Türk Telekom emaneti

Türk Telekom emaneti

Cumhuriyet, 29 Eylül 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Katar Emiri’nden uçak alan “reis”in yakın kısa tarihinden bir not: 

2011 yılında Lübnan’da hükümetin dağılması ve Saad Hariri kabinesinin bunalıma düşmesi, o dönemde Başbakan olan “reis”i son derece üzer. Lübnan’daki hükümet bunalımı, adeta kişisel sorunuymuş gibi Lübnan’a, Şam’a gider, İran Cumhurbaşkanı ile görüşür, Fransa Cumhurbaşkanı ile mektuplaşır. Yeter ki, Hariri kabinesi kurtulsun… 
Reisteki Hariri düşkünlüğü bir tutkudur adeta: 2005’te de, Hariri ailesinin Suudi Telekom Şirketi ile birlikte kurduğu Oger Telekomünikasyon’un, Türk Telekom’un %55 hissesini özelleştirmeyle almasına olanak tanınır. 
O dönemde CHP İstanbul milletvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu, “Doğrudan ihaleye giremeyen birileri, ihaleye girme ön yeterlilik ölçütlerini taşıyan Saudi Oger firmasından ihaleye girmesini istemiş, Hissedarlar Anlaşması’nda gerekli mekanizma oluşturularak ihaleden sonra Saudi Oger’den emanetin teslim alınması amaçlanmıştır” açıklaması ile ihalede bir takım garip dolaplar döndüğünü kamuoyu ile paylaşır. 

  • Özelleştirilene değin Türkiye’nin en kârlı kurumlarından biri olan Telekom’un bugünkü durumu içler acısıdır…

Türk Telekom’daki gelişmeleri yakından irdeleyen CHP’li İlhami Özcan Aygun’un belirlemelerine göre; kurum zarardadır, tüm değerli arazileri satılmıştır
Dahası da var: Oger, Eylül 2016’dan bu yana çeşitli Türk bankalarından çektiği 4.75 milyar $ kredinin ödemelerini yapmamıştır. Kredilerin geri ödemesi yapılmayınca, ilgili bankalar, Oger Telekomünikasyon’un hisselerine el konulması için Rekabet Kurumu’na başvururlar. 
6.54 milyar $ kurum kârını alıp götüren Oger yönetiminde, Türk Telekom’un 7 milyar 690 milyar lira olan öz sermayesi, 2016 yılında 3 milyar 386 milyon liraya düşürülmüştür. 2005’te 811.45 milyon lira olan Türk Telekom’un devlete ödediği vergiler de, 2006’da 110.6 milyon liraya iner. 
Özetle, Oger ve Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle “Oger’den emanetini teslim alacak olanlar”, Türk Telekom’u bir güzel soğurmuşlar, borca batırıp bir köşeye atmışlardır!

Meslek onuru 
Türkiye’de 550 bin dolayında mühendis, mimar ve şehir plancısı var. İş bulamıyorlar. Bulsalar bile çoğunlukla kendi meslekleri dışında işlerde çalışıyorlar. TMMOB’nin belirlemelerine göre, son 25 yılda, kamuda çeşitli statülerde çalışan ve farklı ücretler alan mühendis, mimar ve şehir plancılarının ekonomik ve sosyal koşulları, üstlendikleri sorumluluklara ve almış oldukları eğitime uymayan bir düzeye geriletilmiş durumda. Neredeyse meslek onurlarını koruyamaz haldeler. Niye? İmam değiller de o yüzden.

Kaygılarımız bitecek 
Kirli bir dünyada yaban kalmadığımızı duyumsamak için; bir temmuz sabahında kurşunlanan Bedrettin Cömert’ten birkaç dize: 

Işıl ışıl günlere ereceğiz
ırak olacak gayrı
nemiz varsa karalardan düşüncelerden yana
gür sevgiler doyuracak susuzluğumuzu
susuzluğumuz bitince
kaygılarımız da bitecek
darılmalarımız da.

=========================
Dostlar,

Anlaşılan, AKP Gn. Başkanı RT Erdoğan‘ı Lübnan’ın eski başbakanı Saad Hariri de kandırmış görünüyor (!)..
Ne yaparsınız, bizim  civanmert reisimiz böyle yufka yürekli işte.. Önüne gelene kanıyor..
Kim zora düşerse el atıyor ve ülkemizin kesesinden ulufe dağıtıyor..
Yani el kesesinden iyilik (haydi kabadayılık demeyelim..) yapıyor..
Bedelini tüyü bitmemiş yetim dahil, hep birlikte ödüyoruz..
Herhalde AKP seçmenleri, 16 yıldır sürekli iktidardan rant aldıklarından, üstlerine düşen bu faturaya katlanıyorlardır. 

TELELKOM üzerinden yediğimiz kazık en az 10 milyar $ ulusal servet, TÜİK‘in önceki gün açıkladığı yoksulluk araştırmasında duyurulan 15 milyon yoksula kullanılsaydı ne olurdu?? 1 $ 6 TL alırsak bu para 60 milyar TL’dir. 15 milyon yoksula destek verilse kişi başına 4 bin TL düşerdi. Bu parayla,

  • okula kabul edilmeyen çocuğuna pantolon alamayan baba banyo küvetinde sabahın köründe intihar etmemiş olur;
  • bir başka iş bulamayan gencimiz kendini yakmamış olurdu..

Demek oluyor ki,

  • TELEKOM soygununun sorumluları, en azından bu 2 insanın katilidir!

Zerrenin zerresi vicdanı – insanlığı – ahlakı – acıması – insanlığı ve de KİTABI – DİNİ – ALLAHI kalana duyurulur.

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Krallığın sonu

TAŞLAR yerinden oynadı bir kere. Ortadoğu o kadar kırılgan bir hal aldı ki, bir yerde kelebek kanat çırpsa diğer yerde fırtına çıkıyor ve bu etki-tepki denklemi bir hafta içine sığabiliyor.

Son iki günde Lübnan, Yemen ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşen olaylara bakın.

3 Kasım’da İran lideri Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti Lübnan’ı ziyaret etti ve Başbakan Saad Hariri ile görüştü. Bu görüşmeden sadece bir gün sonra Saad Hariri istifa etti ve bunu Riyad’da düzenlediği basın toplantısı aracılığıyla duyurdu. Gerekçe olarak İran’ı gösteriyordu Hariri. Hizbullah üzerinden Lübnan’ı kontrol eden İran’ın, Lübnan’daki Sünnilerin hayat alanını nasıl daralttığı bugün Beyrut’a kısa bir ziyaret düzenleyen herkesin farkına varabileceği bir realite. Hariri, söz konusu durum üzerinden geçmişi de hatırlatıyor, “Sonumun babam gibi olmasını istemiyorum” diyordu. Malum eski Başbakan Refik Hariri 2005’te bombalı saldırıyla öldürülmüş, söz konusu suikasttan Beşar Esad Suriye’si sorumlu tutulmuş, halk meydanlarda toplanıp ayaklanmış ve Suriye, Lübnan’da 30 yıldır tuttuğu askeri varlığını sona erdirmek zorunda kalmıştı. Ancak Hizbullah geçen yıllar içinde daha fazla güç kazandı ve İran’ın Lübnan’daki etkisi şahikaya vardı.

YASAK KALKTI

Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan yaptığı açıklamaya ve aslında dünyaya yaptığı çağrıya cevap Yemen’den geldi. Yapılan açıklamaya göre Yemen’deki İran destekli Husiler, Riyad’a bir balistik füze saldırısı düzenledi, füze saldırısı bertaraf edildi ve can kaybının yaşanması önlendi.

4 Kasım’ı 5 Kasım’a bağlayan gece ise Suudi Arabistan kendi tarihinde bir ilk olan dev boyutta bir operasyonla çalkalandı. Operasyon, Kral Selman bin Abdülaziz’in, yeğenini azlederek veliaht prensliğe getirdiği oğlu Muhammed bin Selman’ın başkanlığındaki “Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu” etrafında şekillendi. 11 prens ve içinde eski-yeni bakan ve yardımcılarının da bulunduğu 38 kişi; yolsuzluğa karıştıkları gerekçesiyle gözaltına alındılar.

Baba kral, Suudi Arabistan’ı hicri takvimden miladi takvime geçirmişti.

Oğlu, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ise geçtiğimiz aylarda kadınlara araç kullanma yasağını kaldırdı. Ekim ayında ise Ilımlı İslam’a geçiyoruz açıklaması yaptı. Bu açıklamanın en önemli tarafı, İslam’ın en katı yorumlarından biri olan ve Suud hanedanlığının keyfine göre şekillenmiş bir ekol izlenimi veren Vehhabilik’ten vazgeçileceğini ima etmesiydi.

DESTEK İÇİN…

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı “rakipsiz” bırakan tasfiyelerin tek amacının “yolsuzlukla mücadele” olmadığı ortada. İlk akla gelenler şunlar: İran yayılmacılığını giderek daha fazla tehdit olarak gören Suudi Arabistan, Rusya destekli İran’a karşı Amerika’dan daha fazla destek almak istiyor. Ancak Amerikalılar, Vehhabiliği terörizmi teşvik eden bir unsur olarak gördükleri için Suud bu desteği almanın yolunun Vehhabilik’ten vazgeçerek daha ılımlı hale gelmekten geçtiğini biliyor. Tasfiye operasyonu da Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’ı“ılımlı İslam” ile şekillendirmesinin önündeki engelleri izale etmesinden ibaret.

Ancak şöyle bir sorun var: Kadınlara verilen haklar gibi sosyal hayatta yapılacak değişimlerin müjdesi ne kadar sevindirici olsa da Vehhabilik, Suud krallığını ayakta tutan en önemli unsur. Vehhabilliği çıkarıp attığınızda devletin ülkeyi bir arada tutmasını sağlayan temellerini de sarsmış oluyorsunuz. Dahası; çok büyük ihtimalle verilen özgürlükler, gerçekleştirilen esneklikler de öteden beri gözünü Kâbe’ye dikmiş olan IŞİD tarafından “davetiye” olarak algılanacak. İlle de IŞİD olması gerekmiyor. Suudi Arabistan’ın radikal bir dönüşüm geçirmesi, yeni rotadan hoşnutsuz olanları hareketlendirip karışıklığa, giderek iç çatışmalara yol açabilir. Bu risk var ve gerçekleşirse, öyle ya da böyle işin ucu krallığın devrilmesiyle sonuçlanabilecek bir sürece evrilebilir. Bu süreci endişe verici bulmak için de kralın muhibbi olmak gerekmiyor, olmuş olanların olmakta olanlara nasıl karine teşkil ettiğine bakmak yeterli.
===================================

Dostlar,

Acaba,
Sayın Nihal Bengisu Karaca‘ya göre,
Çağdışı Suudi Arabistan Krallığı azıcık da olsa uygarlaşmamalı mı??
Çoooook mu karışıklık (!) çıkar bölgede?? Ne olur acaba bu “karışıklık” tan (!)  çıkarsa??

Sıkı duralım : Trump, uydusunu terbiyeye başladı.. Radikal İslam artık Batı’nın canına etti..
Kendi yarattığı canavarı boğmanın zamanı geldi.. İSLAMOFOBİ önlenemez bir afet!

  • S. Arabistan bile Hicri takvimi bırakıp miladi takvime geçti..
    Ama Türkiye hala Riyad’a göre saatini ayarlıyor ve yaz saatine geçmiyor.. RTE inadını sürdürüyor.. Danıştay kararına karşın.. Fakat sessiz sedası 2018 Ekim’inde yaz saatine geçilecekmiş..
    Kadınlara araba kullanma ehliyeti…
    Mısır ile ortak dev serbest ticaret bölgesi kuruluyor.. Kadın – erkek medeni koşullarda birlikte çalışacak.. S. Arabistan ekonomisi çöküşte.. Petrol fiyatları düşüyor ve petrol de bitiyor.. Bıçak kemiğe dayanıyor..
    S. Arabistan bile çağın koşullarına zorunlu uyum sağlıyor..
  • Türkiye’de AKP = RTE’nin dinci – gerici dayatma için hangi dayanakları olabilir ki??
  • “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar mahveder..”
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK… 

Sevgi ve saygı ile. 08 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com