Esra Özakça: Fiziki ve psikolojik olarak sistematik işkence görüyorlar!

Esra Özakça: Semih’e verilen gazetelerin arasına dürüm broşürü koyuldu

[Haber görseli]

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Açlık grevindeki tutuklu eğitimci Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça, eşine cezaevinde verilen gazetelerin arasına dürüm broşürü koyulduğunu söyledi.

Kendisi de 75 gündür açlık grevinde olan ‘ev hapsi’ndeki Esra Özakça, 150 gündür Nuriye Gülmen’le birlikte açlık grevinde olan eşi Semih Özakça’ya cezaevinde verilen gazetelerin arasına dürüm broşürü koyulduğunu söyledi. Özakça ayrıca AİHM’nin istemi ile muayene edilen eşinin kendisine gönderdiği mektupta “AİHM kararıyla adeta ‘işkence’ yaptılar bize” dediğini de söyledi.

OHAL kapsamında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 150’nci gününde (06.08.2017). Eğitimcilerin durumuna ilişkin paylaşımlarda bulunan, kendisi de 75 gündür açlık grevinde olan ‘ev hapsi’ndeki Esra Özakça, eşi Semih Özakça’ya cezaevinde verilen gazetelerin arasına dürüm broşürü koyulduğunu söyledi. Özakça Twitter hesabı üzerinden, “Semih’e verilen gazetelerin arasına dürüm broşürü koyuyorlarmış. Alçaksınız! Bu numara mı irademizi kıracak. Kendinizle karıştırmayın bizi” diye yazdı. Özakça açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Semih ile telefon görüşümüz vardı 17. saniyesinde kesildi. Müdür bu seferlik böyle demiş. Semih 30 dakika hakkımı kullanacağım demiş, kullandırtmamışlar. 1 haftadır refakatçileri yok. Avukat görüşleri kısıtlanıyor. Fiziki ve psikolojik olarak sistematik işkence görüyorlar! Bu yöntemler ne bizi ne Nuriye ve Semih’i yıldırır. İşkence yapmaktan vazgeçin!

Esra Özakça ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) istemi ile Numune Hastanesi’nde muayene edilen eğitimcilerden eşi Semih Özakça’nın, “AİHM kararıyla adeta ‘işkence’ yaptılar bize. Hücreye doğru gelirken boynumu dik tutacak dermanım dahi yoktu” dediğini kaydetti. Özakça,

  • “Nuriye ve Semih hastanede fiziki ve psikolojik işkence görüyorlar.
  • Uyutulmuyorlar, tecrit ediliyorlar, zorla müdahale ile tehdit ediliyorlar!” diye yazdı.

(Cumhuriyet web sitesi, 06.08.2017)
==================================================
Dostlar,

Sorun giderek korkulan sona yaklaşıyor..

1. Bilincini yitirmek ve kalıcı zedelenmeler (hasar) gelişmesiyle sürekli engelli kalma
2. Ölüm!

Her ikisi de hem sorumluların hem de toplumun vicdanında ağır yara açar.
Telafi olanağı kolay kolay yaratılamaz.
Toplumsal adalet- barış – dayanışma – hoşgörü – birlik itkilerini yıkar..
Tersine ayrışma – bölünme – ötekileşme – birbirine düşmanlaşma ve kuşaklar boyu sürecek örselenme (travma sonrası stres bozukluğu – PTSD) ve yas sendromuna neden olur. Unutulmasın, Kerbela kırımının yası, on milyonlarca insan tarafından 1400 yıl sonra bile hala yaşanmaktadır!

Semih – Nuriye sorunu siyaset sosyolojisi – psikolojisi…. açısından ağır bir tablodur. B2 masum genç insan, dile kolay 5 ayı aşkın süredir kararlılıkla açlık grevi üzerinden ölüme yatmışlardır!

  • AKP = RTE’nin insancıl bir çözüm için daha fazla oyalanmadan – inat etmeden hemen adım atması zorunludur. Böylesi bir girişim insancıl olduğu gibi siyaseten de doğrudur ve AKP = RTE’nin yararınadır. Sorun artık görmezden gelinecek aşamayı çoktaaan geride bırakmıştır.

Devlet, yurttaşı ile inatlaşıp ona zarar verici biçimde çatışamaz.
Bu trajedi Türkiye’nin uluslararası saygınlığına da ciddi biçimde zarar vermektedir.
Hele tutuklu iken insanlık dışı, zalimce, onur kırıcı, aşağılayıcı… işlemler asla olmamalı!

AKP = RTE‘yi devlet adamı gibi davranmaya, içlerinin insancıl sesini dinlemeye bir kez daha çağırıyoruz.. Yarın sabah geç olmasın.. Lütfen, lütfen…

Sevgi ve saygı ile. 09 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2015.. 43 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..


6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2016..
44 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..

3_Fidan_Deniz_Huseyin_Yusuf


 

 

 

 

 

Dostlar,

Geçen yıl ve önceki yıllarda 6 Mayıs günlerinde “3 Fidan” için yazdıklarımız aşağıda..
Bir yıl daha geçti.. 5 Mayıs 2015 günü, “3 Fidan” ın efsane Avukatı rahmetli
Halit Çelenk‘in 4. ölüm yıldönümü anmasına katılmıştık. Türkiye Barolar Birliği’nin
Balgat’taki tesislerinde düzenlenen etkinlik için ayrılan büyük salon doluydu.
Birkaç yüz katılımcı vardı. Bu kez merhum Av. Çelenk’in anması için ailesinin ödüller koyduğunu gördük. 1. lik ödülünü “GEZİ RAPORU” başlıklı çalışma ile
“Gezi Hukuki İzleme Grubu” kazandı. Bu Grubun başında Prof. İbrahim Kaboğlu var.
Prof. Beyza Üstün, Prof. Taner Gören (dönemin İstanbul Tabip Odası Başkanı), avukatlar, hekimler, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası, DİSK kurumsal destekçilerden.. Çalışma oldukça kapsamlı ve 240 sayfa, tümüyle bilimsel nitelikli. Son bölümü biber gazının insan sağlığına kabul edilemez olumsuz etkileriyle iligili ve yasaklanması önerilmekte. Türkiye Barolar Birliği basımını üstlenmiş ve katılımcılara
ücretsiz dağıtıldı. Şu anda masamızın üstünde ve okumaya başladık bile.

Anma_5.5.2015_TBB

Merhum Av. Halit Çelenk’e en çok yakışan anma biçimi tam da böyle olmalıydı. 2. ve 3. lük ödülü alan çalışmalar da son derece değerli ancak basılı değil. Biri insan hakları ile ilgili bir tez, öbürü de ifade özgürlüğü bağlamında verilen hukuksal savaşım içindi
(AÜ SBF’den Y. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ve ark.).

İki saati aşan sunuyu merhum Av. Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç duygulu ama
kararlı bir tonla yaptı. Ardından verilen kokteyl cömert ikramlar ve Litai Otel’in emekçilerinin ustalığı – inceliği ile renklendi. Sohbetler de, konuklar da nitelikliydi. Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda çalışma arkadaşımız – oda komşumuz
merhum Av. Çelenk’in kızı Prof. Ferda Özyurda‘ya, eşi aynı Fakülteden Prof. Ümit Özyurda‘ya, Serpil Çelenk ve eşi Kaya Güvenç‘e (eski TMMOB başkanı), Merhumun eşi
Şekibe Çelenk‘e ve çok sayıda dosta veda ederek ayrıldığımızda saat 22:00’yi epey geçiyordu..

*****

Geçen yıla göre Türkiye, ne yazık ki daha da despotik bir ortama sürüklenmiş durumda.
Ekonomik göstergeler alarm vermekte ve Türkiye, İç Güvenlik Yasası ile hak ve özgürlükleri iyice kıskaca alınmış durumda 7 Haziran 2015 genel seçimlerine koşmakta.. (Yapıldı, AKP 258’de kaldı.. AKP – RTE bunu tanımadı! 1 Kasım’da seçim yinelendi ve AKP 316 ile gene iktidar!?)

3 Fidan’ın hukuk dışı – vicdansızca – zalimce idamından bu yana TBMM’den saygınlıklarını geriveren bir yasa gene çıkmadı!.. AKP iktidarında beklenir miydi böylesi insancıl bir girişim?

Yakın hedef, AKP iktidarına mutlaka son vermekten geçiyor..
Bunun da en etkili yolu VATAN PARTİSİ’nin TBMM’ye güçlü bir grup ile girmesi..
Mustafa Kemal ATATÜRK ideolojisinin ruhu “6 OK” u içtenlikle programına alan tek parti!

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

===============================================

“Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor”
toplantısına katıldık 3 Mayıs 2014 Cumartesi gün..
Çok önemli, tarihe not düşen 3 konuşma dinledik.
Ankara Barosu’nun Sıhhiye’deki konferans salonu doluydu.
Bu programı sitemizde sizlerle paylaştık.
(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2014/05/06/adalet-icin-hukukcular-halit-celenki-aniyor/Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor)

devrimci Avukat Halit Çelenk, 3 yıl önce bu gün, 6 Mayıs 2011 günü
toprağa verilmişti.

5 Mayıs 2011 günü aramızdan ayrılmış, Deniz – Yusuf – Hüseyin‘in idam yıldönümleri olan
6 Mayıs günü (1972) yaklaşırken yüreciği daha çok dayanamamış ve aramızdan  
ayrılmıştı.
O devrim şehitleri gibi aynı gün, -ama 39 yıl sonra- toprağa verilmişti.

Bu gün O’nu ve 3 Fidan’ı gömütleri (mezarları) başında anacağız..
Şükran ve minnetimizi dile getireceğiz.

Bir kez daha yetkililerden bu

  • “3 Fidan” ın yasa ile saygınlıklarının geriverimini (iadesini) diliyor ve
  • Uygun yerlere yontularının dikilmesini istiyoruz.
  • Savaşımlarını gelecek kuşaklara aktarmak için anılarına bir Tarih Müzesi açılmasını istiyoruz. Yontuları bu müzenin bahçesinde dikilebilir örneğin..

Menderes – Polatkan – Zorlu‘ya İstanbul – Topkapı’da yapıldığı gibi..

DP Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın  27 Mayıs Devrimi sürecinde yargılanmaları sırasında, baskı altına alınan Yassıada Ağır Ceza Mahkemesi‘nde usul hukukuna uygun davranılmadığı
bir gerçek olmakla birlikte, sanık eylemlerinin Türkiye’ye ihanet sınırına dayandığı
hatta aştığı su götürmez bir gerçektir. (Bkz. 27 Mayıs 1960 Devrimi 53 Yaşında!  http://ahmetsaltik.net/2013/05/27/27-mayis-1961-devrimi-52-yasinda/)

Oysa “3 Fidan” hiç cana kıymamışlardı!
(6 Mayıs 2016 sabahı AKP iktidarı, binlerce can yitiğinden sorumlu değil mi??)

Eylemleri o zamanki TCK (Türk Ceza Kanunu) 146. md. kapsamında değildi.
Pekala TCK 141-142 kapsamında hapis cezası ile yetinilebilirdi.
Açıktır ki, Sıkıyönetim Mahkemesinin Askeri Savcısı ve Yargıçları da (Baki Tuğ,
Ali Elverdi vd.) tam bir mesleksel bağımsızlık içinde davranamadılar.. Yazık..

Görülüyor ki, YARGI BAĞIMSIZLIĞI yaşamsal önemdedir ve adaletin aracı olarak hukuk “bir gün” herkese gerekli olmaktadır.

Aradaki fark, ölüm – yaşam farkı denlidir!

Dolayısıyla, “Güçler Ayrılığına dayalı demokratik hukuk devleti” mutlaka korunmalı, üzerinde yaygın toplumsal uzlaşma sağlanarak dokunulmaz kılınmalıdır.
Bu kurumsal yapılanma ile büyük toplumsal yıkımlardan – yanlışlardan korunabiliriz.

12 Mart faşizminin gölgesindeki TBMM, ne yazık ki bu 3 idamı onayladı..
Hem de “3′e 3 – kana kan – cana can – intikaaam” ilkel çığlıkları içinde..

Bu yaranın sarılmasının zamanı artık gelmiş ve geçmiştir.
Günümüzde Anayasada ve dolayısıyla Ceza yasamızda ÖLÜM CEZASI yoktur.

6 Mayıs 1972′nin üzerinden 44 yıl geçmiştir..

Ülkemizin bu tür barışçı girişimlere çok gereksinimli, son derece gergin bir iklim içinde olduğumuz biliniyor.. Ne yazık ki siyasal ilktidar, bu gerilim – ayrıştırma – ötekileştirme hatta toplumu kutuplaştırma “tehlikeli” siyasetini bilinçli seçimiyle sürdürüyor ve ne acı ki “acı meyvelerini” de siyasal rant olarak devşirebiliyor! Ancak bu tablonun sürgit olamayacağını, durumluk (konjonktürel) olduğunu belirtmek isteriz.

Aslolan ADALET – ÖZGÜRLÜK – EŞİTLİK – GÖNENÇ‘tir…
Bunlar sağlanmadan toplumsal barış ve erinci kalıcı kılmak olanaksızdır.

Biz, Büyük ATATÜRK‘ün özlemini ve hedefini paylaşıyor ve savunuyoruz :

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ!

Haydi, gerekli adımları atalım..

Gelecek 6 Mayıs’tan önce toplumsal vicdanı derinden yaralayan, adalet duygusunu yıkıma uğratan, güvensizlik doğuran…… çok olumsuz tabloyu onaralım..

TBMM‘de ortak önerge versin partiler..
Çok kısa sürede sorunu çözelim ve
Sosyal Psikoloji bakımından ciddi “travma sonrası stres bozukluğu” (PTSD) nedeni olan bu yakıcı tarihsel sayfaları çooook uzun yıllar sonra kin – nefret – şiddetten arınarak sevgi – barış – uzlaşma iklimiyle sarıp onaralım..

Bu çağrı bizden..

Devrim şehitleri “3 Fidan” ın, yılmaz ve bilge savunman Av. Halit Çelenk’in
sevgin (aziz) anıları önünde saygı ile eğiliyoruz..

Ve çoook özverili emekleri için, Deniz- Yusuf – Hüseyin’e annelik de yaptığı için…
“Şekibe anne” yi esenlik dileğiyle, saygıyla selamlıyoruz..

Bir şiirle bağlamak istiyoruz (cep telefonumuza gelmişti..)

divider_yesil_fiyonk

Bir Hıdrellez sabahı
6 Mayıs 1972 günü
3 Baharı yağlı urgana mahkum ettiler
Devrimcilerin 3 gülü
Deniz gülü;
Yusuf gülü
Hüseyin gülü
Darağıcında gömülü
Devrimcilerin 3 gülü
Gezmiş gülü
Aslan gülü
İnan gülü..
Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü
Öldürdünüz mü sandınız beni cellat, 6 Mayıs’ta?
Say bakalım o günden bu güne doğan çocukların adını?
Kaçı cellat, kaçı DENİZ??

divider_yesil_fiyonk

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

Not     :
Halit Çelenk ve eylemi -savaşımı hakkında kapsamlı bilgilere
http://www.halitcelenk.org/ web sitesinden erişilebilir..

Geçen yıl bu gün yazdığımız “3 Fidana Özlem : 41. yıl…”
başlıklı yazımız da sitemizde okunabilir..
(http://ahmetsaltik.net/2013/05/06/3-fidana-ozlem-41-yil/)

Önceki yıl (40, yıl, 6 Mayıs 2012) yazımız ise :
40. yılda Deniz’e, Yusuf’a, Hüseyin’e..”
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/6_Mayis_2012_Deniz_Yusuf_Huseyin_40._yil.pdf

Kerbela’nın 1373. yıl dönümü

Kerbela’nın 1373. yıl dönümü

Kerbela şehitleri, İran, Bağdat ve Lübnan’da binlerce kişinin katıldığı matem törenleriyle anıldı.

Tahran/Bağdat/Beyrut– Hz. Muhammed’in torunu, Hz. İmam Hüseyin ve 72 sahabesinin, “Aşure Günü” Kerbela’da şehit edilişlerinin 1373. yıl dönümünde Tahran’da da çeşitli törenler düzenlendi. İmam Hüseyin Meydanı ve çevresi başta olmak üzere kentin kutsal yerleri, camileri, mescitleri ve meydanlarındaki anma törenlerine yediden yetmişe milyonlarca kişi katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından başlayan törenlere cami, mahalle, dernek ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından oluşturulan “deste” ve“sinezen” gruplarının mersiye ve ağıtlarıyla devam edildi. İslam, şahadet ve yasın sembolü yeşil, kırmızı ve siyah bayrakların taşındığı törenlerde Kerbela şehitleri için göz yaşı döküldü, dualar edildi.

Hemen herkesin siyahlar giydiği törenlerde çoğunluğu gençlerden oluşan“deste” grupları, Kerbela şehitlerinin çektiği acıları hissetmek için elleriyle göğüslerine ve zincirlerle sırtlarına vurarak yas tuttu. Özellikle çocuk ve gençlerin “Ya Resulallah”, “Ya Hüseyin” ve “Ya Zeyneb”yazılı bandajlar taktığı törenlerde, Ehl-i Bey’te sevgi, itaat, vefa ve bağlılığı ifade eden dövizler, pankartlar taşındı. ”Her gün Aşure, her yer Kerbela” temasının işlendiği törenlerde, İslam coğrafyasında emniyet, barış ve huzurun sağlanması için dualar edildi.

Konuşmalarda, İslam, adalet, özgürlük ve diğer insani değerler uğruna şehit oldukları için İmam Hüseyin ve beraberindekilerinin on dört asırdır unutulmadığı vurgulandı. Törenlere öğlen ezanının okunmasıyla ara verildi, alanlarda cemaatle kılınan namazda kadınlar da erkeklerin arkasında saf tuttu. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ile hayırseverler tarafından törenlere katılanlara su, çay, şerbet ve yemek ikram edildi.

Çok sayıda ana ve yan yolun trafiğe kapatıldığı kentte, törenlere öğleden sonra da devam edildi. Büyük alanlardaki törenlerin ardından vatandaşlar gruplar halinde kendi sokak ve mahallelerine kadar ağıtlar yaktı, mersiyeler okudu. Tasua ve Aşure günlerinin resmi tatil olduğu İran’da, törenler süresince ilk yardım ve sağlık ekipleri
hazır tutuluyor. Yas törenleri ve anma programlarına akşam namazının ardından
cami ve mescitlerde devam edilecek.

Bağdat’ta Aşure törenleri

Hazret-i Muhammed’in torunu Hazret-i Hüseyin ile Ehl-i Beyt ve arkadaşlarından
71 kişinin Kerbela’da şehit edilişinin 1373’üncü yıldönümü dolayısıyla Bağdat’ta
anma törenleri düzenlendi.

Irak’ın başkenti Bağdat’ın Kazımiye ve Sadr semtinde dün başlayan ve bu sabah devam eden Aşure törenlerinde binlerce kişi, Kerbela şehitlerinin anısına ağıt yaktı, kefen giymiş çocuk, genç ve yaşlılardan oluşan yüzlerce kişi başlarına kama ve kılıçla vurarak kanlarını akıttı. Uzmanlar ve din adamları, Hazreti Hüseyin’in şehit edildiği sırada çektiği acıyı hissetmek ve kanlarını Hazret-i Hüseyin’e feda etmek anlamına gelen kan akıtma töreninde katılımcılara yardımcı oldu. Törende başına kama ve kılıçla vurarak, sırtını ucu bıçaklı zincirle döverek kanını akıtan erkeklere, kenarda bekleyen kadınlar da sinelerini döverek eşlik etti.

Kan akıtma konusunda bilgi sahibi olan Hasan Kazım, kama ve kılıçla başa vurma işinin doğru bir şekilde yapılması gerektiğini, aksi takdirde başta bulunan damarlardan birinin yanlışlıkla kesilmesi ile kişide kalıcı bir zararın oluşabileceğini söyledi. Kazım, tören alanında bu işi yapan onlarca uzman kişinin bulunmasına karşın kimi kişilerin işi kendi kendine yapmaya çalıştığını belirtti.

Irak’ta düzenlenen Aşure törenlerinde ve Şiilerin diğer bazı aktivitelerinde başlarına kama ve kılıçla; sırtlarına ise ucu bıçaklı olan zincirlerle vuranların sayısı her geçen yıl artıyor. Irak Kızılayı Aşure törenlerinde önlemler alarak, katılanlara sağlık hizmeti sunuyor. Irak Kızılayı’nın Aşure törenlerindeki sorumlusu Faysal Gazi Hüseyin,
Kızılay’ın Bağdat şubesi olarak Hazret-i Hüseyin’in ziyaretçilerine büyük bir iftiharla sağlık hizmeti sunduğunu belirtti.

Hüseyin,”Törene katılan ve başlarını yaralayanlara ilk acil müdahaleyi ve pansumanı yapıyoruz. İnsani hizmet sunuyoruz. Bize gelen vakalar çok hafif. Hastanelere naklettiğimiz ciddi yaralanmalar oluyor. Bunların sayısı çok az. Burada ziyaretçilere temiz su sunuyoruz. Ziyaretçilere kaynağı bilinmeyen
açık yiyecekleri yememelerini tavsiye ediyoruz.
 dedi.

Öte yandan Aşure törenlerine katılan ziyaretçilerin güzergahı üzerinde,
kazanlarda”Sevap adı altında yemekler pişirildi.

Lübnan’da Aşure Günü etkinlikleri

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Arap ve İslam dünyasını, Gazze’deki direnişe destek olmaya çağırarak, “Gazzelilerin, yalnızca ziyaretlerinize ve şefkatinize değil, silahlarınıza ve paranıza da ihtiyacı var.” dedi.

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, ”Lebbeyk ya Rasulallah” sloganıyla düzenlenen
Aşure Günü etkinlikleri kapsamında, Lübnanlılara seslenen Nasrallah,
Gazze’deki saldırılara ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Gazze’yi koruyan, önce Allah, sonra halkın iradesi, direnişi ve füzeleri” diyen Nasrallah, İsrail’in ”Fecr-5” füzeleri ile sarsıldığını ifade ederek, ”İsrail, Gazze’den
Tel Aviv’e atılan birkaç füzeyle sarsıldı. Eğer Lübnan’a saldırırsa bu füzelerin binlercesine katlanmak zorunda kalacak.” 
diye konuştu.

Nasrallah, Suriye krizinin çözümü için, savaşı ve akan kanı durdurma çağrıları yapılması gerektiğine işaret ederek, “Suriye’de mazlum, halkı ve ordusuyla bütün Suriye’dir. Çünkü dört bir yandan hedef alınmış durumdadır.” dedi. (AA, 25.11.12)

========================================

Dostlar,

Bu konuda daha önce de birşeyler yazdık..

Peygamberin ölümünden yalnızca 16 yıl sonra, 639’da, günümüzden 1373 yıl önce, torunu Hz. Hüseyin ve ailesinden 72 kişi Kerbela’da hunharca katledildi.

Çok ağır insanlık suçunun üzerinden neredeyse 14 yüzyıl geçti.
Sevenleri, dilden dile aktarılarak günümüze ulaşan ve adeta efsaneleşen bu olayı,
mistik bir tutumla kutsayarak menkıbeleştirdi.

Bildiğimiz ölçüde, insanlık tarihinde bir örneği daha yok bu olayın.
Birçok bilim dalına değerbiçilmez bir olgu bu olay.
Sosyal psikolojiden tutalım siyaset bilimine, tarihten tutun psikiyatriye dek derinlemesine incelenmesi ve dersler çıkarılması gerek.

14 yy. süren bir “kronik yas sendromu” nasıl anlaşılabilir ve nasıl açıklanabilir?

Batı emperyalizmi, kitleleri travma sonrası stres bozukluğuna (PTSD) itmek üzere bu tür olayları kurguluyor.

Türkiye’deki Batı kışkırtmalı isyanlar, Sivas, Maraş, Çorum katliamlaları,
PKK trajedisi
.. tipik örnekler.

Ruanda’daki Batı kışkırtmalı iç savaş da.. 3 ay sürDÜRÜLen iç savaşın
ilk aşamasında Tutu ve Hutsilere Batılılıarın sattığı ateşli silahlar,
son döneminde ise kesici silahlar..

Böylelikle, “sağ” kalanlar göz önünde kolu-bacağı-gözü-kulağı-penisi… yok;
sakat yaşasın ve TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU kuşaklar boyunca kalıcı olsun. Toplumsal bellekten silinemesin ve kabileler arası düşmanlık ve de KRONİK YAS SENDROMU onyıllar, yüzyıllarca sürsün.. Bir araya gelemesin ülkenin halkları.
Emperyalizm kanlı oyunları ile bölerek yönetsin : Divida et impera!

İnsanların ruhlarının derinliklerinde oluşan RUHSAL APSELER asla boşaltılmasın ve zonklasın dursun..

Sosyal Psikoloji, Psikiyatri, Antropoloji; Batılı istaihbarat örgütlerinin elinde bu yönde kullanılmakta ne yazık ki..

Mide bulandırıyor bilimin böylesine kirletilmesi.. Postmodern bilim diyorlar bir de..

Batılı istihbarat kuruluşlarının bu utanç verici kanlı tezgahlarına gelmemek için,
ulusal hükümetlerin gerekli dersleri çıkararak son derece özenli kurumlaşması gerek.. İnsanların eğitilmesi gerek. Toplumsal adaletin sağlanması vazgeçilmez..

Büyük Atatürk’ün evrensel sözü : YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ! 

Tüm dünya toplumlarına, bu tür insanlık utancı kıyımlardan uzak bir yaşam diliyoruz..
Hz. Hüseyin ve ailesinden 72 kişinin alçakça şehit edilişlerinin acılarını duyumsayanları ve yaşayanları, yaşatanları duygudaş (empatik) saygılarımızla selamlıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
25.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net