Zahide UÇAR: VEFASIZLIRA ÇAĞRIMDIR: BİRAZ VİCDAN

VEFASIZLIRA ÇAĞRIMDIR: BİRAZ VİCDAN

Zahide UÇAR

FETÖ Deşifre oldu. Milli güçlere CİA öncülüğünde yaptığı kumpasları siyasi ortakları bile itiraf etmek zorunda kaldı. Ama ilk kurbanları unutuldu. Kimler mi? Anlatayım;
Yıl: 2005, Şehir: Şemdinli, Konu: PKK’lı Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevinin bombalanması (!)..
Türk Ordusu’na kurulan ilk kumpastır. Kumpasın arkasından dönemin Başbakanı Şemdinli’ye gitti. İlk ziyaret ettiği yer, PKK’lı Seferi Yılmaz’ın Kitabeviydi.
Şemdinli’de askere kurulan kumpas sonrası, cenazede PKK paçavrası asıldı. Bu o dönemin ilklerindendi. Ordu, kumpas ve PKK kalkışması üzerine, Şemdinli üzerinde F-16’ları uçurdu. Dönemin Başbakanı şöyle bir açıklama yaptı;
“-F-16’ların uçurulması da, PKK bayrağı açılması da yanlıştır.”
Bu söz PKK ile Türk Ordusu’nu aynı kefeye koyan bir sözdü. Ve bu söz, yeni sürecin ne olacağını açıkça gösteriyordu ama görmek isteyene. Bu yeni süreçten sonra PKK tanık oldu, Türk Ordusu sanık.
Kumpas sonucunda, özel yetiştirilmiş, PKK’ya karşı çok önemli operasyonlarda yer almış iki Astsubayımız, adeta linç edildi. Kumpası F-CİA yargısıyla taçlandırdılar(!).. Ve ilk görevli savcıyı buldular: Ferhat Sarıkaya. O şimdi itirafçı. Ve kumpasın nasıl kurulduğunu açıkça itiraf ediyor. Kumpasın içinde bulunan bütün yargı mensupları F-CİA terör örgütü elemanı çıktı. Astsubaylar Özcan İldeniz ve Ali Kaya, itirafçı Veysel Ateş 39 yıl hapis cezası aldı. Gerçekte ise, F-CİA tarafından esir alındılar. Bütün kumpas ortaya çıkmış olmasına rağmen, 2005 yılından bu yana esaret hayatları devam ediyor. Yani 12 koca yıl. Aileleri ne oldu bilmiyoruz. Ne ile geçiniyorlar bilmiyoruz.
Özel yetiştirilmiş, çok önemli görevlerde bulunan iki Astsubayımız… Türk Devleti ve Milletine, canlarını ortaya koyarak verdikleri hizmet, PKK’yı besleyip büyütenler tarafından cezalandırıldı. 
Ve; İki Astsubayımız içeride unutuldu iyi mi? FETÖ ile yatıp, FETÖ ile kalkanlar, gaz çıkarsa FETÖ yaptı diyenler, FETÖ’nün esir aldığı iki yiğidimizin FETÖ esir evinde çürümesine göz yumuyor.

ZULÜM İŞTE BUDUR!
Kahramanlarına sahip çıkmayan bir ülkenin bağışıklık sistemi çöker. Beyinlere; “devlete canı pahasına hizmet edenler mutlaka cezalandırılır ve halkı da bu cezaya göz yumar” mesajı kazınır. Ve bir daha kahraman yetiştirmen zorlaşır. Ordun Saddam’ın, Kaddafi’nin ordusuna dönüşür. Sonrası malum…
Anlı-şanlı yazarlarımız, hani şu çok okuyup paylaştıklarınız, bu Astsubaylarımızı neden hiç hatırlamıyor? Gündeme getirmiyor acaba?
Pardon, onlar şu ara çok meşgul değil mi? Onlar yeni alınan gaz-teci ve az da olsa gazetecilerin derdine düşmüş durumdalar. Ali Kaya, Özcan İldeniz ve Veysel Ateş’i hatırlayacak zamanları mı var(!)? İki garipcik… İsimsiz kahramanlardan ikicik kişi… Göz ardı edilebilir öyle mi??
İşin daha tuhafı, F-CİA kumpasıyla içeri alınıp, FETÖ-AKP çatışmasından sonra, zorunlu olarak esir evlerinden dışarı bırakılan askerler de dile getirmiyor.
Yazık ki ne yazık!!.
Bir zulme sessiz kalan, kör olan herkes biraz zalimdir. Kimse kusura bakmasın.
2005 yılından bu yana zalimin karşısında, mazlumun yanında yer alan yazılar yazıyorum. Yazılarımın bazılarını çalıp, kendi yazısı gibi yayınlayan yazarlar oldu. Hergelekon ve türevi kumpaslar başladığında kumpasın arkasındaki CİA’yı açık eden yazılar yazdım. O süreçte birkaç yazar hariç, yaygın medya yazarları CİA yargısına saygı duyma yarışına girmişti. Öyle ki, CİA’nın derdest ettiği İlker Başbuğ bile, CİA yargısına saygı duyduğunu söylüyordu.
Günümüze gelince, yazılarımdan esinlenen, çalanlar dahil, haklarını savunduğum askerler bile beni “ÖZENLE” görmemezliğe geliyor. Sizce neden?
Görmediklerini, göremediklerini gözlerine soktuğum için olabilir mi?
Kendi mağduriyetlerini, esaretlerini (ki, içeri alınanlar esirdir diye yazan ilk kişiyim), kumpasları yazarken, 12 yıldır esir edilen iki Astsubayımızı unutmak… Dile getirmemek… Nasıl bir insanlıktır?
YAZIK!!.
Bunları yazdığım zaman da “öcü” oluyorum.
Kimse kendi hakikatiyle yüzleşecek kadar özgüven sahibi değilse, bugün ülkece içinde bulunduğumuz acıklı durum da NORMALDİR!!
Ne zaman İNSAN oluruz?
* Herkes için adil ve vicdanlı olduğumuz, korkmadan gerçekleri dile getirebildiğimiz zaman.
(AS: Yazardan dolaylı e-ileti ile bize ulaştı… ve aynen paylaştık..)