Yedekci’nin eğitim raporunda çarpıcı rakamlar

CHP’li Yedekci’nin eğitim raporunda çarpıcı rakamlar

CHP İstanbul Milletvekili Yrd. Doç. Dr. Gülay Yedekci, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir basın açıklaması yaparak 2002 yılından bu güne dek eğitim sisteminde yaşanan sorunları rakamlarla açıkladı. (cumhuriyet.com.tr, 12 Ekim 2017) 

Yedekci, “2002 yılından bu yana eğitim sistemimiz çağdaş bilimsel normlardan uzaklaşıp, dogmatik bir yapıya evrilmiştir. Eğitim alanındaki başarısızlık hükümet tarafından da itiraf edilmiştir. Her geçen gün AKP tarafından Cumhuriyet değerlerine bağlı eğitim sistemini yerle bir edilmeye çalışılmaktadır. Sizlere eğitim sistemimizle ilgili kimi sorunlardan söz etmek istiyorum.” diyerek eğitimde adaletsizliği vurgulayan eğitim raporunu açıkladı.

 2016-17 eğitim öğretim yılında yaklaşık 1.897.524 öğrenci okullaşamadı.

455.119 ataması yapılmayan öğretmen yine atanamadı. Milli Eğitim Bakanlığı Ağustos ayında kadrolu atama yapmak yerine tüm İl ve İlçelerde ücretli öğretmenlik alımı yapmaya başladı. Ayrıca sözleşmeli öğretmenlik sistemi ile öğretmenlerin iş güvencesi ortadan kaldırıldı. (En az 100 bin olan öğretmen açığı, derhal kadrolu öğretmen ataması ile kapatılmalıdır.)

2016 yılında en zengin %onluk kesim ile en yoksul % onluk kesimin eğitim harcamalarında 64 kat fark oluştu. Yoksul aileler harcayabilecekleri her 100 liranın yalnızca 50 kuruşunu eğitime ayırabilirken, en varsıl %10’luk kesim ise 100 liralık harcamasının 5,2 lirasını eğitime harcayabilmiştir.

2016-17 eğitim öğretim yılında 817.799 öğrenci, 43,466 okul taşımalı eğitim kapsamında 11.900 merkeze taşındı. TEOG sonuçlarına göre yaklaşık 1 milyon 200 bin öğrenci liselere yerleştirildi. Binlerce öğrenci istemediği okulla ya da evinden çok uzak okullara yerleştirildi. Sınavsız girilen Genel Liselerin kapatılması nedeniyle öğrenciler evlerinden uzak istemedikleri okullara kayıt yaptırmak zorunda kaldı.

Üniversiteleri kazanan yüzbinlerce öğrenci, Devlet yurtlarında yer bulamadığı için vakıf/dernek ya da özel yurtların önünde kuyruk oluşturdu. Devlet, üniversite öğrencilerinin %14,51’ine yurt olanağı sağlayabildi.

Köy okullarının ve Yatılı İlköğretim Bölge Okullarının (YİBO) kapatılması nedeniyle köylerdeki yoksul aile çocukları cemaatlerin arkasında olduğu vakıf ve dernek yurtlarına terk edildi. 2002 yılından bu yana Yatılı okul sayısında % 34,54, öğrenci sayısında ise %66,07 oranında azalma meydana geldi.

Ailelerin en önemli sorunlarından birisi de, okul harcamalarıdır. Okula başlama maliyetlerini ve aylık sabit eğitim harcamalarını alt ve orta gelir düzeyindeki ailelerin karşılaması mümkün görünmemektedir. Üç çocuklu ailenin minimum bir aylık eğitim gideri 2460,87 TL’dir.

Devlet okullarında niteliğin düşmesi nedeniyle özel okullara rağbet arttı. Veliler zorunlu olarak çocuklarını özel okullara göndermeye başladı. Yaklaşık 1,3 milyar TL özel okullara giden öğrenciler için “”eğitim öğretim desteği” veriliyor. Bu bütçe Devlet okullarına ayrılmalıdır. Bu kaynak ile Devlet okullarına (ilk-ort-lise), öğrenci başına 75 TL bütçe ortaya çıkmaktadır. Öğrencilerin öğle yemeği verilmesi sorunu bu kaynakla çözülebilir.

Neredeyse tüm okullarda velilerden zorunlu bağış toplanıyor. Okulların temizlik, güvenlik gibi tüm sorunları velinin üzerine yıkılmıştır.

Okul yöneticilerinin %84’ü yandaş bir sendikanın üyelerinden atandı. Liyakat ilkesi ortadan kalktı. Öğretmenlere yönelik siyasal baskı arttı.

Dershanelerin kapatılması sonucu apartman dairelerine TEMEL LİSELER açıldı. Dershane eğitimi veren bu liselerin fiyatları 10-20 bin TL oldu. Dershanelerin ve Etüt Merkezlerinin kapatılması ile merdiven altı kurumlar arttı.

Plansız programsız İmam Hatip Liselerine yerleştirilen öğrencilerin yalnızca 1/5’i üniversite sınavını kazanabildi.

Milli Eğitim Bakanlığı Millî Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde 15 Eylül 2017’de değişikliğe gitmiştir. Yönetmeliğin değiştirilen 7. maddesi ilk bakışta olumlu gibi görünse de, Anadolu lisesi açılabilmesi için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube sayısında öğrenci koşulu getirilirken, Anadolu İmam Hatip Liselerinde öğrenci sayısı koşulu getirilmediği için yine nüfusu az olan ilçe merkezlerinde yalnızca Anadolu İmam Hatip Lisesi açılabilecektir.

AKP iktidarı ile birlikte temel eğitimden ortaöğretime geçiş sistemde sayısız değişiklik yapıldı.

LGS, OKS oldu,
OKS, SBS oldu,
SBS, çoklu SBS’lere dönüştü,
Çoklu SBS’ler TEOG’a dönüştü.
Cumhurbaşkanı “Başbakana söylerim TEOG kalkar” dedi. TEOG kalktı.

Sınav sistemi değişikliği öğrencilerde kaygı yaratıyor

Sayın Başbakan ve Milli Eğitim Bakanının açıklamalarından anlaşıldığı kadarı ile TEOG yerine üç farklı model üzerinde çalışmakta ancak Başbakan ve Bakan tarafından açıklanan modellerde farklılıklar olduğu görülüyor. Yeni uygulanacak modelde netlik olmaması nedeniyle, aileler ve öğrenciler kaygılı ve tedirgin bir şekilde bekliyor. Öğrenciler sınav olacak mı, olmayacak mı? Olacak ise nasıl yapılacak? Bu sorular bir an önce yanıtlanmalı ve Ülkemizin aydınlık geleceği çocuklarımızın kaygı içinde bekleyişi bir an önce son bulmalıdır.

Açıklanan modellerden birincisi; “Her lisenin kendi sınavını yapması” bir kaos yaratacak

Bu model uygulamaya konursa öğrenciler, yaz boyunca liselerin sınavlarını izleyerek sayısız sınava girmek zorunda kalacaklar. Bu nedenle öğrencilerin sınav stresi artacak. Ayrıca sınav güvenliği sağlanamayacağı için kopya ve torpil mekanizması devreye girecek. Ayrıca sınav günleri çakışacağı için öğrenciler istedikleri tüm liselerin sınavlarına giremeyeceklerdir. Yeni bir kaos ortamı oluşacaktır.

Diğeri ise “Adrese dayalı kayıt sistemi” eğitimde adaletsizliktir

Tüm okullar donanım, fiziksel imkanlar ve akademik nitelik açısından eş seviyeye getirilmeden, çocuklarımıza aynı olanakları sunmadan adrese dayalı kayıt sistemi tek başına çözüm olmayacaktır. Eğitimde adaletsizlik yaratacak bu sistem çocuklarımızın eğitim hakkını gasp edebilir.

Üçüncü model ise; “MEB tarafından oluşturulan soru bankasından soruların çekilerek kimi yazılı sınavların açık uçlu sorularla merkezi yapılması”

Bu model şu an uygulanan TEOG modelinin ikiz kardeşidir. Sınav sisteminde köklü bir değişiklik yapılıyormuş gibi bir algı uyandırılmaktadır. Dağ fare doğurmuştur.

Cumhurbaşkanının TEOG fermanından sonra, MEB verilen emre uygun çözüm bulmaya çalışmış ancak ortaya attığı modeller sorunu çözmeye yeterli değildir. Hükümet kanadından yapılan açıklamalar, 8. sınıfta yine merkezi bir sınav yapılacağını neredeyse kesinleştirmiştir. Yeni türetilen model TEOG’un benzeri hatta ikizidir.

Ülke genelinde okulların nicelik ve niteliği eşitlendikten sonra yeni bir model üzerinde tartışılması gerekir. MEB merkezi sınavı kaldırmış gibi yapmaktadır. Liselerin kaçının ve hangi türlerinin sınavla öğrenci alacağı, sınavın şekli ve içeriği belli değildir.

Bakanlık tarafından önerilen modeller, yoksul aile çocuklarının NİTELİKLİ EĞİTİME ERİŞİM HAKKI engellenecektir. Ekonomik durumu iyi olan ailelerin çocuklarını ise avantajlı duruma geçirecektir. Milli Eğitim Bakanlığı sınav sistemi sorununu çözebilmek için acilen MİLLİ EĞİTİM ŞURASInı toplamalıdır.

Kamu malları hoyratça kullanıldığı Fatih Projesi çöktü

Fatih Projesi kapsamında yaklaşık iki yıldır tablet dağıtımı yapılmadı. 2014’te bitirilmesi planlanan Fatih Projesi çöktü. Bu proje 2010’da başlamıştır. Başladığı yıl Milli Eğitim Bakanlığı 2014’te tamamlanacağını duyurdu. 2014’e gelindiğinde 2015’te tamamlanacağı söylenen projenin bitim süresi daha sonra 2017’ye uzatıldı, şu an ise 2018’de tamamlanacağı belirtilmektedir. Son bir yıldır Proje kapsamında alım yapılamamaktadır. Okullarda proje ile ilgili olumlu bir gelişme olmadığı belirlemeler arasındadır. Yapılan araştırmalar Fatih Projesinin niteliğe etkisinin alt düzeylerde kaldığını göstermektedir. Son günlerde Fatih Projesinin üç büyük GSM operatörüne devredileceği söylenmektedir. Buna neden gerek duyulduğunun kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Bakanlık yapamadı, GSM operatörleri mi yapsın denmektedir?

Proje kapsamında onlarca soruşturma açılmış, birçok bürokrat görevden alınmıştır. Başarısız olmuş bir projenin sonlandırılması gerekirken, yine kamu kaynaklarının hoyratça kullanılacağı bir yol seçilmeye çalışılmaktadır. MEB bürokratlarının proje kapsamında sürekli yurt dışı gezilerine katıldıkları bilinmektedir. Bu gezilerden nasıl sonuçlar elde edilmiştir? Projeye hangi katkıları olmuştur? MEB Fatih Projesi ile ilgili samimi ve güvenilir açıklamalar yapmak zorundadır. Aksi halde şaibeler ortadan kalkmayacaktır.

YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE İÇİN EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ YANLIŞLAR DÜZELTİLMELİDİR!

Gençlerimizin, çocuklarımızın yap-boz tahtası olarak kullanılmasından bir an önce vazgeçilmelidir.

  • Sosyal, adil, eşit, çağdaş, Atatürkçü, uygar ve laik bir eğitim sistemi uygulanmalıdır.
  • Eğitim sistemi yüzünü bilime, fenne ve teknolojiye dönmelidir.

=====================================

CHP İstanbul Milletvekili Yrd. Doç. Dr. Gülay Yedekci‘nin basın açıklamasında dile getirdiği olgular son derece önemlidir. AKP = RTE bu yozlaştırıcı saldrılarına hemen son vermelidir.

Sevgi ve saygı ile. 12 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EĞİTİM-İŞ : 2016-2017 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DEĞERLENDİRME RAPORU

2016-2017 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DEĞERLENDİRME RAPORU

Dostlar,
Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ sendikası, 9 Haziran 2017 günü eğitim – öğretim yılının bitmesi nedeniyle son derece önemli, kapsamlı bir bilimsel rapor hazırladı, kamuoyuna sundu. Rapor 13 sayfa, sistematik başlıklar taşıyor ve sayısal verilere dayalı tablolar içeriyor. Yer yer yazım yanlışlarını (imla hatalarını), birkaç teknik yanlışı metin içinde düzelttik ve bir ölçüde de dilini Türkçeleştirdik! (EĞİTİM-İŞ raporunda bile Türkçe’ye yeter özeni görememek üzücü.)
Arkadaşlarımızı bu çok emekli ve önemli rapor nedeniyle kutluyoruz içtenlikle. Rapor son derece önemli saptamalara ve kritik tehlikelere işaret ediyor. Okunmalı, okutulmalı ve tartışılmalı. AKP kadroları da gerçekten yurtsever iseler, ellerini vicdanlarına koymalı ve bu yıkıcı gidişi durdurmalıdır daha çok gecikmeden! Yoksa bu gidiş tüm ülkeyi çökertebilir!

Sevgi ve saygı ile. 12 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM -İŞ Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
=============================================

2016-17 eğitim – öğretim yılında, eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır birikerek artan sorunlarının daha da ağırlaşmasının yanı sıra, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulamaları nedeniyle geçmiş yıllardan farklı bir durum da söz konusudur.

Gerek ülkenin içinde bulunduğu durum, gerekse bundan doğrudan etkilenen eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu çok sayıda sorunun varlığına rağmen eğitim biliminin en temel ilkelerine aykırı düzenlemelerde ısrarını sürdüren Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi niteliksizliğe, düzensizliğe ve kaosa sürükleyerek çocuklarımızın geleceği ile oynamaya devam etmiştir.

Kamu hizmetlerinin piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda dönüşümünün en önemli basamaklarından biri olan eğitimde yeniden yapılandırma ve muhafazakarlaştırma uygulamaları, hem Hükümet hem de MEB tarafından çıkarılan yasa ve yönetmelikler, OHAL’in ardından çıkarılan KHK’ler, eğitimde yaşanan sorunlara yenilerinin eklenmesine neden olmuştur. MEB tarafından son dönemde yapılan bazı değişiklikler ve uygulamalarla yüz binlerce öğrenci ve veli yine mağdur edilmiştir.

Başta öğretmen yetiştirme problemleri olmak üzere, personel istihdam sorunları, derslik açıkları, fiziki ortam yetersizlikleri, kalabalık sınıflar, öğretmensiz okullar, bilimsellikten, sanattan, spordan uzak programlar ve plansız uygulamalar sonucunda sorunlar katlanarak artmıştır.

Okulöncesi Eğitim Gözden Çıkarıldı

4+4+4 uygulamasıyla zorunlu ilköğretime başlama yaşının bir yıl erkene alınması, okulöncesi eğitimin zorunlu eğitimin dışına çıkarılması çocuğun gelişim ve eğitimine ilişkin olumsuz sonuçlarını kısa sürede ortaya çıkarmıştır.

2011-2012 eğitim öğretim yılında, 5 yaş grubunda okulöncesi eğitimde okullaşma oranı % 65,69 iken, 2012-2013 eğitim öğretim yılında bu oran % 39,72’ye düşmüş, 2013-2014 eğitim öğretim yılında ise ilkokula başlama yaşının 66 aydan 69 aya çekilmesi nedeniyle bir önceki yıla göre çok az bir artışla 42,54’e çıkmıştır. 2014-2015 eğitim öğretim yılında 5 yaş grubu çocukların yüzde 53.78’i, 2015-2016 eğitim öğretim yılında yüzde 55.48’i okul öncesi eğitim almış bu yıl ise yüzde 58.79’da kalmıştır. Okulöncesi eğitimde okullaşma oranı, 4+4+4 düzenlemesiyle birlikte gerilemiştir.

Okul öncesi eğitimde, okul öncesi çağdaki öğrencilerin zorla ilkokula kaydedilmesi nedeniyle okul ve öğrenci ve öğretmen sayılarında da azalma meydana gelmiştir. 4+4+4 uygulamasından önce 2011-2012 eğitim öğretim yılında 28.625 olan okul öncesi eğitim veren okul sayısı, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 27.793’e düşmüştür. 2016-2017 eğitim öğretim yılında ise çok az bir artışla 28 bin 891 olmuştur.

Okulöncesi Eğitimde Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Resmi+Özel)

Eğitim Yılı Okul Öğrenci
Toplam
Öğrenci
Kız
Öğrenci
Erkek
Öğretmen
2011/2012   28.625  1.169.556 562.504 607.052 55.883
2012/2013   27.197  1.077.933 515.754 562.179 62.933
2013/2014   26.698  1.059.495 504.301 555.194 63.327
2014/2015   26.972  1.156.661 549.414 607.247 68.038
2015/2016 27.793 1.209.106 575.757 633.349 72.228
2016/2017 28.891 1.315.854 627.337 688.517 76.384

Kaynak: Milli Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 2016/2017

Okullaşma Oranı Düştü

Eğitimin temel sorunlarından biri olan okullaşma oranlarındaki yetersizlik çözülememiş bir sorun olarak ortada durmaktadır. İstatistiklere göre, ilkokul ve ortaokulda okullaşma oranlarında belirgin bir düşüş yaşanmıştır. 2013-2014 eğitim öğretim yılında okullaşma oranı ilkokullarda % 99.57 iken, bu yıl bu oran % 98.13’e düşmüştür. 2013-2014 eğitim öğretim yılında % 99.61 olarak gerçekleşen kız çocuklarının okullaşma oranı ise geçtiğimiz yıl % 98.90’a bu yıl ise % 98.19’a gerilemiştir.

Derslik Başına Düşen Öğrenci Sayısı Yüksektir

MEB’in istatistikleri, derslik başına düşen öğrenci sayısının geçen yıllara göre az da olsa düşmekle birlikte, özellikle göç alan illerde hala ortalamanın üstünde kalabalık sınıflar bulunduğunu ortaya koymuştur. Resmi okullara baktığımızda, ilkokullarda derslik başına düşen öğrenci sayısı ortalama 21, ortaokullarda 25, liselerde ise 22 olarak görülse de, bu oranlara birkaç öğrencili köy okulları, göç veren birçok ilimizde boşalan sınıflardaki az öğrenci sayıları istatistiği aşağıya çekmekte, gerçekte birçok okulumuzda sınıf mevcutlarının yüksek olduğu, ikili eğitime devam edildiği görülmektedir.

Çocuk İşçiliğin Önü Açıldı

MEB istatistikleri, son yıllarda sermayenin kalifiye (AS: nitelikli) ve ucuz işgücü ihtiyacına bağlı olarak meslek liselerinin sayısında da artış olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye genelindeki toplam 10 596 lisenin yaklaşık yarısı yani 4 036’sı mesleki ve teknik lisedir.

Eğitimde 4+4+4 öncesinde, 2011-12 eğitim öğretim yılında Türkiye’de salt 45 özel meslek lisesi varken, son dört yıl içinde kamu kaynaklarıyla yapılan doğrudan destek ve teşvikler sonucunda özel meslek lisesi sayısı ise 368’e çıkmıştır. Bu okullarda okuyan öğrenciler daha öğrencilik yıllarından başlayarak düşük ücretle işçi olarak çalıştırılmaktadır. “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganıyla sermayenin resmi kurumlarla düzenlediği kampanyalar, özel meslek lisesi açacak iş adamlarına öğrenci başına 5 bin lira teşvik verilmesi bütün bunlar ucuz, nitelikli çocuk işçiler yaratmak içindir. Bu yıl yapılan düzenleme ile Mesleki Eğitim Merkezleri de örgün eğitim kapsamına alınarak çocuk yaşta işçiliğin teşvikinin bir başka yolu daha bulunmuştur.

Eğitim sistemi sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillendirildi

AKP iktidarı döneminde, eğitimde piyasa merkezli işletmeci anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış, birçoğu cemaat ve tarikatlara ait özel okullara yönelik doğrudan teşvik uygulamalarında ciddi adımlar atılarak kamusal eğitim alanı daraltılmıştır. AKP, kendi döneminde sayıları iki kat artan dershaneleri “paralelle mücadele” bahanesiyle özel okullara dönüşmeye zorlarken, devlet okullarına vermediği kaynağı, yandaş özel okullara peş keş çekmiştir. Kamusal kaynaklar, eğitimin ticarileştirilmesi için özel sermayeye aktarılırken kamusal eğitimin niteliği düşürülmüştür.

MEB istatistiklerine göre ülke genelinde, 62 250 okul bulunuyor. 4+4+4 düzenlemesi öncesi 2011-12 eğitim – öğretim yılında 4 664 özel okulda 535 788 öğrenci eğitim görürken, geçtiğimiz yıl 9 581 özel okulda, 1 174 409 öğrenci eğitim görmüştür. Bu yıl 9 555 özel okulda 1 204 963 öğrenci eğitim görmektedir.  2016-17 eğitim – öğretim yılında özel okul sayısındaki düşüşün nedeni 15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ ile ilişkisi bulanan 1061 özel okulun MEB’e devredilmesidir.

Eğitim kademesi Okul/   Kurum Öğrenci Sayısı Öğretmen Sayısı Derslik
Toplam Erkek Kadın Toplam Toplam
Örgün eğitim toplamı 62.250 17.319.433 8.960.011 8.359.422 1.005.380 682.761
Örgün Eğitim (Resmi) 52.693 14.684.664 7.508.060 7.176.604 881.832 581.667
Örgün Eğitim (Özel) 9.555 1.204.963 653.377 551.586 123.548 101.094

 

 

Özel okulların sayısı, 2011-12 eğitim – öğretim yılına göre %95 artmıştır. Ortaya çıkan tablo, AKP hükümetinin eğitim sistemini sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda nasıl şekillendirdiğini ve eğitim sistemindeki ayrışmayı gözler önüne sermektedir. MEB’in istatistikleri, özel okulları doğrudan kamu kaynaklarıyla destekleyen AKP’nin eğitimi kamusal bir hizmet olmaktan çıkarma amacını ortaya koymaktadır.

AKP iktidarının yarattığı bir başka garabet ise temel liselerdir. 2015-16 eğitim – öğretim yılında binden çok dershane Temel Liseye dönüşmüştür. Dershanelerin kapatılmasının ardından üniversiteye hazırlık amacı ile öğrenciler Temel Liselere yoğun bir şekilde kayıt yaptırmış, üniversiteye hazırlık maliyeti 12-15 bin TL’ye dek yükselmiştir. Temel lise, dershanelerin yeni adıdır, derhal kapatılmalıdır.

İmam Hatip Okullarındaki Artış Sürmektedir….

4+4+4 düzenlemesiyle, yeniden ortaokul olarak düzenlenen ikinci 4 yıllık eğitimle mesleki yönlendirmeyi erken yaşa çekme gerekçe olarak sunulmuştu. Ancak dört yıllık uygulamadan da anlaşıldığı gibi hükümetin amacı mesleki yönlendirme değil, bütün okulları imam hatip okullarına dönüştürmektir. İmam hatip ortaokullarının yeniden açılması ve birçok genel lisenin imam hatip lisesine dönüştürülmesiyle, imam hatip okullarında inanılmaz bir artış yaşanmıştır.

Darbe girişiminin ardından cemaate ait kapatılan 1061 okulun %80’i, en çok kontenjan açığı imam hatiplerde olmasına karşın, imam hatip okuluna dönüştürüldü. Fen, Sosyal Bilimler, Güzel sanatlar Liseleri gibi okullara gereksinim olmasına karşın bu okulların imam hatipe dönüştürülmesinin hiçbir pedagojik gerekçesi yoktur.

Bir yandan yeni bina ya da varolan okulların dönüştürülmesi yolu ile imam hatipler artırılırken, bu yıl girilen kontenjanlarla Fen ve Sosyal Bilimler ile Anadolu Liselerinin kontenjanları düşürülmekte, Çok Programlı Anadolu Liselerindeki Anadolu Lisesi sınıfları kapatılmakta ve öğrenciler adeta imam hatiplere zorlanmaktadır.

MEB’in istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2012-13 eğitim – öğretim yılında 1.099 olan imam hatip ortaokulu sayısı geçtiğimiz yıl 1.961’e, bu yıl 2.777’ye; 708 olan imam hatip lisesi sayısı ise geçtiğimiz yıl 1.149’a bu yıl ise 1.408’e çıktı. İmam hatip ortaokulu sayısı geçen yıla göre %41 oranında artmış ancak öğrenci sayısındaki artış %3.5’ta kalmıştır. Yani istem olmamasına karşın normal ortaokullar zorla imam hatip ortaokullarına dönüştürülmektedir. İmam hatip ortaokulları neredeyse fiilen zorunlu hale getirilmektedir.

İmam hatip lisesi öğrenci sayısı 634 406, imam hatip ortaokulu öğrenci sayısı ise 657 020 oldu. Geçen yıla göre ortaokul ve lise ile birlikte imam hatipli sayısı 1 201 500’den, 1 291 426’ya yükseldi. Bu sayı AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 71 100’idi. Böylece Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın 5 yılda 1 milyon imam hatipli hedefine, sadece bir yılda ulaşıldı.

Yine imam hatip ortaokullarında görev yapan öğretmen sayısı 23 834’ten, 31 530’a, derslik sayısı ise 15 792’den, 22 532’ye çıkmıştır. İmam hatip ortaokullarında 20 öğrenciye 1 öğretmen düşmektedir. Derslik ve öğretmen ihtiyacının had safhaya ulaştığı ülkemizde imam hatiplerin öğretmen kadrosu bakımından avantajlı olması dikkat çekicidir. Devlet okulları ödenek yetersizliği bahanesiyle fiziki altyapı sorunları ve teknik donanım yetersizliğiyle baş başa bırakılırken, imam hatip okullarının talepleri anında yerine getirilmektedir.

Ortaöğretimde öğrenciler açık liseye yönlendiriliyor

AKP hükümeti tarafından 4+4+4 düzenlemesi “zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması” girişimi olarak sunuldu. Oysa MEB’in 2016-17 istatistikleri ortaöğretim çağındaki çocukların örgün eğitimden koparak açık liseye yönlendiğini ortaya koymuştur. İstatistiklere göre, mesleki açıköğretim lisesi de dahil olmak üzere açıköğretim lisesinde okuyan toplam öğrenci sayısı
1 287 249’dur. Bu sayı 4+4+4 düzenlemesi öncesi 2011-12 eğitim- öğretim yılında 940 268’di. 4+4+4 düzenlemesinin ardından açık lisede okuyan öğrenci sayısı %73 artmıştır.

Açıköğretim ortaokulunda kayıtlı 142 557 öğrenci sayısını da dikkate aldığımızda,
toplam 1 429 806 öğrenci örgün eğitimden kopmuştur. İstatistiklere göre 541 408 kız öğrenci açıköğretim liselerinde okumaktadır. Kız öğrenciler 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte örgün eğitim dışına itilmiştir. Ortaya çıkan tablo zorunlu eğitimin fiilen 4 yıla indirildiğinin göstergesidir.

Taşımalı eğitim uygulamasındaki artış sürmektedir

6287 sayılı Yasa hazırlanırken ileri sürülen en önemli gerekçelerden biri de kesintisiz 8 yıllık eğitim nedeniyle kırsal kesimde pek çok köy okulunun işlevsiz kaldığı, fiziksel koşulların yetersiz olduğu, yatılı bölge okullarına ya da taşımalı eğitim merkezi olan okullara öğrencilerin taşınması için tahsis edilen servislerin uzun mesafeleri kat ettiği ve öğrencilerin bu yolculukta çektiği eziyetler olarak ileri sürülmüştü. Ayrıca kırsal bölgelerdeki ailelerin küçük kızlarını bu koşullardaki taşımalı eğitime vermeleri konusunda ciddi yakınmaları olduğunu ve bu uygulamanın okullaşma ve özellikle de kız çocuklarının eğitimi adına sorunlara kaynaklık ettiği ifade edilmişti. Oysa 2016-2017 eğitim öğretim yılında taşımalı eğitim artarak devam etmiştir.

2012-13 eğitim öğretim – yılında taşınan öğrenci sayısı 801 708’di. 2013-14 eğitim – öğretim yılında toplam 23 880 okul, 10 551 merkez okula taşınırken taşınan ilkokul ve ortaokul öğrenci sayısı 825 090’a çıkmıştır. 2015-16 eğitim – öğretim yılında ise 43 959 okul, 11 853 merkez okula taşınmaktayken, taşınan öğrenci sayısı ise 808 332’ydi. 2016-17 eğitim – öğretim yılında ise 43 466 okul 11 906 merkez okula taşınmaktadır. Taşınan öğrenci sayısı 817 799’dur.

Bütçeden Yine Eğitime Pay Yok

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, okul, derslik, öğretmen gereksinimi ve altyapı sorunlarına karşınn 2017 yılı için 85 milyar 49 milyon TL olarak belirlenmiştir. Yıllardır eğitime en çok pay ayırdığını iddia eden AKP Hükümeti, 2017 yılı için de salt zorunlu harcamaları karşılayan bir bütçe hazırlayarak eğitim giderlerinin yükünü yine velilerin sırtına yükleyecektir.

MEB bütçesinin büyük bölümü personel giderlerine (%79) ayrılmıştır. Mal ve hizmet alım giderlerinin payı % 10, cari transferler %3, öbür giderler ise %8’dir.  OECD ülkelerinde ulusal gelirin ortalama % 6’sı eğitime ayrılmaktayken, MEB’in 2017 bütçesinin milli gelire oranı yalnızca %3,54’tür. (AS: Bu karşılaştırma hatalı, bütçe dışında da ulusal gelirden eğitim harcamaları var..) Öngörülen milli eğitim bütçesiyle parasız, nitelikli ve herkese eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi mümkün değildir.

Türkiye’deki eğitim harcamaları incelendiğinde % 52,3’ünü en zengin %10’lik kesimin gerçekleştirdiği, en yoksul %10’luk kesimin yaptığı eğitim harcamasının ise %0,7’de kaldığı görülmektedir. En zengin 2 182 000 aile eğitim için 2015 yılında 8,990 milyar TL harcarken, en yoksul %10’luk dilimde yer alan 2 182 000 aile ise yalnızca 115 milyon TL eğitim harcaması yapabilmektedir. Eğitim için yapılan harcamada iki kesim arasında 78 katlık bir uçurum vardır!

Eğitimin Tarikat ve Cemaatlere Teslim Edilmesi Ağır Sonuçlar Doğurdu

Karaman’da yaşanan taciz olayı ve Adana’nın Aladağ ilçesindeki yurt yangını, Bakanlığa bağlı okullarda eğitim gören çocuklarımızın çeşitli dernek, vakıf ve özel kuruluşlara ait yurt, ev ve etüt merkezleri olarak faaliyet gösteren yerlerdeki güvenliğine dikkatlerin çekilmesi gerektiği gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştır. Devletin öğrencilerini gözetmek konusundaki asıl görevini özel kuruluşlara devretmesiyle birlikte bu alanlarda hiçbir denetimin olmaması bağışlanamaz ve giderimi olanaklı olmayan sonuçlar doğuran bir ihmalin varlığını ortaya çıkarmıştır.

4+4+4 düzenlemesinin 2012-13 eğitim – öğretim yılından başlayarak yaşama geçirilmesiyle birlikte, okul dönüşümlerine paralel olarak, çok sayıda köy okulu kapatılmış ve taşımalı eğitim uygulamaları yaygınlaşmıştır. Eğitimlerine devam etmek için yerleşim yerlerine en yakın ilçelere giden öğrenciler Aladağ’da olduğu gibi devlete ait yurt olmadığı için barınma sorunu ile karşı karşıya bırakılmış, cemaat ve tarikatların yurtlarına yönlendirilmiştir. Ortaöğretimde kız çocuklarının % 0.9’u, yüksek öğretimde ise %14’ü devlet yurtlarından yararlanabilmektedir.

Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, 06/05/2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği ile de gerçek ve tüzel kişilere ortaokul düzeyinde yurt açma izni verilmiştir. Bu durum giderimi olanaklı olmayan zararlar doğuracaktır. Ortaokul düzeyinde açılacak yurtlar mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı tarafından işletilmelidir. Özellikle İlköğretim ve lise çağındaki çocuklarımızın devletin doğrudan hizmet verdiği yurtlarda barınma gereksinimi karşılanmalı, hiçbir biçimde özel girişim, dernek, vakfın faaliyetine izin verilmemelidir.

Özel öğrenci yurtları ve kapasiteleri

 

Öğretim Düzeyi

 

Devlet Yurtları

Özel Öğrenci Yurtları
Yurtlar Yurt sayısı
Temel Eğitim 325
  • Dernek Yurtları 2480
  • Vakıf Yurtları 173
  • Şahıs Yurtları 604
  • Diğer Tüzel Kişi Yurtları 669
Ortaöğretim 2543
 

Yükseköğretim

 

704

Kapasite 1.084.388 377.410
Toplam 3572 3929

Tabloda Özel Öğrenci Yurtlarının Devlet yurtlarından 357 adet fazla olduğu, kapasitesinin ise devlet yurtlarının % 34’ü kadar olduğu görülmektedir.[1] Karaman’da, Aladağ’da yaşanan sorunların temel nedeni Devletin öğrencilerin barınma gereksinimlerini karşılamamasıdır.

Müfredat Değişiklikleri ile Bilimsel, Ulusal ve Laik Eğitim Tasfiye Ediliyor

MEB tarafından, ilkokul, ortaokul ve lisede okutulan 53 farklı dersin müfredat program taslağı hazırlanmış ve 2017-18 eğitim – öğretim yılından başlayarak bütün okullarda uygulanacağı açıklanmıştır. Program incelendiğinde, Atatürkçülük kavramının sosyal bilgiler dersinin müfredatından çıkarıldığını, Atatürk’ün işlenişinin kapsamının daraltıldığını, 2. Dünya Savaşı konusunda İsmet İnönü başlığının kaldırıldığını, 15 Temmuz darbe girişinin felsefe dersi kapsamına alındığını, evrim kuramının ve üreme konusunun çıkarıldığını görmekteyiz.

Daha önce yandaş sendikanın ifade ettiği biçimde öğretim programı Atatürkçü düşünceden soyutlanmaya çalışılmış çocuklarımızı Atatürk ve onun devrimlerinden arındırmak isteyen bir anlayış programa yerleştirilmiştir.

Türk Milli Eğitim Sisteminin temelinde Atatürk İlke ve Devrimleri bulunmaktadır ve eğitim müfredatı, Atatürksüz, Cumhuriyetsiz ve devrimsiz olamaz. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e ve ulusun diğer manevi değerlerine bağlı kuşaklar yetiştirme amacına uygun ders kitapları hazırlanması başta Anayasaya ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre zorunluluktur. Dayatmacı, tektipçi, baskıcı, evrensel değerlere yabancı, insanlığın bilgi birikimine uzak yaklaşım terk edilmeli, Türkiye’nin tarihiyle, hedeflediği çağdaş kültürel anlayış ile barışık ve Cumhuriyet devrimlerinin kazanımlarını koruyacak bir öğretim programı hazırlanmalıdır.

Unutulmasın ki, Cumhuriyet’in öğretmeni inanmadığı müfredatı uygulamaz. Bu nedenle, AKP iktidarının, Atatürk’ü bilimsel, laik, ulusal ve demokratik eğitimi tasfiye etme girişimlerine karşı Eğitim-İş üyesi öğretmenler; Atatürk’ü, Atatürk ilke ve devrimlerini anlatmaya devam edecektir.

Öğretmen Açığı Arttı, Sözleşmeli Öğretmenlik ve Kadrolaşmanın Önü Açıldı

2016-17 eğitim – öğretim yılında, 45 678 öğretmen meslekten çıkarıldı. 15 Temmuz öncesinde 120 bin dolaında olan MEB’deki öğretmen açığı, 15 Temmuz darbesinden sonra ilan edilen OHAL ve KHK’lerle açığa almalar ve ihraçlar sonucunda iki katına çıkmıştır. Okulların açılmasıyla yaklaşık 1 511 bin 200 öğrenci öğretmensiz kalmıştır. Bakanlık öğretmen açığı sorununun önemli bir bölümünü norm fazlası öğretmenlerle çözüleceğini belirtse de, norm fazlası öğretmenlerin büyük çoğunluğunun büyükşehirlerde çalışması nedeniyle bu yöntem hiçbir şekilde çözüm olamamıştır.

Bu tabloya karşon Milli Eğitim Bakanlığı, kadrolu öğretmen atamasından vazgeçmiş “doğrudan torpil” anlamına gelen mülakata dayalı sözleşmeli öğretmen sistemini getirmiştir. Atamaların sözlü sınav ile yapılması ise milli eğitim sistemimiz için utanç verici bir uygulama olmuştur. Sözlü sınavda öğretmenlere yöneltilen “15 Temmuz süreci senin için ne anlam ifade ediyor?”, “Reis denince aklına kim geliyor?”, “Oruç tutuyor musun?”, “Yılbaşı kutluyor musun?” şeklindeki sorular mülakatta aranan temel ölçütün yandaşlık olduğunu ortaya koymuştur.

PİSA Sonuçları Eğitimdeki Başarısızlığın Göstergesi Oldu

PISA’nın 2015 sınavında Türkiye, 12 yıl önce aldığı puanların da altına düşmüş, sıralamada
70 ülke içinde fende 52’inci, matematikte 49’uncu, okumada 50’inci sırada yer almıştır. Kamuoyunca ilk kez eğitim sistemimizin yeni ve farklı bir değerlendirme sonucu görülmüşçesine “Eğitimde Sınıfta Kaldık” “Eğitimde Kötü Tablo” “OECD’ de gerilerdeyiz” vb. başlıklarla eğitim sisteminin başarısızlığına vurgu yapılmıştır.

Oysaki eğitim uzun erimli bir süreçtir. Eğitimin çıktıları en erken 15 yılda alınabilmektedir. Yani bugünün yetişenlerinin 15 yıl sonra üretimi gerçekleştirecek bir kuşak olması beklenmektedir. Bugün gelinen noktanın rastlantısal bir sonuç olmadığı da beklenen bir gerçektir. Eğitimin çıktılarının çeşitli nedenleri vardır: eğitimin fiziksel altyapısı, tekli-ikili eğitim, öğretmen dağılımı, öğretmen yeterliliği vb. Eğitim bilimcilerce yetişmenin ve nitelikli eğitimin temel nedeninin öğretmen yetiştirme ve öğretmen eğitimi olduğu üzerinde uzlaşılan bir konudur.

Eğitimin niteliğindeki bir kırılma anı da 4+4+4 düzenlemesidir. 1997-98 yılında başlayan sekiz yıllık eğitimin sonuçlarının gerek ortaöğretimde gerekse mesleki teknik eğitimde ve kızların okullaşma oranlarında ciddi artışlar yaşanmışken sistemin değişmesi tıpkı bir domino etkisiyle sistemi tepeden tırnağa etkilemiştir. Hazırlığı, pilot uygulamaları ve altyapısı hazırlanmadan hızla yapılan ve uygulamaya konulan bu sistemin acı sonuçları ilerleyen yıllarda daha çok görülecektir. PISA’nın bir sonucu eğitime politik bakış açısıdır.

Eğitime kaynak ayırmak, fiziksel altyapıyı güçlendirmek elbette zorunluluktur. Ancak nitelikli bir eğitimi sunabilmek salt eğitme kaynak ayırmakla doğru orantılı değildir. Eğitime çok para ayırmak eğitimde başarıya götürür mantığı doğru olsa idi Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE vb. ülkelerin eğitimlerinin üst sıralarda olması gerekirdi. Önemli olan ne için ne miktarda kaynağın hangi amaç için ayrılacağı ve harcanacağıdır.

Türkiye 2015 sonunda 78 741 053 kişilik bir nüfusu barındırmaktadır (AS: 2016 sonunda 79 814 871!). 21. yüzyılın başında 2000 yılında nüfusun ortanca yaşı 24,8 iken, günümüzde ortanca yaş 31’dir. 16 yıllık zaman diliminde nüfusun ortanca yaşı 6,2 yıl artmıştır. TÜİK projeksiyonlarına (AS: kestirimlerine) göre Cumhuriyetimizin 100. Yılı 2023’te ülkede 83 894 000 yurttaşımızın yaşayacağı ve ortanca yaşın 34 olacağı varsayılmaktadır. 2015 yılı verilerine göre salt 0-14 yaş diliminde 18 886 620 çocuğumuzun bulunduğu düşünüldüğünde, insangücünün eğitiminin önemi net bir biçimde anlaşılacaktır.

Bu ifadeyle, 2002 yılında 15 yaşında PISA sınavlarına giren öğrencilerin 14 yıl sonra bugün 29 yaşında olduğu gerçeği, ortanca yaş ve altındaki nüfusun nitelikli eğitilmediğini ve işgücü piyasalarında yer aldığı düşünüldüğünde ekonomimizin geleceği konusunda da iyimser olmamak gerekir.

Eğitimin tüm bileşenlerinin, krizde olan eğitim sistemini büyük bir toplumsal uzlaşı ile yeniden ele alıp, akıl ve bilim temelli bir reformun gerçekleştirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bu yapı ile devam edildiği sürece gelecek kuşakların daha da niteliksiz olacağı açıktır.

TEOG’ta 15 Bin Öğrencinin Tam Puan Alması Soru İşaretleri Yarattı

2. Dönem Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş sistemi (TEOG) merkezi ortak sınavlarına
1 185 328 öğrenci katılmıştır. Sendikamızın araştırmalarına göre 2. Dönem TEOG’ta yaklaşık
15 binin üzerinde öğrenci 120 sorunun tümünü doğru yapmıştır.

1. Dönem TEOG sınavlarında ortalama başarının düşük olması nedeniyle 2. Dönem TEOG sorularının bilinçli olarak kolay hazırlandığı bilinmektedir. Ancak bugüne dek yapılan TEOG sınavlarında 2 bin – 4 bin arasında öğrencimizin 120 sorunun tümünü doğru yapabildiği bilinen bir gerçekken, son sınavda 15 bin öğrencinin soruların tümünü doğru yapması sınavın tutarlılığını kuşkulu duruma getirmiştir.

Önceki süreçlerde Milli Eğitim Bakanının PISA sonuçlarına göre başarılı olduğumuzu ima etmesi hâlâ belleklerdedir. Ayrıca 2012 PISA sınavlarının sonuçları ile ilgili değişikliğe gidilmesi hususunda bir müsteşar yardımcısı tarafından Ölçme Değerlendirme Dairesi’ne baskı yapıldığı bilinen bir gerçektir. İltimasla başarının rakamsal olarak artırılması istenmektedir. Ülkeyi 15 yıldır yöneten iktidar “Eğitimin Niteliğini” reel olarak yükseltmek yerine günü kurtaracak politikalarla yön bulmaya çalışmaktadır. Tüm bu yaşananların yanı sıra son TEOG sınavlarındaki kopya söylentileri sınavın güvenirliğine gölge düşürmüştür.

Eğitim-İş olarak, yıllarca cemaatin dershanelerinde/yurtlarında/evlerinde kalan öğrencilere sınav sorularının verildiğini haykırıp durduk; gelgelelim bu çığlığımız ancak AKP ile cemaatin araları açılınca yankı buldu. MEB, TEOG’la ve yaşanan tüm sorunlarla ilgili, öğretmen ve öğrencilerimizin haklarının korunması, bulanıklığın ortadan kalkması, vicdanların rahatlaması amacı ile ivedilikle kamuoyuna bilgi vermelidir.

  • Eğitim politikaları, bilimsel temelde yeniden ele alınmalı sınava, yarışmaya dayalı eğitim sisteminden vazgeçilmelidir.

SONUÇ

Her geçen gün içten içe çürüyerek bir enkaz haline getirilmiş eğitim sistemimizin yıllar içinde birikerek artan yapısal sorunları, geçici, günübirlik politikalarla geçiştirilmiş ya da çözümsüz bırakılmıştır. Bir yandan temel bir insan hakkı ve bir kamu hizmeti olan eğitim piyasaya açılırken, öte yandan ulusal belleği silinmiş, sorgulamayan, itaat eden, kendi adına karar verenlerin kararlarına biat eden bir kuşak yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

Çocuklarımızın öğrenmeye değil, sınavlara koşullandırıldığı, öğretmenlerin düşük ücretle, esnek ve güvencesiz çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın sınır tanımadığı, okullardan bilim ve sanatın kapı dışarı edildiği, dini referans alan uygulamaların arttığı bir eğitim sistemiyle sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi mümkün değildir.

Eğitim-İş olarak, çocuk ve gençlerimizin, geleceğimizin siyasal iktidarın yarattığı enkazın altında yok olmaması için acil adımlar atılması zorunluluğunu bir kez daha belirtiyor;
parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitimin tüm yurttaşlar için ayrım gözetmeksizin
yaşama geçirilmesini istiyoruz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
8 Haziran 2017, Ankara

RAPORU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

[1] MEB İstatistikleri, Örgün Eğitim 2016/’17
http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/2016-2017-egitim-ogretim-yili-degerlendirme-raporu-2400/#.WT3EeeuLR1s