Haziran ayaklanması AKP-PKK’yi böldü!

Haziran ayaklanması AKP-PKK’yi böldü!

MEHMET ALİ GÜLLER

25 gündür aralıksız süren Haziran ayaklanması Türkiye’yi bölme projesinin aktörlerini böldü: 1. AKP’yi böldü. 2. PKK’yi böldü. 3. Açılım’ı böldü ve AKP ile PKK’nin arasına girdi.

1. AKP’yi böldü

a. Cemaat, Gezi eylemlerinde adım adım Tayyip Erdoğan’ın izlediği “şiddet” politikasını eleştirdi. Erdoğan ise, Türkçe Olimpiyatları’na katılarak, Gülen’e “bu süreçte kavga etmeyelim” mesajı verdi.

b. TSK karşıtlığı nedeniyle AKP’ye destek veren liberal, piyasacı kesimler, “yetmez ama evetçiler” ve AB sürecinin destekçileri, son birkaç aydır işaretleri beliren ayrılıklarını, Haziran ayaklanması ile netleştirdiler. Hemen hepsi AKP’nin tramvayından indi.

c. Abdullah Gül, Haziran ayaklanmasını fırsat bilerek ön plana çıktı ve polis şiddetini eleştirdi. Gül, Erdoğan Kuzey Afrika’dayken devlet adına “mesaj alındı” dedi; Erdoğan’ın yanıtı ise özetle “alınacak mesaj yok” şeklindeydi. Gül, bu süreçte Rize, Artvin, Ardahan “seçim” gezisine çıkarak, her gün medya önünde olmaya çabaladı.

d. Erdoğan’a vekâlet eden Arınç’ın Gezi eylemleriyle ilgili kimi “olumlu” mesajları Erdoğan’ı kızdırdı. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında “altının oyulmaya çalışıldığından” şikâyet etmesi ve ardından yaptığı konuşmalarda “partisine nifak sokulmaya” çalışıldığından şikâyet etmesi ve hatta son olarak “içimizdeki hainler” vurgusu yapması durumu göstermesi bakımından önemliydi.

Gerçi yalanlandıysa da, bu süreçte Erdoğan’ın kendisine yönelik ağır sözleri nedeniyle Arınç’ın istifa ettiği fakat Gül’ün ısrarıyla vazgeçtiği de iddia edildi.

Bu süreçte Ertuğrul Günay’ın polis şiddetine tepkisi, Erdal Kalkan’ın “Yeter! Söz gençliğin” çıkışı, İbrahim Yiğit’in “iç savaş uyarısı” yapması partideki kırılmalara işaret ediyordu.

Şamil Tayyar ile Kutalmış Türkeş’in tuvalette kavga etmesi ise partinin içine düştüğü gerilimi yansıtıyordu.

e. AKP’yi destekleyen en önemli örgütlerden Mazlum-Der Haziran ayaklanmasına bakış nedeniyle bölündü. Eski milletvekili olan Dernek Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın bir kısım dernek yöneticisi ve üyesiyle birlikte imzaladığı Gezi Parkı bildirisi, Yönetim Kurulu’nu böldü.

2. PKK-BDP-DTK’yi böldü

a. Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde dozer önüne yatan BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in girişimi şahsiydi. Nitekim bu köşede daha önce de belirttiğimiz gibi BDP’liler durumu “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Zaten sonrasında BDP hiç yoktu ve hatta BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız.” diyerek partisinin pozisyonunu özetliyordu. Öyle ki Bülent Arınç BDP’ye şöyle sesleniyordu:

  • “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve
    kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Ancak BDP’nin örgütsel tavrına rağmen, Taksim’e gelen ve eylemlere destek veren BDP’liler vardı.

b. İlerleyen günlerde BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatını getirdi. Ardından BDP Taksim’e çıkmaya ve Apo posteri açmaya başladı. Erdoğan’ın “can simidi” gibi sarıldığı bu görüntüler üzerinden her gün “ulusalcılarla bölücüler yan yana” propagandası yapması, Öcalan’ın talimatının gerçek sahibine işaret ediyordu: Hakan Fidan!

Amaç, Apo posterleri açarak halkın Taksim’e sahip çıkmasının engellenmesiydi. Nitekim BDP İstanbul’da eylemlere katılıyor, İzmir’de katılmaya çabalıyor fakat Diyarbakır’da eylem yapmıyordu! Fakat Fidan’ın hedefinin tutmadığını önemle belirtelim!

c. Haziran ayaklanması Sırrı Süreyya Önder’i DTK ile de karşı karşıya getirdi. Önder Nuçe TV’de açık açık DTK’yi suçladı: “Türkiye yanıyor, dünyanın en büyük isyanlarından biri… DTK tek cümleyle destek açıklaması yapmadı.”

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Önder’in sözleri karşısında “Ben ve Aysel Tuğluk Gezi hakkında kişisel açıklamalarda bulunduk.” yanıtı verdi.

3. Açılım’ı böldü

a. Halk hareketi ile sallanan Erdoğan, rüzgâr karşısında durabilmek için söylem değiştirdi. Kendisinin “İmralı”, kurmaylarının da “barış elçisi” diye isimlendirdiği Öcalan, ansızın bölücü başı ve terörist başı oldu. BDP, Erdoğan’ın asıl niyetini bilse de, tabanda rahatsızlık yarattığı için Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermek zorunda kaldı.

b. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş başta olmak üzere pek çok yetkili, bu süreçte hükümetin Açılım konusunda ev ödevlerini yapmadığını vurgulamaya başladı. Sürecin kesintiye uğradığı hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da fazlasıyla dile getirildi.

c. Daha ilginci şu iki haberdi: PKK, TSK’nin çekildiği bir askeri üsse yerleşmiş ve küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı. PKK, komutanları taşıyan bir helikoptere ateş açmıştı.

d. AKP ve PKK’nin akil adamları da bu süreçte bölündü. Polis şiddetine itiraz edenler olduğu gibi Açılımın tavsadığından şikâyet edenler de vardı. Örneğin, Baskın Oran ,“Erdoğan barış sürecini buruşturup attı” diyordu artık.

Erdoğan’ı Türk bayrağına sarılmaya mecbur eden sürecin farkında olan deneyimli isim Ahmet Türk ise bu tür açıklamalara itiraz etti ve “bu hükümetle barış olmaz” sözlerini şu aşamada gerçekçi bulmadığını söyledi.

Hatta Türk, daha da ileri giderek Erdoğan’ın yardımcısı gibi konuştu ve Gezi eylemlerinde demokrasi talebi olduğu gibi hükümeti yıpratmak isteyen ve çözüm sürecine karşı olan bir senaryonun da devrede olduğunu savundu.
(Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Haziran 2013 20:10)

AB Anayasası’na İmza Atan Kimdi?


AB Anayasası’na İmza Atan Kimdi?

portresi

 

ARSLAN BULUT

 

 

Tayyip Erdoğan, “Avrupa Parlamentosu’nun bizimle ilgili kararını ben tanımıyorum.” dedi. Bravo doğrusu, Roma’da Türk düşmanı Papa’nın heykelinin altında,
Abdullah Gül ile birlikte Avrupa Anayasası’nı imzalayan kimdi?
Şimdi “Biz Avrupa Birliği’ne üye değiliz ki, bizim hakkımızda karar alsınlar..” diyorsunuz da

üye olmadığınız halde, neden Avrupa Anayasası’na imza attınız?

Neden Avrupa’nın hemen her dayatmasını yasa haline getirdiniz.

Neden, Türk Milleti’nin değer yargılarına ve İslam’a aykırı olarak
zinayı suç olmaktan çıkardınız?

Plebisit için dayatma mı var?

Tayyip Erdoğan, “plebisit” kavramını bilinçli olarak mı kullanıyor acaba?
Uluslararası hukukta, plebisit, tartışmalı bir coğrafyada yaşayan bir halk topluluğunun hangi devlete bağlanacağına dair yapılan oylamaya denilir!
Mesela Lozan’da Türkiye, Kerkük-Musul’un Türkiye’ye mi İngiliz mandası altındaki
Irak’a mı bağlanacağı konusunda plebisit yapılmasını önermişti.
Bu teklif Lord Curzon tarafından kabul edilmemişti. Curzon’a göre, bölge halkının
oy verme alışkanlığı yoktu. Bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından plebisitin amacını anlayamayacaklarını ileri sürdü. Şimdilerde ise BDP ve PKK sözcüleri Güneydoğu Anadolu bölgesi için de plebisit önermektedir..

Yoksa, Erdoğan’a birileri, açılım süreci içinde böyle bir oylamayı mı dayatıyor da Taksim’deki Gezi Parkı’nın ne olacağına ilişkin plebisit yapılacağını söyleyerek,
halkı bu kavramla düşünmeye alıştırıyor? Plebisit, referandum karşılığı olarak da kullanılıyor ama Taksim Gezi Parkı için tasarlanan, basit bir kamuoyu yoklamasıdır.Silahlı PKK gösterisine niçin müdahale etmediniz?Taksim civarındaki eylemler sırasında provokatörlerin göstericiler arasına karıştığını, bu sebeple kurunun yanında yaşın da yandığını söylüyorsunuz?

Aynı günlerde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, Muş-Diyarbakır illeri arasındaki
bir yaylaya PKK’lılar silahları ile birlikte gelerek şenliklere katıldı. Havaya ateş açtılar
ve sonra da ellerini kollarını sallaya sallaya oradan ayrıldılar.
Bunlara niçin müdahale etmediniz?
PKK ile vardığınız anlaşma gereği, hani yurt dışına çıkacaklardı!

Bursa’dan Esad Altay, “Kimse Taksim’e gelirken omzuna tüfeğini asmamış iken, buradaki PKK’lı teröristler silahları ile gelmiş ve ateş açmışlardır.
Demek ki ’PKK Türkiye’den çekiliyor’ lafları tam bir aldatmacadır.
Türk milletine yalan söylenmektedir” diyor.

6 milyon sanal seçmen meselesi

Berlin’den Mustafa Temel ise önümüzdeki seçimler için bir öneride bulunuyor:
“Almanya’da, seçmen listeleri yalnızca ve yalnızca kimlik cüzdanı üzerinden düzenleniyor. Türkiye’de ise seçimler adrese dayalı kayıt üzerinden yapılıyor…
Bu durumda bir seçmen, iki-üç mahallede oy kullanabiliyor.

Seçimlerde örgütlü bir seçmen turizmi oluşturuluyor.

Avrupa’da, sandık başında, aynı zamanda pasaport olarak da kullanılan nüfus hüviyet cüzdanları geçerlidir. Türkiye’de ise ehliyet bile kullanılabiliyor. Son seçimde
parmak boyası uygulamasını da kaldırarak mükerrer oy kullanılmasının önünü açtılar.

Eğer bir ülkede 6 milyon sanal seçmen yani 6 milyon mükerrer oy varsa,
oyların sayımında da hile yapılır.

AKP, bundan sonraki seçimlerde, yalnızca T.C. kimlik numarası üzerinden
seçime zorlansın.

Yoksa, kimin oy verdiği değil, kimin saydığı önemli olur.”

Son seçimlerde kimlik numarası tartışması yapıldı ama tam olarak uygulanamadı.
Kaldı ki 6 milyon sanal seçmen varsa, 6 milyon sanal kimlik numarası da vardır. Dolayısıyla, tedbirler bütün olarak düşünülmelidir.

Yeniçağ, 14.06.2013

TOPÇU KIŞLASI İRTİCANIN SİMGESİDİR


TOPÇU KIŞLASI İRTİCANIN SİMGESİDİR

portresi

 

 

 

 

 

Şahin MENGÜ

Hükümetin Taksim Topçu Kışlasını yeniden inşa etme isteğini yalnızca
AVM inşa ederek kimi yandaşlara rant sağlama çabası, halkın buna tepkisini de
yalnızca yeşili korumak olarak görürsek, yaşananları yanlış değerlendirmiş oluruz.

Taksim Kışlası yakın tarihimizde yaşanmış iki olayın simgesidir.
Bunlardan ilki, bir gerici ayaklanması olan 31 Mart İsyanı’nda yobazlar bu kışladan çıkarak isyanı başlatmışlardır. Yani kışla irticanın simgesidir.
İkincisi ise İstanbul’un işgali sırasında Fransızların emrindeki Senegalli askerlerin kışlası olarak kullanılırken aynı zamanda, bağımsızlıktan yana olanlara da işkencehane olarak kullanılmasıdır.

Bu binanın yeniden yapılmak istenmesi,
yenileşmeye ve Cumhuriyete karşı duyulan düşmanlığın dışa vurumudur.
İşte halk buna izin vermeyeceğini göstermiştir.Dokuz bin yıllık İstanbul tarihinin
gün ışığına çıkartılmasını, “Çanak Çömlek” diye izah eden bir kafa yapısının,
“Topçu Kışlası”nın yeniden yapımını istemesini yalnızca yeşil katliamı olarak görmek büyük bir yanlıştır.Bu laik ve demokratik Cumhuriyete duyulan düşmanlığın simgeleştirilmesidir.Gerek Tayyip Erdoğan ve gerekse AKP yetkilileri, her ağızlarını açtıklarında,
devletin temel değeri olan laikliği hedef alan söylemlerde bulunmaktadırlar.
Başbakan laikliğe aykırı bir şekilde, bir yasanın getirilme nedenini “dini” gerekçelere dayandırırken, Bakanı da, laikliği de içinde barındıran Anayasa’nın ilk üç maddesine ellenebileceğini söyleyebilmiştir.

Tayyip Erdoğan iktidarının ilk gününden beri yapmak istediği, adım adım
laik Cumhuriyetin izlerini silmekti; ama halk buna izin vermeyeceğini,
“Yeter artık” diyerek ortaya koydu.

Yeşil elbette çok önemlidir, onun korunması çağdaş insanın görevidir.

AKP İktidarının yeşile düşmanlığı yalnızca Taksim Gezi Parkıyla mı sınırlı?
Atatürk’ün Devlete bağışladığı Atatürk Orman Çiftliğinde yapılan “Saray Yavrusu” için kesilen ağaçlar da bir katliamdır.

Dayanışma haklarından olan “Çevre hakkı” 3. kuşak insan haklarındandır.

Elbette ona sahip çıkacağız.
3. Köprüye Atatürk adını vermeyip, aslında toplumun en azından bir bölümünün tepkisini çeken Yavuz Sultan Selim adının verilmesi de iç barışı
sabote etmeye yöneliktir.

Bir yandan Genç Cumhuriyet’in kendisini koruma refleksini görmezden gelip,
buradan hareketle Atatürk ve O’nun en yakın çalışma arkadaşlarını katliamcılıkla suçlayacaksın; öbür yandan da, Alevileri hunharca katlettiği söylenen bir padişahın
adını 3.  köprüye vereceksin.

Bu davranış Türkiye’yi gerer, ayrıştırır. Türkiye’de bir dönem denenmiş ama
başarılı olunamamış gerginliklerin yeniden yaşanmasına neden olabilir.

Bunların yapılmasının nedeni, laik Cumhuriyete, onun kurucularına ve laik Cumhuriyetin baştan beri sadık destekçisi olan insanlara duyulan düşmanca duygulardır.
İktidarın bu fütursuzluğunun nedeni, dayatmalarına, zorlamalarına karşı ortaya çıkıp
“Ey efendi kendine gel, yanlış yapıyorsun” diyebilecek güçlü bir muhalefetin olmamasıydı, ama milyonlar kendiliğinden sokaklara dökülerek
güçlü bir halk muhalefetinin varlığını iktidara da, muhalefete de gösterdi.

AKP Milli Bayramları iptal ederek, katılmayarak, Cumhuriyete ve onun kurucularına duyduğu nefreti en sonunda da “iki sarhoşun yaptığı yasa” diyerek ortaya koyması üzerine, milyonlar sokaklarda “Atatürk’ün askerleriyiz” diye slagonlar atarak
artık bunlara göz yummayacağını, her şeyin farkında olduğunu gösterdi.

AKP iktidarı bilerek ve isteyerek toplumun dikkatini başka noktalara çekerek, Cumhuriyetin temel değerlerini tahrip ederken, bir bölüm yandaş yardakçı,
gerçeği halkın gözünden saklayarak, olayları başka noktalara çekerek AKP iktidarına hizmet etmek için birbirleriyle yarışmakta ve Türkiye’nin ileri demokrasiye geçtiği yalanını söyleyebilmektedirler.

Türkiye’de demokrasi ileri falan değildir. Gelişmiş, ileri demokrasilerin en önemli göstergeleri,

tüm özgürlüklerin güvencesi olan, bağımsız yargı ve özgür basındır.

Bugün Türkiye’de ne özgür basından ve ne de bağımsız yargıdan söz edebilmek mümkün değildir.

İktidarın tek hedefi vardır; o da laik demokratik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak,
tek adam istibdadını yaşama geçirebilmektir.

Milyonlar buna izin vermeyeceğini, Atatürk’ün Bursa Söylevi‘nin gereklerini yapmaya başlayarak göstermiştir.
http://sahinmengu.blogspot.com/

Melih Aşık: 18’lik milletvekili…

Melih Aşık
18’lik milletvekili…
12.8.12, Milliyet

Başbakan Tayyip Erdoğan, ne partisinden ne muhalefetten ne de toplumdan
herhangi bir talep gelmemişken… Ortaya yeni bir öneri attı:

“18 yaşındakilere seçilme hakkı verilsin.
Böylece 18 yaşında da milletvekili olunabilsin.”

Malum olduğu üzere milletvekili seçilme yaşı birkaç yıl önce 25’e indirildi. İyi de liderler son seçimde bu yaşta bir tek genci aday gösterdi mi? Meclis albümüne bakınca görüyoruz ki göstermemişler. Halen Meclis’in en genç milletvekili doğum tarihi 11 Eylül 1984 olan AKP’li Bilal Macit 2011’de Meclis’e milletvekili olarak adım attığında yaşı 27 idi. AKP’li Mehmet Muş 29, CHP’li Faik Tunay ve Emre Köprülü ile AKP’li Mustafa Akış ise 30 yaşındaydı…

Seçilme yaşını liderler 27’nin altına indirmemiş, şimdi 18’den dem vuruyorlar. Laf… Diyelim ki 18 yaşındaki bir genç milletvekili seçildi. Askerlik yaşı geldiğinde ne olacak? Memuriyet için bile askerlik yapma koşulu aranırken bu koşulun milletvekilliğinde aranmaması olacak şey mi? Bugün 18 yaşında olup lisede okuyan bir sürü genç var. Onlardan biri milletvekili olursa okulu mu bırakacak? Bırakmazsa öğretmenleriyle ilişkisi öğrenci – öğretmen ilişkisi mi yoksa milletvekili – öğretmen ilişkisi mi olacak? Böyle bir öğrenci arkadaşlarına veya öğretmenlerine sataşırsa polis kendisine dokunamayacağından okuldaki disiplin ne hale gelecek? Öğretmenleri öğrencisine nasıl hitap edecek? Kim kimin astı, üstü olacak? vs. vs.

İlk anda akla gelen bu sorular bile konunun bir hayli düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.

Çüngüş’e doğru…

Vatandaş Mehmet Durmuşoğlu’nun, Diyarbakır Müftüsü Nimetullah Erdoğmuş’a gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:

Sayın Müftüm…

Çüngüş ilçesi Üçpınar köyünde çok güzel bir cami inşaa edildi, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Ben de bu köy halkının bir ferdiyim, uzun yıllardır İstanbul’da yaşıyorum, ancak köyümü ihmal etmeden her yaz ziyaret ederim. Bu cami inşaatına başlandığında ileride benim de ismimin geçmesi ve orda yaşayan köylülerimize dini konuda katkı sağlaması için dini yayınlar hazırladım (satın aldım) ve camiye hediye olarak gönderdim. Camimizin açılışı Eylül 2012’nin ilk haftasında yapıldı, ben katılamadım daha sonra 25 Eylül’de ben de gittim.
Camiye gönderdiğim kitaplar Milliyet gazetesinin okuyucularına armağanı olan değerli yazarlarımızın hazırladığı 10 ciltlik ‘Hak Dini Kuran Dili’ ve Hürriyet gazetesinin verdiği çok güzel bir Kuran-ı Kerim idi. Köye gittiğimde bu gönderdiğim kitaplarımı camide göremedim cami hocasına sorduğumda:

– Evet kitaplarınız geldi ancak ben siyonist ve şeytan gazetelerin kitaplarını camime sokmadım, dedi…

Kitapların nerede olduğunu sorduğumda evinde olduğunu söyledi. Peki dedim,
camiye sokmadığın bu kitapları evine nasıl koyuyorsun, ona da cevap veremedi…

Kitaplarımı geri istediğimde ertesi günü alabileceğimi söyledi. Ertesi günü kitaplarımı aldırdığımda Milliyet ve Hürriyet gazete isimlerinin tükenmez kalemle karalandığını ve bantla kapatıldığını gördüm. Hocaya şunu da sordum :

‘Senin görüşün doğrultusundaki gazetelerin kitapları olsa onları da kabul etmez miydin?’, yine cevap yok…”

Bu hoca acaba hangi eğitimden geçti? Bu eğitimi kimler veriyor Türkiye’de?
Din bu mu?

Başbakan son grup konuşmasında dedi ki:

“ABD’ye karşı İran’ın yanında yer aldık.”

Önceleri öyleydi ama daha sonra ne olduysa ABD’nin İran’a karşı geliştirdiği
füze kalkanını lök diye Kürecik’e yerleştirdiler

Bayram

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin çağrısıyla toplanan 16 demokratik kitle örgütü, Vatan ve Cumhuriyet Birlikteliği adıyla, 29 Ekim’de Ulus’ta bulunan Birinci Meclis önünde başlayacak tarihi bir eyleme hazırlanıyor.

“Vatan ve Cumhuriyet İçin Halk Buluşması” adıyla düzenlenecek olan etkinlik saat 11:00’de başlayacak ve burada yapılacak basın açıklamasının ardından Anıtkabir ziyareti gerçekleştirilecek. Vatan ve Cumhuriyet Birlikteliği, ADD, ÇYDD, TGB, Eğitim-İş, Birleşik Kamu İş, CKD, THD gibi kitle örgütlerinden oluşuyor.

Tayyip Erdoğan, CHP’lilere “Siz Amerika’nın karşısında el pençe divan duran adamlarsınız” demiş.

Şeeeyyy… Bu lafı söylemek için Amerika’dan izin almış mı acaba!

NATO

Birçok gazete haberi: “NATO Türkiye’nin arkasında” diye verdi…
Oysa NATO Genel SekreteriRasmussen sadece:

– Türkiye’yi desteklemek için tüm planlar hazır, diyor…
Planın hazır olması başka… Planı uygulamak başka…

NATO Savunma Bakanları toplantısında gazetecilerin önüne çıkan Rasmussen NATO’nun böyle bir savaşa bulaşmasına karşı olduğunu da kaydediyor.
NATO Türkiye’yi nasıl savunur? Türkiye saldırıya uğrar, NATO ülkeleri toplanır, 28 ülke istisnasız evet derse 5. madde yürürlüğe girer. Yani… 5. maddenin işletilmesi pek mümkün değildir. Rasmussen bu sözleri moral destek amacıyla sarf ediyor belli ki…
* * *
Başbakan Erdoğan “Top atışlarına karşı kendimizi savunmayacak mıyız?” diye soruyor.
Kimse, “kendimizi savunmayalım” demiyor.

AKP’ye yönelik eleştiri:

“Neden ilişkiyi bu duruma taşıdınız, neden silahlı muhaliflere yataklık ederek ülkeyi hedef haline getirdiniz?”dir.

NATO Genel Sekreteri Rasmussen

“Türkiye’yi savunmak için planlar hazır” diyor.
Bravo!

40 bin kişinin ölümüne neden olan PKK için 30 yıldır hazırlanamayan planlar
Esad’ı devirmek için 3 ayda hazırlandı…