S-400’lerin gelişi nelere yol açacak?

S-400’lerin gelişi nelere yol açacak?

Barış Doster
Cumhuriyet
, 13.7.19

Milli Savunma Bakanlığı, Rusya’dan alınan S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi’nin birinci grup malzemelerinin Ankara’da Mürted Hava Meydanı’na intikaline başlandığını açıkladı. Neresinden bakılırsa bakılsın askeri, siyasi, diplomatik ve teknolojik açıdan önemli bir gelişme bu. Etkilerini ve sonuçlarını; sistemin alınmasını savunanların ve karşı çıkanların tezlerini, gerekçelerini daha uzun süre tartışacağız. Bu aşamada öncelikle üzerinde durulması gereken, Türkiye’nin bu adımının stratejik bir tercihe dönüşüp dönüşmeyeceği. Kalıcı olup olmayacağı. Batı’yla, Atlantik cephesiyle, ABD ve NATO’yla bir süredir yaşanan gerilimi daha ne kadar tırmandıracağı. Yani kısa, orta ve uzun vadeli, çok yönlü sonuçlarının neler olacağı…

Tartışmayı zenginleştirmek adına, öncelikle şu diplomatik yasayı vurgulayalım:

Bir ülke zayıf düştüğü, yönetimi istikrarsız, ekonomisi güçsüz, toplumsal yapısı kırılgan hale geldiği zaman, hasımları, rakipleri, muhalifleri onu daha da güçsüz kılmak için fırsat kollarlar. Türlü çeşitli yollarla, araçlarla baskı yaparlar. Öte yandan dost, müttefik devletler de o ülkenin bu zayıf halinden yararlanmaya çalışırlar. Onun üzerindeki etkilerini, nüfuzlarını artırmaya gayret ederler. Güçsüzleşmiş, yön duygusunu yitirmiş ülke ise büyük güçler, farklı bloklar arasındaki bu mücadelede arada kalır, bocalar. Bizde, Tanzimat sürecinden bu yana Osmanlı diplomasisi, bir büyük gücü, bir başka büyük güçle dengeleme konusunda oldukça deneyim kazanmıştır. Tanzimat paşaları da, ardından uzun süren iktidarı boyunca Sultan Abdülhamit de, bu politikayı izlemiştir. Yeni Osmanlıcı ve Abdülhamit hayranı AKP de, bunu yapmaya çalışıyor.

Dış politikanın açmazı

Ne var ki açmazları var AKP’nin dış politikasının. Çünkü Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı Almanya ile. Doğalgazda bağımlı olduğu ülke ve en büyük üç dış ticaret ortağından biri Rusya. İç ve dış siyaseti, savunma ve güvenlik politikası üzerinde en çok nüfuz sahibi olan ülke ise ABD. Türkiye; bunlardan biriyle gerilim yaşayınca, öbürleriyle yakınlaşıp denge kurmaya çalışıyor. Bazen aynı anda ikisiyle sorun yaşayınca, denge kurmakta zorlanıyor. Dahası;

– dış politikayı fazlasıyla iç siyaset malzemesi yaptığı,
– diplomatik üslup yerine hamaseti öne çıkardığı,
– sorunları fazlasıyla kişiselleştirip duygusal tepkiler verdiği,
– dış politikaya ideolojik, mezhepsel gözlüklerle baktığı için de;

bu ülkelerin hiçbiri tarafından güvenilir ve öngörülebilir bulunmuyor. Yani ne ABD Türkiye’nin NATO’dan kopmayı göze alacağına inanıyor ne Rusya Türkiye’nin sahici, samimi, kararlı bir Avrasya siyaseti güttüğünü düşünüyor.

“S-400 mü, F-35 mi?” gerilimi üzerinden Rusya ile ABD arasında kalan Türkiye, bu tercihiyle Rusya’nın siyasi, iktisadi, askeri, teknolojik nüfuzuna daha açık hale gelirken, ABD başkanına “dostum” demeyi de sürdürüyor. Topraklarında üs kurduğu, uğruna Suudi Arabistan’la gerilim yaşadığı, yatırım yapmasını beklediği Katar’ın, Doğu Akdeniz’de karşı cepheyle işbirliği yaptığını gördüğü halde,

  • Türkiye, Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge (MEB) ilan etmiyor.

Suriye konusunda, ABD etkisinden kurtulamıyor.
İngiltere bile Avrupa Birliği’nden (AB) çıkmışken, Türkiye AB aday üyeliğinin,
Gümrük Birliği’nin zararlarını tartışmıyor.

Kısacası, Doğu Akdeniz’de sondaj yapan gemilerin adı Fatih ve Yavuz olsa da, izlenen dış politika Osmanlı’nın son dönemini anımsatıyor.