Suay Karaman : KURBAN

KURBAN

Suay Karaman's profile photo

Suay Karaman

 Yaşadıkları çağa ayak uyduramayan bazı ilahiyatçılar İslam dinine göre kurbanın, Tanrı’ya yaklaşmak ve rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan olduğunu savunurlar. Bu ilahiyatçılara göre kurban kavramı, çok genel bir adanmışlığı, Tanrı için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını ifade etmektedir.

Ancak yaşadıkları çağa uygun düşünen ve kendilerini geliştiren bazı ilahiyatçılar ise, Kuran ayetlerinin hatalı yorumu sonucunda böyle bir uygulamanın yapıldığını, bunun ise tümden yanlış olduğunu ileri sürerek, İslam dininde “hayvan kesmek” gibi bir ibadet olmadığını bildirmektedirler. Çağdaş ilahiyatçılar, Arapça dualar eşliğinde sürdürülen hayvan katliamının, Muhammed Peygamber’in yaşamı boyunca hiç yapılmayan bir uygulama olması nedeniyle din dışı olduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Geçmişten gelen bir gelenek olan kurban kesimi, dinsel bir gereklilik değildir. Bu geleneğin olumsuzluğunun ortadan kaldırılabilmesi için hepimizin çaba göstermesi gerekir. Gündelik yaşamın dini kurallara göre yönlendirilmesi, laiklik ilkesinin çiğnenmesini doğurmaktadır. Bu konuda da yıllardır hiçbir kurum ve kuruluş üzerine düşeni yapmamaktadır.

Türkiye’de her yıl çok sayıda hayvan Kurban Bayramı’nda kesilmektedir. 2016 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık üç milyonun üzerinde büyük ve küçükbaş hayvan kurban edilmiştir. Kurban kesmek bir ibadet olarak değil, sosyal yardımlaşmanın bir türü olarak algılanmalıdır. Buradaki amaç, yoksulun et yemesi olarak düşünülmüştür ancak günümüzde bu sosyal amacın dışında özellikle deri kapma konusunda bir rant olarak görülmektedir. Üstelik yaşadığımız bu çağda kurban kesimleri, hayvanlara işkence anlamına gelmektedir ve zaman zaman katliama dönüşmektedir. Bugünlerde kutlanan kurban bayramında da, hayvanlara eziyet ile her türden kötü davranışın çok olduğu görülmektedir. Bu nedenle kurban bayramı, yüreğinde sevgi taşıyan insanlar için kara bir gün olarak algılanmaktadır.

Kurbanlık koyun, hiçbir şeyden habersiz sonunu beklerken, siyasette de kimileri kurbanlık koyuna benzemektedir, hiçbir söze, olaya ve yöneticiye tepki vermeden yalnızca beklemektedirler. Bu bekleyiş sonucunda kendileri de yok olacaktır ama düşünmeyen, sorgulamayan toplumların kaçınılmaz sonudur bu durum.

PKK ve İslamcı terör örgütleriyle müzakereyi savunan, Ergenekon sürecinde ulusalcılara nefret söyleminde bulunan, bir televizyon kanalına genel müdür yapılan ancak yolsuzluk nedeniyle görevinden alınan Levent Gültekin, Gelibolu’daki adalet kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu ile yan yana oturtulmuş ve konferans vermiştir.

Yine bu kurultayda Nurcuların Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz, Atatürk’e ‘deccal’ diyen Said Nursi adlı ajanın, Risale-i Nur kitabından bölümler okumuştur. Bunlara tepki vermeyenler, sessiz kalanlar, hatta savunanlar kurbanlık koyun gibidirler, biat kültürünü benimsemektedirler. İtalyan siyasetçi Antonio Gramsci (1891-1937), “Eğer insanların kafalarını ele geçirirseniz, yürekleri ve elleri peşinden gelecektir.” sözüyle, biat kültürüne giden yolu açıklamıştır.

Laiklik ilkesi yerlerde sürünürken yeni CHP yöneticileri, böyle kişilerle adalet kurultayı yapmakta sakınca görmemektedir. Zaten kurultayın sonuç bildirisinde de laiklikten hiç söz edilmemesi, niyetleri ve projeleri açığa çıkartmaktadır. Laikliğin olmadığı yerde, adaletten söz etmek mümkün değildir.

İşte bu durumda Tüm Öğretim Elemanları Derneği Genel Başkanlarından Prof. Dr. değerli Alpaslan Işıklı’nın (1940-2013)

  • “Said Nursi, Fethullah Gülen ve ‘Laik’ Sempatizanları” adlı eserini okumanın tam sırasıdır.

    Ya okuyup gerçekleri öğreneceksiniz, ya da bir yerlere ‘kıl’ olacaksınız;
    başka seçenek yoktur. Ülkemiz, bölücü ve dinci terör örgütlerinin oyuncağı olurken, onlara destek verenleri de unutmamak gerekir. Zamanı gelince hepsinin yargılanacağı da bilinmelidir. (04.09.2017)
    =======================================
    Dostlar,

    Sevgili dostumuz Suay Karaman’a teşekkür ederiz.
    Ancak CHP’ye vuranın zamanı değildir.
    AKP’nin acımasız ve ölçüsüz din ticareti ve sömürüsü ile seçim kazanması sonunda 15 yılda sürüklendiğimiz uçurum ortadadır. Üstelik diploması tartışmalı hatta ortada olmayan birinin öncülüğünde!
    Bu bağlamda, adaletsiz ve hukuksuz bu seçim yarışının nasıl kazanılacağına ilişkin olarak da yol göstermek gerekir.
    Levent Gültekin’in AKP’yi yerden yere vuran bir TV programının erişkesi sitemizin manşetindedir.. Gültekin’in AKP = RTE’yi sarsan çok önemli sözlerini dinlemek için tıklayınız :
    https://facebook.com/1002261916549752/videos/1279190938856847/

Öte yandan, Türkiye her yıl,  birkaç günde birkaç milyon hayvanı eziyetlerle kurban etme vahşetinden artık kurtulmalıdır. Aydın din bilginlerine büyük görev düşmektedir.. Bu uygulamanın dinde ve Kuran’da yeri yoktur..

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cumhuriyetimizin 100. Yılına Doğru Eğitimimiz: Sorunlar ve Çözümler Sempozyumu.. Çöken eğitime çözüm arayışı

Cumhuriyetimizin 100. Yılına Doğru Eğitimimiz:
Sorunlar ve Çözümler Sempozyumu.. 

Çöken eğitime çözüm arayışı

Akademisyenler eğitim sisteminin geldiği son noktayı ‘Cumhuriyetimizin 100. Yılına Doğru Eğitimimiz: Sorunlar ve Çözümler Sempozyumu’nda değerlendirdi (19 Ekim 2015).

Çöken eğitime çözüm arayışı
Aydınlık / 20.10.15

Bilim ve Ütopya Kooperatifi, Çankaya Belediyesi, Tüm Öğretim Elemanları Derneği ve
Ulusal Eğitim Derneği
’nin düzenlediği
  • “Cumhuriyetimizin 100. Yılına Doğru Eğitimimiz: Sorunlar ve Çözümler” sempozyumu
Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlendi. Sempozyumu izleyenler arasında eski
CHP milletvekili Prof. Nur Serter, Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Başkanı Hasan Kütük,
MÜZED Başkanı Refik Saydam, ÇYDD’den Hülya Küçükaras ve Rabia Şahin yer aldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Ulusal Eğitim Derneği Başkanı Nazım Mutlu konuşmasına terör saldırılarını kınayarak başladı. Uygulanan politikalar nedeniyle eğitimin
tam bir karmaşa içinde olduğunu söyleyen Mutlu,
  • “Cumhuriyetimizin bağımsızlıkçı, aydınlanmacı, karma ve laik eğitim çizgisi 2000’li yılların
    ilk çeyreğinde yerini tam karşıtı bir çizgiye bırakmıştır. Eğitimimiz hasta yatağındadır ve kendisini iyileştirecek hekimleri bekliyor. Durum bu iken bir yandan hepimiz bugünkü tabloyu son 70 yıldır karşıdevrimcilerin finali olarak görelim. Onların uzun vadede başarı şansı yoktur. Bizler yüzümüzü arkamızda dolaştırılan karanlığa değil önümüzdeki aydınlığa çevireceğiz. Kazanacağımızı bilerek programlarımızı oluşturacağız. Bugünkü etkinliğimizin asıl amacı da bu hazırlığa katkı sunacak ipuçlarını oluşturmak.”

    dedi.

    DOĞU PERİNÇEK’İN BAŞARISI GÖĞSÜMÜZÜ KABARTTI

    Sempozyumun ilk oturumunu “Temel Eğitimin Geleceği” başlığı oluşturdu. Oturumu yöneten Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Gözütok, “Kavramların içinin boşaltılması son 15 yılın esas sonucudur. Temel eğitim kavramı 1998’de
    8 yılla sınırlandırılmıştır. Bugün temel lise denilen saçma sapan bir kurum oluşturdular. Üniversiteleri hurafelerin merkezi haline getiren bir anlayış ve karanlığa doğru sürükleniş içinde.

    NOBEL ödülü alan Prof. Dr. Aziz Sancar’ın ‘Beni Cumhuriyet eğitimi bu günlere taşıdı’ demesi ve Sayın Doğu Perinçek’in AİHM başarısı göğsümüzü kabarttı” diye konuştu.

    ÖNCE ‘HANGİ İKTİDAR?’ DEMELİYİZ

    “Hangi Öğretmenle?” başlığı altında konuşan Emekli Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıfat Okçabol,

  • “Öğretmenin görevi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir kuşak yetiştirmektir. Bu öğretmen nasıl yetişir? Bu sistemle yetişmediği kesin. Bu sistemi nasıl değiştireceğiz? Bizim temel sorunumuz laik, bilimsel kafada, gerici ve piyasacı olmayan iktidarı başa getirememek.
    O iktidar gelmeden öğretmenin ‘Ö’sünü yetiştiremeyiz. Bizim ‘hangi öğretmen?’ den önce ‘hangi iktidar?’ dememiz lazım.”
    dedi.

    Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatma Hazır Bıkmaz ise
    ders programları hakkında konuştu. Bıkmaz, olması gereken program hakkında şunları söyledi:

  • “Yüzeysel programlar yerine, bütünü öğretmeye dayalı olmalı. İlişkisellik olmak zorunda
    ve insanı insan yapan ulusal ve evrensel değerleri sanatla, kültürel aktivitelerle öğretmek zorundayız. Bütüncül öğrenme anlayışıyla, çocuğun ilgisinden yola çıkarak eğitim programları hazırlanmalıdır. Zihinsel becerileri geliştirmek için çeşitli yöntemler kullanılmalı.”

=========================================

Dostlar,

Bu kurultayı (simpozyumu) gün boyunca izledik (18.10.2015).
Çok yararlandık. Oturum sonlarında açılan tartışma bölümlerinde biz de katkı sunmaya çalıştık.
Sonuç bildirgesi üzerinde çalışılıyor. Umarız tüm katkılar kitaplaştırılarak yayımlanacak.

Toplantıya emek verenlere teşekkür borçluyuz..
Ayrıca, “Yarın” bir ulusalcı – devrimci siyasal iktidara ulaşılıdığında,
yapılacakları şimdiden planlamak gerek..

Bu toplantının duyurusuna web sitemizde yer vermiştik.
(http://ahmetsaltik.net/2015/10/16/cumhuriyetimizin-100-yilina-dogru-egitimimiz/)

Dileriz tutanaklar yayımlandığında yine haber yapabiliriz.

Sevgi ve saygı ile.
20 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ulusal Eğitim Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

ALPASLAN IŞIKLI İÇİN


ALPASLAN IŞIKLI İÇİN

portresi2

 

Suay Karaman        
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)
Genel Sekreteri

 

 

Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) Genel Başkanı, sevgili Alpaslan Işıklı hocamızı 13 Temmuz 2013 Cumartesi günü yitirdik. Bu zamansız ayrılış
hem TÜMÖD için, hem de Türkiye için yeri doldurulamayacak büyük bir yitiktir.

TÜMÖD çalışmaları içinde her gün Alpaslan hocayla sık sık görüşürdük.
13 Temmuz 2013 Cumartesi günü saat 12.00 gibi telefonlaştık ve Alpaslan hocam bana; “TMMOB için destek açıklaması yaptık, basında yer almadığı gibi,
TMMOB web sayfasında da yok. Sanırım bizim ulusalcılığımız, Atatürkçülüğümüz bazılarını korkutuyor.” dedi. Saat 16.00 gibi tekrar telefonlaştık ve en kısa sürede Ankara’da seçim hileleri konusunda dostlarımızla bir toplantı yapmaya karar verdik.

Saat 18:30 gibi Alpaslan hocamla tekrar telefonlaştık ve bana şunları söyledi:

portresi_gomlekli

  • “Sana birşey söyleyecektim ama unuttum, anımsayınca tekrar ararım. Ama bu vesileyle bugün senin doğum gününü kutlamış olayım. Ben şimdi denize gideceğim, sanırım soğuk su sana söyleyeceğimi anımsamama yardımcı olur.”

Ve yaklaşık iki saat sonra Alpaslan hocamın ölüm haberini alarak, sarsıldım.

14 Temmuz 2013 Pazar günü Alpaslan hocamın cenazesi Ankara’ya getirildi.
Cenaze arabasını Ankara Ümitköy kavşağında karşıladık ve Cebeci’de Tıp Fakültesi Hastanesi morguna götürdük. Yol boyunca ben önde, cenaze arabası arkamda ilerledik ve Alpaslan hocamla birlikte yürüdüğümüz, oturup sohbet ettiğimiz yerlerden bu şekilde geçtik. Özellikle Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önünden geçerken, göz yaşlarıma
hakim olamadım.

Yaşamı boyunca emeğin örgütlü sendikal mücadelesi ve özerk üniversite için savaşım veren, dik duruşuyla, yapıtlarıyla ve söyleşileriyle aydınlık bir Türkiye için çalışan Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, dünyanın ve insanlığın sorunlarına çözüm arayan
bir bilim insanı, yurtsever bir Türk aydınıydı.

Alpaslan Işıklı, yapıtlarında ve söyleşilerinde çok önemli olgulara vurgu yapmıştır. Yeryüzündeki her şeyin emperyalizmin çok geniş müdahalesi ve etkisi altında bulunduğunu ancak sömürüsüz bir başka dünyanın mümkün olduğunu önermiştir. Bu öneri tabandan tavana doğru yayılan, toplumun örgütlenmesiyle gelişen, ayrıcalıklı sınıf yaratmayan, hukuk düzeni içinde gerçek bir demokrasiyi
işaret etmektedir.

Alpaslan Işıklı, küreselleşmeye meydan okuyarak, örgütlü toplumun emekçilerden başlayarak oluşturulacağını ve eşit paylaşım ile sorunların aşılacağını bildirmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve siyasal yıkımı gözler önüne sermiş, değerleri yok edilen ve bellek yitiğine uğratılan toplumu uyarmıştır.
Türkiye’nin üzerine çöken ve çöktürülen tüm karanlıkları açık açık anlatmıştır.

Öğrencilik yıllarımdan tanıdığım Alpaslan hocam ile TÜMÖD ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nde birlikte çok yakın çalışmalarda bulunduk. Özellikle TÜMÖD’de 2006 yılından beri bu birliktelik bana, Alpaslan hocamı çok daha yakından tanıma olanağı sundu. Alpaslan Işıklı sıkı örgütçü, dik duruşlu, çalışkan bir yurtsever aydın olarak anılarımızda yaşayacaktır ve ışığından her zaman yararlanacağız.

Alpaslan Işıklı’nın panelleri ve konferansları, her zaman yeni bilgiler öğrenilen
bir aydınlanma söyleşileri gibiydi. Kemalizm’in öğrenilmesinde, ulusal bilincin geliştirilmesinde ve emperyalizmin kavranmasında herkese ışık saçardı bu söyleşiler. Alpaslan hocamla birlikte katıldığımız söyleşiler, dost ortamlarında yapılan sohbetler
ve ikili görüşmelerimiz her zaman geleceğe ışık tutan nitelikteydi.

17 Temmuz 2013 Çarşamba günü, sevgili Alpaslan hocamızı son yolculuğuna uğurladık. Hocamızın tabutu başında, ışığı ile aydınlattığı sevenleri, dostları, öğrencileri ve yakınları son yolculuğunda duygu seliyle veda ettik. Alpaslan hocamızın sevgisini yüreğimize, bizleri aydınlatan fikirlerini beynimize yerleştirdik.

Alpaslan hocamızın aramızdan zamansız ayrılışı herkesi derinden sarstı.
Çünkü Alpaslan hocamız bir öğretmendi, bir arkadaştı, bir dosttu, bir ağabeydi,
bir babaydı herkes için. Alpaslan hocamızın ışığı hiç sönmeyecek, bizleri ve ülkemizi aydınlatmaya devam edecek. Işıklar içinde, huzurla uyuyun sevgili Alpaslan hocam; ışığınızı, dostluğunuzu, içten sevginizi ve sıcak gülümseyişinizi hiç unutmayacağız…

İlk Kurşun Gazetesi
22 Temmuz 2013