Etiket arşivi: Tarımsal destek

2022-23 NE BÜTÇESİ?

Prof. Dr. OĞUZ OYAN

SOL PORTAL, 25 Ekim 2022

Halkın bütçesi olmadığı kesin. Yüzü emekçiye dönük bir bütçe olmadığı daha da kesin. Bunlardan vazgeçtik diyelim; sermaye yönlü olmasına rağmen teknik anlamda ekonomik kalkınmayı / yatırımları destekleyen bir bütçe mi? Hayır o bile değil.

Bütçe Kanunu TBMM’ye 17 Ekim’de sunulmuş olmasına karşın, 2023 yılı makro ekonomik hedefleri ve bütçeye ilişkin genel veriler Eylül başında yayınlanan Orta Vadeli Program’da (OVP 2023-2025’te) yer almıştı. Bu verileri 6 Eylül 2022 tarihli Sol Gazete yazımızda “Ne Programı?” başlığıyla irdelemiştik. Şimdi değinmediğimiz noktalara daha ayrıntılı bakabiliriz. Bu arada başlangıç notu olarak, Meclis’e saygı gereği, Cumhurbaşkanlığınca hazırlanan bütçenin atanmış yardımcısı tarafından değil seçilmiş Cumhurbaşkanınca sunulması gerektiğini ve bu konuda muhalefetin çok daha sert tepki vermesinin beklendiğini belirtelim.

Şimdi tekrar soralım: Bu bütçe, neyin bütçesi? Bu bütçe, yıllardır kanıksadığımız türden bir “transfer bütçesi“. En büyük transfer kalemi de giderek şişen “faiz transferleri”.

Faiz Giderleri ve Bütçe Giderlerine Oranı

2022 (ek bütçeyle GT)                    2023 (P)                       Artış                     (%)

Faiz gideri (mr.TL)                           329,8                             565,6               71,5

Bütçe gideri (mr. TL)                    3.133,7                          4.469,6              42,6

Faiz gideri / bütçe gideri (%)          10,5                               12,7
_________________________________________________
Kaynak: 2023 Yılı Bütçe Gerekçesi verileri

Faiz giderlerinin 2021 yılında 180,9 milyar TL, 2022 başlangıç bütçesinde ise 240,4 milyar TL olduğu dikkate alınırsa artışın hızı daha iyi anlaşılabilir. Nitekim, 2023 bütçe giderleri büyüklüğünün 2022’nin ek bütçeli bütçe büyüklüğüne göre %42,6 oranında artması öngörülmüşken, faiz giderlerinde bu yıldan önümüzdeki yıla artışın %71,5 olması beklenmektedir. Bu da, faiz giderlerinin bütçe giderleri içindeki payını %10,5’ten %12,7’ye taşımaktadır.

Eğer OVP 2023-25’in 2023 için %24,9 oranındaki TÜFE öngörüsünün tutacağını (IMF bunun iki katını öngörmektedir!) varsayarsak, bütçe gideri enflasyonun iki katına yakın bir oranda büyürken, faiz giderleri artışı enflasyonun üç katına yaklaşacaktır! Buradaki çelişkilerin gerçek dışı bir enflasyon öngörüsünden kaynaklandığı açık; ama bu durum faiz giderlerinin enflasyonun çok üzerinde artacağı gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü, iktidar değişsin değişmesin, kamunun çok yükselmiş olan iç ve dış borçlarının faiz yükü giderek tırmanıyor ve kısa vadede (erimde) çözüme kavuşturulması mümkün gözükmüyor.

Bütün bunlardan sonra şu saptamayı yapabiliriz: Bütçesinin sekizde birini sermaye kesimlerine faiz gideri olarak aktaran bir iktidarın, Merkez Bankası faiz oranlarıyla aşağı doğru oynadığı oyun, bir bulvar tiyatrosu için bile fazla banal bir mizah ögesi değil midir?

Şimdi bir başka karşılaştırma yapalım. 2023 bütçesinde tarımsal desteklere ayrılan ödenek yalnızca 54 milyar TL’dir. Bu tutarın GSYH’ye oranı da yalnızca binde 2,9’dur. Tarım Kanununa göre %1 yani binde 10 ayrılması gereken ödenek gerçi birkaç yıldır binde 3’ün biraz üzerine kadar gerilemişti, ama ilk kez binde 3’ün bile altına çekildiği görülüyor. Bu durum, bu iktidarın tarımı gözden çıkarmasının yeni bir kanıtıdır. Bunun farkında olan iktidar bürokratları, Cumhurbaşkanı yardımcısının bütçeyi sunuş metnine tarımsal desteklemeye ayrılan bütçe ödenekleri yanında tarımsal yatırım ödemeleri (40,4 milyar TL) ve tarımsal kredi sübvansiyonları, müdahale alımları ve tarımsal KİT’lerin finansmanı (48,5 mr. TL) başlıkları altında 88,9 milyar TL’lik bir harcamayı ekleme gereğini duymuşlar. Ancak bu kalemler, çiftçinin eline geçen tarımsal desteklerden değildir; önemli bir kısmı bütçe dışında bankalar üzerinden yapılmaktadır, DSİ yatırımlarının ne ölçüde tarıma ilişkin kabul edileceği tartışmalıdır, bir kısmının ayrıntısı açık değildir. Dolayısıyla, “tarımsal destek” tanımına uygun kabul edilemezler.

Bütçe açıkları nereden?

Bir başka sorun da şu: 2023’te bütçe açığının 659,4 milyar TL’ye yani GSYH’nın %3,5 oranında bir büyüklüğe ulaşması öngörülmektedir. Başka deyişle, 2023 bütçe teklifi daha başlangıçta bütçe giderlerinin %14,8’ine ulaşan bir açık öngörüsünü içermektedir.  Bu, son zamanların en olumsuz bütçe dengelerinden birini oluşturan 2022 bütçesi koşullarının 2023’te de tekrar etmesinin beklendiğine işaret etmektedir. Peki salt seçim ekonomisi uygulamaları nedeniyle mi? Buna birazdan değineceğiz.

Henüz tamamlanmamış olan 2022 yılının bütçe açıkları meselesi ayrı bir muammadır: 2022’de ilk iki çeyrekte 93,5 milyar TL olumlu bakiye (artık) veren bütçe, üçüncü çeyrekte 139 milyar liralık açık vermiş ve böylece toplamda İlk 9 ayın dengesi yalnızca 45,5 milyar TL olumsuz bakiye ile sonuçlanmıştı. Peki içinde bulunduğumuz 2022 bütçesi yıl sonu için öngörülen 461,2 milyar açık düzeyine nasıl ulaşacaktır? Üçüncü çeyrekte bütçenin ciddi açık verdiğine, hatta bunun sadece Eylül ayında 78,6 milyar TL düzeyine ulaştığına bakarak bunu “ulaşılabilir” bulabilir miyiz? Soruyu şöyle de sorabiliriz: 2022 yılının dördüncü çeyreğinde 415, 7 milyar TL’lik devasa bir açık (veya her ay üst üste ortalama 137 milyar TL düzeylerinde rekor açıklar) mümkün mü ve eğer mümkünse hangi nedenlere bağlı olacak?

Bir kere Türkiye’deki bütçe uygulamalarında öteden beri açık veren hesaplar yılın son aylarına (hatta son ayına) yığıldığı ve ödenek artıkları son aylarda kullanıldığı için, Aralık sonu görülmeden bütçe dengesi pek anlaşılamaz. Ama bu defa bu alışıldık rutinin çok dışına çıkıldığı görülmektedir. Muhtemel nedenleri sıralayalım:

(i) Gizlenen kamu açıkları bu yıl geleneksel olanın çok ötesindedir. Bunun bir nedeni de enflasyonun bütçe öngörülerinin çok üzerine çıkmış olmasıdır. Bunun etkisi, gelirler üzerinde olumlu ama giderler üzerinde olumsuzdur. Olumsuz taraf ağır basmaktadır. Ek bütçe bunu telafi edememiş, yıl bitmeden aşılmıştır.

(ii) Kamunun iç ve dış borç yükü olağanüstü artmıştır. Yukarıda gösterdik, bütçe üzerine yıkılan faiz giderleri de buna bağlı olarak çok yükselmiştir. İç borçların üçte birinin bile dövize endeksli borçlanmaya dönüşmesi nedeniyle, kur artışlarına bağlı olarak hem anapara hem de faiz borcu yükselmektedir. Yılın ilk dokuz ayında faiz ödeneğinin 207 milyar TL’si kullanıldığına göre, eğer yıl sonu hedefi aşılmazsa, son üç aya en azından 123 milyarlık TL’lik bir ilave (ek) faiz gideri sığdırmak gerekecektir.

(iii) Kur Korumalı Mevduat (KKM) üzerinden bütçeye gelen yük, Mart-Eylül döneminde 84,9 milyar TL olmuştur. (Buna vazgeçilen vergi gelirleri dahil değildir. TCMB’nin üstlendiği yüklerin dolaylı olarak Hazine’ye yansıması da hesap dışıdır). Yılın son üç ayında KKM üzerinden doğrudan bütçeye gelecek yükün şimdiye kadar gerçekleşmiş olanın 2-2,5 katına çıkması olasılığı bulunmaktadır.

(iv) KÖİ üzerinden gelen ve kur farklarıyla şişen garanti ödemelerin, bu amaçla bütçeye konulan ödeneklerin çok üzerine çıkması beklenmelidir.

(v) KİT açıkları 2022’de 430 milyar TL ile rekor kırarak aynı yılın bütçe açıklarına yakın bir düzeye tırmanmıştır. Bunun Hazine’ye / bütçeye yansımaları olmaktadır.

Seçim ekonomisinin payı nedir?

2022 ve 2023’te bütçe açıklarının devasa boyutlara ulaşmasının nedenleri arasında seçim ekonomisi uygulamalarını saymadık. Bu, bu tür uygulamalarının hiç etkisi olmadığı anlamında değildir. Kaldı ki yukarıda sayılan dengesizlik kaynaklarının bir bölümünde iktidarın kimi genişletici maliye politikalarının rolü de vardır: Bütçe kısıtlarını aşmak için iç borçlanmaya yüklenme, kimi zamları erteleyerek KİT zararlarını artırma (BOTAŞ, vd.), son olarak Hazine-Halkbank ortaklığıyla esnafa 100 milyar TL’lik bir kredi pompalamasını başlatma gibi. Hatta, biraz zorlamayla, KKM’nin de seçimlere kadar kuru tutmak için icat edilmiş bir zarar kalemi olduğu ileri sürülebilir. Asgari ücretin beklenenin dışında iki kez artışı da bununla ilişkilendirilebilir ama bu yaklaşım, enflasyonun bozucu etkileri karşısında işçi tabanından yükselen tepkileri değersizleştirmek gibi sonuca götürür. Kaldı ki, asgari ücret artışı daha çok özel sektörü ilgilendirir ve TÜFE’nin manipülasyonuyla kamuda ve özelde reel ücretlerin baskılandığı unutulmamalıdır.

Bütün bunlara rağmen (karşın), Türkiye’de bütçe olanaklarının giderek daraldığını ve TCMB banknot matbaasının para basma kapasitesinin sınırsız olmadığını hatırda tutmakta yarar vardır. İktidarın seçmene ulaşmak için kullandığı doğrudan bütçe harcamaları çok semboliktir. Herkese dokunmak için çıkarılan bazı uygulamaların bütçesi son derece küçüktür. Örneğin son olarak çıkarılan SYDTF’den dul kadınlara yardım, üç çocuğu olanlarla sınırlı olduğu için, tam da buna iyi bir örnektir. Bu amaçla harcanması planlanan 607 milyon TL, 2022’deki 4,5 trilyonluk bir bütçe büyüklüğünün bindelik kesirlerine bile girmez! Sosyal konut projesi için TOKİ’ye aktarılmak üzere bütçeye konulan 10 milyar TL’lik ödenek bile binde iki dolayındadır.

Sonuç olarak; İktidarın ekonomiye müdahale kapasitesini abartmamak gerekir. Türkiye, ekonomi yönetiminin doğrudan sorumluluğu altında, bir kamu maliyesi krizine doğru koşar adım ilerlemektedir ve bu koşullarda bütçe kısıtları iktidarın ayak bağıdır. Muhalefet, iktidarın “seçim ekonomisi” bağlamında şapkadan hangi tavşanları çıkaracağı kaygısına kapılmadan, kendisinin gerçekten alternatif  (seçenek) olabilecek programı üzerinden sahaya çıkabilirse, bu koşullarda farkı açmaması mümkün (olanaklı) değildir. Ama yapabilecek mi? Yapabilir mi?

ÇİFTÇİYE MAZOT DESTEĞİ

ÇİFTÇİYE MAZOT DESTEĞİ KONUSUNDA BİLGİ NOTU (Mazot Desteği Dosyası)

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

1-Cumhurbaşkanı adaylarından Muharrem İnce, çiftçilere tarımsal faaliyetlerinde kullanacakları mazotun litresini 3 TL’den vereceği vaadinde bulunmuştur.

Bu vaat üzerine; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı A. Eşref Fakıbaba yaptığı açıklamada :

2018 yılından bu yana çifçilerin kullandıkları mazotun yarısının Devlet tarafından ödenmeye başlandığını, bu bağlamda  çiftçilerin kullandıkları mazotun 2,35 TL’ye karşılık geldiğini belirtmiştir.[i]

2-5488 sayılı Tarım Kanun’unda çiftçilere yapılacak (doğrudan gelir / fark ödemesi / telafi edici ödemeler / hayvancılık destekleri / kırsal kalkınma destekleri vb.) destekler ayrıntılı olarak belirtilmiştir.

Bu yasa uyarınca bütçeden ayrılacak kaynağın, gayrisafi millî hasılanın % 1’inden az olmaması gerekmektedir.

Tarımsal destek bağlamında merkezi yönetim bütçelerinden; 2017’de 12,7 milyar TL harcama gerçekleştirilmiş, 2018 bütçesinde ise 14,5 milyar TL ödenek ayrılmıştır.

Tarımsal destek için harcanmış / ayrılmış bu miktarların; aynı yıllara ait GSYİH tahminlerinin, ancak % 0,4’leri düzeyinde kaldığı görülmektedir.

3-Doğrudan gelir destekleri kapsamında çiftçilere mazot desteği de verilmektedir. Çiftçilere yapılacak mazot desteğinin usul ve esasları (AS: ilke ve yöntemleri) her yıl Bakanlar Kurulunca yeniden karara bağlanmakta ve R.G.’de yayımlanmaktadır. Ayrıca Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca konuya ilişkin ayrıntılı hükümleri içeren bir Tebliğ de çıkarılmaktadır.

Bu düzenlemelere göre sisteme kayıtlı çiftçilere, destek kapsamındaki tarım ürünlerinin üretiminde kullanılan mazot için alan (AS: ekim alanı) bazlı destek ödemeleri yapılmaktadır. Baz olarak ele alınmış hububat ürünleri için dekar (AS: Dönüm, 1000 m2) başına 2017’de 13,49 TL, 2018 için 15 TL mazot desteği öngörülmüştür.

Çiftçilere destek ödemeleri ekim ve hasattan sonra (bir yıl gecikmeli) yapılmaktadır.

Çiftçilere mazot desteği bağlamında merkezi yönetim bütçesinden toplam olarak, 2017’de 700 milyon TL, 2018’de 1,9 milyar TL harcama yapılmıştır.

Ödemelerinin (transferlerin) gerçekleştiği fiili tarihler (Şubat/2018) üzerinden yapılacak bir hesaplamaya göre; 2017 yılındaki üretimi için hububat çiftçisine dekar başına ödenen 13,49 TL destek, (13,49/5,80=2,43) 2,32 TL / 1 Lt mazota karşılık gelmektedir. Oysa hububat üretiminde dekar başına asgari 8 (Lt) mazot tüketildiği bilinmektedir.

Böylelikle çiftçilerin hububat üretiminde tükettikleri motorinin yaklaşık 1/3’ünün  desteklenebildiği anlaşılmaktadır.

Bir başka anlatımla mazot desteğinden yararlanan hububat çiftçilerinin kullandıkları motorinin (Lt) fiyatı 4,11 TL’ye gelmektedir.

Bu yüzden Sayın Fakıbaba’nın, ödemelerin bir yıl gecikmeli yapılmasını ve hububat üretiminde dekarda 8 (Lt) üzerinde motorin tüketildiğine ilişkin yerleşik hesaplamaları[ii] göz ardı ederek; çiftçilere mazotu 2,35 TL’den verdikleri şeklindeki açıklamaları / hesaplaması gerçeği yansıtmamaktadır.

Öte yandan 2018 yılında yapılan / yapılmakta olan 1,9 milyar TL destek ödemesi ile 327,5 milyon litre mazot alınabilmesi olanaklıdır. Oysa  çiftçilerimiz tarımda yıllık olarak ortalama 3.5 milyar litre mazot kullanmaktadır. Bu yüzden tarıma sağlanan mazot desteğininin yalnızca %9,4 oranında kaldığı görülmektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvanclık Bakanlığının 2007 yılı verilerindeki tarımda kullanılan mazot miktarını 1,3 milyar Lt olarak gösteren rakam esas alınsa bile, sağlanabilmiş mazot desteğinin oranı % 25’i geçmemektedir.[iii]

Mazottan alınan yüksek oranlı vergiler dikkate alındığında, çiftçilerimize sağlanmış desteğin, mazotu alırken ödedikleri vergileri bile karşılayamadığı anlaşılmaktadır.

Öbür yandan, çiftçilerimize mazotun 3 TL üzerinden verilmesi ve tarımda kullanılan tüm mazotun destek kapsamına alınması durumunda; bu yıl için ayrılmış 1,9 milyar TL ödenek yerine, (tarımda yıllık olarak ortalama kullanıldığı varsayılan) tüketim miktarlarına göre 3,6-9,8 milyar TL arasında değişen ödeme yapılması için, Bütçede öngörülmüş 65,9 milyar TL net borçlanma rakamının daha da artırılması gerekmektedir.

Değerli dostumuz E. Mülkiye Başmüfettişi Sayın Mahmut Esen‘in bu irdelemesi ders vericidir. İşte Mülkiye, bizim de mezunu olduğumuz SBF, böylesine bir seçkin bilim – eğitim kurumudur ve Sn. Mahmut Esen gibi nitelikli Mülkiye Başmüfettişleri yetiştirmektedir (temel eğitimi).

Öte yandan günlük siyasetçinin ne denli ucuz, matematikten uzak uluorta söylemler içinde olduğunu üzülerek izliyoruz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı A.E. Fakıbaba bir Tıp Doktorudur (Atatürk Üniv. Tıp Fak. 1975 mezunu, genel cerrahi uzmanı). Meslektaşımız olarak kılı kırk yaran davranışlar içinde olması ve cerrah titizliği ile Bakanlığında bilimsel yönetim sergilemesini beklemek hakkımız değil midir? Düşsel (Ütopik) midir bu dileğimiz? Bizi geçelim, Bakan’ın kendisinin güvenilir – güncel sayısal verilere dayalı bilimsel siyaset – yönetim yükümü etik ve yasal olarak yok mudur?!

Sayın Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in yaptığı 4 işlemdir. Karmaşık / ileri matematik değil yalın bir aritmetik söz konusudur. Yanı sıra, emek vererek mevzuat araştırması yapmıştır. Günceli doğallıkla izleyen Sayın Esen, aydın yurttaş – uzman kimliği ve sorumluluğu ile kamuoyunu aydınlatmak ve gerçekleri sunmak istemiştir. Emekliliği biçimseldir görüldüğü üzere..

Bilimsel nesnelliği ise ilkeli duruşuna omurgadır, gerçeğe erişimin pusulasıdır.

Öte yandan, geçelim yalın aritmetiği, ileri matematik kullanarak tarımsal üretimde, gıda gereksiniminde, dağıtımında…… bu alanın girdi ve çıktılarında matematiksel modellemeler yaparak sayısal karar verme tekniklerinin (quantitative decision making procedures) kullanılması artık çağımızda kaçınılmazdır.

Yaşamın her alanında olduğu gibi, Yönetimde de özellik ve öncelikle BİLİMSEL AKILCILIK biricik yol gösterici olmak zorundadır. Artık “Yöneticileri” analar doğurmamakta; nitelikli eğitim – araştırma – hizmet kurumlarında alın teri ile ve yıllarca emek ile İYİ YÖNETİCİ olunabilmektedir. Bu niteliğe erişmek, kişinin kendisine ve halkına – çağına karşı vazgeçilmez insansal (insani) sorumluluk, yükümlülük ve kazanılması gerek zorunlu bir erdemdir.

Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com