30 milyar dolarlık hata!

30 milyar dolarlık hata!

Bankacı Kerim Rota, mevduat faizi siyasi baskıyla düşük tutulduğu için dolarizasyonun arttığını, “TL’yi savunmak” adına TCMB’nin 30 milyar dolarlık rezervinin kamu bankalarına kullandırıldığını söyledi. (Cumhuriyet, 15.8.19)
[Haber görseli]
2010-2018 arasında Akbank’ta Hazine’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Rota, yılın ilk 6 ayında Merkez Bankası’nın (TCMB) 30 milyar dolarlık döviz rezervinin kamu bankaları eliyle kullanıldığını ancak hataların başka bir hatayla telafi edilmeye çalışılması sonucunda yurttaşların dövize yöneldiğini dile getirdi.

Rota, mevduat faizlerinin siyasi talimatla düşük tutulmasının dolarizasyona neden olduğunu, TL fonlamada yaşanan sıkıntının bankaların türev işlemlerden büyük zarar etmesine neden olduğunu, bankaların zararları komisyon ücretlerini artırarak telafi etmeye çalıştığını belirtti.

– TCMB rezervleri haziran sonunda olması gerekenin 30 milyar $ altında. Bu durum neden kaynaklanıyor, bu para nereye gitti? Biraz mekanizmayı ve sonuçlarını anlatabilir misiniz?

Yılın başında TCMB politika faizi % 24 iken ekonomi yönetimi hem faizi hem kuru kontrol etme hevesiyle Bankalara mevduat faizini % 20.5’ten daha yüksek vermemelerini tavsiye ederek uygulanmasını yakın takip etti. Böylece yabancı yatırımcıların gördüğü TL faizi % 24 iken, TL mevduat sahibi vergi sonrası % 17.5 net alabildi. Yılın ilk 3 ayında enflasyon beklentileri bunun üzerinde olduğu için de, negatif reel faize razı olmayan mevduat yatırımcısı dövize yöneldi. Bu yönelme ilk 3 ayda 20 milyar $’ın üzerinde bir tutara ulaştı. Mart sonunda bu dengesiz faiz politikası yabancı banka raporlarına da yansıyınca hem yabancı hem yerli yatırımcı alımları kurların daha da yükselmesine neden oldu. En başta yapılan hata başka bir hata ile giderilmeye çalışılarak bu kez Londra’da oluşan TL piyasasına yerli bankaların fon sağlamaması tavsiye edildi. Böylece Londra’da TL faizlerinin % 1000’leri görmesi sağlandı. Ardından TCMB rezervleri “arka kapı” tabir ettiğimiz şeffaflıktan uzak bir biçimde kimi kamu bankalarına kullandırıldı. Bu bankaların “TL’yi savunmak” adı altında bu rezervleri satarak kuru kontrol altına almaya çalıştıkları görüldü. Tüm bu hataların rezerv ve itibar kaybından başka bir sonuç vermediği deneme yanılma yolu ile görüldükten sonra TL mevduatlardaki % 20.5 sınırı kaldırıldı. Bunun ardından dolarizasyon durdu ve TL değer kazanmaya başladı. Bu hatalar sonucunda TCMB rezervlerinden 30 milyar $ eksildiğini gördük. Tabii ki bu kadar büyük bir yitiği gizlemek adına TCMB bankalarla haftalık swap açarak bu kaybı en azından kağıt üzerinde azalttı. Ancak sonuçta TCMB kendine ait rezervlerden vazgeçerek “borç rezerv” biriktirdiği için bu rezervlerin yeterliliği ve sağlığı da sorgulanır oldu.

– TCMB swap yoluyla politika faizinden daha düşük faizden fonlama sağlamaya başladı. 3 aylık swap’ta faiz % 15.5 düzeyine dek düştü. Londra yerine TCMB’ nin swap aracını kullanması ve politika faizinden daha düşük faizle fonlama yapılmasının getirisi ya da götürüsü ne olur? Londra ile TCMB fonlaması arasındaki farklar nedir?

Londra’da oluşan TL piyasası 5 yıl vadeye dek TL likidite sağlayan bir piyasa idi. Bu piyasanın ana kaynağı yüksek kredi derecesine sahip Avrupalı bankaların ihraç ettiği TL tahvillerdir. Bireysel ve kurumsal yatırımcılara satılan bu tahvillerden elde edilen TL kaynak, swap yoluyla Türk bankalarına aktarılıyordu. Bu da Türk bankalarının uzun vadeli TL kredi verebilmesine olanak sağlıyordu. Türk bankaları borç verdiği her 1 TL’ye karşılık bu piyasadan 10 TL uzun vadeli borç alabiliyordu.

Maalesef ekonomi yönetimi tarafından Londra’da oluşan bu piyasa da tümüyle TL spekülasyonu yapan bir piyasa olarak görüldü ve likiditesi kısıtlandı. Bu piyasanın likiditesi ve geçişkenliğin azalması nedeniyle bankaların uzun vadeli TL yaratma olanağı ortadan kalktı. İşte bu nedenle TCMB kredi hacminin artması amacıyla bankalara vadeli swap da sağlamaya başladı. Aslen bir Merkez Bankasının vadeli para sağlayarak getiri eğrisine müdahil olması yerine, politika faizi ile piyasalara yön vermesi gerekir. Vadeli faizler politika faizinden düşük olduğu için bu kez TCMB kendi faizinden düşük faizle fon sağlar hale geldi. Sonuçta sağlıklı çalışan bir swap piyasasına müdahale edilince TCMB o piyasanın yerine geçmeye çalıştı. Ancak TCMB’nin maksimum 6 ay vadede ve kısıtlı tutarda bu olanağı sağladığı göz önüne alınırsa, bankalar olanakları olduğunda daha uzun vadeli ve derin Londra swap piyasasında işlem yapmayı tercih edeceklerdir.

– Bankalarının bilançolarnda türev işlem zararları dikkat çekiyor. Örneğin Ziraat Bankası’nın 6 aylık türev işlem zararı 4.5 milyar TL. Bu ne anlama geliyor ve nedenleri ne olabilir?

Yukarıda anlattığımız nedenlerden Türkiye’de 2019’da önemli bir dolarizasyon oluştu. Yabancı para mevduatlar artarken, TL mevduatlar artmadı. Buna karşın kredilerde önemli bir artış olmazken, artan kredi miktarı tümüyle TL’den oluştu. Bu da bankalarda yabancı para likiditesi artışına karşın TL ihtiyacı ortaya çıkardı. Bankalar bilançolarındaki bu çarpıklığı yüklü çapraz para swapları yaparak dengelediler. Bu swapların doğası gereği ödenen faiz “türev zararı” kalemine gider. Dolayısıyla yüklü türev zararı olması her zaman spekülatif bir işlem yapılarak zarar edildiği anlamına gelmez. Ancak şunu da gözardı etmemek gerekir; bu şekilde ortaya çıkan türev zararları aslen “net faiz gelirinde” o ölçüde bozulma anlamına gelir. Dolayısıyla geçtiğimiz yıla göre net faiz gelirlerindeki bozulma görünenden daha fazladır. Bankalar komisyonlar ve gider denetimleri ile ilk 6 ayda bu kayıpları telafi etmeye çalıştılar.

– Dünyada merkez bankaları tekrar parasal gevşeme adımları atmaya başladı. 2008-2009 krizi sonrası olduğu gibi tekrar Türkiye’ye para yağar mı? Yılın ilk 7 ayında portföy girişlerinde pozitif bir tablo yok, gelecek aylarda durum değişir mi?

Parasal gevşeme gelişen ülkeler için çok büyük bir şans. Ancak bu kez parasal gevşeme 2009’dakinden çok farklı. O dönem bir likidite ve bankacılık krizini bastırma amaçlı parasal gevşeme yapılmıştı. Gelişmekte olan ülkeler ise düzgün mali politikalar, kredibilitesi olan para politikaları ve düşük borçlulukları ile bir çekim alanı oluşturmuştu. Bu kez ticaret savaşları ve korumacı politikalar nedeniyle oluşan tepkisel bir parasal gevşeme var. Bu kez Türkiye maalesef Merkez Bankası bağımsızlığını tartışan, yüksek borçlu, kamu mali disiplinini yitirmiş, liyakatı gözetmemiş ve özerk olması gereken kurumların bağımlı olduğu bir durumda. Zaten ülke risk primi CDS’in Arjantin’den sonra en yüksek olması bunu gösteriyor. Bu nedenle ticaret savaşlarından oluşacak kaotik durumun bize yarayacağı hayalinden uzaklaşıp ülke risk primini düşürmeye odaklanmak gerekiyor.

– Kamu bankaları mevduat faizlerinin çok altında yaklaşık % 12 faizle konut kredisi kampanyası başlattı. Gerçi uzun vadeli ama bu faiz oranları görev zararına neden olur mu?

Türkiye’de bir bankanın bugünkü koşullarda vadeli mevduatı, zorunlu karşılık ve TMSF giderini de düşününce ortalama % 18’den aşağı mal etmesi çok zor. Bu koşullarda bunun 6 puan altından uzun vadeli de olsa kredi teklifi sunması ancak siyasi ve sektörel nedenlerle olanaklı. Bu tür bir konut kredisinin sunulması, kısıtlı ve pahalı kaynakların seçici bir şekilde belli kişi ve kurumlara aktarılması anlamına gelmekte.

Bu kredilerin çiftçi ve esnafın desteklendiği ve yasal çerçevesi bulunan “görev zararı” kapsamına alınacağını düşünmüyorum. Siyaset kurumunun talebi ile ortaya çıkan bu zararı bankaların üstlenmek zorunda kalacağını düşünüyorum.
Bankalardaki sorunlu kredilerle ilgili yapılandırma yasası çıktı ancak özellikle inşaat ve enerji için kurulması planlanan fonlarda bir ilerleme sağlanamadı. Sizce bunun nedeni nedir?

Bankalarda oluşan sorunlu kredilerde henüz hem kredi kullananlar, hem de kredi verenler açısından “kabullenme” aşamasının tamamlandığını düşünmüyorum. Seçici kimi sektörlerde sorunu belirlemek önemli olsa da, gerçekte genel bir sermayelendirme ve kuşkulu alacaklara talep gösterecek yatırımcının güvenini sağlamak gerekmekte. Aksi takdirde yeni likidite ve sermaye girişi olmadan yapılacak her aksiyon zaman kazanmaya dönük olacaktır.

– TCMB’de başkan değişimi ve sonrasında gelen üst düzey görevden almaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle görev süresi dolmadan bir Merkez Bankası başkanının görevden alınabilmesi kurumun bağımsızlığının olmadığını tüm yatırımcılara gösteren bir durum oldu. Bu, en önemli sermayesi itibarı olan bir kurum için çok ağır bir travma anlamına geldi. Yeni başkan ve yönetimin çok dezavantajlı bir başlangıç yapmasına da neden oldu.

Her yeni yöneticinin kendi kadrosu ile çalışma hakkı olduğu muhakkak. Ancak merkez bankaları gibi itibarı göz önünde olan kurumlarda kurumsal belleğin çok önemi var. Dolayısıyla bu tür görevden alma ve atamaların kurumsal kimliğe zarar vermeyecek bir iletişim planı içinde olması beklenirdi. Son görevden almalar maalesef toplu bir kadrolaşma eğilimi görüntüsü vererek o görevlere yeni atanacak belki de gerçekten liyakati yüksek kişilere de çok dezavantajlı bir başlangıç yaptırdı.

670 ve 671 sayılı KHK’lerin Getirdikleri

670 ve 671 sayılı KHK’lerin Getirdikleri

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Olağanüstü hal kapsamında bazı tedbirlerin alınması ve bu bağlamda bazı kurum ve kuruluşlara ilişkin düzenleme yapılmasına ilişkin olarak Anayasanın 121 inci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.08.2016 tarihinde kararlaştırılmış olan 17.08.2016 gün ve 29804 sayılı R.G. yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 670 ve 671 sayılı KHK’lerinin arz ettiği önem/çok sayıda kanunda değişiklik yapılmasını kapsaması hususu da dikkate alınarak,
kamuoyunu bilgilendirme bağlamında tarafımdan hazırlanmış genişletilmiş
sistematik bir özeti aşağıya çıkarılmıştır.

Yararlı olmasını diler, saygılarımı sunarım. 18.08.2016

*****

I-OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI TEDBİRLERİN ALINMASINI DÜZENLEYEN 670 SAYILI KHK

1-Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı/irtibatı olduğu tespit edilen:
(KHK ekli listede gösterilmiş)

-Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (196);
-TSK’dan (63) subay, (44) astsubay ve (5) uzm. çvş;
– Sahil Güvenlik K.dan  (24) sb/astsb.
-EGM’den (618) 1-4 sınıf em.md. olmak üzere toplam (2360) amir ve memur;

Başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın görev/kurumlarından çıkarılmıştır.
Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmayacaktır.

TSK/ Sahil Güv. K. ve EGM teşkilatından çıkarılan bu kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe/ memuriyetleri alınmakta; görev yaptıkları teşkilatta veya kamu hizmetinde bir daha istihdam edilmeleri yasaklanmaktadır. (Md.2)

 2-OHAL kapsamında kamu görevlileri haklarında yürütülen inceleme/ soruşturma sırasında ihtiyaç duyulan bilgi/belgelerin; tüm kamu/özel, tüm kurul ve kuruluşlarınca (MASAK, BDDK, TMSF dahil) vakit geçirilmeksizin, talepte bulunan ilgili mercilere verilmesi gerektiği konusunda düzenleme getirilmiştir.  (Md.3)

3-OHAL kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi / vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan / müsteşar / hâkim /savcı / kaymakam vb. meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklardır. Bu unvan / sıfat /
meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklardır.

(Ucu açık bu kuralın, ilgililerin pasaport / silah ruhsatı / kamu sosyal tesislerden yararlanmamak vb. şekilde uygulanacağı düşünülmektedir.) (Md. 4)

4- KHK gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne / Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalların devralınan varlıklarının devir işlemleri; borç/alacak/muhasebe/tasfiyesi vb. konularda, ilgisine göre, Vakıflar Gn. Md. veya Maliye Bakanlığı yetkilendirilmiştir. (Md.5)

5-10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde uygulanan KPSS sınavında sınav soru/cevaplarını
hukuka aykırı bir şekilde elde ettiği belirlenen kişilerin atamaları iptal edilecektir. (Md.6)

 6-3713 sayılı TMK kapsamına giren suçlarda, şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, olağanüstü halin devamı süresince, Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafından yapılabilecektir. (Md.8)

7-15.7.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemlerinin bertaraf edilmesine yardımcı oldukları sırada yararlanan ve aylık bağlama şartları oluşmayanlara; durumlarına göre ilgili mevzuata göre belirlenecek olan nakdi tazminatları beş kat olarak ödenecektir.
Bunlara veya yakınlarından bir kişiye kamuda istihdam olanağı getirilmektedir.

8- Daha önce yayımlanmış olan 667, 668 ve 669 sayılı KHK ek/değişiklikler yapılmıştır.(Md. 10)

(-Meslekten çıkarılan yargı mensuplarının adları R.G’de. yayımlanacak ve aynı gün ilgiliye tebliğ edilmiş sayılacaktır. 15.7.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemlerinin bertaraf edilmesine yardımcı olanlara aylık bağlanması işlemlerinde
‘SGK borçlarının kaldırılması şeklinde’ kolaylık getirilmektedir. Bu eylemler nedeniyle yaşamını yitiren, malul (engelli) olan ve yaralananlara yapılacak ödemeler haczedilemeyecektir. Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı vb. oluşumlarca kiralanmış / kullanılmakta olan kamu kurum / kuruluşları ve ortaklıklara vb. ait taşınır / taşınmaz mali alacak ve haklar Hazineye devredilmiştir.

-Kapatılmış olan Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okullarının
hak ve yükümlülükleri MSB’ye geçmektedir.

 Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne bağlı eğitim hastaneleri ve askeri hastanelerin ödeneklerin devrinin “Sağlık Bakanlığı bütçesi veya bağlı kuruluş bütçelerine” olacağı şeklinde değişiklik yapılmış, devredilen personelin özlük hakları yeniden düzenlenmiş; bu personelin mevcut bazı hakları (OYAK üyeliği devamı, TSK sosyal tesislerinden yararlanma, silah taşıma vb.) garanti altına alınmıştır.

Savaş hali ve yurtdışı görevleri nedeniyle TSK’da askeri sağlık teşkili kurulması ile buralarda görevlendirilecek Sağlık Bakanlığı personeline ilişkin usul ve esaslar, Milli Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında yapılacak protokollerle belirlenecektir.)

***** 

II-OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI KURUM ve KURULUŞLARA İLİŞKİN DÜZENLEME YAPILMASINA İLİŞKİN 671 SAYILI KHK 

9- 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda ek/değişiklikler yapılmıştır.
(Md.3-6)

(Dış kaynaktan pilot alımının önü açılmış; bu bağlamda fakülte veya yüksekokullardan pilot olarak mezun olan kadın veya erkeklere muvazzaf subay olma olanağı getirilmiştir. Yedek subay okulu öğrencilerine; astsubay/astsubay naspedilmek üzere temel eğitime alınanlara ödenecek harçlık/aylıklar konusu düzenlenmiştir. 17.08.2016 tarihinden önce herhangi bir nedenle
TSK ayrılan/ilişiği kesilen pilot subaylara geri dönüş olanağı sağlanmış, bunların mali hakları belirtilmiştir. Uçuştan ayrılmış subaylar yeniden pilotaj eğitimine alınabilecektir.)
 

10-1324 sayılı Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanununda ek/değişiklikler yapılmıştır. (Md. 7-9)

(Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları konusunda 669 sayılı KHK ile yapılmış ek / değişikliklerde Genelkurmay Başkanı lehine bazı düzenlemeler yapılmıştır.
Genelkurmay Başkanlığına atanabilmek için (yeniden) kuvvet komutanı olma koşulu getirilmiştir.)
 

10- 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanununda personelin mali hakları konusunda ek ve değişikler yapılmıştır. (Md. 12-13)

11- 4566 sayılı Harp Okulları Kanununa eklenen geçici madde ile, 17.08.2016 tarihinden başlayarak bir yıl içinde Hava Harp Okulunun ara sınıflarına pilotaj eğitimi veren üniversitelerin ilgili bölümlerinden öğrenci alınmasına yönelik düzenleme yapılmıştır. 

12- 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında bazı düzenlemeler yapılmıştır.
(Md.20-23)

(Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde yer alan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kapatılmıştır.  TİB’in kapatılması üzerine Kurum yasasında kimi uyarlamalar yapılmıştır. Sakıncası bulunmayan TİB personeli, Kurum kadrolarına geçmiş sayılacaktır. Polis tarafından 5271 sayılı CMK 135. madde uyarınca yapılacak dinlemeler Kurum (Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu) bünyesinde yapılacaktır.) 

13- 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununda; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yetkilerini artıran (Başbakanın gerekli gördüğü gecikmesinde sakınca olan tedbirlerin ‘haberleşmenin engellenmesi’ uygulanması vb.) kimi eklemeler yapılmıştır. (Md.25)   

14-3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununda yapılan ek/değişiklikle özel harekat birimlerinde istihdam edilmek üzere, KPSS koşulu aranmaksızın, fiziki yeterlilik ve mülakat sınavları ile polis meslek eğitim merkezlerine alınabilecektir. (Md. 26) 

15- Yeni kurulan Devlet üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerinin yaş haddi 72’den
75 yaşına yükseltilmiştir.
(Md. 27) 

16- 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 3 üncü maddesindeki
“askeri personel” ibaresi “kolluk personeli” şeklinde değiştirilmiştir.
 

17-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa, “Zararların tazmini amacıyla tedbir konulması” için ek madde getirilmiştir.

(TCK ve TMK kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza yargıcı, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazlar / taşıtların devir ve temliki önlemek için şerh düşülmesine karar verilebilecektir.)

18- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna geçici madde eklenerek denetimli serbestlik uygulanarak cezanın infazı, koşullu salıverme için yasadaki süreler artırılmıştır. Cezaevlerindeki doluluk oranının aşağıya çekilmesi amaçlanmaktadır.

(Cezaevlerinin kapasitesi konusunda güncel nitelikli bir haber aşağıya çıkarılmıştır :

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yıldırım, BM toplantısında konuştu: “184 bin dolayında hükümlü – tutuklu var. Kapasitemiz yine bu dolayda. Yani doluluğumuz aşağı yukarı tam”

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, cezaevlerinde 184 bin dolayında tutuklu ve hükümlü bulunduğunu kaydederek, kapasitenin dolu olduğunu belirtti. Yıldırım, BM’ye yaptığı sunumda katılımcılara, Türkiye’deki ceza infaz kurumlarının
fiziksel koşulları ile mahkum ve tutukluların profiline ilişkin bilgiler verdi.
Yıldırım’ın BM’deki sunumunda kullandığı, 25 Şubat’ta derlenen verilerden bazıları şöyle:

– Türkiye’de toplam 362 ceza infaz kurumunda 175329 erkek, 6581 kadın ve 2411 çocuk olmak üzere toplam 184321 hükümlü ve tutuklu var.
– Hükümlü ve tutukluların %23’ü hırsızlık, %19’u uyuşturucu, %16’sı öldürme, %12’si yaralama, %12’si yağma, %8’i cinsel suçlar, %5’i sahtecilik, %3’ü dolandırıcılık ve geri kalanı da öbür suçlardan ceza infaz kurumlarında tutuluyor.
– Çoğu Suriyeli olmak üzere 4029 yabancı cezaevinde bulunuyor. Bu sayı 2012 sonunda 2100’dü.
– 2000 yılına göre cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayısı 3 kattan çok arttı. Bu artışın nedenleri arasında, koşullu salıverme (şartlı tahliye) koşullarındaki değişiklik, ceza miktarlarının artması, yeni suç türlerinin oluşması ve nüfus artışı gösteriliyor.
– 2013 yılında yapılan düzenleme doğrultusunda ağır hastalık ve engellilik nedeniyle
geçici tahliye edilenlerin sayısı 571.
-226970 kişinin denetimli serbestlik kapsamında takibi yapılıyor.
http://www.gazetevatan.com/cezaevleri-dolup-tasti-920705-gundem/. 03.03.2016)

=================================

Dostlar,

E. Mülkiye Başmüfettişi Sayın Esen’e çabası ve paylaşımı için teşekkür ediyoruz.
AKP iktidarı OHAL Kararnamelerini 5’ledi.. 1 ay olmadan her biri çok kapsamlı ve köktenci Kararnameler.. Türkiye’nin neredeyse DNA’sını değiştirecek ayrıntıda.. Tabii bu çok kapsamlı ve ayrıntılı metinlerin ortalama 4’er günde nasıl hazırlandığı ayrı ve çok önemli bir soru ve sorun. Gün olur bunlar da açığa çıkar elbette..

Biz de ısrarla vurguluyoruz                 :

– Devlet kin gütmez.
– Devlet düşmanlık yapmaz.
– Devlet intikam almaz; hukuk devletinin cezaları ıslah edici ve caydırıcıdır.
– Devlet kararlı olabilir ama zalim ve adaletsiz olmaz.
– Devlet duygusal davranmaz..

Ne yapar? Bunların tersini yapar.. (Sonki dışında)..

Mutlaka hukukun üstünlüğüne bağlı kalır, her durumda hukuk devletidir ve her durumda yurttaşlarına yasalar karşısında eşitlikçi davranır, adalaletle yönetim yürütür..

Bunlar çağdaş demokratik devletlerin vazgeçilmez nitelikleridir.
Türkiye de bu doğrultuda davranmalıdır..

Artık AKP – RTEnin zerre gerekçesi kalmadı Türkiye’yi esenliğe kavuştumarmak için..
Ülkemizin Sayın E. Tümg. Ahmet Yavuz gibi nice yetkin insanları var.
Ne yazık ki AKP kadrolarında ve CB Erdoğan’ın yakın çevresinde bu kıratta insanlar çook kıt.
Başlıca bu yüzden AKP – RTE hem kendini hem ülkemizi batağa sürükledi.
Biat kültürünün gönüllü köleleri – AKP’nin kulları değil;
AYDIN ve ONURLU DEVLET ADAMLARI’dır Türkiye’nn gereksinimi.

AKP – RTE yıllardır yapageldikleri bu stratejik hatadan kendilerini ve ülkemizi kurtarmak zorundadır.
Her dediklerine “başüstüne efendim” diyecek saray dalkavukları hatta kimi soytarılar yerine;

  • “Bu yanlış efendim.. gerekçeleri şıunlar şunlar şunlar.. Bu hukuka aykırı efendim…  Önerilerimiz şu, şu, şudur…”

    diyecek devlet eğitimi ve terbiyesi almış yurtsever uzmanlar, bürokratlar, danışmanlar, akademisyenlerdir Türkiye’mizi ve AKP – RTE’yi kurtarcak biricik çare..

  • Mustafa Kemal ATATÜRK’ün uzun yıllar öne vurguladığı “bilimsel akılcılık”tır can simidi!

  • Dinci – hacı yağına bulanmış, sarıklı – kavuklu mollalar, çıkarına tapan yiyiciler karga- kılavuz alınırsa burnumuzun moktan kurtulması beklenemez.

Sevgi ve saygı ile.
18 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com