MÜSLÜMANLARLA SAVAŞ..

Em. Amiral Türker ERTÜRK

MÜSLÜMANLARLA SAVAŞ

İLK KURŞUN, 14 Eylül 2012

Geçtiğimiz Çarşamba günü Libya’nın Bingazi kentinde ABD Konsolosluğu önünde toplanan kızgın göstericiler arasında bulunan “İslamcı saldırganlar” konsolosluk yerleşkesinde bulunan bazı binalara roketlerle saldırarak ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ve üç Amerikalı memuru öldürdüler ve yaklaşık 20 çalışanın da yaralanmasına neden oldular. Öldürülen Stevens geçen yıl Kaddafi’ye karşı gerçekleştirilen Batı destekli müdahalede başrolü oynamıştı.

Bingazi’de meydana gelen bu saldırı ile eş zamanlı olarak Mısır’da ABD’nin Kahire Büyükelçiliği önünde de kalabalıklar bir araya gelerek ABD’yi kınayan ve protesto eden gösteriler yaptılar. Göstericilerin Büyükelçiliğe girme teşebbüsü Mısır güvenlik güçlerinin zor kullanması ile engellendi.

Bingazi ve Kahire’de aynı anda meydana gelen bu iki saldırıdan yaklaşık 24 saat sonra ABD’nin Tunus Büyükelçiliği önünde yapılan ABD aleyhtarı gösteri polisin göz yaşartıcı bomba kullanması ile dağıtılabildi. Dün de ABD’nin Yemen Büyükelçiliği’ne saldırıldı, polis havaya ateş açmak zorunda kaldı.

Şimdilik 4 insanın yaşamını yitirmesine neden olan bu protesto gösterileri ve saldırıların nedeni ise Hz. Muhammed’e ve İslam’a hakaretler içeren

Müslümanların masumiyeti” adlı bir film.

Filmin yapımcısı ve yönetmeni İsrail asıllı Amerikan vatandaşı Sam Bacile.

Bacile Wall Street Journal Gazetesi’ne verdiği bir demeçte

“İslam kanserdir, Müslümanlar da yok edilmesi gereken böceklerdir.
Bu film ile İslam’ın nefret içerikli bir din olduğunu göstereceğim.” demiş.

5 milyon dolara mal olan 2 saat uzunluğundaki bu filmi 100 Musevi işadamı finanse etmiş. Dünyanın en büyük video paylaşım sitesi olan Youtube’a da konan filmin yapımcısı, meydana gelen olaylar nedeniyle geçtiğimiz Salı gününden beri saklanıyor.

Bingazi’deki olaylar terördür

Sevgili okurlar,

Öncelikle şunu vurgulamak isteriz ki; Bingazi’de meydana gelen olaylar bir terördür. Nereden gelirse gelsin ve nedeni her ne olursa olsun bu tür faaliyetler asla kabul edilemez ve hoş görülemez. Ama eklemeliyiz ki; dince kutsal duyguların ve 1,5 milyar Müslüman’ın inançlarına bu şekilde hakaret edilmesi doğru değildir.

Libya yetkilileri tarafından Bingazi saldırısının arkasında El Kaide sempatizanı Ensar El Şeria örgütünün bulunduğu ve Libya’da ABD destekli yeni oluşuma düşmanca yaklaştığı belirtilmektedir.

Bingazi, Kahire ve Tunus’ta meydana gelen bu olayların çok önemli olmasının bir nedeni de, Müslümanların yaşadığı öbür coğrafyalara yayılma tehlikesidir. Anımsarsınız Danimarka’da Jyllands Posten gazetesi 30 Eylül 2005’te yayınladığı “Hz. Muhammed karikatürleri” nedeniyle başlayan krizde Danimarka ve Norveç’in dünyadaki birçok büyükelçiliğine saldırılmış ve çıkan şiddet olaylarında 140 insan yaşamını yitirmişti.

Sanırım yine hatırlarsınız; zamanın Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rusmussen,
Hz. Muhammed’i terörist olarak da gösteren “Karikatür krizini” ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirmiş ve müdahale etmemişti. Aynı Rusmussen PKK terörünü yaptığı yayınlarla destekleyen Roj TV’ye karşı da aynı hoşgörüyü göstermişti. Rusmussen böyle bir sicile sahipken, Erdoğan 2009 yılında anılan şahsın NATO Genel Sekreteri olmasını destek vermişti.

ABD Başkanı Obama yaptığı açıklamada “Bingazi saldırısından sorumlu olanlar yargı önüne getirilecektir“ dedi. ABD bu saldırı üzerine dünyadaki tüm temsilciliklerinde güvenliği en üst düzeye çıkarma kararı aldı. Yine ABD yetkilileri yaptığı açıklamalarda
“Bu saldırılar çok önceden planlanmış olabilir.” diyorlar.

Günümüzde hiçbir şey size anlatılmaya çalışıldığı gibi değildir. Bu nedenle çabuk
karar vermeyiniz. Bu saldırılar, başka bir hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli olan hesaplı bir kışkırtma olabilir!

Bu saldırılar ABD’nin bölgeye yönelik politikalarında bir değişikliğe neden olur mu?

Göreceğiz! Çünkü Atlantik üzerinden estirilen rüzgarlarla geliştirilen Arap Baharı nedeniyle bölgenin seküler liderleri bir bir yıkılıp yerine dincileri getirilmekte. Saldırılar bu yaratılan iklimin sonucudur.

Savaş mı istiyorsunuz?

Bingazi’de yapılan saldırıyı BBC’den izledim. Konsolosluk önüne toplanmış ABD’yi protesto eden kızgın kalabalık içinde taşınan bir döviz “Müslümanlarla savaş mı istiyorsunuz?” çok dikkatimi çekti.

Hala fark edemediniz mi? Savaş istemiyorlar, savaşıyorlar!

Soğuk savaş bitiminden sonra Batı tarafından yapılan yeni tehdit algılamasına göre öncelikli düşman İslam dünyasıdır. Afganistan ve Irak bunun için işgal edildi. Libya’da 60 bin insan bunun için öldürüldü. Suriye bu nedenle karıştırıldı. İran’a müdahalenin yolları bunun için aranıyor. Yemen’e insansız hava araçları ile bunun için saldırılıyor. Sünni-Şii ekseninde savaş kışkırtıcılığı bunun için yapılıyor. Türkiye’de bunun için huzursuzluk var.

Arap Baharı bunun için sahneye kondu.

Yalnız Irak’ta 1,5 milyon insan öldürüldü.

Bush “Haçlı seferlerini başlattık“ dedi.

Anlamanız için daha ne yapılması lazım?

Fakat biliniz ki bu pervasız saldırıya karşı koyabilmenin yanıtı Kutsal Kitabımızın ayetleri arasında gizli değildir.

Bu savaşa karşı koyabilmenin gücü akıl ve bilimden geçer.

Aklın ve bilimin yaşamda egemen olmadığı ve laik düzenin kurulamadığı toplumların
burnu pislikten sırtı minderden asla kurtulamaz.

Saygılar sunarım.

Yazıklar Olsun..

Em.. Amiral Türker Ertürk

Yazıklar Olsun..

Bugün size 11 Eylül 2001’de ABD’de yapılan ve sonrasında dünyayı değiştiren saldırıdan bahsetmeyi düşünüyordum. Fakat yaşadığım güncel bir gelişme nedeniyle bu yazımda önünüze başka bir konuyu getireceğim.

Bu köşeyi takip edenler bilirler, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösteriyor ve davet edildiğimiz yerlerde ülkemizin hızla bir karanlığa doğru sürüklendiğini bilgimiz, birikimimiz ve deneyimimiz ölçüsünde halkımıza anlatmaya çalışıyoruz.

Örneğin bu ay içinde Avrupa Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) davetlisi olarak “Suriye’de neler oluyor? Türkiye’nin rolü nedir?” konulu panellere katılmak için Almanya’nın Duisburg, Frankfurt, Hannover, İsviçre’nin Bern ve Avusturya’nın Viyana kentlerine gideceğiz. Yine Suriye konusunda bir panele katılmak için bu kez de Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) davetlisi olarak Mersin’e gideceğiz.

Ayrıca Milli Anayasa Forumu’nun üyesiyiz ve onun düzenlediği çalışmalara katılmaktayız. Başında TBMM 17. Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un olduğu Milli Anayasa Forumu yurdun dört bir yanında il ve ilçe merkezlerinde binlerce yurttaşın katılımı ile toplantılar düzenlemektedir. Bu toplantılarda emperyalizm tarafından dikte edilen ve takipçisi olunan yeni anayasanın emek ve işçi hakları düşmanı olduğu, Cumhuriyetimizin olmaz ise olmazı olan kırmızı çizgileri yok etmeyi amaçladığı, bölücü ve ortaçağ karanlığının temsilcisi olduğu, iç barışımızı dinamitleyeceği ve Meclisin yeni anayasa yapma yetkisinin olmadığı anlatılmaktadır.

Su uyur düşman uyumaz

Milli Anayasa Forumu yaz süresince de “Su uyur düşman uyumaz” ilkesinden hareketle boş durmamış ve çalışmalarına devam etmiştir. Geçtiğimiz günlerde bu kapsamda yapılan faaliyetlerden Foça, Dikili ve Kuşadası’nda yapılan çalışmalara ben de katıldım. En son ise 12 Eylül’de ADD tarafından Karaelmas şenlikleri dahilinde Soma/Manisa’da düzenlenen Milli Anayasa Forumu’na Hüsamettin Cindoruk ve Şahin Mengü ile birlikte davetliydik.

Geçtiğimiz Pazar günü son günlerde yitirdiğimiz şehitlerimize sahip çıkıldığını göstermek için İstanbul Bağdat Caddesi’nde yapılan çok büyük bir çoğunluğunu gençlerin ve bayanların oluşturduğu yürüyüşe eşimle birlikte katıldım.

Bu yürüyüş sırasında beni Soma’dan aradılar ve CHP örgütünün ADD’ye yaptığı baskı nedeniyle 12 Eylül’de yapılacak Milli Anayasa Forumu’nu istemeyerek de olsa iptal etmek zorunda olduklarını bildirdiler. “Niçin?” diye sorduğumda; Şahin Mengü’ye CHP yönetiminden tepki olduğunu çünkü CHP yönetimine muhalefet ettiğini ve ulusalcı fikirlere sahip olduğunu söylediler.

Benim adıma karşı bir tepki olmadığı söylenmesine karşın, Şahin Mengü’de olduğu belirtilen genel merkeze muhalefet ve ulusalcı bakış açısı “usurlarının” bende de mevcut olmasından olsa gerek, bu iptalden gerçekten çok alındım ve üzüldüm.

Çünkü ben de Atatürk önderliğinde yapılan Türk devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine, CHP’nin 6 Ok’la özet olarak belirtilen kurucu ve vazgeçilemez ilkelerine yürekten ve iliklerine kadar bağlıyım ve ulusalcı bakış açısına sahibim.Ben üç kuşaktır CHP’ye gönül ve oy vermiş ve bu ülkenin kuruluşunda emeği olmuş istiklal madalyalı bir ailenin çocuğuyum. CHP’liyim ve onur duyuyorum. Ama YCHP’yi içime sindiremiyorum.

CHP seçmeninden ilgi çok büyük

Çeşitli vesilelerle gittiğim her yerde CHP’li seçmenden ilgi, destek ve çok büyük bir sevgi görüyorum. Fakat aynı desteği ve sevgiyi örgütten aldığım söylenemez. Milli Anayasa Forumu’na CHP örgütünden verilen destek de aynı biçimde. Foruma halkın ve CHP’li seçmenin ilgisi çok büyük! Örgütün desteği ise, genel merkezden ikbal beklentisi içinde olan yerlerde az veya köstek olmak şeklinde, büyük resmin görüldüğü ve kişisel çıkarların ülke çıkarları üzerinde görülmediği yerlerde ise yüksek orandadır.

Evet, emperyalizm tarafından Türkiye Cumhuriyeti dönüştürülmeye ve Büyük Ortadoğu Projesi ile uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. AKP bunun için kurdurulmuş ve desteklenmiş, TSK’ya bunun için operasyon yapılmış ve Silivri bunun için vardır.

Yeni anayasa bu dönüştürülme işleminin hukuki metni olacaktır. Böyle büyük bir operasyon yalızca iktidar partisi ile olamaz. İşte bu nedenle CHP’ye operasyon yapılmış ve partiden Atatürkçüler, Milliciler ve fikirleri temizlenmeye çalışılmaktadır.

Operasyon sonucunda CHP’nin dümenine geçen ve kendini YCHP olarak adlandıran yönetimin, partinin ve ülkemizin çıkarlarına olmayan tehlikeli sularda yol aldığını gösteren kanıtlar çoktur. En sonuncusu 30 Ağustos – 1 Eylül 2012 arasında Güney Afrika’da yapılan Sosyalist Enternasyonal’in 24. Kongresinde gerçekleşmiştir.

Bu arada Sosyalist Enternasyonal’in adına bakarak sakın paylaşımcı, barışsever, mazlumdan yana tavır koyan bir kuruluş olarak görmeyin. Emperyalizmin çıkarlarını savunur ve onun sol yumruğudur. Öldürmez ama süründürür!

Güney Afrika’da Cape Town’da Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt meselesi, Kıbrıs ve Suriye konularında ülkemizin çıkarları ile çelişen hatta ihanet içinde olan kararları imzalamıştır.“

“Bu konuda çekincemizi Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı Papandreou’ya bildirdik” açıklaması yeterli değildir. Kararlı ve güçlü bir reaksiyonun ifadesi olarak genel başkan yardımcılığı görevinden istifa edilmeliydi.

Eski CHP yönetimi ile Sosyalist Enternasyonal’in arası çok kötü idi,
YCHP’nin çok iyi.
Niçin?

Saygılar sunarım.
http://www.avrupagazete.com/turker-erturk/6341-yaziklar-olsun.html, 11.9.12

Aranan Kan Bulunmuştur!

Dostlar,

Türker Erturk, Deniz Harbokulu Komutanı idi..TSK’ya dönük dış güdümlü operasyonlarla emekli edildi.
Pırıl bir tuğamiral idi. Oldukça yüksek zekalı idi. Belki de geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı olacaktı.
Türk Ordusu’nda tasfiye edilen parlak Kemalist subaylarımızdan biri.. Ama O yaşama kümedi. “Atatürk’ün zabiti” ne yakışanı, savaşımı seçti. AYDINLIK’ta yazıyor ve halkını aydınlatmayı sürdürüyor. Kemalist Devrimin tamamlanması için çok nitelikl emeğini sunuyr.

O’nu izlemeli AYDINLIK’taki köşesinde her gün..

Konferanslarını da.. Ülkemizin, seçkin bir beyin olan E. Amiral Türker Ertürk’ten çok öğrenecekleri var.

Vira Amiralim, vira..

Sn. Ertürük’ün 2 gün önce 26.6.12’de AYDINLIK’ta yer alan

“Aranan Kan Bulunmuştur!” başlıklı yazısı, Suriye’de düşürülen uçağımızın nasıl bir plana kurban edildiğini açık ve net olarak kamuoyuna sunuyor. Okumalı, okutmalı.

Diyelim “Safiyanae” duygu ve düşüncelerle Hükümete destek olduklarını açıklayan CHP ve MHP özellikle okumalı.

Sevgi ve saygı ile.
28.6.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================================================================

Aranan Kan Bulunmuştur!

Türker ERTÜRK
26 Haziran 2012, AYDINLIK
erturkturker@gmail.com

Geçtiğimiz Cuma günü Doğu Akdeniz’de bir savaş uçağımızın önce düştüğü daha sonra Suriye tarafından düşürüldüğü gündemimize flaş haber olarak oturdu.Daha sonra olay kısmen de olsa netlik kazanmaya başladı ama aynı zamanda Türkiye-Suriye arasında epeydir devam eden krizin savaşa dönüşmesini sağlayabilecek bir bahane haline geldi.

Malatya Erhaç meydanından kalkan, 7. Jet Ana Üssü’ne ve 173. Keşif Filosu’na bağlı bir RF-4 E (Phantom) tipi keşif uçağımız Suriye’nin sahil kenti olan Lazkiye’ye 8 mil mesafede saat 1158’de radar ve telsiz temasını kesmiştir. Bunun anlamı uçağımızın o mevkide denize düştüğüdür. İşin en üzücü tarafı pilotlarımızın tüm aramalara karşın hala bulunamamış olmasıdır. En büyük dileğimiz onları sağ olarak bulabilmektir.

Suriye makamlarının iddiasına göre ‘’ kimliği tanımlanamayan bir hava teması saat 1140’da Batı yönünden Suriye topraklarına doğru yüksek süratle alçaktan yaklaşmış ve karadan 1 Km mesafede hava savunma silahları ile ateş altına alınmış ve Lazkiye’nin Om al-Tuyour köyünün 10 km batısında denize düşmüştür.’’

İhlal düşman olarak tanımlanmış!

Anlaşılan o ki uçağımız; Suriye hava sahasını ihlal etmiş, Suriye hava ihbar sistemleri tarafından kimlik tespiti yapılamadığından düşman olarak tanımlanmış ve Suriye hava savunma silahları ile ateş açılarak düşürülmüştür.

Öncelikle bir gerçeğin altını çizmek isteriz. Dünyanın hiçbir yerinde hava sahası ihlali yapan uçaklara derhal ateş açılması düşünülemez. Çünkü arıza veya kötü hava şartları gibi elde olmayan nedenlerle de hava sahası ihlali yapılabilir.

Fakat Suriye 16 aydır devam eden ağır terör saldırısı altındadır. Bu süre içinde terör nedeniyle kaybedilen can sayısı 12 bindir. Suriye’de ‘’ Libya modeli ‘’ askeri müdahale yapabilmek için terör, Batılı güçler tarafından desteklenmektedir. Suriye’ye karşı kısmen açık kısmen örtülü bir savaş bütün hızıyla devam etmektedir. Bu savaşta Türkiye, topraklarını Suriye’ye karşı açıkça kullandırmaktadır.

Hava saldırısı beklentisi var!

Türkiye’den Suriye’ye terörü azdırmak ve müdahale için elverişli ortamı sağlamak maksadıyla teröristler, paralı askerler ve casuslar tarafından sınır ötesi harekat yapılmaktadır. İncirlik’ten kalkan uçaklar ve İnsansız Hava Araçları (İHA) Suriye üzerinde keşif yapmakta ve istihbarat toplamaktadır.

Suriye’de rejim değişikliği yapabilmek ve Beşar Esad’ı devirebilmek için “Suriye’nin dostları”
adı altında düşmanca toplantılar yapılmakta, güvenli bölge, insani yardım koridoru, uçuşa yasak bölge gibi ‘’ Suriye’ye yapılacak saldırganlığı, nasıl hukukileştiririz? ‘’ konuları tartışılmakta ve görüşülmektedir.

Suriye her an bir hava saldırısı beklentisi içinde olup bu yüzden son bir ayda Rusya’dan çeşitli hava savunma sistemleri ve silahları ile savaş uçakları alarak hava savunmasını takviye etmiş ve etmeye devam etmektedir.

Şimdi kendinizi Suriye’nin, Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin Lazkiye’de bulunan hava savunma batarya komutanının yerine koyun. Bir yılı aşkın süredir savaş halinde yaşıyorsunuz ve ağır stres altındasınız. Genel Batı istikametinden yüksek süratle, alçaktan uçan, dost/ düşman tanıma (IFF) cihazı kapalı, aktif sistemleri (radar) kapalı bir hava teması yaklaşıyor. Çok kısa bir zaman süresi (dakikalar) içinde karar verilmesi gerekli. Suriye hava saldırısı beklentisi içinde olduğundan yüksek alarm durumunda ve angajman (tetiğe basma) yetkisini ast birliklere dağıtmış durumda.

Komutanlara soruyorum?

Şimdi soruyorum Genelkurmay Başkanımıza ve Hava Kuvvetleri Komutanımıza, bu durumun fakında değil misiniz? Suriye normal şartlar altında bir ülke değil. Kendini yakın tehdit altında görüyor.
Düşen uçağımızı niçin Suriye hava sahasına keşif için gönderdiniz? Biz Suriye’den bir saldırı beklemiyoruz, yoksa başka bir görevle mi gönderdiniz oraya? Bir ülkenin topraklarına doğru alçaktan yüksek süratle yaklaşma (radarlara yakalanmamak için) saldırı amacı taşır, kim verdi bu direktifi? İskenderun Hava Radarı hava sahası ihlali yaptığını uçağımıza bildirmedi mi? Doğu Akdeniz’deki alanlar çok geniş Ege gibi dar değil bu nedenle ‘’ dönerken sığmadı ve ihlal oldu ‘’ bunu kimseye yutturamazsınız.

Yoksa size hır çıksın diye mi gönder dediler? Suriye’nin hava savunmasını mı test etmenizi istediler? Yoksa İncirlik’ten kalkışlı başka bir görevi Suriye hava savunma sisteminden gizlemek ve dikkatini başka bir yöne çekmek için kullanıldık?

Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a açıklamalar iç karartıcı ve savaş tamtamları çalan cinsinden.
Alın size birer örnek; “Üzerinin örtülmesi mümkün değil, gereken yapılacaktır” ve “Bedelini ödeyecekler”..

1996’da Mirage-2000 tipi bir uçakla Yunanlı pilot Türk F-16’yı kancıkça arkadan füzeyle vuruyor, uçağımız Sakız açıklarında düşüyor ve Plt. Yzb. Nail Erdoğan şehit oluyor. Yunanlı pilot bunun anısına uçağının burnuna Türk Bayrağı resmi yaptırıyor. Bu gerçek 2003’te ortaya çıkıyor ama AKP’den tık yok, gereken yok ve bedel yok. Çuval hadisesinde olduğu gibi! Her gün şehit vermemize rağmen Kuzey Irak’a operasyon yapamadığımız gibi! Ama bu sefer çok hassaslar sizce niye?

AKP ABD’nin arkadan ittirmesi ve şantajı ile çağdışı körfez ülkelerinden gelen avanta para nedeniyle ülkemizi Suriye ile savaşa doğru tırmandıran basamakları üçer beşer çıkmaktadır. Suriye Büyükelçisi’nin istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilmesi ve sınır dışı edilmesi bu basamaklardan biriydi.

Savaş için aranan kan bulunmuştur. Umarım sonunda aklıselim galip gelir.

Bu arada size bir sır :

Rusya sağlam durursa bir şey olmaz.

Saygılar sunarım.

Türker ERTÜRK
26 Haziran 2012, AYDINLIK
====================================================================================