AİHM : Ağır hastalığı olan tutukluların tahliye edilmemesi ayrımcılıktır


Dostlar
,

Türk Tabipleri Birliği, web sitesinde aşağıdaki değerlendirmeye yer verdi.

Bir kez daha;

Cezaevlerinde tutuklu – hükümlü ama sağlık durumu cezaevinde kalmaya uygun olmayan tüm hastaların en temel insalık hakkı olan YAŞAM HAKKINA saygı gösterilerek;

Hükümlü ise cezasının infazının iyileşene dek ertelenmesini,

Tutuklu ise salıverilerek tutuksuz yargılanmasının sağlanmasını 

Başta TBMM olmak üzere ilgili makamlardan ivedilikle bekliyoruz.
Kaldı ki, Ceza Muhakemeleri Yasası’nın 16/2 ve 16/3 maddeleri çok açıktır.
Bu sitede kezlerce yazdık.. Bu maddelere bir kez daha yer verelim..

  • Yetkililer artık suç işlemeyi durdurmalılar..
    Göz göre göre kimi tutuklu ve hükümlülerin ölüme terkedilmesi
    tasarlayarak (taammüden) cinayetle eşdeğerdir, insanlık suçudur.

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa,
    cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”
    (E. Org. Ergin Saygun bu bağlamda tahliye edildi; Şubat 2013. Kaçtı mı,
    hangi kanıtları karartacak durumda? Tüm kanıtlar yıllardır hala toplanmadı mı?)
  • Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen ‘geri bırakma’ kararı, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine infazın yapıldığı yerin Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir.”(Prof. Fatih Hilmioğlu hk. Adli Tıp Kurumu’nun raporu 2 yıl boyunca güncellenmedi. Sağlığı kritik derecede bozuldu.. Şubat 2013’te ÖY Mahkeme yeniden Adli Tıp’a yolladı..Fakat Fatih hoca hala tutuklu..?!)

Bu arada; ADLİ TIP KURUMU MUTLAKA ÖZERK OLMALIDIR…
Ancak böylelikle tam nesnel ve bilimsel çalılması, rapor üretmesi sağlanabilir.

Unutulmasın ki, tutuklu ve hükümlüler Devletin tutsağı değilerdir.

Devlete emanettirler.

Can güvenliklerinin – yaşam haklarının korunması ise Devletin asli ve 1. görevidir.

Yeterli “denetimli serbestlik” önlemleri yasal olarak da teknik olarak da olanaklıdır ve uygulanabilir..

Yeni acılar yaşamayalım, yeni davalar açılmasın AİHM’de ve Türkiye’miz
mahçup olmasın davaları yitirip mahkum olarak ve girerim (tazminat) ödeyerek.

Sevgi ve saygı ile.
13.3.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================

AİHM : Ağır hastalığı olan tutukluların tahliye edilmemesi ayrımcılıktır

alt

Avrupa İnsan hakları Mahkemesi (AİHM) tutukluyken yakalandığı kanser hastalığından 2011 yılında yaşamını yitiren Gülay Çetin’in hastalığına karşın
tahliye edilmemesini AİHS’nin çiğnemi (ihlali) olarak değerlendirdi.
Hasta olan hükümlülerin tahliye edilmesine ve affedilmesine olanak veren
yasal düzenlemelere dikkat çeken ve tutuklular aleyhindeki bir ayrımcılık bulunduğunu belirten AİHM, Çetin’in yakınlarına 20 bin Euro tutarında manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

AİHM, cezaevinde tedavisi uygun olmayan hükümlülerin salıverilmesinde olduğu gibi;  tutukluların sağlık durumlarına uygun tüm insani önlemlerin alınmasını, cezaevinde tedavisi tıbben uygun olmayan tutukluların ilgili yargıçlar ve Yargıtay tarafından salıverilmesini sağlayıcı açık ve belirli yasal düzenlemelerin Ceza Muhakemesi Yasası‘nda  yapılması gerektiğine işaret etmiştir.

Türk Tabipleri Birliği tarafından bir süre önce tutuklu hastaların sağlık sorunlarının çözümü için Yasa Teklifi Taslağı hazırlanmış, TBMM’de grubu bulunan tüm siyasal partilere iletilmiştir. Taslakta, hükümlülerin sahip olduğu haklardan tutukluların da yararlandırılması gerektiği, mevcut uygulamanın ayrımcılık olduğu vurgulanmıştır.

Sağlık herkesin hakkıdır” başlığıyla kamuoyuna duyurulan görüşe destek verilmesi için TTB heyeti TBMM’de görüşmeler yapmıştır
(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/saglik-3541.html ).
Bu ziyaretlerde cezaevi koşullarında ağır hastalığı bulunan kişilerin yaşadıkları zorluklara ve tedavi koşullarına ilişkin bilgi vermişlerdir.

AİHM kararı ile de dikkat çekilen bu insanlık sorunun ivedi bir biçimde yapılacak
yasal düzenlemelerle çözülmesi için TBMM’ni bir kez daha göreve davet ediyoruz.

Saygılarımızla.
11 Mart 2013
TTB Merkez Konseyi

Türk Tabipleri Birliği’nden Milletvekillerine Açık Mektup..

TTB_logosu

Değerli Meslektaşımız,

Sağlık hizmetinin tanımını, sağlık çalışanlarının haklarını, vatandaşlara sunulacak hizmetin adını ve niteliğini, yani sağlığı bir bütün olarak değiştirecek ve özelleştirmenin önünü tümüyle açacak Kamu Özel Ortaklığı yasa tasarısı bu hafta içinde
TBMM gündemine getirilecek.

Türk Tabipleri Birliği tüm milletvekillerine bir mektup hazırladı, çünkü görünen o ki görüşmeleri ancak onların vicdan muhasebeleri ve bizlerin birlikte, güçlü ve örgütlü tavrı etkileyebilir.

Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan ve milletvekilleri ile paylaşılan mektubu aşağıda bilginize sunuyoruz.

Saygılarımızla,

Ankara Tabip Odası
Yönetim Kurulu

==================================

Sayın Milletvekili,

Biz vatandaşlar olarak,

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınan Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüşürken aşağıdakileri bilmenizi istiyoruz;

Bu tasarıdaki yöntem 2005 yılında Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na bir madde olarak eklendi. Sonra Sağlık Bakanlığı ihaleler yaptı. Sonra yargı ihaleleri durdurdu.
Bunun üzerine önünüze gelen Tasarı hazırlandı.

Biz bu yöntemin Türkiye’ye özgü olmadığını, dünyada da kimi ülkelerde uygulanan
bir yöntem olduğunu biliyoruz. O ülkelerdeki sonuçlarını araştırdık.
GÖRDÜK Kİ, ÖZELLİKLE SAĞLIK ALANINDA, FELAKETLERE YOL AÇMIŞ.

UYGULANAN ÜLKELERDEKİ SONUÇLARINDAN YOLA ÇIKARAK; YÜREĞİ VE VİCDANI İNSANDAN, TOPLUMDAN YANA OLAN HERKES DEMEKTEDİR Kİ;
KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI SAĞLIĞA ZARARLIDIR.
SAĞLIK ÇALIŞANINA DA, SAĞLIK HİZMETİ ALACAK OLANA DA ZARARLIDIR.

Peki yararı kime? 2020 yılında dünyada bu yöntemden 7.5 trilyon $
gelir elde etmeyi hedefleyenlere!

Biz yıkımı yaşayanlardan öğrendik ve sesimizi sizin de duymanızı istiyoruz.
Sizlere bu yöntemin “modern hastaneler yapmak için”, “millete daha iyi ve kaliteli hizmet için”, “bütçe kısıntıları nedeniyle bir an evvel hastaneleri tamamlamak için” en iyi yöntem olduğunu söyleyecekler. Biz bu yalanlara karşı aşağıdaki gerçekleri bilmenizi istedik.

Sayın Milletvekili,

Türkiye’de halihazırda kullanımda 122.399 hasta yatağı olduğunu, ulaşılmak istenen yatak sayısının 147 bin olduğunu ve şu anda yapımı süren hastanelerin 27 binden çok yatağa sahip olduğunu biliyor musunuz? Yani, Türkiye’nin uzun erimde ihtiyaç duyduğu hasta yatağı eksiği yok

Kalkınma Bakanlığı, klasik yöntemle hasta yatağı maliyetini 1.200-1.300 TL/M2,
kamu özel ortaklığıyla 1.600 TL/M2 dolayında olduğunu hesap ediyor. Oysa
Sağlık Bakanı bu yöntemle toplam 37 proje için 43.193 hasta yatağı yapılmasının planlandığını ve 18 Milyar 250 Milyon TL fizibilite yapıldığını açıkladı. Bu hesaba göre, her bir hasta yatağı 422.522 TL’ye mal olacak. Bakanlıkların hesaplamalarının bile birbirini tutmadığını biliyor musunuz?

Bugüne dek yapılan 14 ihalede, öğrenilebilen, yalnıca bina kullanım bedeli karşılığı ödenecek kiraların yılda 2.180.085.347 TL -ki bu rakam Sağlık Bakanlığı merkez örgütü bütçesi kadardır- 25 yıllık toplamının da 54.502.133.675 -ki bu rakamın da 27 binden çok hasta yatağı yatırımı için gereken 5.1 Milyar TL’nin 10 katından çok- olduğunu biliyor musunuz?

Kamu-Özel Ortaklığı yöntemiyle, yalnızca yenileme yapıldığını, yeni yatırım yapılmadığını, Yüksek Planlama Kurulu‘nun eldeki hastanelerin kapatılması kaydıyla ihalelere onay verdiğini biliyor musunuz?

Tasarıdaki hükümle tüm tıbbi hizmetlerin de şirketlere devredilmesinin
önünün açıldığını biliyor musunuz?

İhaleyi alan şirketlerin hastaneleri yöneteceğini, hatta ihaleyi alan şirketlere
kredi verecek çok uluslu finans kuruluşlarının, uygun görmeleri durumunda
hastanelere el koyup yöneteceklerini biliyor musunuz?

Kent hastanesi ihalelerini alan şirketlere, sanki otoyol işleteceklermiş gibi toplumu
hasta etmek üzerinden % 70 doluluk oranı vaat edildiğini biliyor musunuz?

Bu yöntemle yapılan hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarına “ne kadar çok hasta,
o kadar çok para” denildiğini biliyor musunuz?

Bu hastanelere başvuranlara, “uzun kalmayacaksan buyur” denildiğini; hastaneler kamu sağlık hizmeti vermek yerine “işletilmeye” başlanınca, adı hastane bile olsa hastalıkları “gelir getiriyorsa” ve maliyeti ucuzsa tedavi etmeye başlayacağını biliyor musunuz?

Kira artışları yapılırken şirketlerin yabancı para biriminden borçlanmaları durumunda döviz kuru farkından kaynaklanacak olası zararlarının kiraya yansıtılacağını
biliyor musunuz?

Tasarı hazırlanırken Sağlık Bakanlığı kaldırılırsa belirsizlik olmasın diye hükümler konulduğunu; bu kiraların ödeneceği döner sermaye havuzundan personele dağıtılacak ödemelerin azaltıldığını biliyor musunuz?

Hastanelerimize el koyacak şirketlerin gelirleri daha da artsın, kira ödemeleri güvence altına alınsın diye çalışanların ücretlerinin giderek azaltılacağını, buradan
hizmet alacakların giderek daha çok katkı katılım payı vereceğini biliyor musunuz?

Kamu özel ortaklığı ile yurtdışında yapılacak tesislere, hekimlerimizin zorunlu hizmet adı altında gönderileceklerini biliyor musunuz?

İhale alan şirketlerin, alacakları kredilere ve bunların her türlü ek giderine doğrudan Hazine güvcencesi verildiğini, her türlü Damga Vergisi ve Harçtan bağışık (vareste), KDV’den bağışık olduklarını biliyor musunuz?

Tasarı sayesinde taşeron sisteminin pervasızlaşarak, hastanelerin yenilenmesi için bile örneğin cerrahi hizmetlerin satın alınabileceğini biliyor musunuz?

Bu hastanelerde Sağlık Bakanlığı’nın kiracı olacağını, hatta Sağlık Bakanlığı’nın, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu‘nun, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu‘nun
kendi binalarında şirketlerin kiracısı olacaklarını biliyor musunuz?

BİZ BUNLARI İSTEMEDİĞİNİZİ BİLİYORUZ.
BU TASARININ NELER GETİRECEĞİNİ, NELERİ GÖTÜRECEĞİNİ BİLDİĞİNİZİ
VE BUNA EVET DEMEYECEĞİNİZİ BİLİYORUZ.

BİZ HAYIR DİYORUZ,

SİZİN DE HAYIR DEMENİZİ İSTİYORUZ.

SAYGILARIMIZLA,
20.2.13

PROF. DR. A. ÖZDEMİR AKTAN
TTB MERKEZ KONSEYİ BAŞKANI

Hedefte artık meslek örgütleri var!

Dostlar,

AKP iktidarı tüm toplumsal muhalefeti susturmak istiyor.
Toplumun aydın kesimlerinden istediği oyu alamıyor.
Ülkenin geri kalmış ve az eğitimli insanları AKP masallarına ne yazık ki kanıyor.

Ama Tayyip bey kadir-i mutlak bir “Başkan” olmak istiyor ve partisi de
örn. Mısır’da olduğu gibi % 80 (!?) oy alsın hayal ediyor.

Anayasa’nın 135. maddesi bağlamında düzenlenen “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları” nı tüm çabasına karşın fethedemedi.

Başta TMMOB olmak üzere, Barolar ve Türk Tabipleri Birliği üzerinde egemenlik kuramadı.

Dolayısyla kaleyi içten fethetmek için, AKP’nin “ileri demokrasisinde” (!?)
bu özerk olması tanımı ve demokrasi gereği, 1982 anayasası gereği zorunlu olan kurumların yasalarına müdahale ediyor. Anayasaya aykırı olurmuş,
Anayasa Mahkmesinden dönermiş.. gibi kaygıları -doğallıkla- yok!?

TBMM’deki Anayasa değişikliklerini bile beklemeden..
Gözü kara..

Bir kez daha uyaralım :

  • Türkiye kopkoyu bir islami faşizme sürükleniyor!

Direnişi, savaşımı (mücadeleyi) bu gerçek ışığında gözden geçirmeli..
Anamuhalefet CHP gece gündüz uyumadan stratejiler geliştirmeli..

Sevgi ve saygı ile.
6.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Hedefte artık meslek örgütleri var!

Ankara Tabip Odası HEKİM POSTASI, 15 Ocak 2013

Neoliberal bir politika olarak “reform” adı altında meslek örgütlerinin yeniden yapılandırılması projesi adım adım yürürlüğe konuyor. Bazı düşünce kuruluşlarının söylem ve kanaat oluşturma yoluyla zeminini hazırlamaya çalıştıkları düzenleme girişimlerini saldırıların hedefindeki TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’ndan Nevzat Ersan değerlendirdi.

Kansu Yıldırım

Hedefte artık meslek örgütleri var!

(Ankara Tabip Odası HEKİM POSTASI, 15 Ocak 2013)

Neoliberal bir politika olarak “reform” adı altında meslek örgütlerinin yeniden yapılandırılması projesi adım adım yürürlüğe konuyor. Bazı düşünce kuruluşlarının söylem ve kanaat oluşturma yoluyla zeminini hazırlamaya çalıştıkları düzenleme girişimlerini saldırıların hedefindeki TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’ndan Nevzat Ersan değerlendirdi.

Kansu Yıldırım

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) mevzuatını düzenlemeye yönelik adımlar, TMMOB Yasası üzerinde planlanan doğrudan bir değişikliğe dönüştü. Anayasa’nın 123, 124 ve özellikle 135. maddelerinden hareketle yayımlanan 6235 sayılı TMMOB Yasasının değiştirilmesi yoluyla Birliğin içine çekilmeye çalışıldığı süreci ve düzenlemenin ayrıntılarını TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Ersan ile konuştuk.

AKP Hükümetinin üzerinde çalıştığı, 6235 Sayılı TMMOB Kanunu’nun değiştirilmesine yönelik yasa taslağından ve neden olacağı değişikliklerden kısaca bahsedebilir misiniz?

TMMOB ve bağlı odalarına dair düzenlemeler Devlet Denetleme Kurulu raporuyla başlamış, KHK’larla çerçevelendirilmiş, yapı denetimi yasa tasarısıyla ayrıntılandırmıştır. DDK raporu meslek örgütlerinin yapısı, işleyişi ve görevleriyle ilgili olup Anayasa ve ilgili yasalarda değişiklik önermekteydi. KHK’lar, meslek odalarının mevzuatının düzenlenmesinden gelir getirici faaliyetlerinin bakanlık eliyle yürütülmesine kadar özerkliği, mali kaynakları ve idari yapıyı değiştiriyor. Yapı denetimi yasa tasarısı ise bir torba yasa ve TMMOB yasasında değişiklikler öngörüyor. Buna göre, TMMOB ve bağlı odaları, ayrı tüzel kişilikleri olan il odaları olarak düzenleniyor.

Odaların mesleki düzenleme yapmasına sınırlamalar getiriliyor, odalara iktisadi işletme kurma hakkı tanınarak üyelerine rakip olma durumu yaratılıyor, piyasadaki denetim ve gözetim yetkisi sadece bakanlık protokolüne bağlanıyor, seçimlere katılmak aidat ilişkisine indirgeniyor ve en vahimi, oda merkezlerinin yönetmelikleri ancak bakanlığın uygun görüşünü aldıktan sonra yürürlüğe girebiliyor. Bu durum yıllarca emek vererek kurduğumuz odalarımızın geleceği açısından son derece kritiktir.

TMMOB Yasasında amaçlanan değişikliği nasıl okumak gerekir? Hukuksal düzenlemenin ötesinde neleri içermektedir?

Bu değişiklikler siyasi iktidarın her türlü muhalefete olan tahammülsüzlüğü yanında neoliberal politikaları hayata geçirmede ayağına takılan taşları temizleme çabasıdır. Bu anlamda TMMOB’nin, mesleğin esaslarını gözetmesinin yanında toplumu esas alan duruşu rant projelerine engel olarak görülmektedir.

Söz konusu değişiklik hazırlığı, Liberal Düşünce Topluluğu tarafından geçen yıl hazırlanan, “Türkiye’de Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Reform Önerisi”
isimli çalışması ile benzerlikler taşıyor mu?

Türkiye’de “düşünce fabrikaları”, toplumsal değişimin yönünü belirlemek konusunda “belli bir grubun” fikirlerini ve ideolojilerini üreten kurumlar oluyorlar. Liberal Düşünce Topluluğu da bu anlamda AKP iktidarının düşünce fabrikası olma iddiası taşıyor.

LDT, rapor ve istatistiksel bilgiler ve tüm bunların sonucunda anayasa reformu önerisi olarak hazırladıkları metinlerle, meslek odalarına karşı yürütülen karalama kampanyalarının kanaat zeminlerini oluşturmaktadır. İstenen sonuçların önceden hazırlanmış olduğu ve kamuoyu araştırmasının hayal kırıklığı yarattığı açıktır. Çünkü istatistiksel veriler, ideolojik değerlendirmelerle istenen sonuçlara uydurulmaya çalışılmıştır. Meslek odalarını korporatist, hizmetin maliyetini yükselten, kendisini sivil toplum zanneden, tek yanlı politika güden, rekabeti engelleyen ticari yapılar olarak tanımlıyorlar. Ancak kendi yaptıkları çalışmaların sonuçları bile tersi bir duruma işaret ediyor. Örneklemin %75’i meslek odalarının sivil toplum kuruluşu, %70’i de demokratik kurumlar olduğunu belirtmiştir.

Bazı medya kuruluşlarının yapılan sözde akademik çalışmayı dayanak alarak haberler yapması, kumpası gözler önüne sermektedir.

“Yasal düzenlemelere ek olarak medya kuruluşları, sermayedarlar ve hükümet nezdinde asılsız söylemler üretilmekte, bununla birlikte Liberal Düşünce Topluluğu gibi kurumlar aracılığıyla da bu söylemlerin kanaat zeminleri oluşturulmaktadır.”

 

Sizin bu konu hakkında ne gibi çalışmalarınız oldu?

İmza kampanyamız devam ediyor, buna ek olarak ilerleyen günlerde takvimimiz ortaya çıkacak. Böylesi bir süreçte birlikteliklerin, dayanışmanın önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bu doğrultuda da birlikteliklerin artırılması ve bu zor günleri hep birlikte atlatabilmemiz en büyük temennimizdir.

Son olarak bir projeksiyon ortaya koymaya çalışırsak, başka bir meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği ve diğer meslek örgütleri için
neler söyleyebiliriz? 

Bu aslında tüm meslek örgütleri için belirlenmiş bir çerçeve. LDT’nin çalışmasında ele alınan örneklerden birisi de tabip odaları idi. LDT’nin yaptığı çalışmada, meslek örgütlerinin düzenleyici ve denetleyici rolleri yok sayılmakta, gittikçe güvencesiz ve korumasız hale getirilen “meslek piyasası”nda tüm kamusal nitelikleri yok edilerek özel rekabetçi kurumlar olarak yeniden dizayn edilmeleri önerilmektedir. Bu anlamda önerilen düzenlemeler kamu kurumu niteliğinde çalışan tüm meslek örgütlerine yöneliktir.

Kelepir doktor ihalesi…

Dostlar,
İşte emperyalizm budur; insanı emeği ve onuruyla ayaklarının altına alır, metalaştırır.
Ülkeyi son 10 yılda hızla bu batağa sürükleyen AKP iktidarları,
artık aynaya bakmalıdırlar.
Bizce, 10+ yıldır kesintisiz Sağlık Bakanı olan anlı şanlı
P r o f e s ö r   D o k t o r  Recep AKDAĞ hazretleri de,
“haşmetmaplarının” yüksek izinleriyle kına yakabilir dilediği yerine..
Yine naçiz kanımıza göre,
10+ yıldır kesintisiz Sağlık Bakanı olan anlı şanlı
P r o f e s ö r   D o k t o r  Recep AKDAĞ hazretleri
Türkiye’nin yaşam boyu “Sıhhiye Vekili” olarak nasbedilmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
22.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================
Kelepir doktor ihalesi

  • İhale usulü doktor alımı dönemi… 

Eskişehir merkezli TÜLOMSAŞ firması Türkiye’de bir ilke imza atarak,
doktor ihalesine çıktı… Sitesinde motor, pompa ve boya ilanlarının yanına
doktor ilanını da koyan şirket, ‘Kim en az maaşı isterse onunla çalışacak’


Eskişehir’de bulunan Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. (TÜLOMSAŞ) ilginç bir ihale açtı.
  • Şirket, kurumda tam zamanlı çalışacak iki işyeri hekiminin alımı için
    ihale ilanı yayımladı.
Şirketin web sitesinde ‘yapılacak ihaleler’ başlığı altında rulman, lokomotif malzemesi, pompa, montaj işi, boya gibi ihale ilanlarının yanı sıra,

  • ‘İşyeri hekimliği’ ihalesi de yer aldı.

TÜLOMSAŞ, 1 Şubat’ta gerçekleşecek ihaleye ilişkin ilanı ve şartnameyi
9 Ocak tarihinde web sitesinde yayımladı.
Buna göre ihale yoluyla işe alınacak işyeri hekimleri tam zamanlı görev yapacak.
  • En uygun fiyatı öneren hekim işe alınacak.
Yabancı doktorlar ihaleye katılamayacak.
‘MODERN IRGAT PAZARI’

‘İHALE’ usulüyle doktor alımına Türk Tabipleri Birliği (TTB) tepki gösterdi.
TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, AKŞAM’a yaptığı değerlendirmede,

‘Sadece hekimler değil, hiçbir insan böyle bir yöntemle işe alınmamalı.
Pompa, motor ihalesiyle birlikte insan ihalesi yapılıyor. Böyle bir uygulama Türkiye’de ilk oluyor ancak bunun devamı gelecek. Çünkü Çalışma Bakanlığı’nın yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası buna imkan veriyor.

  • Hekimler artık taşeron şirketler aracılığıyla ihale yöntemiyle
    işe alınacak
    .
Ancak bu şartlarda çalıştıran bir işyeri hekimi, işyerinde işçi sağlığını
nasıl koruyabilir? İşyeri Hekimleri maaşlı çalışan reçete memuruna dönüşmüştür. İş ve İş sağlığı bu haliyle mümkün değildir’ dedi.

Sınavı geçmek şart

YENİ yasayla iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu olan işletme sayısı 1.2 milyona çıktı. Mühendislik, mimarlık, iş güvenliği meslek yüksek okulu gibi okullardan mezun olanlar eğitim alarak ve sınava girerek iş güvenliği uzmanı olabiliyor.

Yerli otomobilde ‘Devrim’ yaratmıştı
TARİHİ Osmanlı’ya dayanan TÜLOMSAŞ’ın kuruluşu, Haydarpaşa’yı Bağdat’a bağlayan demiryolunun inşasıyla başlıyor. TÜLOMSAŞ’ın temeli, 1894’te Almanlar tarafından kurulan ve Anadolu-Bağdat demiryolunun buharlı lokomotif ve vagon tamiri ihtiyacını karşılamayı amaçlayan ‘Anadolu-Osmanlı Kumpanyası’ ile atılıyor. TÜLOMSAŞ  Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim arabalarının da üreticisi.

120 bin uzmana ihtiyaç var
TÜRKİYE İş Güvenliği Uzmanları ve İşyeri Hekimleri Topluluğu (TÜİSAG) Başkanı Levent Kavlak, 1 Ocak 2013’te yürürlüğe giren yeni çalışma kanunu ile birlikte 50 işçinin altındaki işyerlerinin de iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu geldiğini ve bu nedenle yaklaşık 120,000 uzmana gerek olacağını söyledi. Kavlak, iş kazalarının % 98’inin de 10 – 50 kişi arasında çalışan bulunduran işletmelerde yaşandığını ifade etti.

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için Cumhurbaşkanı’na ivedi çağrı

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hoca yakın dostumuzdur.
Dava arkadaşımızdır.

Bir onur anıtı gibi dimdik Silvri zulümhanesinde 4. yılı doldurmak üzeredir.

Yıllardan beri süregelen ve Silvri zulümhanesinin koşullarıyla hızla ilerleyen,
gerekli biçimde sağaltımı-izlemi-beslenmesi-dinlenmesi.. asla yapılamayan
Hepatit C enfeksiyonu ile başbaşadır.

Bu hastalık karaciğer kanserinde dönüşebildiği gibi,
ilerleyici sirozla karaciğer yetmezliğine de neden olabilmektedir.

Verilere göre Fatih hocanın durumu çok ama çok ciddidir.

Portresi_sizin_Allahiniz_yok_mu

Geçtiğimiz aylarda 21-22 yaşındaki evladını da yitirmenin kahredici acısı içindedir.
Fatih hoca, babasını da geçmişte acılı biçimde yitirmişti..

Bu insanın ne kanıtları değiştrecek – bozacak gücü ne de olanağı var..
Ne de bunlara tenezzil edecek kişiliği.. Kaçmak mı? Fatih hocayı öldürseniz bile böyle birşeyi yaptıramazsınız..

DENETİMLİ SERBESTLİK çok etkili yöntemler içermektedir.
Neden bu yola başvurulmaz?
Zaten Fatih hocanın tutukluluğunun yürütümünün sağlık nedeniyle ertelenmesinden söz ediyoruz. İstenen, “suçunun” ya da “cezaının” infazının bağışlanması değildir. Kaldı ki kanıtlanmış suç ve hükme bağlanmış da ceza ortada yoktur!

Üstelik  4 – 5 yıldır artık toplanmayan kanıt mı kaldı ?

Öte yandan, hala kanıtlar toplanmadı ise, hangi kanıtlarla insanları yıllarca
hapiste tutuyor, adeta yargısız infaz yapıyoruz ?

Böyle adalet olur mu??

Biz de bu konuyu sitemizde kezlerce yazdık. Ceza Muhakemeleri Yasası‘nın
ilgili maddelerini aktardık. Bir kez daha sunalım :

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”
  • Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine infazın yapıldığı yerin cumhuriyet başsavcılığınca verilir.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e son çağrımızdır..
Yarın çok geç ve dönüşümsüz olabilir..
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, insancıl duygularla yetkisini kullanmalıdır.

  • Türk Tabipleri Birliği, üyeleri olan Fatih Hilmioğlu’nun durumunu görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den ivedi randevu istemelidir..

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği TÜMÖD İstanbul Şubesi’nin aşağıdaki çağrısını tümüyle payaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 10.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

PROF. DR. FATİH HİLMİOĞLU DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR!

Ergenekon davasından dört yıldır Silivri zindanlarında tutuklu bulunan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu bir süredir karaciğer kanseriyle mücadele ediyor. On beş yıldır siroz hastası olan hocamızın karaciğer hastalığı çok ileri bir aşamaya gelmiştir. Doktor raporlarına göre yatak tedavisi görmesi gerekirken, sürekli cezaevi ve hastane arasında gidip geliyor.  Şayet Prof. Fatih Hilmioğlu serbest bırakılmazsa zaten ilerlemiş olan hastalığı yaşamsal tehdit boyutunataşınacaktır. Bizler, üniversite öğretim üyeleri olarak Fatih Hilmioğlu hocamız başta olmak üzere Silivri’de tutuklu bulunan vatansever, Atatürk Cumhuriyeti’nden yana bilim insanlarının yaşamlarından kaygılıyız.

Bilinmektedir ki, Silivri’de artık bir mahkeme yoktur. Yıllardır verilen yoğun mücadelelerle gerçekler bir bir ortaya çıkarılmış ve tüm iddiaların asılsız olduğu kanıtlanmıştır.  Açıklamalarından anlayacağımız üzere mevcut iktidar bile bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştır.  Silivri’de kurulan mahkemenin iktidarın talimatları doğrultusunda hareket ettiği herkes tarafından bilindiğine göre, Fatih Hilmioğlu’nu hastane yollarında ölüme terk etmek apaçık iktidarın bir bilim insanına olan korkusunu ifade etmektedir.

Baştan aşağı yalan ve iftiralarla dolu bir mahkemenin bütün suçlamaları çürütülmüşken ve artık toplum karşısında hiçbir itibarı kalmamışken;hukuksuz mahkemelerin tek amacı memleketine büyük katkılar sağlamış,vatanını seven bilim insanlarını, kokuşmuş zindanlarda ölüme hapsetmek değil midir?  Anlıyoruz ki hukukun bitirildiği Silivri’de vicdanlar da iflas etmiştir.

Bizler, üniversitenin bilim ve aydınlanmadan yana olan vatansever öğretim üyeleri olarak bir çağrı yapıyoruz.  Bir an önce Fatih Hilmioğlu hocamızın tahliye edilmesini ve tedavisinin uygun koşullarda yürütülmesini talep ediyoruz!

Bu vesileyle tüm üniversite bileşenlerini, öğretim üyeleri ve öğrencilerini 10 Ocak Perşembe günü Silivri Mahkemesi önüne davet ediyoruz.

TÜM ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ (TÜMÖD)