Saadet Partisi: Beyaz AK Partili Adam Betonun Yenmeyeceğini Anlayacak

Saadet Partisi: Beyaz AK Partili Adam Betonun Yenmeyeceğini Anlayacak

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu: “Bir Kızılderili deyişiyle bu arkadaşlara seslenmek istiyorum;
* ‘Son fabrika satıldığında, son üretici toprağını terk ettiğinde, beyaz AK Partili adam beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak“.
Partisinin haftalık olağan basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, özelleştirme ile şeker pancarı üretiminin biteceğini söyledi.

Şeker fabrikalarının satılmasına yönelik düzenleme sonrası Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan ilanla duyuruldu. İlana göre Türkiye Şeker Fabrikası AŞ’ye ait 14 şeker fabrikasından Bor, Çorum, Kırşehir ve Yozgat fabrikalarının ihalesi 3 Nisan’a; Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu ve Turhal fabrikaları için 11 Nisan’a; Afyon, Alpullu, Burdur, Elbistan ve Muş fabrikaları için 18 Nisan’a kadar teklif verilebilecek.

Geçici teminat tutarları ayrı ayrı olmak üzere; Erzincan, Erzurum, Kastamonu, Alpullu, Elbistan ve Muş fabrikaları için 3 milyon TL, Bor, Kırşehir, Yozgat ve Burdur fabrikaları için 4 milyon TL, Çorum, Ilgın, Turhal ve Afyon fabrikaları için 5 milyon TL olarak belirlendi.

Bu ihalelere gerçek ve tüzel kişiler ile yatırım fonları ve ortak girişim grupları katılabiliyor.

“Kısa vadeli rant görüyorum”

Karamollaoğlu bu ilanın yayınlanması üzerine bu politikayı şöyle eleştirdi:

Bunların özelleştirilmesinin tek bir sebebi var, o da rant.
Kısa vadeli rant görüyorum.
Kısa vaade paraya çevirme derdindeler”.

Karamollaoğlu, eleştirisini Kızılderili Şef Seatle’ın topraklarını işgal eden “beyaz adama” uyarısına gönderme yaparak yaptı. Şef Seatle’ın bu sözleri ABD başkanına yazdığı mektubunda geçiyordu:

  • “Bir Kızılderili deyişiyle bu arkadaşlara seslenmek istiyorum;
  • ‘Son fabrika satıldığında, son üretici toprağını terk ettiğinde, beyaz AK Partili adam beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Çözüm önerisi

Karamollaoğlu fabrikaları satmak yerine önerisini de açıkladı:

“Hükümet bu konuda kararlı ise pancar birlikleri ve Pankobirlik ile bir araya gelmesi lazım. Pancar üreticisinin elinde şu an para yok. Ancak inanıyorum pancar üretiminde elde ettiği gelirinden daha fazlasını devlete öder. Pancar çiftçisi tarımı geliştirerek öder. Hükümettin bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerekiyor.”

Erdoğan 2011’de kullanmıştı

Şef Seattle’ın sözlerini Recep Tayyip Erdoğan 2011’de 4. BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nda kullanmıştı. “Günlük geliri 1 doların altında olan insanlar varsa, dünyada kimse masum değildir.” dedikten sonra zengin ülkeleri “beyaz adama” benzeterek “Son ırmak kuruduğunda son ağaç yok olduğunda son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”. (HK)

Mektubun tümünün çevirisi için tıklayın.
========================================
Dostlar,

AKP iktidarı 15+ yılda 60 milyar Doları aşan tutarda “özelleştirme” yaptı. Erdoğan’ın bu günkü saray konuşmasında (21.02.2018) –zoraki dinleyicilere– 2017 sonu ulusal gelirimizin 860 milyar dolar olduğunu söyledi. 2002 sonunda 230 milyar $ iken 660 milyar $ artmış mış ulusal gelirimiz. Toplam borç da 221 milyar $ iken 700 milyar $’ı aştı. Nasrettin hocanın ağırlığı 2 okka çeken kedisinin öyküsü.. Gelirdeki büyüme kadar borç da büyümüş.. Gerçek bir zenginleşme var mı; kimlere? Üstelik onca özelleştirmeye karşın, devletin borcu büyümüş.. Sözde bu KİT’ler devlete kamburdu, gelir getirmiyordu!? Ve de 2017 ulusal geliri 860 milyar $ iken, dünya kadar kamu varlığının ölü fiyatına peş keşi ile sağlanabilen (?) gelir topu topu 60 milyar dolarcık!?

Mali bakımdan iyice sıkışan iktidar, çabuk ve nakit kaynağa ciddi gereksinim içinde. Deyim yerinde ise meteliğe kurşun atıyor. Örn. 2018 bütçesinde giderler 763, gelir 697 (599’u vergi!), açık 66 milyar TL, kamu borç faizi ise 71,6 milyar TL! Sağlanabilecek 10 TL gelirin 1 TL’si borç faizi. İktidar 599 milyar TL vergi toplayacak (olabilirse!?) ve bunun 71,6 milyar TL’sini kamu borçları için faiz ödeyecek. AKP’nin 15 yılda 221 milyar TL’den 700 milyar TL’nin üstüne çıkardığı kamu borçları için…

Bir yandan çiftçiye mazot rüşveti, bir yandan bankalara kredi garanti fonu ile zoraki kredi, bir yandan ortalama net % 12 faiz ile devlet tahvili çıkararak yeni borç arama ama bankalara da “indirin şu faizi” tafrası (sokaktaki insana mesaj!), bir yandan Afrin’e askeri operasyon giderleri, bir yandan Myanmar’dan Sudan’a din kardeşlerimize “cömert yardım” lar ve 3,5 milyonu aşan Suriye – Irak göçmeninin zorunlu giderleri… Söylemezsek olmaz; şehir hastaneleri, 3. hava alanı, Kanal İstanbul çılgınlığı, TOKİ’nin konut balonu

Ve de Varlık Fonu adı altında el konan ve her an borç için rehin vermeye – satışa – ipoteğe.. hazır 200 milyar doları aşan tutarda kritik kamu kurumları…

Sıra Şeker Fabrikalarına geldi.. Hem de 14’üne birden.. Yok efendim satış ihaleleri saydam yapılacakmış.. Pazarlık usulü ile.. Yerseniz..

Zerrece içtenliğiniz, yurt sevginiz varsa bu kamu kurumlarına dokunmaz, kamu mülkiyetini sürdürürsünüz.. Derdiniz rant – yandaş kayırma, dış/iç yeni borç için ikram (rüşvet!) değilse halka arz edersiniz. Öncelikle de bu fabrikaların çalışanlarına, sendikalarına, kooperatiflerine, kooperatif birlikleri olan Panko Birlik‘e.. Gerekirse gerçek değerinin altında.. Yerli – yabancı sermayeye öyle yapmayacak mısınız?? Yapmadınız mı? Kaç özelleştirme “gabin” nedeniyle İdari Yargı’dan döndü??

Bu bir seçim ekonomisi dramıdır. 2028’in ekonomik – politik bakımdan çok ağır koşullarının hazin tam tamlarıdır.. Seçim ittifakı için yapılan 4 yasadaki değişikliğin uygulanabilmesi için, Anayasa md. 67 uyarınca yürürlüğe girmesinden sonra 1 yıl süre zorunludur. Dolayısıyla genel seçimlerin 2019 ilkbaharına öteleneceği düşünülebilir. Bu 1 yıl için ise ne yapıp ne edip ekonominin çarklarını döndürmek AKP için kaçınılmazdır; dolayısıyla her şey “mübah” tır! Konjonktür “denk düşerse”, örn. Afrin operasyonu sonuçları siyaseten iyi pazarlanabilirse, MHP aldatılabilir ve 1 yıl beklenmeden “ittifak” sız da seçime gidilebilir. Erdoğan hep kandırılacak değil ya!

Karamollaoğlu’nun “Chief Seattle” yollaması (metaforu) çok yerindedir ve Şeker Fabrikalarının, bunalan iktidar tarafından haraç mezat yandaşlara peş keş çekilmesi mutlaka engellenmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 21 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

İşte geleceğin ürküten Türkiye haritası!..

İşte geleceğin ürküten Türkiye haritası!..

Uğur DÜNDAR
SÖZCÜ, 11 Şubat 2018

Lisede okurken coğrafya kitaplarından ezberlemiştik:
Türkiye Akdeniz iklimi altındadır. Bu nedenle yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer…”
Ancak aradan geçen yıllar içinde insan eliyle yaratılan küresel iklim değişikliğinin en çok etkilediği coğrafyalardan biri, ne yazık ki güzel ülkemiz oldu.
Artık daha kurak ve sıcak yazlar, daha az yağışlı kışlar yaşıyoruz!…
Örneğin bu yıl ciddi boyutta kurak bir kış geçiriyoruz. Havalar bir türlü soğumuyor ve beklenen yağışlar gelmiyor. Bilim insanlarına göre; İstanbul’un kurak olması, Ankara’nın da kurak olması anlamını taşıyor. Bu da başımızın dertte olduğunu gösteriyor. 2070 yılına kadar suyumuzun olduğunun söylenmesi de gerçekçi bulunmuyor.
* * *
Önceki gün İzmir’de baharı andıran ılık havada yürüyüş yaparken, elektronik posta kutuma dünyaca saygın, değerli bilim insanı dostum Prof. Dr. Celal Şengör’ün bir mektubu ulaştı. Celal Hoca mektubunda, sanki aklımdan geçenleri okumuş da yazmışçasına ülkemizi tehdit eden kuraklık ve çölleşmeye dikkat çekiyor.
İşte çok önemli bilimsel tespit ve uyarılarla dolu o mektup:

“Sevgili Uğur Ağabey,
Son günlerde daha sık olarak Türkiye’nin su potansiyeli ve bu potansiyelin ülkemizin stratejik konumu açısından bizler ve yabancı güçler için önemi konuşulur oldu. Bunu çok faydalı buluyorum, çünkü su, geleceğin önemli bir sorunu ve önemli bir silâhı olacaktır. Bunun iki nedeni; dünyada geometrik bir hızla artan insan nüfusu ve iklim değişmesidir. Şu anda insanlığı yönetenlerin ezici ekseriyetinin ne birini ne de diğerini çözebilecek bilgi, görgü ve/veya gücü vardır. Ancak Türkiye olarak biz en azından kendi evimize çeki-düzen verebiliriz. Ekteki iki harita İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü’den Prof. Dr. Nüzhet Dalfes ve öğrencisi Dr. Deniz Bozkurt tarafından 2009 yılında Harp Akademileri’nde zamanın komutanı Hv. Org. Hasan Aksay tarafından düzenlenen üst düzey uluslararası bir sempozyum için ve onun doğrudan emriyle hazırlanmıştır. (Haritaların yayımlandığı yerler yazının sonundaki not bölümündedir-UD)

Haritalar önümüzdeki 70 senede Türkiye’nin su varlığının ne kadar azalacağını, bugünkünün yüzdesi olarak sunmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki 70 senede bugün Doğu Anadolu’muzda gözü olanların Doğu Anadolu’ya yönelik “su” ilgisi kalmayacaktır. Onun yerine güneş enerjisinde Türkiye’nin geniş alanının sunduğu nimetler göze gelecektir. 2061-2090 yılları arasını gösteren modelde okla gösterilen alan Türkiye’dir ve Akdeniz’in en kurak alanı olmaya adaydır.
Strateji, doğa bilimlerinin verileri dikkate alınmadan üretilemez. Okullarda metafiziği pompalayacağımıza biraz fen bilimlerini pompalasak, milli bekâmıza katkısı daha önemli olur kanısındayım!..
Her zamanki gibi sevgi ve saygılarımla,
Celal”
* * *
Saygın bilim insanının mektubunu şöyle yorumluyorum:
Suyumuzun ve toprağımızın kıymetini bilelim. Enerji üretimi için akarsularımızı HES’lerle kurutmayalım, toprağımızı ve havamızı termik santrallarla kirletmeyelim.
Onların yerine ülkemizi güneş enerjisi panelleriyle donatarak yarınlara hazırlanalım.
Cennet vatanımızın 70 yıl sonra çölleşeceğini bilerek vakit geçirmeden stratejimizi belirleyip önlemlerimizi alalım!..
(PROF. ŞENGÖR’ÜN NOTU: Şengör, A. M. C., 2009, Energy potential and safety in the Mediterranean region: in Küçükşahin, A., editor, Seeking of Common Resolution for Energy Security, Republic of Turkey, General Staff, War College Command, Strategic Research Institute, Istanbul, ss. 279-321.

Bu önemli cildi yayına hazırlayan Ahmet Küçükşahin Albayımın Balyoz’dan daha sonra hapse atılan vatansever askerler arasında bulunduğunu da burada kaydedeyim!..)
==============================================
Dostlar,

Konu son derece önemli, stratejik niteliktedir. Gerçek anlamda bir ulusal ülkesel beka sorunudur. Ne var ki Türkiye Afrin ile yatmakta, Afrin ile kalkmaktadır. Ülkenin gündemi bu sorun ile tam anlamıyla tıkanmıştır. Gelinen yerin gündem manüplasyonu boyutunun olmadığı söylenemez.

Hükümetin Zeytin Dalı Harekatı’na yönelik kimi söylemlerini eleştiren Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu‘nun sözleri çok uyarıcıdır (http://www.karar.com/guncel-haberler/karamollaoglundan-afrin-harekati-yorumu-magazin-malzemesi-yapilmamali-750029#):

  • ‘SİYASİ MALZEME YAPILAMAZ’.. Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazık ki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında. Afrin’i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor.
  • Benzin 6 lira olmuş, zamları konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre Türkiye, 113 ülke içinde 101’inci sıraya gerilemiş ama adaleti konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • Hiçbir suçu, dosyası olmadığı halde işine iade edilmeyen binlerce KHK mağduru var ama konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • 1 Milyon taşeron kadroya alınacaktı ne oldu diye soramıyoruz, çünkü Afrin var.
  • İktidar neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı’nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor…

Orman ve Suişleri Bakanı Veysel Eroğlu , anlaşılmaz biçimde iyimser.. A, B, C,….. planları varmış Sn. Bakanın. Dünya alemin çözüm üretemediği bu kritik kuraklık – susuzluk – çölleşme sorununa ne çare bulduğunu Eroğlu açıklasın da rahatlayalım.. Ne yazık ki, bilim dışı saplantılar ülkemizde pek çok sorunun kaynağı, hatta bunları büyütmekte.

AKP iktidarını artık ciddi biçimde yaşanan
– küresel ısınma – iklim değişikliği ve türevi susuzluk –
– kuraklık – çölleşme – tarımsal üretimde düşme –
– göç – bulaşıcı hastalık salgınları riski… gibi ağır ve kapsamlı sorunlar için planlarını açıklamaya çağırıyoruz.

Toplumsal – küresel bir seferberlik zorunludur!
Bu önlemlerin başında AİLE VE NÜFUS PLANLAMASI gelmektedir.
İnsanlar, Papanın da vurguladığı üzere “tavşanlar gibi üremeyi” sonlandırmak zorundadır.
Sn. Prof. Şengör de Dündar’a mektubunda “geometrik hızla çoğalan nüfus” tan söz etmekte. Oysa dünya kaynakları bırakın basit aritmetik artmayı, tersine hızla tükenmekte.

  • Dolayısıyla

    HER AİLEYE 1 ÇOCUK zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Su tasarrufu olağanüstü önem hatta zorunluk kazanmıştır. Hükümet, başını Afrin’den bviraz olsun kaldırarak öbür yakıcı sorunlara çözüm üretmek zorundadır.. AKP iktidarı, nüfus artışını özendiren tüm politikaları derhal bırakmalı ve anti-natalist politika benimsemelidir. Yineleyelim;

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK – BAŞKA ÇARE YOK!

Sayın Dündar’ın önerileri arasında bu politika en başlarda yer almalıdır. Üstelik Şengör vurgularken bu kritik sorunu, Sn. Dündar gibi dikkatli ve yetkin bir gazetecinin atlaması kabul edilemez.

  • Küresel ısınma – iklim değişikliği ve türevi çok ağır sonuçlar;
    insanlığın en önemli güncel sorunu olarak hepimize ciddi biçimde meydan okumakta..

Lütfen, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA BASINA MEKTUP başlıklı yazımıza da bakar mısınız??

Sevgi ve saygı ile. 12 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com