Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için Cumhurbaşkanı’na ivedi çağrı

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hoca yakın dostumuzdur.
Dava arkadaşımızdır.

Bir onur anıtı gibi dimdik Silvri zulümhanesinde 4. yılı doldurmak üzeredir.

Yıllardan beri süregelen ve Silvri zulümhanesinin koşullarıyla hızla ilerleyen,
gerekli biçimde sağaltımı-izlemi-beslenmesi-dinlenmesi.. asla yapılamayan
Hepatit C enfeksiyonu ile başbaşadır.

Bu hastalık karaciğer kanserinde dönüşebildiği gibi,
ilerleyici sirozla karaciğer yetmezliğine de neden olabilmektedir.

Verilere göre Fatih hocanın durumu çok ama çok ciddidir.

Portresi_sizin_Allahiniz_yok_mu

Geçtiğimiz aylarda 21-22 yaşındaki evladını da yitirmenin kahredici acısı içindedir.
Fatih hoca, babasını da geçmişte acılı biçimde yitirmişti..

Bu insanın ne kanıtları değiştrecek – bozacak gücü ne de olanağı var..
Ne de bunlara tenezzil edecek kişiliği.. Kaçmak mı? Fatih hocayı öldürseniz bile böyle birşeyi yaptıramazsınız..

DENETİMLİ SERBESTLİK çok etkili yöntemler içermektedir.
Neden bu yola başvurulmaz?
Zaten Fatih hocanın tutukluluğunun yürütümünün sağlık nedeniyle ertelenmesinden söz ediyoruz. İstenen, “suçunun” ya da “cezaının” infazının bağışlanması değildir. Kaldı ki kanıtlanmış suç ve hükme bağlanmış da ceza ortada yoktur!

Üstelik  4 – 5 yıldır artık toplanmayan kanıt mı kaldı ?

Öte yandan, hala kanıtlar toplanmadı ise, hangi kanıtlarla insanları yıllarca
hapiste tutuyor, adeta yargısız infaz yapıyoruz ?

Böyle adalet olur mu??

Biz de bu konuyu sitemizde kezlerce yazdık. Ceza Muhakemeleri Yasası‘nın
ilgili maddelerini aktardık. Bir kez daha sunalım :

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”
  • Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine infazın yapıldığı yerin cumhuriyet başsavcılığınca verilir.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e son çağrımızdır..
Yarın çok geç ve dönüşümsüz olabilir..
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, insancıl duygularla yetkisini kullanmalıdır.

  • Türk Tabipleri Birliği, üyeleri olan Fatih Hilmioğlu’nun durumunu görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den ivedi randevu istemelidir..

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği TÜMÖD İstanbul Şubesi’nin aşağıdaki çağrısını tümüyle payaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 10.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

PROF. DR. FATİH HİLMİOĞLU DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR!

Ergenekon davasından dört yıldır Silivri zindanlarında tutuklu bulunan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu bir süredir karaciğer kanseriyle mücadele ediyor. On beş yıldır siroz hastası olan hocamızın karaciğer hastalığı çok ileri bir aşamaya gelmiştir. Doktor raporlarına göre yatak tedavisi görmesi gerekirken, sürekli cezaevi ve hastane arasında gidip geliyor.  Şayet Prof. Fatih Hilmioğlu serbest bırakılmazsa zaten ilerlemiş olan hastalığı yaşamsal tehdit boyutunataşınacaktır. Bizler, üniversite öğretim üyeleri olarak Fatih Hilmioğlu hocamız başta olmak üzere Silivri’de tutuklu bulunan vatansever, Atatürk Cumhuriyeti’nden yana bilim insanlarının yaşamlarından kaygılıyız.

Bilinmektedir ki, Silivri’de artık bir mahkeme yoktur. Yıllardır verilen yoğun mücadelelerle gerçekler bir bir ortaya çıkarılmış ve tüm iddiaların asılsız olduğu kanıtlanmıştır.  Açıklamalarından anlayacağımız üzere mevcut iktidar bile bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştır.  Silivri’de kurulan mahkemenin iktidarın talimatları doğrultusunda hareket ettiği herkes tarafından bilindiğine göre, Fatih Hilmioğlu’nu hastane yollarında ölüme terk etmek apaçık iktidarın bir bilim insanına olan korkusunu ifade etmektedir.

Baştan aşağı yalan ve iftiralarla dolu bir mahkemenin bütün suçlamaları çürütülmüşken ve artık toplum karşısında hiçbir itibarı kalmamışken;hukuksuz mahkemelerin tek amacı memleketine büyük katkılar sağlamış,vatanını seven bilim insanlarını, kokuşmuş zindanlarda ölüme hapsetmek değil midir?  Anlıyoruz ki hukukun bitirildiği Silivri’de vicdanlar da iflas etmiştir.

Bizler, üniversitenin bilim ve aydınlanmadan yana olan vatansever öğretim üyeleri olarak bir çağrı yapıyoruz.  Bir an önce Fatih Hilmioğlu hocamızın tahliye edilmesini ve tedavisinin uygun koşullarda yürütülmesini talep ediyoruz!

Bu vesileyle tüm üniversite bileşenlerini, öğretim üyeleri ve öğrencilerini 10 Ocak Perşembe günü Silivri Mahkemesi önüne davet ediyoruz.

TÜM ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ (TÜMÖD)

Dr. MELİKE ERDEM’E VEDA ETMEK



DR. MELİKE ERDEM…

ÜMRANİYE HASTANESİ’NDEKİ BASKI VE YILDIRMADAN KAÇIP GELDİĞİ SAMATYA HASTANESİ’NDE

ÖZÜRLÜ BİR HASTAYA YARDIMCI OLDU.

ŞİKÂYET EDİLDİ.

BIKMIŞ, USANMIŞTI.

YILDI.

ELİNDE SAVUNMASINI YAZDIĞI KÂĞIT,

KENDİSİNİ BOŞLUĞA BIRAKTI.

4 ARALIK SALI SABAHI (YARIN) 9.00’da

HASTANEMİZİN, ASM’MİZİN BAHÇESİNDE OLALIM.

SADECE BEŞ DAKİKA GÖKYÜZÜNE ÇEVİRELİM YÜZÜMÜZÜ, 

MELİKE’YE

ve BU ÜLKEDE İYİ HEKİMLİK YAPMAK UĞRUNA

GİDEN CANLARA, SÖNEN HAYATLARA

BİR SICAK SELAM YOLLAYALIM.

AYNI GÜN 12.30’DA

MELİKE’YE VEDA ETMEK,

SABİM’İ BASKI ARACI OLARAK KULLANANLARI 

PROTESTO ETMEK İÇİN

NUMUNE HASTANESİ BAHÇESİNDE BULUŞUP

HEP BİRLİKTE

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA YÜRÜYELİM.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

=====================================

Dostlar,

Yüreğimiz yanıyor..

Dr. Melike Erdem’in intiharının gerçek azmettiricileri,
bu kökü dışarıda insanlık dışı sağlık politikalarını
5. sınıf taşeron edasıyla uygulayanlardır.

Onları ve anlayışlarını lanetliyoruz.. demek geçiyor içimizden..

Ama “Onlara hakkımız helal etmiyoruz…” demekle yetiniyoruz..
Meslek terbiyemiz elvermiyor gene de..

(Türk Tabipleri  Birliği’nin çağrı metnine görselleri biz yerleştirdik..)

Sevgi ve saygı ile.
3.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

‘Sağlıkçı olmayan yönetici istemiyoruz’

 

‘Sağlıkçı olmayan yönetici istemiyoruz’

Sağlık emekçileri, 5 yıl herhangi bir iş deneyimi olan birinin dahi kamu hastanelerinde yönetici olmasının önünü açan kanun hükmünde kararnameyi yürüyüşle protesto etti.Türk Tabipleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dev Sağlık-İş Sendikası, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Hemşireler Derneği’nin de aralarında bulunduğu 15 sağlık örgütü, Türkiye genelinde eylemler gerçekleştirdi.İstanbul’da Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik binası önünde toplanan
sağlık emekçileri;

  • – “Hastaneler halkındır satılamaz”, 
  • “Sağlıkta ticaret ölüm demektir” 

yazılı dövizler taşıyarak sloganlar eşliğinde yürüdü.

Grup adına açıklama yapan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri
Dr. Ali Çerkezoğlu
;

  • AKP yandaşlarının, vergilerimizle yapılan hastanelerin başına “partisinden veya tarikattan alınan icazetle atandığını” söyledi.
  • TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Osman Öztürk de Türkiye genelinde oluşturulan 87 Kamu Hastane Birliği’nin üst yöneticisi (CEO) olarak atanacak kişilerde, sağlık mensubu olma özelliği aranmadığına dikkati çekti. (http://www.istabip.org.tr/, 7.11.12)

Fatih Hilmioğlu’na…


Dostlar,

16 Ekim 2012, Salı, öğlen saatleri.

Ankara, Kocatepe camisi avlusu.

2 cenaze var avluda ama inanılmaz bir hareketli kalabalık.

Önceki YÖK başkanlarından Prof. Dr. Erdoğan Teziç‘ten,
Hacıbektaş Belediye Başkanı Em. Tuğg. Ali Rıza Selmanpakoğlu‘na dek..

Fatih Hilmioğlu hocamız, dostumuz, kardeşimiz, arkadaşımız, meslektaşımız,
ADD’de Genel Yönetim Kurulu üyemiz..

ADD’nin Genel Yönetim Kurulunda birlikte olmuştuk, Şener Eruygur paşa genel başkan iken. Önceki Genel Yönetim Kurulunda da..

Yanında eşi ve oğlu ile bir acı anıtı olarak vakur duruyor..
Ölçüsüz acısı donuk mimiklerle yüzüne adeta nakşedilmiş.

İnsanlar kuyrukta, onlara, acılı aileye dokunmak ve birkaç acı paylaşımı, teselli sözcüğü sunmak istiyorlar.

Şurada Prof. Dr. Erkan Pehlivan’ı görüyorum. Malatya’dan kalkmış gelmiş, Fatih hocanın rektörlük döneminde yardımcısı idi. Sabah evine de uğramıştı Yıldız’da.

Altan Arısoy da gelmiş.. Anamur’dan, 10 saat sürmüş gece boyu otobüs yolculuğu.

Taziye kuyruğu ağır ağır ilerliyor.
Ilık bir sonbahar güneşi içimizi ısıtıyor.
10:30 – 12:20 dersinden çıkarak Cebeci’den Kocatepe camisine koşmuşuz.
Ağzımız dilimiz kupkuru, uykusuz bir gece geçirmişiz Fatih hoca ile duygudaşlık (empati) içinde.. O, ateş düşmüş evinde eşi ve kalan tek evladıyla birbirine sarılma dayanışma olanağından yoksun bırakılmış, Ankara Sincan cezaevinde geceliyor; biz de evimizde, 2 saatlik yatağa zorunlu teslim oluş dışında çay kahve ile sabahlayarak, ev içi volta ile..

Ne söyleyeceğiz Fatih hocaya ??

Kıvranıyoruz acıdan ve söyleyecek söz bulamamaktan.

Kendisini görüyoruz, sıramız yaklaştı.. Ne de çok özlemişiz bu arada?
Yıllardır kucaklaşamamışız. Geçen yıl 8 Ekim’de Silivri’de duruşmada görmüştük.
Oysa Malatya’da Tıp Fakültesi Dekanlığında, Rektörlüğünde epey sık görüşürdük.
ADD adına AYDINLANMA KONFERANSLARIMIZ sürerken Malatya’da ve Üniversitede de çok sayıda sunuşumuz olmuştu :

– Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri ve Bulaşıcı Hastalıklarla Savaş
Stratejileri, Malatya, 08.10.99 (Sayın Hilmioğlu Tıp Fak. dekanı iken)
– Atatürk’ün Işıklı Yolunda 2000’ler Türkiye’si. Malatya / Halkımıza, 29.10.00
– Cumhuriyet ve Sağlık. Malatya İnönü Üniversitesi, 01.11.00
– Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye’nin Geleceği. Malatya ADD, görsel konf. 10.06.02
– Küreselleşme ve Cumhuriyet’in Sağlığı, 9. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi,
Tema : ”Küreselleşme ve Psikiyatri”, Görsel Konferans, İnönü Üniv. Malatya, 11.06.02
– Cumhuriyet’in 80. Yılında Türkiye Nerede? İnönü Üniversitesi, Malatya, 29.10.03
– Cumhuriyet’in 80. Yılında Neredeyiz? Malatya / Arguvan, Kızık köyü, 28.10.03
– Atatürk Cumhuriyetimiz 84 Yaşında :Sonsuza Dek Yaşatacağız !
Malatya / Hekimhan ADD, 29.10.07
– Ulusal Egemenlik ve Ulusal Eğitim. Eğitim İş ve ADD Malatya, 26.04.08
(Bu etkinlikler sırasında yapılan radyo-TV programları listelenmemiştir.)
………

25 / 26 Ağustos 2005 gecesi, biz ADD Genel Başkan yardımcısı iken Afyon Kocatepe’de bir etkinlik düzenlemiş ve ULUSAL BİRLİK çağrısı yayımlamıştık.

KOCATEPE Bildirisi‘ni 3 gün sonra Cumhuriyet’te makale yapmıştık.
Bizim kaleme aldığımız ulusal birlik çağrısı metnini, Büyük Taarruzun 83. yılında, sabaha doğru, şafak sökerken, çakmakların ışığında Kocatepe’de, Büyük Atatürk‘ün o ünlü yontusu altında okuyarak kamuoyu ile paylaşmıştık.

Kocatepe’ye tırmanırken, gece yarısının ilerleyen saatlerinde Fatih hocayı “kişisel aracında” (Ford focus marka) yanımızda görmüştük. İnönü Üniversitesi rektörü idi. Kalkmış taa Malatyalardan Afyon’a gelmişti, 1874 m rakımlı Kocatepe’ye tırmanıyorduk birlikte..

Gündüz de bir panelimiz vardı bizim konuşmacı ve yönetici olduğumuz :

* Büyük Zafer’in 83. Yılında Türkiye’de Siyasal Konular.
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, 26.08.05.

Eveeet…

Kuyrukta taziye sırasında ilerlerken zaman tunelinde aklımızdan geçen bunlardı.

Dostum, dava arkadaşım, meslektaşım Fatih (Hacettepe 79 mezunu, biz 1977) ile kucaklaştık..

………………

Duygu fırtınası içinde idik.

Fatih, “acının yarısını bana ver, benim olsun..” sözleri ağzımdan döküldü.

Bunlar değildi söylemeyi tasarladıklarım. Sözün bittiği yerde dilim çözülmüştü.

– Dayan Fatih, bunlar da geçecek, zulümlerinde boğulacaklar, güzel günler görecek bu ülke.. onu omuzlamayı sürdürmeliyiz..

diye ekledim. Fatih hoca bunların ne denlisini duydu, algıladı bilmiyorum, ama başını salladı bana, göz göze geldik, onayladı, o arada dipsiz acısını bir kez daha yaşadım. Gözlerimi gözlerinden ayır(a)madım, acısının yarısını bana akıtsın diye..

Eşinin ve oğlunun ellerini sık(a)madan bir konfüzyon içinde sürüklendik.
Bir ses de uyarıyordu o arada, daha seri olmalıydık, öpüşmemeliydik.. (!?)

Ya sabır çekerek, ceplerimizdeki peçetelerin yardımını alarak uzaklaştık..

13:30’da Fakültede dersimiz vardı. Biraz gecikerek taksi ile dersimize yetiştik.
Öğrencilerimize özürümüzü sunduk, olayı ve Fatih hocayı 16 öğrenci (Dönem 5) içinde bilen yoktu.. (Sabah Dönem 3 dersimizi de çok acılı paylaşmıştık..)

Bu dersi gülümseyerek sunma olanağımız olmadığını açıklayarak özür diledik.
Emir’in, babası Fatih’in, anne ve abisinin acılarını içimize gömerek görevimizi yapmaya çalıştık. Ardından, Hacettepe’de süren HİSAM Çalıştayı’nın son oturumuna yöneldik. Akşam da yemekleri vardı, içimiz kaldırmadı, yemeğe katılmadık, zaten yorgunluk ve uykusuzluktan bitkindik. Birkaç saat bedenimizin bizi tutsak alan yasalarına teslim olduk.. Veee, görüldüğü üzere klavye başındayız, saat 04:15..

**********

Dostlar,

Fatih hoca Ankara’ya önceki gün (15.10.12) otobüsle getirildi, evinde yalnızca 1 saat kalabildi. Geceyi Sincan cezaevinde geçirdi, evinde güvenliği sağlanamıyordu ??!

Cenaze töreninin yapıldığı 16.10 12 günü (dün) sabah evine götürüldü, öğlen ve sonrasında cenaze törenine katıldı ve akşam 19:00’da gene cezaevine kondu..

Mevzuatımız bu denli katı mı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal düzenlemeleri böylesine zalim mi, insafsız mı?

Yoksa uygulamacıların inisiyatifleri ile mi böylesine vicdansızlaşıyoruz?

Niçin hiç empati kurmuyoruz?

Nasıl bir eğitimden geçtik?

Özetlediğimiz vahşi uygulama buyruğunu kim(ler) vermiştir?

Tarih elbette bu soruların yanıtını verecektir.
Tüm aktörler hakkında hükmünü de..

Son olarak şunu söyleyelim ki; bu denli zulmün sürdürülebilirliği yoktur!

Türkiye hızla çözümüne koşmaktadır

    ..

Yaşananlar bu zorlu doğumun haliyle şiddetli sancılarıdır.

Fatih hoca ile bir ziyaretimizde Rektörlük makamında akşamın ilerleyen saatlerinde ülke sorunları üzerinde söyleşiyorduk. Türk Tabipleri Birliği adına Malatya’da yapılan İşyeri Hekimliği Sertifika kursunda sunduğumuz 3 dersten Çağdaş Sağlık Anlayışı‘nın bir örneğini rica etmişti. Renkli lazer yazıcıdan çıktı alırken bana sormuştu :

– Nereye gidiyoruz ??

Yanıtlamıştık :

– Dibe..

Meraklı gözleriyle açıklama istiyordu, ekledik :

– Halk “yandım anam..” diyene dek dibe vuracağız, boynumuzu kırmayacağız ama
epey zayiat ile yukarı çıkacağız..

Sanırız bu öngörülerimizi yaşayagelmekteyiz.. Epey zayiat verdik, epey..
Karanlık en koyu aşamasında, dolayısıyla tan da sökmeye; en yakın vakitte..

Türk ulusu bu karanlık dönemi kapatacak ve Türkiye Cumhuriyetimiz, Büyük Atatürk’ün şaşmaz biçimde öngördüğü üzere sonsuza dek yaşayacaktır (payidar kalacaktır!).

Bu son tümcemiz cılız bir dilek değil, tarihsel determinizmin öngörüsüdür.

Fatih hoca, bu son acı olayın ardından tahliye edilmelidir. En azından insani gerekçelerle.. Yargılama tutuksuz sürdürülmelidir. Mevzuatımız buna elverişlidir. Ayrıca Fatih hoca ilerlemiş bir karaciğer hastasıdır. Cezaevi koşullarında hastalığı hızla ilerlemekte, yeterli tıbbi bakım, beslenme hizmeti alamamaktadır. Moral olarak da çökkündür, oysa iyileşmesi ya da hastalığının hızlı ilerlememesi için de psikolojisinin düzelmesine gereksinim vardır. Ceza Muhakemeleri Yasası’nın 16/2 maddesi aşağıdadır ve çok nettir..

Sevgi ve saygı ile.
17.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Kürtaj, Sezaryan Hakkında Türk Tabipleri Birliği Basın Açıklaması 30.5.12 / Press Release By Turkish Medical Association on D&C and Caeserian section as a human right

Kurtaj_Sezaryen_basin_aciklamasi.TTB_30.5.12