19 Mayıs 1919 – TARİHTEN BİR KESİT

19 Mayıs 1919 – TARİHTEN BİR KESİT

Konuk yazar : G. Filiz Tuzcu

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Bir gün sonra 19 Mayıs 1919“,  Aziz  Türk Milletinin kapkara yazgısını değiştiren, Milleti karanlıklardan – esaretten – çaresizlikten çekip çıkaran, onlara  özgür bir vatan ve aydınlık bir gelecek armağan eden  Büyük Atatürk’ün kahramanca başlattığı Kurtuluş Savaşı Destanımızın” başladığı “o hayırlı – o muhteşem – o güneşe giden günün” kutlu ve mutlu 99’uncu yıl dönümü…

Biz Türkler için yaşamsal derecede önemli  bu gün vesileyle “tarihi bir hatırlatma yapmak“, bir tarihçi olarak boynumuzun borcudur diye düşündük; şöyle ki,  Büyük Atatürk,  sadece işgalci dış güçlere – yani dünya kaynaklarını gasp eden, aç gözlü – saldırgan – zalim ve zorba emperyalist devletlere karşı savaşmamıştır; O, söz konusu bu emperyalistlerin  “toprak vaatleriyle” kandırarak, kışkırttığı, silahlandırdığı ve  maşa gibi kullandıkları Greklere ve Ermenilere karşı da savaşmıştır;

Aynı zamanda O, yüzyıllarca Türk Milletinin sırtından geçinmiş, göz kamaştıran bir saltanat sürmüş, ancak karşılığında Türk Milletini aşağılamış, ezmiş, sömürmüş, cahil, yoksul ve çaresiz bırakmış olan Osmanlılara karşı da savaşmıştır… İşte bu husus son derece önemlidir.

Çünkü 1918’de Osmanlı padişahı, hanedanı, onların devşirme yöneticileri, devlet adamları vs…, kendilerine yüzyıllarca sadakatle – ölümüne bağlı olan, emeğiyle, kanıyla, canıyla hizmet eden Türk Milletine hiçbir biçimde sahip çıkmamış, hatta padişah Vahdettin daha da ileri giderek Türklerin ellerinden silahlarını toplamış ve Türkleri tümüyle korumasız bırakarak,  aynı cellâtlarına teslim edilen koyunlar gibi “Türklerin,  hiçbir direnme göstermeden, sessizce – uysalca işgalci düşmanlara teslim olmalarını” emretmiştir!  Düşmana teslim olmayıp da, ailesini, şerefini, namusunu, canını kurtarmak için mücadele eden Türkleri ve Türk Milli Güçlerini ise, “asi – çapulcu – eşkıya – celâli” ilân eden padişah, onların katledilmelerini emretmiş, padişah ve İstanbul Hükümeti düşman güçlerle birlik olup,  Türklerin elini kolunu bağlama  ve onları cezalandırma yoluna gitmiştir!

Bir başka deyişle Büyük Atatürk, maddi, manevi ve askeri yönden güçlü – oldukça donanımlı – küstah ve zalim “Türk düşmanlığı ortak paydasında buluşmuş” olan bu üç güce karşı aynı anda savaşmak zorunda kalmıştır:

1. Emperyalist Dış Güçler,

2. Emperyalistlerin ülke dışında ve içinde yer alan gayrimüslim ve Müslim işbirlikçile-ri; Grek ve Ermeni taşeron orduları, Grek ve Ermeni patrikhaneleri, silahlı çeteleri, gizli örgütleri, yerli azınlık grupları, yabancı okul idarecileri, misyonerler vs…

3. Osmanlı padişahı Vahdettin, hanedanı,  Osmanlı devlet adamları, devşirme Osmanlı yöneticileri ve onların kışkırttıkları “İslâm Görünümlü” bazı yerli tarikatlar…

Önemle hatırlatmak isteriz ki; tarihten günümüze “Türk düşmanlığı ortak paydasında buluşan bu üçlü şer grubu“, her zaman ve her koşulda tam bir işbirliği içinde hareket edegelmişlerdir… Ve bu unsurlar, çok üzülerek bildirmek zorundayız ki,  Türk Devletlerinde “yönetimi ele geçirerek“,  Türkleri her zaman yönetimden bertaraf etmeyi (dışlamayı) başarmışlardır!

Söz konusu bu unsurlar, bir tek Büyük Atatürk’ü “Türk Devlet Yönetiminden” bertaraf edememişlerdir ve onun için Ona  amansız bir düşmanlık beslemektedirler… Halâ… Çünkü onlar, Büyük Atatürk’ün ölümsüz olduğunu, Asil Ruhunun bizlerle yol gösterdiğini,  Onun bizim gönüllerimizde yaşamaya devam ettiğini gayet iyi bilmektedirler.

Onun içindir ki Büyük Atatürk bize şu yaşamsal vasiyette bulunmuştur: “Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek, başının üstüne dek çıkaracağı adamla-rın kanındaki ve vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmektenhiçbir zaman geri kalmasın. (Gazi Mustafa Kemal, Nutuk – Söylev, Cilt 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1999, s. 811.)

Evet, tarihten günümüze Türk Milleti, başının üstüne dek çıkaracağı“, başına kral – padişah – devlet yöneticisi yapacağı insanı – insanları maalesef iyi incelememiştir! Maalesef  çoğu zaman yalnız görünüşe – görüntüye, boş sözlere ve boş vaatlere kanmıştır!

Türk Milleti tarihten günümüze, hiçbir zaman “önyargılı, ayırımcı – ırkçı” olmamıştır; tarih Türklerle ilgili böyle bir olgu kayıt etmemiştir;  tersine, pek çok tarihsel kaynak Türklerin ne denli insancıl olduğunu, fazilet erdem) ve ahlâki değerlere sahip olduklarını, savaşta bile kadınlara, çocuklara, yaşlılara, yaralılara asla dokunmadıklarını, hatta onlara yardımcı olduklarını; öbür milletlerle kıyaslandıklarında Türklerin yabancılara  karşı olağanüstü hoşgörülü, cömert ve konuksever olduklarını kayıt altına almıştır. 

(Bunların aksini söyleyenlerin sözleri tümüyle siyasal  ve iftira amaçlıdır, yani tarihsel ve  bilimsel değildir.)

Ancak “aşırı derecede iyimserlik – herkesi kendinden zannetme – hoşgörü ve kucakla-ma“, devlet yöneticisi seçerkenyani vatanını, şerefini, canını, geleceğini emanet ederken, elbette ki geçerli bir davranış biçimi değildir! Akıl ve tarih bilimi devreye girmelidir. Bu can alıcı noktada elbette Büyük Atatürk’ün yaşamsal vasiyeti”  kulağımıza küpe olma-lıdır.

Dünyada tüm milletler, soyuna – ırkına – diline – dinine – atalarına sımsıkı sarılırken, hatta öz değerlerini büyük bir duyarlıkla, gözbebekleri gibi  korurken, biz neden böyle davran-mayalım! Biz Türkler, böyle davranmadığımız için çok kez, çok çok ağır bedeller ödedik…

Türkler Milli Kimliğine sahip çıkmasın diye, en doğal hakkımız olan “milli kimliğimize – soyumuza  – atalarımıza – tarihimize sahip çıktığımızda“,   hemen kripto Türk düşmanları devreye girip aaaa  ırkçılık yapmayın” gibi saçma – sapan ve aslı olmayan sözler söylerler! Bunlara asla kanmayın ve sizler onları hemen susturun, hadlerini bilsinler. Bu aynı kişi-ler, gerçekten ırkçı olan, başka milletleri kendilerinden aşağı gören, onları sömüren, top-raklarını gasp eden, onları öldürmekte sakınca görmeyen gerçek ırkçılara, asla “ırkçı” demezler, hatta onlara uşaklık ederler!

Tarihten ders almamız ve Büyük Atatürk’ün vasiyetine titizlikle, harfiyen uymamız gere-kir…

19 Mayıs ATATÜRK’ü ANMA, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun ve tüm vatan-severlerin yolu, Atatürk’ümüzün gösterdiği o “tam bağımsız, özgür ve aydınlık MİLLİ TÜRK YOLU” olsun…

Saygılar ve Sevgiler…
===================================================
Dostlar,

Sitemizin değerli yazarlarından Sayın Güzide Filiz Tuzcu, gerçek bir yurtsever, birikimli bir aydındır. Yazılarını yayınlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz ve çok da okunuyor. Bu yazısını ne yazık ki az önce görebildik yüzlerce e-iletimiz arasından. Kendisinden ve okuyucularımızdan hoşgörü dileyerek, 1 gün gecikmeyle hemen yayınlıyoruz..

Yazan da, okuyan da, gereğini yapan da sağolsun, varolsun!

Anımsatmak istiyoruz; bu bayramın tam ve gerçek adı;

  • 19 Mayıs ATATÜRK’ü ANMA, Gençlik ve Spor Bayramı‘dır!Ne yazık ki; günümüzde TBMM başkanlığı gibi en yüksek makamlara bile Atatürk Cumhuriyeti sayesinde yükselebilmiş, gençliğinde 6. Filo’ya kol – kanat gerip karşı çıkan yurtseverlerin kanını dökmüş birileri, “Samsun’dan yola çıkan heyet..” gibi tuhaf – takıntılı söylemlerle tarih bilimini çarpıtıp vefasızlığın en acımasız örneklerini vermekteler..

Aslında merd-i kıpti şecaat arzederken, sirkatin söylemektedir..

Herkes kendine yakışanı yapmakta ve kendisini ele vermektedir.
Erdoğan yarım ağız, iğreti, “Gazi Mustafa Kemal” demekte, “ATATÜRK” sözünü ağzına almamaktadır. TBMM Başkanının açık Atatürk düşmanlığını çok iyi bilmesine ve ileri yaşına karşın 2. kez aynı göreve getiren Erdoğan değil miydi?

Yüce ATATÜRK‘ün aşağıdaki kritik uyarısını kulaklara bir kez daha küpe etmeli 24 Haziran 2018 yaşamsal seçimlerine giderken :

  • Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek, başının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki öz mayayı
    çok iyi incelemeye dikkat etmekten
    hiçbir zaman geri kalmasın.
     

Sevgi ve saygı ile. 20 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Türker Ertürk : Kahlenberg..

Türker Ertürk
Kahlenberg
29 Eylül 2012, İLK KURŞUN

Geçen Salı günkü yazımda size Suriye konusunda düzenlenen bir panele katılmak için Viyana’da olduğumdan bahsetmiştim. Bugünkü yazımdan ise size burada bulunuyor olmamı fırsat bilerek Avusturya ve başkenti Viyana hakkında ilginizi çekeceğini düşündüğüm bazı bilgiler vermek isterim.

Tarihte Germen İmparatorluğu’nun bir parçası olarak kurulan, daha sonra Habsburg Hanedanı’nın başa geçmesi ile büyüyen ve 15. Yüzyılda Avrupa’nın ve Hıristiyanların en güçlü devleti haline gelen Avusturya, Osmanlılara karşı ardı arkası kesilmeyen saldırılara liderlik etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin batı komşusu olan Avusturya 1867’de Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu kurdu. I. Dünya Savaşı’nda müttefikimiz olan Avusturya-Macaristan savaş sonunda yenilgi üzerine parçalandı. Savaştan Macaristan’ı kaybederek ve küçülerek çıkan ve Cumhuriyet haline gelen Avusturya, Almanya ile birleşmek istemesine rağmen galip devletler buna müsaade etmediler.

Avusturya II. Dünya Savaşı’nda Hitler tarafından Almanya’ya katıldı. Savaş sonunda Almanya’nın yenilmesi üzerine Avusturya, ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa tarafından işgal edildi. 1955’de bu ülkelerle bir antlaşma yapıldı. Buna göre; Avusturya hiçbir devletle birlik kuramayacak ve bir siyasi bir bloka dahil olamayacaktı. Bu şartlarda bugünkü Avusturya Cumhuriyeti kurulmuştur.

Resmi dili Almanca olan Avusturya’nın nüfusu 8,3 milyon, yüzölçümü ise 83.858 km²’dir. Bugün bu ülkede 300 bin Türk yaşamaktadır. Türkler Avusturya’da yaşayan yabancılar içinde en büyük grubu oluşturmaktır. Özellikle Viyana’da nereye giderseniz gidiniz mutlaka bir Türk’e rastlamanız mümkündür.

Avrupa’da Irkçılık tırmanışta

Avrupa’daki ekonomik daralmadan ve artan işsizlikten Avusturya’da yaşayan Türkler epeyce etkilenmişler. Türkler arasındaki işsizlik her geçen gün daha fazla artmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri insanlarımızın eğitimsiz olması ve yeterince vasıflı olmaması.

Avusturya’da artan işsizlik yabancı düşmanlığını beraberinde getirmiş. Yabancı düşmanlığının en fazla hedef aldığı grup Türkler! Irkçılık Avrupa’da tarihsel kökeni olan eski bir hastalık. Yaşanan ekonomik zorluklar ve işsizlik bu hastalığın yeniden nüksetmesine neden olmuş. Yabancılar içinde en fazla nefret edilen ve horlanan kesimin Türkler olmasının birçok nedeni var ama en başta geleni hiç şüphesiz tarihi geçmişimizdir.

Viyana’ya gidip de geçmişte atalarımızın burada bıraktıkları izleri sürmemek ve onları görmemek yanlış olurdu. Biliyorsunuz Türkler Viyana’yı iki kez kuşatırlar ama ikisinde de başarısız olurlar. Birincisi 1529’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından ikincisi ise 1683’de Padişah IV. Mehmet zamanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından. Özellikle ikicisinde bazı hatalar yüzünden başarının ucundan dönülmüştür.

II. Viyana kuşatmasını yenilgiye dönüştüren 12 Eylül 1683’de yapılan Kahlenberg diğer adıyla Almandağı savaşının yapıldığı araziyi gezme fırsatını buldum. Türklerin kuşatma sırasında Kahlenberg tepesi yamacına kurduğu garnizonun yerini inceledim. Daha sonra Viyana Askeri Tarih Müzesi’nde kuşatmadan geriye kalanları görmek şansını yakaladım. Ayrıca müzede Lehistan (Polonya) Kralı Sobieski’nin Leh, Alman ve Avusturya birliklerinden oluşan 25 bin kişilik orduyla Kahlenberg tepesine arkadan çıkarak yamaçlarda tertiplenen Türkleri arkadan nasıl baskına uğrattığının savaş planlarını inceledim.

Sevgili okurlar,

Kırım Hanı Murat Giray’ın Tuna nehri kuzeyinden Sobieski komutasında gelen yardımı önlemekte yetersiz kalmasını yenilginin nedeni olarak göstermenin başarısızlığa ve yapılan hatalara mazeret aramak olduğunu düşünüyorum.

Osmanlı değil Türk

Kahlenberg tepesi yamaçlarına konuşlandırılan ordunun baskına uğramaması ve iki ateş altında kalmaması için yeterince emniyet tedbiri alınmamıştır. Başarı ayrıntıda gizlidir. Başarısızlığın diğer bir nedeni de kuşatmanın komutanı olan Merzifonlu’nun şahsi ihtirasları, ganimet paylaşımı nedeni ile Viyana’yı teslime zorlamak istemi ve kesin sonuçlu öldürücü darbeyi vurmakta gecikmesidir.

Osmanlı yerine hep Türk ifadesini kullanmam mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Bu benim seçimim değil, Avusturyalı tarihçilerin tercihi. Buradaki kayıtlar hep bu şekilde. Avusturyalıya göre Osmanlı ordusundaki Boşnak, Rum, Arnavut, Arap, Makedon, Karadağlı Türk’tür. Ve karşılarında Türk ordusu vardır.

Viyana’da en çok horlanan yabancı Türk’tür ama çok sevilen yabancı ise Polonyalıdır. Bunun tarihsel derinliği vardır. Viyana kuşatmasında tam 300 yıl sonra 12 Eylül 1983’de Polonyalı Papa II. Jean Poul Kahlenberg’e gelir burada bulunan kilisenin duvarına Türkleri buradan nasıl kovduklarının nişanesini çakar.

Hiç unutmam, 1999’da Polonya Dışişleri Bakanı Roma’da bulunan NATO Savunma Koleji’nde ülkesini tanıtmaya çalıştığı brifingde “Bizi NATO’ya almak zorundasınız sizi Türklerden biz kurtardık.” demişti. Aynı argüman Avrupa Birliği’ne girmek için de kullanıldı.

Gerçekten de Avrupalıları birleştiren ve bugünkü Avrupa Birliği’nin kurulmasına kadar giden gelişmelerde Türklere karşı verilen mücadelenin ve bunun tabii sonucu olan Türk düşmanlığının çok önemli bir yeri vardır.

Şimdi siz bu birliğe girmek için kapıda beklemeyi, meleşmeyi, yalvarmayı ve çıkarlarımızla çelişen nasihatleri dinlemeyi içinize sindirebiliyor musunuz?