ERENKÖY’Ü ANLAMAK ve YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL’İ ANMAK

Konuk yazar :
Yrd. Doç. Dr. Mehmet BALYEMEZ
KKTC İlim Üniv. Tarih Öğr. Üyesi, E. Alb.

Erenköy, Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığını kazanma sürecinde önemli bir simgedir. Erenköy’ün önemi ve tarihsel değeri salt Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sınırları içinde kalmış Türk toprağı olmasında değildir. İngiltere ve Türkiye’de yükseköğrenim gören Kıbrıs Türk gençleri, 1963 yılı Aralık ayının son haftasında başlayan toplumlararası çatışmaların sürmesinden dolayı adaya gelmiş ve Erenköy’deki toplum direnişine katılmışlardır. Daha yaşamlarının baharında olan Kıbrıs Türk gençleri, bulundukları ülkenin kendilerine sağladığı konfor ve güvenliği ellerinin tersiyle itmişler ve canlarını hiçe sayarak Kıbrıs Türk halk direnişine katılmışlardır.

Kıbrıs Türk gençlerinin tarihe geçen bu özverili (fedakârca) davranışının ardalanından (arka planından) kısaca da olsa söz etmek tarihse görevimdir.

Rumların, Türkleri katletmek amacıyla 1964 yılı Şubat ve Mart aylarındaki Limasol, Gaziveren ve Baf’ta yaptığı saldırıları başarılı olamamış, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) Kıbrıs Türk halkının can, mal ve namus güvenliğini korumak için hızla örgütlenmeye başlamıştır.

Kıbrıs Türk halkı, Rumların yapmış olduğu bu saldırıları bir bir savuştururken Türkiye, soydaşlarının güvenliğini sağlamak amacıyla askeri hazırlıklarını artırmış, diplomatik girişimlerini hızlandırmıştır. Bu dönemde yaşanan kayıp otobüs vakası ise bardağı taşıran damla olmuştur. Larnaka’da yaşayan 11 Kıbrıs Türkünü Dikelya’daki İngiliz üssüne götüren otobüsün kaçırılması ve otobüsteki kişilerden bir daha haber alınamaması üzerine, Türkiye Kıbrıs’ta yaşananları protesto eden Nota vermiş ve Adadaki olayların sona bulmaması durumunda askeri müdahalede bulunacağını bir kez daha yinelemiştir. Türkiye’nin bu girişimi ABD Başkanı Johnson tarafından engellenmiştir. Bu gelişme Rumların cüretini daha da artırmış ve Albay Grivas’ın öncülüğünde Erenköy’de direnen Kıbrıs Türklerini yok etmek amacıyla büyük bir askeri hazırlık başlatılmıştır.

Rum Milli Muhafız Ordusu ve Yunan ordusunun Kıbrıs’ta bulunan birlikleri, 1964 yılı ilk aylarındaki Limasol, Gaziveren ve Baf saldırılarındaki başarısızlığının acısını çıkarmak amacıyla bütün askeri güçlerini Erenköy’e yönlendirmiştir. Başpiskopos Makarios ve Albay Grivas liderliğinde yapılan askeri hazırlıklar 1964 yılı Temmuz ayının son haftasında tamamlanmıştır. Sıra Erenköy’deki bir avuç üniversite öğrencisi mücahit ile Türk köylülerin katledilmesine gelmiştir. Başpiskopos Makarios, yapacakları askeri harekatın zaferle sonuçlanacağına öyle emindirler ki, çevre köylerdeki Rumlar otobüslerle Bozdağ, Selçuklu, Alevkayası ve Mansurya bölgesine taşınarak Kıbrıs Türklerinin katledilmelerinin seyirci topluluğu bile hazırlanmıştır.

Rumların saldırı hazırlıklarını tamamladığı 1964 yılı Temmuz ayı son günlerinde TMT’nin 1958 yılında yeniden düzenlenmesinde önemli görevler üstlenen Albay Rıza Vuruşkan ile 1964 yılı Şubat ayında adaya girişi Rumlar tarafından yasaklanan Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı R. Rauf Denktaş gizli yollardan Erenköy’e çıkmışlar ve buradaki direnişi örgütlemeye çalışmışlardır. Rum saldırıları 30 Temmuz 1964’te denizden ve karadan şiddetli bir biçimde başlamıştır.

Erenköy’deki Kıbrıs Türk gençleri Rum saldırıları karşısında ümitlerini yitirmeden savunmalarını sürdürürken imdada Türkiye yetişmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri savaş uçakları Erenköy semalarında önce uyarı uçuşları yapmışlar ancak Rum saldırılarının sürmesi üzerine Rum ve Yunan askeri birliklerine hücum etmişler ve önemli zayiat ve hasar verdirmişlerdir. Türkiye’nin yapmış olduğu müdahaleden sonra Rum saldırıları sona ermiş, ancak Filo Komutanı Yüzbaşı Cengiz TOPEL’in uçağı Rumların açtığı ateş sonucunda düşmüş, Yüzbaşı Topel paraşütle atlayarak kurtulabilmiştir. Rumların eline geçen Yüzbaşı TOPEL, gördüğü işkencelerden sonra şehit olmuştur.

Bu hafta Cumartesi günü (08 Ağustos) ERENKÖY Şehitlerini anma etkinliği gerçekleştirilecektir. Erenköy Mücahitler Derneği ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından eşgüdümlenen ve her yıl yapılan anma etkinliğine katılım üst düzeyde olmaktadır.

Erenköy direnişi, Kıbrıs Türk halkının güç koşullarda nasıl birlikte hareket ettiğinin ve gerekirse yaşamını bile önemsemediğinin en belirgin örneğidir. Bu direnişe katılan ve yaşamını yitiren şehitlerimizi rahmetle anarken, hâlâ aramızda olan mücahitlere sonsuz şükran ve minnet duygularını sunuyor, Kıbrıs Türk halkını Cumartesi günü yapılacak anma etkinliğine katılmaya çağırıyorum. ERENKÖY MÜCAHİTLERİ ve ŞEHİT YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL; sizlerin yapmış olduğu özverileri unutmayacağız, unutturmayacağız….

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com