TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP, tarikatlara omuz verecek diye memlekette koronavirüs yaygınlaşıyor

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Halk TV ekranlarında yayınlanan Ayşenur Arslan’ın hazırlayıp sunduğu Medya Mahallesi isimli programda bir kez daha “Kapitalizm öldürüyor, yaşamak için sosyalizm” dedi.

29 Nisan 2021, www.cumhuriyet.com.tr ve TBMM Tutanakları

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP, tarikatlara omuz verecek diye memlekette koronavirüs yaygınlaşıyorBir buçuk yıldır hükümetin derdinin vatandaşının sağlığını korumak olmadığını söyleyen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, hükümetin gerçek nedeninin ise: “5000 civarına düşürmemiz gerekiyor vaka sayısını. Neye göre? 17 günde rakamları düşürelim. Haziran ayında turizmden para kazanmaya devam edelim. Yaklaşım bu. Bir buçuk yıldır iki temel dert var: 1. İktidarımız yıkılmasın, iktidarımızı koruyalım. 2. Para kazanmaya devam edelim” olduğunu ifade etti.

Erkan Baş’ın konuşmasından satır başları ise şöyle:

  • Dünyanın insanlık dışı bir sistem ile yönetildiğini insanlığın pandemiyle daha iyi kavradığını; kendi yaşamından deneyimleyerek öğrendiğini ifade ederek sözlerine başlayan Erkan Baş: “Herkes bu içinde yaşadığımız sistem; bu kadar mı kötü bir sistem, nefes alamıyoruz, deme noktasına gelmiştir. Böyle eşitsiz bir dünyaya Pandemi geldi ve bizim şanssızlığımız da pandemiye bir de AKP iktidarında yakalanmış olmak.” dedi.

  • İktidarın beceriksiz değil, kötü olduğunu ifade eden Erkan Baş: “Bu iktidar, beceriksiz bir iktidar mı? Değil! 20 yıldır koltukta oturmayı beceriyor. Bütün yandaşları zengin etmeyi beceriyor. Kendi çıkarları olan her şeyi hayata geçiriyor. Medyanın %98’ini denetim altına almayı başarıyor. Kendileri söz konusu olduğunda birçok şeyi başarabiliyor. Peki, halkın ihtiyaçları söz konusu olduğunda niye başaramıyor? Bence beceriksizlik değil bu. Kötüler. Bizi düşünmüyorlar. Bizi sevmiyorlar. Bizi önemsemiyorlar. Aslında kendileri söz konusu olduğunda baya becerikliler.” diye sözlerini sürdürdü.

“BÖYLE TAM KAPANMA OLMAZ”

  • Pandeminin başından beri TİP’in, emekçiye tam destek verilerek tam kapanmayı savunduğunu söyleyen Erkan Baş, Türkiye’de nüfusun %83’ünün çalışmaya devam edeceğini, çalışmayanların yalnızca 4 milyonluk çok dar bir alan olduğunu, tam kapanma dedikleri şeyin pandemiyi bitirmeyeceği gibi emekçiyi de mağdur edeceğini söyledi.

  • Konuya ilişkin sohbet ettiği bir esnafın, “Ben çok kriz gördüm. 55 yaşındayım. 40 yıldır bu ülkede vergi veriyorum. Bugüne kadar devletten 1 lira almadım. İlk defa Cimer’e yazdım. Ona da bir cevap gelmedi. 2001 yılında büyük krizde pek çok şeyimi kaybetmiştim. Ama umudumu kaybetmemiştim. Şimdi umudumu kaybettim” sözlerinin aslında ülkenin geldiği durumu ifade ettiğini de sözlerine ekledi.

  • Türkiye’nin dünyada pandemi sürecinde yurttaşına destek konusunda son iki ülkeden bir tanesi olduğunu, milli gelirin sadece %1’inin destek olarak ayrıldığını, fakat hükümetin en güzel becerdiği işlerden biri olan rakamlarla oynayarak yalan söylediklerini ifade eden Erkan Baş, bunun tüm yurttaşlarımız tarafından böyle bilinmesi gerektiğinin altını çizerek: “Tam kapanma şöyle yapılır. Sağlık gibi, yiyecek gibi çok kritik sektörlerde olağanüstü önlemler alarak insanları çalıştırırsınız. Hayatı durdurursunuz. İşsizlik, yoksulluk, açlık hat safhaya gelmiş. Bir pandemi krizi yaşıyoruz. Virüs sınıf ayrımı yapmıyordu.

  • Ama bunlar ne yapıyor. Virüsün bütün yükünü, işçilere, emekçilere, alın teri ile yaşayanlara yüklüyorlar. Virüsün bütün bedelini memleketin çalışanları ödüyor. Bir yılda 2427 işçiyi iş cinayetlerine kurban vermişiz. 68’i çocuk. 412’si sağlık emekçisi, 100 öğretmen önlenebilir nedenlerle hayatını kaybediyor. İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin %96’sı sendikasız. İş yerinde sendika olmadığı için, işçinin hakkını koruyabilecek bir örgüt olmadığı için işçi canından oluyor. Sendikalaşmaya çalışan işçiler polis copuna maruz kalır, jandarmasına maruz kalır. Sendikalı olmak ya da olmamak ölüm ile yaşam arasındaki tercih haline geldi. 160 moto kurye pandemide ölmüş. Niye? Zamanla yarışıyor çünkü bu insanlar. Sekiz dakikan var. Yetiştiremezsen maaşından keserim. Akıl alır bir şey mi? Bunların hepsi önlenebilir, sorumlusu doğrudan iktidar olana cinayetler.

“ONLAR TARİKATLARA OMUZ VERİYOR;
BİZ ÖLÜYORUZ!”

AKP’nin yaptığı “lebaleb kongrelerin salgının yayılmasına etki ettiğini, gerek Sağlık Bakanı’nın gerek İçişleri Bakanı’nın sorumsuzca, tarikat şeyhlerinin kalabalık cenazelerine katıldığını dile getiren Baş şunları söyledi:

“AKP kongrelerde şov yapıyor, tarikatlara omuz veriyor! Yaptığı şey bu. AKP şov yapacak, tarikatlara omuz verecek diye memlekette koronavirüs salgını yaygınlaşıyor. İçişleri Bakanlığı kendi yayınladığı genelgeye uymuyor. Sağlık Bakanının daha kötü bir fotoğrafı var. Katıldığı cenaze töreninden saklanıyor. Bunların hepsi en azından taksirle ölüme sebep verme suçudur. Bunların beceriksizliğini sağlık emekçileri kapattı. Canlarını ortaya koyarak… Pandemi döneminde sağlık emekçisinin hakkını vermekten niye kaçınıyorsun? Covid-19, sağlık emekçisi açısından bir meslek hastalığı değilse nedir? Bu kadar insani değerlerden bile yoksun bir iktidar ile karşı karşıyayız…”

“BU İKTİDARIN HAYATTAKİ EN BÜYÜK KORKUSU GEZİ!”

Gezi Direnişi’ne de değinen Erkan Baş, “Bu iktidarın hayattaki en büyük korkusu Gezi’ydi. Ben o parkta ordaydım. Gezi benim hayal ettiğim Türkiye’nin, yaşanmış biçimiydi. Ast üst ilişkisi yoktu. Herkes eşitti. Gezi’den polis şiddetini çıkartın, bir tek kişinin tırnağı kanamamıştır. Yandaş müteahhitleri zengin edecekler diye doğayı katlediyorlar. Rize’nin yoksul, insanları işlerini güçlerini bırakmışlar kendi topraklarına sahip çıkmak için mücadele ediyorlar. Gezi’nin aynısı. Hala bugün Taksim’de yeşil bir alan varsa Gezi Direnişi’nin eseridir” ifadelerini kullandı.

“MECLİSTE 3’TEN ÇOK VEKİL OLSAK,
ÇOK DAHA ETKİLİ İŞLER YAPABİLİRİZ”

Ülkemizde gerçek bir muhalefet ihtiyacı olduğunu, bu boşluğu doldurmaya çalıştıklarını söyleyen Erkan Baş yurttaşlardan da şunları düşünmelerini istedi:

“Şöyle bir kaygımız var: “Bunlar nasıl olsa Mecliste üç kişi yapıyorlar, yapacaklarını” diye düşünmesin yurttaşlarımız. Şöyle düşünsünler; “mesela 23 kişi olsalar, grupları olsalar neler yaparlar” diye düşünüp TİP’i o seviyeye taşımak gerekir.

Yirmi yıldır bu iktidar bu kadar halk düşmanı politikalara karşın o koltukta hala oturabiliyorlarsa burada bir muhalefet eksikliği de vardı. Biz muhalefet şunu yapmıyor, bunu yapmıyor demek yerine ne yapılması gerektiğini göstermek istiyoruz. Önümüzdeki seçimde aşağı yukarı on milyon genç ve oy kullanmayacağını söyleyen insan var. Biz bu insanlara seçmen muamelesi yapılmasını reddederek başlıyoruz. 365 gün yurttaşsınız. Dolayısıyla siyasete 365 gün katılmalısınız. Siyaset dışına itilmiş, emekçiler, kadınlar, gençler siyasette özne olabilirlerse her şey değişir.”

Siyaset yalnızca Meclise Ankara koridorlarına sıkışacak bir şey değil. Nefes alıp vermek bile bir siyaset gerçekte. Nasıl nefes alıp vereceğimize karar veren bir kuruma siyaset diyoruz. Ne kadar asgari ücret alacaksınız, ne kadar maaş alacaksınız, nasıl bir sağlık hizmeti alacaksınız, nasıl bir eğitim hizmeti alacaksınız, nasıl bir ülkede yaşayacaksınız?.. Bunların hepsine karar veren şey siyaset. Sizin adınıza başkası karar vermesin. Siz kendi adınıza karar veren mekanizmaların içinde olun.

“EŞİTLER ARASINDA BİR DAYANIŞMA BİRLİĞİ KURALIM”

Hepimiz, kendimize akşam yattığımızda şunu soralım: Bu gidişi durdurmak için bugün ne yaptık? Ben de diyorum ki, buyurun TİP’e katılın. Ama öyle dışardan katılmayın. Bize üye olmak için zengin olmaya, servet sahibi olmaya gerek yok. Bu memleketin iyiliğini, güzelliğini istiyorsanız, emekçinin hakkını savunacaksanız bizim partimiz size açık.”

Bu iktidar şunu yapıyor: El açalım ve dilenelim, sadaka versinler bize. Reddedelim sadakalarını… Biz eşitler arasında bir dayanışma birliği kuralım.

Bu iktidarı değiştirmek için direnin! Haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı direnin! Direnenlerin yanında olun. Rize’deki direniş hepimiz adına yapılıyor. Hep birlikte bir baskı unsuru olduğumuzu hissettirmemiz gerek. Kendi kendimize sinirlenip kendi kendimize konuşmayalım. Birlikten kuvvet, ancak hareket edersek doğar… Örgütlenirsek yaşayabiliriz.”

“LAİKLİK, BUGÜN VATANDAŞIN KÜÇÜLEN EKMEĞİDİR!”

Kapanma süresince alkol satışı yasaklarına ilişkin de konuşan Erkan Baş şunları kaydetti:

“Türkiye’de laiklik, özgürlük vatandaşın küçülen ekmeği ile birebir ilgilidir. 15 yıl önce 20 yıl önce laikliği Çankaya’da, Moda’da, Karşıyaka’da viskisini yudumlamak isteyenlerin derdiymiş gibi anlatıyorlardı bize. Yoksul halk sanki laikliğe karşıymış gibi bir algı geliştirmeye çalışıyorlardı. Oysa Laiklik Türkiye’nin en temel gündemlerinden biri. Laik bir ülkede FETÖ olabilir miydi? Böyle bir cemaat, devlet içinde örgütlenebilir miydi? FETÖ’nün en temel özelliği neydi? Özel okullar, dershaneler. Burada ne yapıyorlardı? Zeki, olanağı olmayan yoksul çocukları alıyorlardı. Bu çocukları örgütleyip devletin çeşitli kademelerine yerleştiriyorlardı. Şimdi aynı sıkıntı yok mu?

Zeki bir çocuğunuz var… Paranız yoksa yalnızca imam hatibe gönderebilirsiniz. Mecbursunuz. Laiklik, bu memlekette yoksul, emekçi çocukların okuyabilmesi için önemli. Laiklik, bu memleketin tarikatların cemaatlerin eline geçmemesi için önemli. İçki tartışmasında aslında bunların yaptığı şey tarikatlara, cemaatlere omuz veriyorlar… Orda bir taban kaymasın diye. Biz dimdik karşısındayız. Kim içer, kim içmez beni ilgilendirmiyor. Mesele o değil. Mesele, iktidar, bir yaşam biçimi dayatıyor. Türkiye’de artık kırıntılarından bahsettiğimiz laikliğin ortadan kaldırılması var. Bunu kabul etmek mümkün değil.”

RUHSAR PEKCAN HAKINDA SUÇ DUYURUSU!

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Ayşenur Aslan’ın Ruhsar Pekcan hakkındaki sorusuna da, “AKP zenginlere hizmet için, zenginleri daha fazla zengin etmek için kurulmuş bir iktidar ve onun etrafında kümelenenlerle besleniyorlar. Sağlık Bakanı özel hastaneler zinciri sahibi. Adam para kazanmak için yaptığı işin başına geldi. Turizm Bakanı’nın oteller zinciri var. Onun başında. Milli Eğitim Bakanı’nın özel okullar zinciri var. Onun başında. Şimdi anlıyoruz ki Ticaret Bakanlığının başına da gümrük kaçakçısını getirmişler. Bilinmeyen bir şey de değil. Kadınla ilgili bürokratlarınıza yazı gönderiyorsunuz, dikkat edin dolandırıcılık yapıyor, diye. Sonra getirip Ticaret Bakanlığının başına koyuyorsunuz. Biz salı günü Ruhsar Hanım hakkında bir suç duyurusunda bulunduk. Yüksek yargı, sarayın özel hukuk işleri bürosu gibi çalışıyor. Bunu biz de biliyoruz. Ama burada bizim bir işlem başlatmamızın anlamı şudur: Savcıya sen de sorumlusun, diyoruz. Dosayalar kapatılmayacak. Yarın bir gün iktidar değiştiğinde de bu dosyalar ile ilgili işlemler yapılacak” yanıtını verdi.

  • “Ruhsar Hanım’ın kendi Bakanlığını dolandırması sürpriz değil ki. Zaten biliniyor bu, o Bakanlığa oturtanlar zaten benzer işler yaptığını biliyor. Belki de bunun için oturttular. Gizli ortakları bulmamız lazım! Bunlara ihaleyi yıkıp kaçmak isteyen birileri var gibi hissettim. Kediye ciğer teslim edilmiş burada. Kim teslim etti? Bu durum bilinmesine rağmen bunu bu göreve getirenler hakkında da suç duyurusunda da bulunmak lazım.”

“Bu devran böyle gitmez. Buna güvenip böyle pervasızca hırsızlıklar, yolsuzluklar yapanlar, küpümüzü doldurabildiğimiz kadar dolduralım diye düşüneneler büyük bir suç işliyorlar. Bizde bazı hesaplar gecikebilir. Yarına kalır ama asla yanına kalmaz. Herkes bunu düşünsün.” sözleriyle yanıt verdi.

“SESİMİZİ YÜKSELTİRSEK ONLAR GERİ ADIM ATMAK ZORUNDA KALIYORLAR”

Program biterken Erkan Baş, sözlerini şöyle sona erdirdi:

“Toplumda özgüven kırılmasının önüne geçmeliyiz. Hayal kuramıyoruz. Dünyamızı o kadar karartılar ki. Vatandaş hayal kuramaz noktaya geldi. Biz yeniden vatandaşa hayal kurduracağız. Hayal bir ufuk çizgisidir… Ulaşmak istediğimiz hedeftir. Oraya yürürken kazanacaklarımız çok önemli. İnsanın, toplumsal, kültürel sayısız ihtiyacı var… Tatil yapmayı hayal edemez hale geldik. Yurttaşın tepkisi önemli. Deneme yapıyorlar. Yurttaşın tepkisini ölçüyorlar. Ona göre pozisyon alıyorlar. Biz bu haksızlıklara, adaletsizliklere karşı yurttaşlık hakkımızı kullanıp sesimizi yükselttiğimiz zaman, onlar geri adım atmak zorunda kalıyor.”