Yılmaz ÖZDİL : Bu gözlere iyi bak!

Bu gözlere iyi bak!

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 13.07.201

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

Yücel… Hataylı. Uzman çavuştu.
2011’de Şırnak İdil’de arazi taraması yapıyorlardı, 20 kiloluk elyapımı bomba uzaktan kumandayla patlatıldı, havaya uçtu.
*
Vücuduna elektrik verilmiş gibi hissetti. Bacağını yokladı, bacağı yerinde yoktu. Tüfeği aklına geldi, kapıp çatışmaya girmek istedi, tüfeğini bulamıyordu, güpegündüz, zifiri karanlıktı… O an farketmemişti, gözleri de gitmişti. Kelime-i şehadet getirdi.
*
Son nefesini vermeye kendini hazırlamıştı ama, kahraman ruhu teslim olmadı, hastaneye yetiştirdiler, bir değil, beş değil, kalbi 47 defa durdu kardeşim, 47 defa yeniden çalıştırdılar, 147 ünite kan verdiler, 73.5 litre eder, dile kolay, 60’dan fazla ameliyat oldu.
Nihayet hayata tutundu. Ama… İki gözü artık yoktu, sol bacağı yoktu, sağ bacağının dizden aşağısı tutmuyordu, karnına şarapnel saplanmıştı, bağırsaklarının önemli bölümü alındı, idrar torbası taşıyor, altı sene geçti, bıçak altına yatmaya devam ediyor,
şu an planlanmış en az altı ameliyatı daha var.
*
Ve, bunca ızdırap içinde onu kahreden konu bambaşkaydı. Gazi olduğunda evliydi.
Üç yaşında kızı vardı. Babasının göz çukurlarına bakmaya korkuyordu. Yücel’in kendisi gibi gazi olan arkadaşları aralarında para topladı, bu avucunda gösterdiği gözler alındı.
Yücel göz çukurlarına taktı. Baba-kız bundan böyle asla göz göze gelemeyecekler ama,
en azından, minik kızı kendisine baktığında korkmuyor artık… Yücel bunu hissedebiliyor.
*
Gözleri olup görmeyenler… Suriyelilere TOKİ’den ev vermeye kalkanlar, önce bu gözlere baksın diye yazıyorum bu satırları. Şehit cenazelerinde CHP çelenklerini parçalayan kiralık tosunlar, bu gözlere daha iyi baksın diye yazıyorum. Çünkü…
Yücel kirada oturuyor. Binlerce şehit ailesi, onbinlerce gazimiz gibi, kirada oturuyor.
*
Hiç öyle suratını başka tarafa çevirme… Sana söylüyorum! Bu gözlere iyi bak.
Sonra utanmadan verebiliyorsan ver Suriyelilere TOKİ evlerini.

====================================

Dostlar,

İnsan zekasının benzersiz niteliklerinin başında düşünce yeteneği geliyor.
Bu benzersiz yeteneğin en etkili araçlarından biri de söz ve yazı..
Sözcükler, gerek yazılı dilde gerekse sözlü iletişimde müthiş araçlar.
Yılmaz Özdil bir yazı ustası, kolay yetişmeyen bir kalem erbabı..
Hem yüksek zekasının hem de araştırıcı emeğinin, alınterinin harmanı bu yazıları.
Hiç kuşku yok, Türkiye’de Aydınlanma savaşımına örülmesine ciddi katkıları var.

Ülkemizi yöneten ve herkesten çok dinci takılan, nerdeyse dini tekellerine almaya çalışan tayfanın sefalet örnekleri bitmiyor..
Hem Suriye’de iç savaşı her türlü hukuk ve insanlık dışı yöntemlerle kışkırtacak ve insanlık suçu işleyeceksin hem de yerinden yurdundan olan 3 milyon dolayında insana ”ensar” oluyoruz diye halkımızı ve de kendini kandırmaya çalışacaksın..
Gerekçelerin de orta zekalı adamı aşmayacak…

Bu akıldışı tablo sürdürülemez..
Yapılacak şey, Rusya ve İsrail’le olduğu gibi, ilişkileri iyileştirmek için başa dönmek.
Esad, ülkesinin seçilmiş devlet başkanıdır ve O’nu değiştirmek yalnızca
Suriye seçmenlerinin hakkıdır. Başka hiç ama hiç kimsenin değil.
Hele Türkiye’nin, üstelik de Batı maşası olarak yüz kızartıcı biçimde hiç değil..
Faturanın ne denli ağır olduğu yaşanarak görüldü. Adama tükürdüğünü yalattılar.
Suriye’de de benzeri olalı. Başkalarının içişlerine karışmamak uluslararası hukukun
en temel ilkelerindendir. Suriye ile ilişkilerin onarımı (restorasyonu) zorunludur ve hızla başlanmalıdır. Komşumuza barış geldiğinde, 3 milyona yakın Suriyelinin ezici bölümü ülkelerine dönecektir. Bülbülün altın kafesi örneği.. Doğal ve doğru olan da budur.
Kalanlar için ise uluslararası hukukun kuralları uygulanır.. Saçma sapan sokak söylemleriyle böylesine ciddi sorunlar çözülemez. AKP’nin aklını başına alması gerek. Sadrazam Binali Paşa‘nın buyurdukları üzere, ”Şam’ın güvenliği İstanbul’un güvenliğidir..” Bu doğru da ardında gelen ”Eset..” diye başlayan tümce tutarsızlığın şahikası. ”Müslüman” (!) ve Arap – Arapça hayranı AKP’liler bilmeli ki, biliyorlar ki, Arapça’da ”Esed” yoktur.. ”Esat” vardır. Amerikan ağzıyla konuşmak yakışıyor mu, yaptığınızın ayırdında değil misiniz?

İl başkanlarını Ankara’ya toplayıp gaz almak, yıkayıp yağlamak, karışmış kafaları afsunlamaya çabalamak… Nereye dek ??
Hem de ortanın epey altı hitabeti ile bu Sadrazamla mı??
Adama sorarlar : TOKİ evlerinde boş ve gereksinim fazlası kaç daire var?
Diyelim ki 800 bin ile 1,2 milyon arası..
Ve devamla; neden bu denli muazzam konut fazlası yarattın da öğrenci yurtları sorununu çözmedin, ülkemizde evsiz bırakmadın??
Gazi, şehit.. hak edenlere vermedin??
Basiretin mi bağlı, aldığın emirler mi böyle??

Sevgi ve saygı ile.
14 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Naci BEŞTEPE : Tabuları yıkmak


Tabuları yıkmak

????????????????????????????????????????????????????????????

Naci BEŞTEPE
E. Tümgeneral
11.07.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının sonundadır..)

İnsanlar tarih boyunca tabular yaratmış ve onların esiri olmuştur.
Sırrını çözemedikleri doğal unsurları (güneş, ay vb.) tanrı kabul edip tabulaştırmışlardır. Zamanla kendi yaptıkları taştan heykeller almıştır onların yerini. Son aşama tek tanrılı dinlerdir.
Her dinin tabuları vardır. Reform ile Hristiyan Avrupa tabuların çoğunu yerle bir etmiş, akıl ve bilim ön plana çıkmıştır. İslam alemi aynı cesareti gösterememiştir.

Atatürk laikliği getirerek tabuların baskısını yıkan bir devrim gerçekleştirmiştir. 
Bugün hala tarikat ve cemaatler yeni tabular peşindedir.
Önleri açıldıkça tabular çıkmazına saplanma kaçınılmazdır.

SİYASETTE TABUCULUK

Siyasette de her dönemde tabular olmuştur. Halen vardır. Yenileri eklenmektedir.
Bunları yıkmak zorunluluktur.
Büyük tabu, ”ABD büyüktür, karşı konulamaz, istekleri geri çevrilemez..”

Türk siyaseti de bürokrasisi de bu tabunun esiridir.
İyi niyetinden şüphe etmediğimiz pek çok sivil-asker aydın da.
Oysa;  yenilmemiş, yıkılmamış, karşı konulmamış büyük devlet yoktur.
Siyaset çözüm üretme sanatıdır ve ABD ile dengeli ilişkinin yöntemi mutlaka

RUSYA DÜŞMAN, ESAD ZALİM

Tarihten gelen “Rusya düşman” tabusu da yıkılmalıdır.
Sıcak denize inmek için Türkiye’yi yutacak bir Rusya artık yoktur. Yutulacak Türkiye de.
Bunlar yetmedi RTE/AKP, ”Zalim Esed” tabusunu parlattı. Kan emici emperyalistler dururken ve pek çok ülke siyaset değiştirmişken Esad’a düşmanlıkta ısrar saçma bir tabudur.
Tez elden yıkılmalıdır. Bakan Bozdağ’ın “Ankara’nın güvenliği Şam’dan geçer” açıklaması doğru bir tespit ve tabuları yıkma yolunda uygun bir adımdır. Sanırım RTE’nin dönüş sinyalidir.

NATO’DAN ÇIKILAMAZ

Rusya ve ABD tabularının sonucu olan bir tabudur. Askeri ağırlıklıdır.
“Rusya’yı engelleyemeyiz, uçaklarımızı uçuramayız, cephane bulamayız, Avrupa’da başka platformda söz sahibi olamayız” ve benzeri saptama ve saplantılar ile oluşan bu tabunun da yıkılma zamanı gelmiştir. Dünya dengeleri değişmektedir. Değerli ağabeyim, stratejist
Nejat Tarakçı’nın da Aydınlık’ta yazdığı gibi Türkiye bunların çaresini bulacak bir ülkedir.
Yeter ki tabulara değil akıl ve bilime kulak veren bir yönetime sahip olalım.

*****
PAZARTESİ İĞNELERİ

PİŞMAN

Irak’ta Saddam’ın heykelini yıkan El Jaburi, pişman olduğunu ve Irak’ın ortaçağa götürdüğünü söyledi.
Liboşlar uyanın…

SEL

Perşembe’yi sel aldı.
Türküde Çarşamba’ydı.
Ordu’nun dereleri yukarı aktı…

SAHİP

RTE, Suriyeliler için, ”Biz almayalım da İngiltere’ye, Kanada’ya mı gitsin?”
Türk çocukları işsizlikten gidiyor, kim netsin?…

DUA

Bakan Eroğlu’na göre mültecilerin duasıyla %5 büyümüşüz.
TÜBİTAK da duayla sebze büyüten projeyi ödüllendirmişti.
Bilim bitti, akıl gitti…

=========================================

Dostlar,

Değerli dostumuz E. Tümg. Naci Beştepe’nin bu yazısı çok önemli saptamalar içeriyor..

İlki,
ABD’nin gücünün ve etkinliğinin sınırsız abartılmasının ne denli yersiz ve yanlış olduğuna ilişkin.. Aynen katılıyoruz.. ABD imparatorluğu çöküşte değilse bile duraksamadadır ve
inişe geçişi de çok uzak olmasa gerektir.

İpuçlarını değerlendirmek için Paul Kennedy’nin “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşü” adlı kitabına bakılmalıdır. Ayrıca Wilfredo Pareto’nun “Elitler Kuramı”na da..

İkincisi, “NATO’DAN ÇIKILMALI” saptamasıdır. Bir asker için yürekli ve devrimci bir çıkıştır. Naci Beştepe Paşaya yakıştığı gibi. Naci Paşa, NATO’da görev almamış bir komutandır. Bu olguyu, altını çizerek paylaşmak istiyoruz.

Üçüncüsü; NATO ile bağlantılı sefalet örneği.. Zavallı NATO, soğuk savaş döneminin NATO karşıtı Varşova Paktı’nın merkezi olan Polonya başkentinde doruk (zirve) toplantısı yaparak sözde psikolojik gözdağı veriyor Rusya’ya.. Demek bu moral dopinge gereksinim olmalı!?

Bakar mısınız çıkan yeni (!) tehdit tanımına?
Çin ve Rusya hala potansiyel tehditmiş dünya barışına..
Yarattıkları IŞİD başta terör örgütleri, ekonomik felaketler… yetmezmiş gibi..
Ya da onları perdelemek için.. Sürekli düşmana gereksinim var. Ona karşıtlık üreterek varolacaklar.. Bereket yeni bir olgu eklediler listeye : Siber tehdit..
Karşı koyma yöntemleri arasında eşdeğer siber savunma araçlarına ek, konvansiyonel silahlar da var! Eee, silahlanma yarışı durdurulabilir mi? Sistem bu iğrenç oyuna temelli..

Zavallı NATO ve zavallı NATO tutsakları…

Merhum Turan Dursun‘un deyimiyle “Tabu Can çekişiyor”..
Hiç ama hiiç kuşkumuz yok, ülkemiz ve insanlık bu sefil bebeklik – çocukluk dönemlerini geride bırakarak hızla olgunlaşacak ve akıllanacak..

Bu bağlamda, Bakan (!) efendi, üstelik de Profesör, Veysel Eroğlu’na göre

– Mültecilerin duasıyla %5 büyümüşüz..

söylemi midemizi bulandırmakla birlikte, kendisine inandığı tanrıdan mağfiret ve müstehakını vermesini diliyoruz. Sadrazam Binali Paşa‘nın da hakkını vermek gerek, önceki gün buyurdu;

– Dünyada bir Çin, bir Hindistan, bir de Türkiye ekonomik olarak büyüyor, hepsi o kadar..

Başimam ise 3 milyona yakın ve “hızla” çoğalan Suriye ve Irak’lı sığınmacının oylarına
göz dikmiş durumda.. AKP toptan kafayı sıyırma sınırına dayandı korkarız / umarız..

Bu yazıda işlenen olgular ve belirlemeler, eminiz, uygarlık tarihi için önemli veriler olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
12 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Zeki Sarıhan : MEZUNİYET KONUŞMASI

MEZUNİYET KONUŞMASI

portresi

 

 

Zeki Sarıhan
19.6.2016

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’nin bütün okullarında ders yılını bitiren ziller çaldı. Törenler yapıldı, karneler dağıtıldı.
Öğretmen okullarında da altıncı sınıfların mezun oldukları gün, velilerin de çağrıldığı görkemli bir tören yapılırdı. Bu törenlerde mezunlar adına bir öğrenciden başka beşinci sınıflardan bir öğrenci de uğurlama konuşması yapardı.
30 Haziran 1963 günü yapılacak mezuniyet töreninde, Akpınar İlköğretmen Okulunda beşinci sınıflar adına uğurlama konuşması yapma görevini bana verdiler.
Konuşmamı hazırladım. Önce müdüre okudum. Beğendi, bir kez de edebiyat öğretmenleriyle birlikte dinledi.
Konuşmamı dikkatle temize çektim, yazı makinesinde çoğalttım. Kırlara çıkarak onu ezberlemeye çalıştım. 26 Haziran günü bir nüshasını bırakmak üzere müdürün odasına gittim. Yanında eğitim şefi Şevket Cansu da vardı. Sonradan bir sorun çıkarmaması için…
—Efendim, şuraya bir ibare ekledim, dedim. Mezunlara hitap eden kısımda daha önceki cümle şöyleydi: “Siz aydınlığın meşalesi, çamurlu köy yollarına düşeceksiniz’’
Eklediğim kısımla cümle şöyle olmuştu:
“Siz 17 Nisanların Işığında, ellerinizde aydınlığın meşalesi, çamurlu köy yollarına düşeceksiniz!’’
Müdür metni benden aldı, kalemini çıkardı, bu cümleyi çizecekti ki birden köpürdü.
— Niye değiştiriyon! Sizinle mi uğraşacağız? Niye değiştirirsiniz!’’ diye bağırdı.
Sonra da…
— Sen okumayacaksın! diyerek yazıyı parça parça edip çöp sepetine attı!
Yazıyı hazırlamak ve ezberlemek için gösterdiğim bütün çabalar boşa gitmişti.
Konuşmayı benim yapacağımı bilen öğretmenlerin ve arkadaşların yanında mahcup olmak da vardı. İyice emin olmak için:
— Ben konuşmayacak mıyım? diye sordum. Bundan emin olmak isteyişimin bir nedeni de kürsüye çıkmayacaksam ütü falan yaptırmak gibi gereksiz masraflara girmemekti…
Müdür, sert ve kararlı bir sesle:
— Hayır! Okumayacaksın! dedi.
Soğukkanlılığımı kaybetmeyerek ve bu sonuca aldırmaz görünerek odasından çıktım.
Fakat fena halde onurum kırılmıştı. Bunun yanında Köy Enstitülerinin adından bile ürkülmesi beni üzüyordu.
Bütün insanlığa küskündüm. Artık kimse ile konuşmayacaktım. Artık okulda ne bir görev alacak, ne bir sosyal çalışmaya katılacaktım. Ölecektim! Onlar da öldüğüme sevineceklerdi. “Bana bu yaptıklarından elbet de pişman olacaklar’’dı. “Kendi kendilerinden utanacaklar’’dı. “Müdürümüz çalışkan’’dı “ama anlayışsız ve bilgisiz’’di. “Kendini harcıyor’’du.
30 Haziran 1963 günü okulumuzda mezuniyet günü için büyük bir kalabalık toplandı. Konuşmayı sınıfımızdan başka bir arkadaşa yaptırdılar.
İdarecilerimiz ve öğretmenlerimiz, bazı konularda “İleri gitmemi’’ engelliyor olsalar da
benden vazgeçemiyorlardı. 1964 yılında bu kez mezunlar adına konuşma yapmak için gene beni görevlendirdiler. İdealist bir öğretmen olarak mezun olmaktan ve gideceğimiz köylerde mucizeler yaratma hayalimden duyduğum heyecan konuşmamın her cümlesine yansıyordu:
Altı yıl önce daracık dünyalı köy çocukları olarak bu okula gelmiş ve hümanizmin derin pirizmasından geçmiştik. Şimdi görevimiz geride kalanları kurtarmaktı. Anadolu perişan durumdaydı. Anadolu insanı bozkırın yağmura susamışlığı gibi ışık ve bilim sağanağını beklemekteydi. Halkın alın teri ile kurulmuş bu okullarda yetişen biz halk önderleri, ulusun önüne geçecek, onu kurtaracaktık. Böyle bir ateşle Anadolu’ya dağılıyorduk. Bizimle birlikte Türkiye’nin bütün okullarında ziller çalacaktı. Ardımıza bakmadan gidiyorduk. Bu yolun yolcusuna dönüş yoktu. Nura doğru can atan bir insan seli yaratmadıkça, her bucağını mutlu insanların yaşadığı yer yapmadıkça görevimiz bitmeyecekti. Gerekirse kendimizi Zap Suyu’na vermekten kaçınmayacaktık. Her birimizin mezarı bir köyde kalacaktı. Türk zaferlerinin en büyüğü, gerilikle yapılan bu savaşta kazanılacaktı. Bozkırı şenlendirecek ve Anadolu’da dünya cenneti kuracaktık…
Dinleyicilerden bazıları ağlıyordu…
Konuşmamın tam metni, Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonunun aylık yayın organını Birlik Dergisinin Ağustos 1964 tarihli sayısında ‘’Mesleğe İlk adım’’ başlığı ile yayımlandı.
Bilmem şimdiki mezunlar da böyle bir ruhla yetişiyor ve bu ruhu konuşmalarına yansıtıyorlar mı? (19 Haziran2016)

===================================

Dostlar,

Zeki Sarıhan öğretmenimize şükranlarımızı sunarak bu enfes yazısını paylaşıyoruz..

Tatil “hayırlı olsun” diyelim gene de..

Acaba “tatil boyunca” AKP, haşat duruma  getirilen Eğitim Sistemimizde daha hangi yıkıcı uygulamalar getirecek?? Belli değil mi??

Reis geçen ay emir buyurdu Sadrazam Binali Paşa hükümetine :

– Bundan sonra Milli Eğitimde öncelikli hedef “müfredat”…
Yani, daha da dinci – kinci – imam hatipli mücahit kuşaklar yetiştirmek..

Bir boyutu da MİLLİ EĞİTİM VAKFI... Bu vakıf, “paralel” Milli Eğitim Bakanlığı gibi çalışacak ve FETÖ vakıflarını tasfiye ederek onların yerini alacak.. Yani Fethullah cemaatinin tedrisatı (özellikle eğitimi demedik!) yerine AKP cemaatının “tedrisatı” konacak..

Laik, demokratik, akla-bilime dayalı, karma, sorgulayıcı, 21. yy. insanı yetiştirme değil;
tüm okulları İMAM – HATİP yapma! Dayatmalar sürüyor.. TOKİ’ye yeni bina yaptırılmıyor,
eldeki okullar özellikle dayatma ile imam hatiplere dönüştürülüyor.. Kinle, bilerek ve isteyerek..

Yeni Bakan da Mill Savunma’da üstün başarılarından sonra “ödül” (!) ve “misyon” için geldiği Milli Eğitim Bakanlığı’nın adına takmış durumda.. “Eğitim” yerine “Maarif” olmalıymış..
Dileriz (!) bu yaz tatili rehavetinde tüm bunlar yapılır ve 2016-17’ye AKP-RTE,
2023 hedeflerine = Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti’ne esaslı bir adım daha atmış olarak güven ve umutla beraberce yürürler..

Bu uğursuz yürüyüşün – giderek daraltılan yeşil kuşağın bir an önce kırılması gerekiyor.. 

“İyi tatiller” Türkiye!

Sevgi ve saygı ile.
19 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Vatanseverler Berlin’e çıkarma yaptı!

Vatanseverler Berlin’e çıkarma yaptı!

Alman Parlamentosu sözde Ermeni soykırımını tanıyan önergeyi 2 Haziran’da görüşecek.

Avrupa’daki Türkler de önergeye karşı ayağa kalktı.

28 Mayıs’ta binlerce üyesi bulunan çatı örgütü ve derneklerin yapacağı mitinge
Diyanet İşleri Türk İslam Birliği de katılıyor. Birliğin bünyesinde 896 dernek bulunuyor.

Türkiye’den kalabalık bir heyet

Alman Meclisi’nde görüşülecek olan “Ermeni Soykırımını Kabul Tasarısı”nı protesto için Türkiye’den kalabalık bir heyet bugün Almanya’ya gitti. Türkiye heyetinde,- Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
– E. Ulaştırma Bakanı Eniz Öksüz,
– Çalışma ve Sosyal Güvenlik E. Bakanı Yaşar Okuyan,
– Em. Tümg. Ali Erdinç,
– Em. Tüma. Soner Polat,
– İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan,
– Sanatçı Gülsen Tuncer,
– ATABE Genel Yayın Yönetmeni Şule Perinçek ,
– Aydınlık yazarı Rıza Zelyut,
– Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım,
– Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan,
– Ulusal Kanal programcısı Gülgûn Feyman Budak ve Dr. Tayfun Budak’ın da

aralarında bulunduğu bir grup Almanya’da.

Mitingin yapılacağı meydanda hazırlıklar tamamlandı

===================================

Dostlar,

Ellerinize, yüreklerinize sağlık yürekli yurtseverler… diyoruz. Gönlümüz sizlerle..

VATAN PARTİSİ‘ne, onun saygın Genel Başkanı Doğu Perinçek‘e,
Ulusal Kanal‘a
ve de AYDINLIK Gazetesi’ne, adeta cansiperane seferberlik ilan ettikleri için şükran doluyuz..

Mitinge katılım çok canlı.. coşkulu.. Sn. Perinçek de kısa ve çok etkili bir konuşma yaptı..
Doğu Perinçek’in açıklaması şöyle:

  • Bu gün saat 16.00’da Berlin PotsdamerPlatz’dayız. Oradan Alman Meclisi’nin önüne yürüyoruz. Siz bu satırları okurken, miting kürsümüz kurulmuş olacak. O kürsüden Alman Meclisi’ne sesleneceğiz: “Kendi Anayasanızı, Hukuk Devleti ilkelerini ve Uluslararası Hukuku çiğnemeyin!”
  • HAKLILIĞIMIZA VE TÜRKİYE’NİN GÜCÜNE GÜVENİYORUZ
    Başarıya inanmayanlar var. 2005 yılında Lozan’da başladığımız mücadeleye de inanmayanlar çoğunluktu. Daha sonra AİHM’de dava açtığımız zaman, bize gülenler vardı.
    Ne var ki, işte hakkımızı AİHM 2. Dairesinde ve Büyük Dairede iki kez tescil ettirdik.
    AİHM kararlarında parlamentoların soykırım kararı almaya yetkili olmadığı vurgulanıyor. Dahası 1915 olaylarının Yahudi soykırımına benzemediği de belirtiliyor.
  • ALMANYA İÇ VE DIŞ SORUNLARINI TÜRKİYESİZ ÇÖZEMEZ
    Belki de daha önemlisi, Almanya devleti, hiçbir sorununu Türkiye’yi karşısına alarak çözemez. Almanya’nın, dünya ölçeğindeki stratejik çıkarlarının ötesinde, kendi ülkesi içinde de
    Türk dostluğuna ihtiyacı var. Almanya nerdeyse ortak yurdumuz oldu. Türkiye’yi ve
    Türk dostluğunu dışlayan bir Alman siyaseti, Alman siyaseti olmaz, Amerikan siyaseti olur.
  • GERÇEKÇİYİZ UMUTLUYUZ
    Alman Meclisi’nin Amerikanca değil, Almanca konuşmasını ümit etmek,
    hayalci değil, gerçekçidir. 

    Uluslararası hukuk bizimledir.
    Almanya’nın dış ve iç çıkarları bizimledir.
    Almanya’nın huzur ve barış ihtiyacı bizimledir.
    Alman-Türk dostluğu bizimledir. 
    Türk milletinin başı dik yaşama kararlılığı bizimledir.
    1915 yılı gerçekleri bizimledir.
    En küçük kuşku duymuyoruz, bu mücadeleden er geç başarıyla çıkacağımızı biliyoruz.
    Bu nedenlerle milletimize başarı sözü verirken gerçekçiyiz.        
    Bu düşüncelerle 2006 yılı 18 Mart günü Berlin ErnstReuter Meydanı’ndan
    Almanya Başbakanına şöyle seslenmiştim:
  • “Frau Merkel, Sprechen Sienichtauf Amerikanisch, sprechen Sieauf Deutsch.”
    (Sayın Merkel, Amerikanca konuşmayınız, Almanca konuşunuz!)
  • Almanya hukuk devleti teorisine önemli katkılarda bulunmuş bir ülkedir. Hukuk dışı davranışların hele Alman Meclisi’nde uzun boylu şansı yoktur. 
    Alman Meclisi, soykırım suçu konusunda karar vermeye yetkili değildir. 1948 Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesi, soykırım suçunun işlenip işlenmediği konusunda hüküm verebilecek yetkili mahkemeyi belirlemiştir. Alman Meclisi, yetkili mahkeme değildir.

    *******
    Dileriz bu sefil – ikiyüzlü -emperyalist soykırım suçlaması planı da geri püskürtülsün..

    İyi de Tayyip bey Bn.Merkel ile son birkaç ay içinde kezlerce görüştü.. Ne yaptı acaba??
    Ve şu günde ne yapıyor AKP – RTE???
    8500 polisin etten duvarı arasında sözde Diyarbakır ziyareti yapıyor!
    Sadrazam Binali Paşa da refakat ediyorlar..

    Saltanatınız (!) daim (!) ola e mi???

    Tarih ve Türk halkı bu aymaz ve sapkın politikaları bağışlamayacaktır..

    Sevgi ve saygı ile.
    28 Mayıs 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com