırkçı ve dinsel karşıtlıkla bakmak kolaycılıktan, kestirmecilikten başka bir şey değil. Ama o kadar da değil.

  • Milliyetçi, ırkçı ve dinsel yaklaşımla, hem kapitalizmin, emperyalizmin, sömürünün gerçekleri saklanıyor,

hem de ucuz, esnek, kuralsız, güvencesiz çalışma zorunda bırakılan yurttaş emekçilere ve işsizlere eklenen göç emekçileriyle ortaya çıkan daha ucuz, daha esnek, daha kuralsız, daha güvencesiz emek gücü hazırda bekletiliyor.

Çalışanı kapının önüne koyun, işsizi işe alın; onu da atın Suriyeliyi alın; onu da atın Afganistanlıyı (AS: Afgan’ı) alın… Bu yolla kârımıza kâr katacağız denilmiyor da, sanayimiz gelişecek deniliyor.

ABD filosuna “defol” demeyenler, “defol” diyenlere saldıranlar bugün göç insanlarına “defol” diyebiliyor.

Yaman çelişki mi, yaman benzerlik mi?

Göç insanlarına “defol” diyenler, onları karın tokluğu bile denmeyecek yöntemle, köle gibi çalıştırabiliyor; dahası satabiliyor o insanları.

Yaman çelişki mi, yaman rıza mı?

Avrupa, göç insanları arasından işine tarayan az sayıdaki teknik elemanı, uzmanı çekip alıyor; niteliksiz dediği çoğunluğu depo ülkelere yığıyor. Siyasi ve ekonomik pazarlık hep sürüyor.

Yaman çelişki mi, yaman uyum mu?

Kapitalizmden, emperyalizmden, onların sesli/sessiz yandaşlarından emeğe ve emekçiye uzatılan el sömürü düzenine yarayacak kadar…

Siyasetleri de sempatileri de ikiyüzlü. Olağan zamanlarda da, pandemide de, göç insanlarıyla ilişkide de aynı ikiyüzlülük söz konusu; gericilik ve ikiyüzlülük bir arada.

Düzen siyaseti olarak yarın yeni anayasalarına sözde yabancıların, özde göç emekçilerinin çalıştırılmalarıyla ilgili hüküm koyarlarsa şaşırmamalı. Çalışmayı garantileyip, üzerlerindeki patron denetimini güçlendiren ama insanlığın yanına bile yanaşmayan bu hukuka sermaye sınıfından destek tam olur.

Tarih, azatlı kölelerin, emperyalizmin yurtlarından ettiği göçmenlerin, yabancıların hukuksal disiplin altına alındığı, aynı zamanda da düzen siyasetine oy dahil çok yönlü monte edildiği örneklerle dolu. Yer yokluğundan, kaynaklar yetmediğinden değil, emperyalistlerin sömürü ihtiyaçları gerektirdiği için…

Milliyetçiler karşı çıkar, dinciler sarılır; dinciler karşı çıkar milliyetçiler sarılır; her ne olursa olsun patronlar ağızlarını şapırdatarak emekçilerin el ovuşturmasını bekler.

  • Burjuvazinin devleti bu düzene hizmet ederken emekçilerin çıkarlarına uygun olmayan hukuku da kılıf olur.

Sonra da “artık sınıf mı kaldı?” diyerek işçi sınıfını, emekçileri düzenleri içinde eritmeye kalkışırlar.

  • Sınıflar var ve sınıflar çatışması ve savaşımı da var.

Düzen içiler hangi gözlüğü, hangi maskeyi takarsa taksın, milliyetçi, dinsel hangi kılıfa sığınırsa sığınsın bu gerçek değişmez, değişmeyecek. Ve tüm göç insanı emekçiler işçi sınıfının bir parçası.

Türkiye Komünist Partisi’nin 27 Temmuz günlü dijital gazetesi Boyun Eğme’de de soruldu: Kim bu göç dalgasının sorumlusu?

Göç dalgasını durdurmak için mültecilere karşı mücadele etmek çözüm değil; mülteci karşıtlığı emekçileri birbirine düşman ederek sorunu daha da karmaşıklaştırıyor.

İnsanlar ülkelerini savaş alanına çeviren emperyalist ülkelerin daha fazla tahakküm ve sömürü hırsı yüzünden göç ediyor.

Sorumlu, ülkelerin egemenlik haklarını hiçe sayan, daha fazla sömürü için gericilikle işbirliği yapan, savaşlar çıkaran, iç karışıklıklara neden olan ABD ve Batılı emperyalist ülkelerdir.

Sorumlu; Suriye’de, Afganistan’da NATO’nun komiserliğini yapan,
ABD’nin şemsiyesi altında askeri müdahalelere dahil olan AKP iktidarıdır.  

  • Zorunlu göç dalgasını doğuran emperyalist savaşlar ve işgaller durdurulmalıdır.

Gelenek Dergisi’nin 130. ve 143. sayılarında yer alan yazılarda (Mülteci krizinin kökenleri hakkında kısa notlar Erman Çete, Göç insanları: Yanılsamalar ve gerçekler Ali Rıza Aydın, Göçmen işçiler ve çalışma yaşamının değişen yapısı Zeynep Yıldız, Göçmen ve mültecilerin sınıf içindeki konumu, Yıldız Koç) ayrıntılı çalışıldığı gibi mülteci/sığınmacı/göçmen politikalarının kökenlerine, hukuku dahil ikiyüzlülüğüne ve göç insanlarının sınıfsal karakterine dikkat çekmeden gerçek sorumluları, sömürü düzenini hedefine koymayan çözümler hep düzenin devamına hizmet edecektir.

Göç insanlarının sınıfsal konumlanışları sermaye sınıfının karşısında. Onların, yurtlarından edilmeleri, mülksüzleştirilmeleri, nüfussuzlaştırmaları, ezilmeleri, baskı ve şiddete uğramaları, yaşam haklarının ellerinden alınmaları ve ölümlerine ilişkin somut durumun somut analizi, tarih boyunca güvenilmeyeceği kanıtlanan kapitalist/emperyalist düzen içi arayışları değil, sınıfsal ve örgütlü mücadeleyi gerektiriyor.