ECDADINA SAHİP ÇIKMAK.. ve ATATÜRK’ün OSMANLILAR HAKKINDA GÖRÜŞLERİ


Dostlar,

Aşağıda, E. Amiral Türker Ertürk’ün son derece değerli bir yazısını daha bulacaksınız.
Kendisini hem kutluyor hem de teşekkür ediyoruz bu çok öğretici yazısı ve paylaşımı için. Osmanlı hanedanının daha 3. Padişah Orhangazi’den başlayarak eşlerinin tümüyle yabancılardan oluştuğunu biliyoruz. Ali Kemal Meram’ın Padişah Anaları adlı yapıtında uzun uzun hangi padişahın eşlerinin ve annelerinin kim olduğu belgelenmektedir.

Dolayısıyla 1299’da Osmanlı beyliği kurulurken egemen olan Anadolu Türkmen geleneğinin zamanla yozlaşarak Türkmen – Alevi düşmanı ve hatta açık katili durumuna geldiğini sayısız örnekleriyle biliyoruz.

Fatih’in Hurufileri Edirne’de yaktırmasından başlayarak..

1473 Otlukbeli Türkmen katliamı,

Kuyucu Murat Paşa’nın onbinlerce Türkmeni katlederek kuyulara doldurtması,

Yavuz’un 1514 Çaldıran seferi ve onbinlerce Safevi Türkmenlerin kırımı

2. Mahmut döneminde binlerce Bektaşi Yeniçeri ve Türkmen kırımı..

Bu bakımdan, Sayın Türker’in yazısındaki şu paragraf özellikle öne çıkarılmalıdır :

  • Bu topraklarda Türkmenler bir daha insan konumuna
    Mustafa Kemal Atatürk ile gelmişlerdir.
     
  • Şu anda yaşadığımız mücadele, din örtüsü altına gizlenmiş kinci dönmelerle
    Türk Ulusal kimliğini benimsemiş olanlar arasındadır.
Bu sitede, Atatürk’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri, kapsamlı bir dosya olarak sunulmuştur.
  • YENİ OSMANLICILIK HASTALIĞI’nın Yeniden Servis Edilmesi Nedeniyle Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yılını Kutlamanın Abesliği ve 
    ATATÜRK’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri..
31 sayfalık bu çalışmamızı okumak için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayabilirsiniz..

Sevgi ve saygı ile.
1.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltik@gmail.com

====================================

Türker Ertürk

ECDADINA SAHİP ÇIKMAK

Erdoğan’ın üstüne vazife değilken başlattığı ve gittikçe alevlenen Muhteşem Yüzyıl tartışmalarına müsaadenizle ben de mütevazı bir katkıda bulunmak isterim.

Esasında bu konuyu yaklaşık iki yıl önce yine “ Ecdadına sahip çıkmak “ başlığı altında henüz Aydınlık Gazetesi’nde yazmaya başlamadan önce kaleme almıştım.
İki yıl geçti ama aynı yerde otlamaya devam ediyoruz.

O gün o yazıyı yazmama, dershaneden çıkan bir grup çocukla yaptığım sohbet
neden olmuştu. Çocuklar bana tarih öğretmenlerinin Muhteşem Yüzyıl dizisinin yayından kaldırılması için RTÜK’e (Radyo ve Televizyon Üst kurulu) telefon etmelerini istediğini, telefon numarasını tahtaya yazdığını ve ders süresince de filme küfürlü eleştiriler yaptığını anlattılar.

Öğrencilerin çoğu “Biz diziyi seyretmedik“ demesine rağmen öğretmen kılıklı beyni devşirilmiş meczup “Mutlaka telefon edin ve ecdadınıza sahip çıkın.“ demiş.

Anlatılanlardan ve sorduğum sorulara aldığım cevaplardan tarih öğretmeninin
CIA emrinde din kisvesi altında teşkilatlanmış, devletin ve toplumun içine sinsice sızmış, vatan, Cumhuriyet ve millet düşmanı bir örgüt elemanı olduğu çok açıktı.

İki yıl sonra bugün de aynı konuyu yazmama Erdoğan neden oldu! Başbakan sanki başka bir işi yokmuş gibi TV dizileri ile uğraşıyor. Ekonomik durumumuz perperişan iken, işsizlik almış başını gitmiş iken, iç savaşın tamtamları çalıyorken, yabancı casuslar ülkemizde cirit atıyorken, her geçen gün bu ülkede beraber yaşamamızın koşulları ortadan kaldırılıyorken ve komşularımızla savaş kapıdayken bizimkinin uğraştığı şeylere bak!

Sütten çıkmış ak kaşık değillerdi!

Ecdadın geçmişte ne yapıp yapmadığını veya yapamadığını bilmek için okumak
hem de çok okumak lazım. Bunlar kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle olmaz.
Sadece okumak yeter mi? Hayır. Okunanların eleştirel akıl süzgecinden geçirilmesi ve analiz edilmesi gerekir.

Niçin bu diziye taktınız, alt tarafı bir film. Yoksa Osmanlı dönemini her derde deva, sütten çıkmış ak kaşık olarak gösterme gayretlerinize zarar verdiğini düşünüyor ve diziyi yasaklamak mı istiyorsunuz? Bence soruşturma açtırın ve Ergenekon’a bağlatın! İşte sizin demokrasi anlayışınız bu! Hoşgörüsüz, kinci, yasakçı, dalavereci ve otoriter!

Övünülecek ecdadımız olduğu gibi utanacaklarımız da var! Şöyle bir göz atalım. Dizide başrolde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Polonya Yahudi’si Helga diğer adıyla Hafsa Sultan. Kanuni’nin hareminde bulunan eşlerinden biri olan Hürrem Ukraynalı Yahudi bir ailenin kızı ve gerçek adı Roksalana.

Allah kimseye gerçekten evlat acısı vermesin ama Kanuni bunu Hürrem’in yatak odası dedikoduları ve iktidar hırsı üzerine Şehzade Mustafa için verdiği infaz emri ile kendisine tattırmıştır.

Sadrazam Pargalı da Hürrem’in işveli ve cilveli entrikaları ile boğdurulmuş ve yerine Damat ve Yahudi Rüstem Paşa Sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti’nin içine de, Hürrem’in oğlu Sarı veya Sarhoş adıyla namı diğer II. Selim etmiştir. Osmanlı’nın çöküşünün Kanuni devrinde başladığını söylemek tarihi bir gerçekliktir.

Kanuni oğlunu, Yavuz da babasını öldürttü

Kanuni’nin babası Yavuz Sultan Selim, babası II. Beyazıt’a darbe yapmış, padişah olan babasını devirmiş ve sonra öldürtmüştür. Babasına acımayan Alevi Türkmenlere acır mı?

Yavuz Sultan Selim Anadolu’da Alevi Türkmenleri kılıçtan geçirmiştir. 

Bu katliamın siyasi, demografik, sosyal etkileri ve iç barışımız açısından hassasiyetleri hala devam etmektedir.

“Ey oğul,
Beysin -Bundan sonra öfke bize, gönül almak sana-
Suçlamak bize, katlanmak sana-
acizlik bize, hoş görmek sana,
Kem göz şom ağız bize, bağışlamak sana..“

diye başlayıp devam eden dizelerde kendini ifade eden Osmanlının kurucu asli unsuru olan Türkmen geleneği artık yok olmuştur.

Yok oluşun başlangıcı Fatih ise perçinlenmesi ise Yavuz ve Kanuni döneminde olmuştur.

  • Bu topraklarda Türkmenler bir daha insan konumuna
    Mustafa Kemal Atatürk ile gelmişlerdir.
     
  • Şu anda yaşadığımız mücadele, din örtüsü altına gizlenmiş kinci dönmelerle Türk Ulusal kimliğini benimsemiş olanlar arasındadır.

Daha bunun gibi birçok gerçek halkımız tarafından bilinmiyor ve bilinmesi istenmiyor. Suratımıza şamar gibi çarpan bu gerçekleri biraz popülist bir anlatımla da sunsa, halkımızın çok büyük bir bölümü bu filmlerden ve dizilerden öğreniyor.
Çünkü ortalama öğretim süremiz çok kısa ve okumuyoruz.

Bakın, kaliteden ve içerikten bahsetmiyoruz, ülkemiz insanlarının toplam
öğretim süresi 4,5 yıl. 
Belki sonradan okuyoruz ve öğreniyor olabilir miyiz?
O da hayır. İşte rakamlar.. Bir yılda kişi başına okunan kitap sayısı Japonya’da 25, İngiltere’de 12, Fransa’da 7. Türkiye’de ise 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.

Şimdi birileri Osmanlı’da haremi, köleliği, cariyeleri, dönen Bizans entrikalarını,
iktidar oyunlarını ve tıksırıncaya kadar içilen içki gerçeğini anlatınca çok kızıyorlar. Çünkü kafalarında yarattıkları Osmanlı’ya uymuyor.

Siz, Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın Karayip Adaları’nın içkisi olan ve
şeker kamışından yapılan Rom içtiğini biliyor musunuz?

Cumhuriyetimiz, Osmanlı’nın acılarla ve bin bir güçlüklerle geçen deneyimleri üzerine kuruldu. Hep kötü şeyler mi miras aldık, kesinlikle hayır. İyisi ve kötüsü ile yaşanan tecrübelerin üzerine inşa edildi Türkiye Cumhuriyeti.

Atatürk önderliğinde yapılan Türk Devrimleri ile kurulan Cumhuriyetimiz;
bir adam olma, ahlaklı ve erdemli olma, çağdaş olma, uygar olma, Türk kadınını toplumsal yaşama sokma ve kutsal dinimiz İslam’ı hak ettiği mertebeye çıkarma projesidir.

Saygılar sunarım. 1.12.12
İLK KURŞUN 

İki hava saldırısı

Türker Ertürk

İki hava saldırısı

ABD‘de gerçekleştirilen ve dünya tarihinde çok bü­yük değişikliklere neden olan ve bazı bakımlardan milat sayılabilecek terörist saldırının 11′inci yılını id­rak etmemiz nedeniyle geçen 11 Eylül tarihinde planladığım bu yazıyı daha güncel ve ivedilikli ko­nular nedeniyle ancak bugün yazabildim.

Sevgili okurlar,

Sonuçları bakımından dünya tarihi­ni en çok etkileyen ve hâlâ etkilemeye devam eden iki büyük hava saldırısı olmuştur. 56 yıl ara ile olan bu saldırılardan birincisi Amerikan malı B-29 tipi bombardıman uçakları ile yapıldı. 2 sortide (Sorti; havacılıkta uçağın her bir kalkışı için kullanılan te­rimdir) gerçekleştirilen bu saldırının ilk sortisi:

6 Ağus­tos 1945′de Little Boy kod adlı Uranyum-235 ti­pi atom bombasının Hiroşima‘ya atılması ile ikin­ci sortisi ise; 3 gün sonra 9 Ağustos 1945′te Fat Man kod adlı Plütonyum-239 tipi atom bombası­nın Nagazaki‘ye atılması ile gerçekleştirildi.

Japonya‘nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine yapılan bu Amerikan katliamında yaklaşık 225 bin sivil insan yaşamını yitirdi.

İkinci büyük hava saldırısı ise 4 sorti halinde yi­ne Amerikan malı ama bu sefer sivil yolcu uçakları ile 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilmiştir. 1. ve 2. sortiler; Boeig-767 tipi iki uçakla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri­ne, 3. sorti; ABD Savunma Bakanlığı’nın Was­hington DC’de bulunan karargahı Pentagon’a ya­pılmış, 4. sorti ise; yolcularla teröristler ara­sında çıktığı söylenen mücadele sonucunda hede­fine varamadan Pennsylvanya kırsalına düşmüştür.

ABD‘de 4 sorti halinde yapılan ancak birisi başarısız olan bu saldırıda toplam 2974 insan yaşa­manı yitirmiştir. Fakat bu saldırı gerekçe gösterile­rek ve teröre karşı tüm dünyada savaş ilan edildi­ği söylenerek İslam dünyasına karşı başlatılan sa­vaşta yalnız Irak‘ta yaşamını yitiren Müslüman sayısı bugün itibarıyla 1.455.590′dır.

Saldırı öncesinde ihbar vardı

Geçtiğimiz günlerde New York Times Gazetesi’nin verdiği habere göre 6 Ağustos 2001’de yani saldırıdan 35 gün önce Başkan Bush‘a veri­len günlük brifingde “Usame Bin Ladenin ABD’yi vurmak için kararlı olduğunu ve çok yakında sal­dıracağı” istihbaratı CIA tarafından “Top Secret” (Çok Gizli) gizlilik derecesi ile rapor edilmiştir. Böy­le bir rapor olmasına karşın alınan önlem ve gös­terilen tepki bir hiçtir. Çünkü hesap başkadır!

11 Eylül 2001 saldırısı hem ABD hem de dünya tari­hinde gerçekten büyük değişikliklere neden ol­muştur. ABD bu saldırıyı bahane ederek tek kutuplu küresel liderliğini ve hegemonyasını sürdürmek için sahip olduğu askeri üstünlüğü kural tanımaz bir bi­çimde kullanabilme şansını elde etmiştir.

ABD yine bu saldırı sayesinde ülke içinde daha çok polis devleti olabilme ve sivil özgürlükleri güvenliği gerekçe göstererek kısıtlama fırsatını yaka­lamıştır.

Bu saldırının ABD’ye verdiği başka bir kazanım da “Soğuk savaş” bitiminden sonra gerek duyduğu düşman için yapay olarak yarattığı “Köktendinci İs­lam tehdidini” somutlaştırma ve dünya kamuoyu­nu bununla inandırma olanağıdır.

Saldırının hemen sonrasında Bush tarafından te­rör düşman ilan edilmiş ve teröre karşı küresel sa­vaş başlatılmıştır. Bugüne dek 11 yıl geçmesine karşın bu savaş artan ve yayılan boyutlarda hâlâ sürmektedir.

ABD‘nin bir başka açmazı terörü düşman ilan et­mektir. Çünkü terör düşman olamaz, ancak muh­temel düşmanlar için kullanılabilecek bir yöntem ve­ya silahtır. Örneğin bugün Suriye‘de günlük yaşa­mın bir parçası haline gelmiş olan terörizm Suri­ye’nin düşmanı değildir. Buradaki terör Suriye’ye düşmanca tutum takınan, ABD, İsrail, Türkiye, Suu­di Arabistan ve Katar gibi ülkelerin hedeflerine ulaş­mak için yöntemi veya silahıdır.

11 Eylül saldırısı olmasaydı?

“Düşman terörizmdir” demek ve düşmanı belirsizleştirmek dünyanın her yerine kural tanımaz bir biçimde müdahale edebilmenin gerekçesini yarat­mak içindir.

Eğer 11 Eylül saldırısı olmasaydı uluslararası ku­rallar hiçe sayılarak Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya müdahale edilebilir miydi? ABD Ortadoğu’ya ve Körfez’e tüm ağırlıklarıyla yerleşebilir miydi? Suri­ye’ye ve İran’a karşı şu anda sürdürülen örtülü sa­vaş yapılabilir miydi?

11 Eylül saldırısının akşamında “Usame Bin La­den ve El kaide” sorumlu ilan edildi.
Bir hafta geç­meden Afganistan’ın istilası gündeme geldi. Afganistan‘a karşı yıllarca sürebilecek savaş planları ha­zırdı bile!

Halbuki ”Soğuk savaş” döneminde Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaline direnilmesi için El Kai­de ABD tarafından kurdurulmuş, lideri Usame CIA kamplarında eğitim almıştır.

CIA, Arap orjinli ajanları vasıtası ile daha önce kendisi tarafından kurdurulan El Kaide içinde hep var oldu. 11 Eylül 2001 öncesi neler planlandığı­nı öğrendiler. Belki de bu planlamayı içeride bu­lundurduktan ajanlar vasıtası ile özendirdiler! Daha sonra derin ABD devleti bu planın gerçekleştiril­mesinin önünü açtı.
2974 Amerikalı, ABD‘nin bü­yük çıkarları için kurban edilebilirdi!

Evet, her iki hava saldırısından da ABD so­rumludur. Birincisinde doğrudan sorumludur, ikin­cisinde ise sorumluluk azmettirici ve özendirici ol­ma düzeyindedir.

1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye yapılan ha­va saldırısı; Uzakdoğu’nun yükselen bölgesel gücü Japonya’yı dize getirmek, uydu yapmak ve bölge­ye yerleşmek içindi.

2001’de yapılan hava saldırı­sı ise; düşmanı somutlaştırmak ve ABD kamuoyunu düşmanın varlığına inandırmak, Ortadoğu bölge­sine yerleşmek, tek kutuplu dünya düzenini sür­dürebilmek ve küresel hegemonyaya direnen güç­lere terör bahanesi ile müdahale edebilmek için ya­pıldı.

Saygılar sunarım.

(İLK KURŞUN, 19.9.12)

MÜSLÜMANLARLA SAVAŞ..

Em. Amiral Türker ERTÜRK

MÜSLÜMANLARLA SAVAŞ

İLK KURŞUN, 14 Eylül 2012

Geçtiğimiz Çarşamba günü Libya’nın Bingazi kentinde ABD Konsolosluğu önünde toplanan kızgın göstericiler arasında bulunan “İslamcı saldırganlar” konsolosluk yerleşkesinde bulunan bazı binalara roketlerle saldırarak ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ve üç Amerikalı memuru öldürdüler ve yaklaşık 20 çalışanın da yaralanmasına neden oldular. Öldürülen Stevens geçen yıl Kaddafi’ye karşı gerçekleştirilen Batı destekli müdahalede başrolü oynamıştı.

Bingazi’de meydana gelen bu saldırı ile eş zamanlı olarak Mısır’da ABD’nin Kahire Büyükelçiliği önünde de kalabalıklar bir araya gelerek ABD’yi kınayan ve protesto eden gösteriler yaptılar. Göstericilerin Büyükelçiliğe girme teşebbüsü Mısır güvenlik güçlerinin zor kullanması ile engellendi.

Bingazi ve Kahire’de aynı anda meydana gelen bu iki saldırıdan yaklaşık 24 saat sonra ABD’nin Tunus Büyükelçiliği önünde yapılan ABD aleyhtarı gösteri polisin göz yaşartıcı bomba kullanması ile dağıtılabildi. Dün de ABD’nin Yemen Büyükelçiliği’ne saldırıldı, polis havaya ateş açmak zorunda kaldı.

Şimdilik 4 insanın yaşamını yitirmesine neden olan bu protesto gösterileri ve saldırıların nedeni ise Hz. Muhammed’e ve İslam’a hakaretler içeren

Müslümanların masumiyeti” adlı bir film.

Filmin yapımcısı ve yönetmeni İsrail asıllı Amerikan vatandaşı Sam Bacile.

Bacile Wall Street Journal Gazetesi’ne verdiği bir demeçte

“İslam kanserdir, Müslümanlar da yok edilmesi gereken böceklerdir.
Bu film ile İslam’ın nefret içerikli bir din olduğunu göstereceğim.” demiş.

5 milyon dolara mal olan 2 saat uzunluğundaki bu filmi 100 Musevi işadamı finanse etmiş. Dünyanın en büyük video paylaşım sitesi olan Youtube’a da konan filmin yapımcısı, meydana gelen olaylar nedeniyle geçtiğimiz Salı gününden beri saklanıyor.

Bingazi’deki olaylar terördür

Sevgili okurlar,

Öncelikle şunu vurgulamak isteriz ki; Bingazi’de meydana gelen olaylar bir terördür. Nereden gelirse gelsin ve nedeni her ne olursa olsun bu tür faaliyetler asla kabul edilemez ve hoş görülemez. Ama eklemeliyiz ki; dince kutsal duyguların ve 1,5 milyar Müslüman’ın inançlarına bu şekilde hakaret edilmesi doğru değildir.

Libya yetkilileri tarafından Bingazi saldırısının arkasında El Kaide sempatizanı Ensar El Şeria örgütünün bulunduğu ve Libya’da ABD destekli yeni oluşuma düşmanca yaklaştığı belirtilmektedir.

Bingazi, Kahire ve Tunus’ta meydana gelen bu olayların çok önemli olmasının bir nedeni de, Müslümanların yaşadığı öbür coğrafyalara yayılma tehlikesidir. Anımsarsınız Danimarka’da Jyllands Posten gazetesi 30 Eylül 2005’te yayınladığı “Hz. Muhammed karikatürleri” nedeniyle başlayan krizde Danimarka ve Norveç’in dünyadaki birçok büyükelçiliğine saldırılmış ve çıkan şiddet olaylarında 140 insan yaşamını yitirmişti.

Sanırım yine hatırlarsınız; zamanın Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rusmussen,
Hz. Muhammed’i terörist olarak da gösteren “Karikatür krizini” ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirmiş ve müdahale etmemişti. Aynı Rusmussen PKK terörünü yaptığı yayınlarla destekleyen Roj TV’ye karşı da aynı hoşgörüyü göstermişti. Rusmussen böyle bir sicile sahipken, Erdoğan 2009 yılında anılan şahsın NATO Genel Sekreteri olmasını destek vermişti.

ABD Başkanı Obama yaptığı açıklamada “Bingazi saldırısından sorumlu olanlar yargı önüne getirilecektir“ dedi. ABD bu saldırı üzerine dünyadaki tüm temsilciliklerinde güvenliği en üst düzeye çıkarma kararı aldı. Yine ABD yetkilileri yaptığı açıklamalarda
“Bu saldırılar çok önceden planlanmış olabilir.” diyorlar.

Günümüzde hiçbir şey size anlatılmaya çalışıldığı gibi değildir. Bu nedenle çabuk
karar vermeyiniz. Bu saldırılar, başka bir hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli olan hesaplı bir kışkırtma olabilir!

Bu saldırılar ABD’nin bölgeye yönelik politikalarında bir değişikliğe neden olur mu?

Göreceğiz! Çünkü Atlantik üzerinden estirilen rüzgarlarla geliştirilen Arap Baharı nedeniyle bölgenin seküler liderleri bir bir yıkılıp yerine dincileri getirilmekte. Saldırılar bu yaratılan iklimin sonucudur.

Savaş mı istiyorsunuz?

Bingazi’de yapılan saldırıyı BBC’den izledim. Konsolosluk önüne toplanmış ABD’yi protesto eden kızgın kalabalık içinde taşınan bir döviz “Müslümanlarla savaş mı istiyorsunuz?” çok dikkatimi çekti.

Hala fark edemediniz mi? Savaş istemiyorlar, savaşıyorlar!

Soğuk savaş bitiminden sonra Batı tarafından yapılan yeni tehdit algılamasına göre öncelikli düşman İslam dünyasıdır. Afganistan ve Irak bunun için işgal edildi. Libya’da 60 bin insan bunun için öldürüldü. Suriye bu nedenle karıştırıldı. İran’a müdahalenin yolları bunun için aranıyor. Yemen’e insansız hava araçları ile bunun için saldırılıyor. Sünni-Şii ekseninde savaş kışkırtıcılığı bunun için yapılıyor. Türkiye’de bunun için huzursuzluk var.

Arap Baharı bunun için sahneye kondu.

Yalnız Irak’ta 1,5 milyon insan öldürüldü.

Bush “Haçlı seferlerini başlattık“ dedi.

Anlamanız için daha ne yapılması lazım?

Fakat biliniz ki bu pervasız saldırıya karşı koyabilmenin yanıtı Kutsal Kitabımızın ayetleri arasında gizli değildir.

Bu savaşa karşı koyabilmenin gücü akıl ve bilimden geçer.

Aklın ve bilimin yaşamda egemen olmadığı ve laik düzenin kurulamadığı toplumların
burnu pislikten sırtı minderden asla kurtulamaz.

Saygılar sunarım.

Yazıklar Olsun..

Em.. Amiral Türker Ertürk

Yazıklar Olsun..

Bugün size 11 Eylül 2001’de ABD’de yapılan ve sonrasında dünyayı değiştiren saldırıdan bahsetmeyi düşünüyordum. Fakat yaşadığım güncel bir gelişme nedeniyle bu yazımda önünüze başka bir konuyu getireceğim.

Bu köşeyi takip edenler bilirler, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösteriyor ve davet edildiğimiz yerlerde ülkemizin hızla bir karanlığa doğru sürüklendiğini bilgimiz, birikimimiz ve deneyimimiz ölçüsünde halkımıza anlatmaya çalışıyoruz.

Örneğin bu ay içinde Avrupa Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) davetlisi olarak “Suriye’de neler oluyor? Türkiye’nin rolü nedir?” konulu panellere katılmak için Almanya’nın Duisburg, Frankfurt, Hannover, İsviçre’nin Bern ve Avusturya’nın Viyana kentlerine gideceğiz. Yine Suriye konusunda bir panele katılmak için bu kez de Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) davetlisi olarak Mersin’e gideceğiz.

Ayrıca Milli Anayasa Forumu’nun üyesiyiz ve onun düzenlediği çalışmalara katılmaktayız. Başında TBMM 17. Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un olduğu Milli Anayasa Forumu yurdun dört bir yanında il ve ilçe merkezlerinde binlerce yurttaşın katılımı ile toplantılar düzenlemektedir. Bu toplantılarda emperyalizm tarafından dikte edilen ve takipçisi olunan yeni anayasanın emek ve işçi hakları düşmanı olduğu, Cumhuriyetimizin olmaz ise olmazı olan kırmızı çizgileri yok etmeyi amaçladığı, bölücü ve ortaçağ karanlığının temsilcisi olduğu, iç barışımızı dinamitleyeceği ve Meclisin yeni anayasa yapma yetkisinin olmadığı anlatılmaktadır.

Su uyur düşman uyumaz

Milli Anayasa Forumu yaz süresince de “Su uyur düşman uyumaz” ilkesinden hareketle boş durmamış ve çalışmalarına devam etmiştir. Geçtiğimiz günlerde bu kapsamda yapılan faaliyetlerden Foça, Dikili ve Kuşadası’nda yapılan çalışmalara ben de katıldım. En son ise 12 Eylül’de ADD tarafından Karaelmas şenlikleri dahilinde Soma/Manisa’da düzenlenen Milli Anayasa Forumu’na Hüsamettin Cindoruk ve Şahin Mengü ile birlikte davetliydik.

Geçtiğimiz Pazar günü son günlerde yitirdiğimiz şehitlerimize sahip çıkıldığını göstermek için İstanbul Bağdat Caddesi’nde yapılan çok büyük bir çoğunluğunu gençlerin ve bayanların oluşturduğu yürüyüşe eşimle birlikte katıldım.

Bu yürüyüş sırasında beni Soma’dan aradılar ve CHP örgütünün ADD’ye yaptığı baskı nedeniyle 12 Eylül’de yapılacak Milli Anayasa Forumu’nu istemeyerek de olsa iptal etmek zorunda olduklarını bildirdiler. “Niçin?” diye sorduğumda; Şahin Mengü’ye CHP yönetiminden tepki olduğunu çünkü CHP yönetimine muhalefet ettiğini ve ulusalcı fikirlere sahip olduğunu söylediler.

Benim adıma karşı bir tepki olmadığı söylenmesine karşın, Şahin Mengü’de olduğu belirtilen genel merkeze muhalefet ve ulusalcı bakış açısı “usurlarının” bende de mevcut olmasından olsa gerek, bu iptalden gerçekten çok alındım ve üzüldüm.

Çünkü ben de Atatürk önderliğinde yapılan Türk devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine, CHP’nin 6 Ok’la özet olarak belirtilen kurucu ve vazgeçilemez ilkelerine yürekten ve iliklerine kadar bağlıyım ve ulusalcı bakış açısına sahibim.Ben üç kuşaktır CHP’ye gönül ve oy vermiş ve bu ülkenin kuruluşunda emeği olmuş istiklal madalyalı bir ailenin çocuğuyum. CHP’liyim ve onur duyuyorum. Ama YCHP’yi içime sindiremiyorum.

CHP seçmeninden ilgi çok büyük

Çeşitli vesilelerle gittiğim her yerde CHP’li seçmenden ilgi, destek ve çok büyük bir sevgi görüyorum. Fakat aynı desteği ve sevgiyi örgütten aldığım söylenemez. Milli Anayasa Forumu’na CHP örgütünden verilen destek de aynı biçimde. Foruma halkın ve CHP’li seçmenin ilgisi çok büyük! Örgütün desteği ise, genel merkezden ikbal beklentisi içinde olan yerlerde az veya köstek olmak şeklinde, büyük resmin görüldüğü ve kişisel çıkarların ülke çıkarları üzerinde görülmediği yerlerde ise yüksek orandadır.

Evet, emperyalizm tarafından Türkiye Cumhuriyeti dönüştürülmeye ve Büyük Ortadoğu Projesi ile uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. AKP bunun için kurdurulmuş ve desteklenmiş, TSK’ya bunun için operasyon yapılmış ve Silivri bunun için vardır.

Yeni anayasa bu dönüştürülme işleminin hukuki metni olacaktır. Böyle büyük bir operasyon yalızca iktidar partisi ile olamaz. İşte bu nedenle CHP’ye operasyon yapılmış ve partiden Atatürkçüler, Milliciler ve fikirleri temizlenmeye çalışılmaktadır.

Operasyon sonucunda CHP’nin dümenine geçen ve kendini YCHP olarak adlandıran yönetimin, partinin ve ülkemizin çıkarlarına olmayan tehlikeli sularda yol aldığını gösteren kanıtlar çoktur. En sonuncusu 30 Ağustos – 1 Eylül 2012 arasında Güney Afrika’da yapılan Sosyalist Enternasyonal’in 24. Kongresinde gerçekleşmiştir.

Bu arada Sosyalist Enternasyonal’in adına bakarak sakın paylaşımcı, barışsever, mazlumdan yana tavır koyan bir kuruluş olarak görmeyin. Emperyalizmin çıkarlarını savunur ve onun sol yumruğudur. Öldürmez ama süründürür!

Güney Afrika’da Cape Town’da Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt meselesi, Kıbrıs ve Suriye konularında ülkemizin çıkarları ile çelişen hatta ihanet içinde olan kararları imzalamıştır.“

“Bu konuda çekincemizi Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı Papandreou’ya bildirdik” açıklaması yeterli değildir. Kararlı ve güçlü bir reaksiyonun ifadesi olarak genel başkan yardımcılığı görevinden istifa edilmeliydi.

Eski CHP yönetimi ile Sosyalist Enternasyonal’in arası çok kötü idi,
YCHP’nin çok iyi.
Niçin?

Saygılar sunarım.
http://www.avrupagazete.com/turker-erturk/6341-yaziklar-olsun.html, 11.9.12

Aranan Kan Bulunmuştur!

Dostlar,

Türker Erturk, Deniz Harbokulu Komutanı idi..TSK’ya dönük dış güdümlü operasyonlarla emekli edildi.
Pırıl bir tuğamiral idi. Oldukça yüksek zekalı idi. Belki de geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı olacaktı.
Türk Ordusu’nda tasfiye edilen parlak Kemalist subaylarımızdan biri.. Ama O yaşama kümedi. “Atatürk’ün zabiti” ne yakışanı, savaşımı seçti. AYDINLIK’ta yazıyor ve halkını aydınlatmayı sürdürüyor. Kemalist Devrimin tamamlanması için çok nitelikl emeğini sunuyr.

O’nu izlemeli AYDINLIK’taki köşesinde her gün..

Konferanslarını da.. Ülkemizin, seçkin bir beyin olan E. Amiral Türker Ertürk’ten çok öğrenecekleri var.

Vira Amiralim, vira..

Sn. Ertürük’ün 2 gün önce 26.6.12’de AYDINLIK’ta yer alan

“Aranan Kan Bulunmuştur!” başlıklı yazısı, Suriye’de düşürülen uçağımızın nasıl bir plana kurban edildiğini açık ve net olarak kamuoyuna sunuyor. Okumalı, okutmalı.

Diyelim “Safiyanae” duygu ve düşüncelerle Hükümete destek olduklarını açıklayan CHP ve MHP özellikle okumalı.

Sevgi ve saygı ile.
28.6.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================================================================

Aranan Kan Bulunmuştur!

Türker ERTÜRK
26 Haziran 2012, AYDINLIK
erturkturker@gmail.com

Geçtiğimiz Cuma günü Doğu Akdeniz’de bir savaş uçağımızın önce düştüğü daha sonra Suriye tarafından düşürüldüğü gündemimize flaş haber olarak oturdu.Daha sonra olay kısmen de olsa netlik kazanmaya başladı ama aynı zamanda Türkiye-Suriye arasında epeydir devam eden krizin savaşa dönüşmesini sağlayabilecek bir bahane haline geldi.

Malatya Erhaç meydanından kalkan, 7. Jet Ana Üssü’ne ve 173. Keşif Filosu’na bağlı bir RF-4 E (Phantom) tipi keşif uçağımız Suriye’nin sahil kenti olan Lazkiye’ye 8 mil mesafede saat 1158’de radar ve telsiz temasını kesmiştir. Bunun anlamı uçağımızın o mevkide denize düştüğüdür. İşin en üzücü tarafı pilotlarımızın tüm aramalara karşın hala bulunamamış olmasıdır. En büyük dileğimiz onları sağ olarak bulabilmektir.

Suriye makamlarının iddiasına göre ‘’ kimliği tanımlanamayan bir hava teması saat 1140’da Batı yönünden Suriye topraklarına doğru yüksek süratle alçaktan yaklaşmış ve karadan 1 Km mesafede hava savunma silahları ile ateş altına alınmış ve Lazkiye’nin Om al-Tuyour köyünün 10 km batısında denize düşmüştür.’’

İhlal düşman olarak tanımlanmış!

Anlaşılan o ki uçağımız; Suriye hava sahasını ihlal etmiş, Suriye hava ihbar sistemleri tarafından kimlik tespiti yapılamadığından düşman olarak tanımlanmış ve Suriye hava savunma silahları ile ateş açılarak düşürülmüştür.

Öncelikle bir gerçeğin altını çizmek isteriz. Dünyanın hiçbir yerinde hava sahası ihlali yapan uçaklara derhal ateş açılması düşünülemez. Çünkü arıza veya kötü hava şartları gibi elde olmayan nedenlerle de hava sahası ihlali yapılabilir.

Fakat Suriye 16 aydır devam eden ağır terör saldırısı altındadır. Bu süre içinde terör nedeniyle kaybedilen can sayısı 12 bindir. Suriye’de ‘’ Libya modeli ‘’ askeri müdahale yapabilmek için terör, Batılı güçler tarafından desteklenmektedir. Suriye’ye karşı kısmen açık kısmen örtülü bir savaş bütün hızıyla devam etmektedir. Bu savaşta Türkiye, topraklarını Suriye’ye karşı açıkça kullandırmaktadır.

Hava saldırısı beklentisi var!

Türkiye’den Suriye’ye terörü azdırmak ve müdahale için elverişli ortamı sağlamak maksadıyla teröristler, paralı askerler ve casuslar tarafından sınır ötesi harekat yapılmaktadır. İncirlik’ten kalkan uçaklar ve İnsansız Hava Araçları (İHA) Suriye üzerinde keşif yapmakta ve istihbarat toplamaktadır.

Suriye’de rejim değişikliği yapabilmek ve Beşar Esad’ı devirebilmek için “Suriye’nin dostları”
adı altında düşmanca toplantılar yapılmakta, güvenli bölge, insani yardım koridoru, uçuşa yasak bölge gibi ‘’ Suriye’ye yapılacak saldırganlığı, nasıl hukukileştiririz? ‘’ konuları tartışılmakta ve görüşülmektedir.

Suriye her an bir hava saldırısı beklentisi içinde olup bu yüzden son bir ayda Rusya’dan çeşitli hava savunma sistemleri ve silahları ile savaş uçakları alarak hava savunmasını takviye etmiş ve etmeye devam etmektedir.

Şimdi kendinizi Suriye’nin, Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin Lazkiye’de bulunan hava savunma batarya komutanının yerine koyun. Bir yılı aşkın süredir savaş halinde yaşıyorsunuz ve ağır stres altındasınız. Genel Batı istikametinden yüksek süratle, alçaktan uçan, dost/ düşman tanıma (IFF) cihazı kapalı, aktif sistemleri (radar) kapalı bir hava teması yaklaşıyor. Çok kısa bir zaman süresi (dakikalar) içinde karar verilmesi gerekli. Suriye hava saldırısı beklentisi içinde olduğundan yüksek alarm durumunda ve angajman (tetiğe basma) yetkisini ast birliklere dağıtmış durumda.

Komutanlara soruyorum?

Şimdi soruyorum Genelkurmay Başkanımıza ve Hava Kuvvetleri Komutanımıza, bu durumun fakında değil misiniz? Suriye normal şartlar altında bir ülke değil. Kendini yakın tehdit altında görüyor.
Düşen uçağımızı niçin Suriye hava sahasına keşif için gönderdiniz? Biz Suriye’den bir saldırı beklemiyoruz, yoksa başka bir görevle mi gönderdiniz oraya? Bir ülkenin topraklarına doğru alçaktan yüksek süratle yaklaşma (radarlara yakalanmamak için) saldırı amacı taşır, kim verdi bu direktifi? İskenderun Hava Radarı hava sahası ihlali yaptığını uçağımıza bildirmedi mi? Doğu Akdeniz’deki alanlar çok geniş Ege gibi dar değil bu nedenle ‘’ dönerken sığmadı ve ihlal oldu ‘’ bunu kimseye yutturamazsınız.

Yoksa size hır çıksın diye mi gönder dediler? Suriye’nin hava savunmasını mı test etmenizi istediler? Yoksa İncirlik’ten kalkışlı başka bir görevi Suriye hava savunma sisteminden gizlemek ve dikkatini başka bir yöne çekmek için kullanıldık?

Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a açıklamalar iç karartıcı ve savaş tamtamları çalan cinsinden.
Alın size birer örnek; “Üzerinin örtülmesi mümkün değil, gereken yapılacaktır” ve “Bedelini ödeyecekler”..

1996’da Mirage-2000 tipi bir uçakla Yunanlı pilot Türk F-16’yı kancıkça arkadan füzeyle vuruyor, uçağımız Sakız açıklarında düşüyor ve Plt. Yzb. Nail Erdoğan şehit oluyor. Yunanlı pilot bunun anısına uçağının burnuna Türk Bayrağı resmi yaptırıyor. Bu gerçek 2003’te ortaya çıkıyor ama AKP’den tık yok, gereken yok ve bedel yok. Çuval hadisesinde olduğu gibi! Her gün şehit vermemize rağmen Kuzey Irak’a operasyon yapamadığımız gibi! Ama bu sefer çok hassaslar sizce niye?

AKP ABD’nin arkadan ittirmesi ve şantajı ile çağdışı körfez ülkelerinden gelen avanta para nedeniyle ülkemizi Suriye ile savaşa doğru tırmandıran basamakları üçer beşer çıkmaktadır. Suriye Büyükelçisi’nin istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilmesi ve sınır dışı edilmesi bu basamaklardan biriydi.

Savaş için aranan kan bulunmuştur. Umarım sonunda aklıselim galip gelir.

Bu arada size bir sır :

Rusya sağlam durursa bir şey olmaz.

Saygılar sunarım.

Türker ERTÜRK
26 Haziran 2012, AYDINLIK
====================================================================================