ALLAH CEZANI VERECEK ESMA

Dostlar,

Rifat Serdaroğlu’ndan gene nefis bir yazı…

Sevgi ve saygı ile.

Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

================================================================

ALLAH CEZANI VERECEK ESMA

RİFAT SERDAROĞLU

rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu

Kız Esma kurşunlara gelesin, yataklara düşesin, sütün kesilsin, tez zamanda
menopoza giresin, sürüm sürüm sürünesin inşallah…

Sen kim, Siirt’in Tillo geleneğinden Sahabeden Seyyide Hatun’u üzmek kim?
Kendine gelsene sen bakayım!…

Ablan sana kalbini açtı, seni yüreğinin içine koydu, nasıl unutursun bunları?
Sana, “kısır”, “humus” yapmayı, küçük parmak kalınlığında yaprak sarması sarmayı,
kırlent işlemeyi kim öğretti kız gözü kör olasıca, söyle bakayım kim öğretti ?…
“O İngiliz Anacığın, babacığın, kardeşin, gelinin, çocukların Türkiye’ye geldiler de,
onları kim ağırladı? Ellerini soğuk sudan- sıcak suya mı soktular? Yedikleri önlerinde,
yemedikleri arkalarında değil miydi? Senin hatırına onları Eyüp Sultan Hazretlerinin Türbesine,
oradan Kiliselere ve bizim Fettah’ın otellerine götürmedik mi? Beş kuruş harcattık mı onlara?
Bikinilerle, mayolarla denize girdiler de ses mi çıkardık a gagalak!

Türkiye’nin gururu, “Sivil Toplum Örgütleri ve Kalkınma” (Deniz Feneri gibi) konusunda mastır yapan biricik kerimemiz Sümümüyyemizi, arkadaşlarıyla birlikte Şam’da sen ağırlamadın mı?

Kız, sen ne hayırsızmışsın be!…

Kocan olacak o diktatör bozuntusuna; “Esma beni arasın” demiştim.

“Döncem ben O’na” dediğin halde dönmedin.

Ben de mahalleliye, ‘Esma kızım beni mutlaka arar’ demiştim, rezil oldum yani.
Halbuki sana zor bir şey mi teklif edecektim? ‘Al çocuklarını gel. Vatanını, kocanı,
sevdiklerini terk et, burada bizimle ve benim korumamda yaşa’ diyecektim.

Gerçi çok zengin değilim amma, hatırlı dostlarım var. Benim çocuklarımı da zaten
onlar okuttu, biz beş kuruş harcamadık. Seninkileri de okuturdu Remzi abi, ne olurdu sanki
ha bir eksik, ha üç fazla ne fark ederdi ki?

Zaten, İstanbul’da 6 tane havuzlu villa var, çocuklarda artık bizimle oturmak istemiyorlar.

Hamdolsun işleri gayet iyi. Tayyip, pardon, Allah; “Yürü ya kulum” dedi,
bizimkiler koşturuyorlar maşallah. Beraberce geçinip giderdik işte..

Vatan ne ki, cep dolu olunca her yer vatan değil mi?
Esed’ın (kusura kalma Esad deyince, benimki kızıyor) sonu belli.
Obama, benimkine söylemiş. Sonu aynen Kaddafi gibi olacakmış!…
Aradan biraz zaman geçsin seni, ben kendi ellerimle başgöz ederdim kız Esma.
Neleri kaçırdın bir bilsen..”

===================================
Alman Basınından;

Almanya Şansölyesi Merkel, tatile güvenlik sebebiyle, kendisine tahsis edilen devletin uçağıyla gitti. Kocası, (kişisel işleri için, eşinin yanında bile devlet uçağını kullanamayacağı için) özel havayollarından en ucuz bileti seçip sonradan karısının yanına gitti !..
(Manyak mı bunlar abicim?…)

==========================

ÇOK ASİL BAKAN

İki Türk Kızı, olimpiyatlarda tüm ülkelerin yarışmacılarını kendi güçleriyle
geride bırakıp, birinci ve ikinci oldular.

Milletçe bayram ediyoruz.

Kızlar daha sevinçlerini yaşayamamışlar. O sırada kalabalığın arasından
biri elinde telefonla kızlarımızın arkasından koşturuyor;

“Başbakanımız telefonda, Başbakanımız Telefonda..” diye bağırıp duruyor.

Kim bu diye bakarken, bu kişinin T.C. Devleti’nin bir Bakanı olduğunu üzülerek görüyorum.

Hani, biri kendini “Şeyhülislam” ilan edip, aynı evde ve aynı anda üç kadınla yaşıyordu ya,
sonradan T.C. Başbakan’ının danışmanı olmuştu.

İşte bu kişinin damadı Bakan Suat Kılıç idi koşuşturan.

Hani Ankara’da garibanın evini ucuza kapatıp villa yapan uyanık vardı ya, hah işte O…

Aklı sıra Başbakan’ına yaranacak ya!..
Bu arada T.C. Bakanı sıfatı, devletin gelenekleri,
kişinin onuru yerlere düşmüş, kimin umurunda…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 13 Ağustos 2012

TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ

TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ

Bazı okurlarımız, “yazıyorsunuz, yazıyorsunuz da ne oluyor? Duvardan ses var bunlardan yok. Bunların hak-adalet-insaf duyguları kalmamış. Kul hakkı yemekten bile korkmuyorlar, sizin de başınıza bela açacaklar, sizin için korkuyoruz..” diye mesaj gönderiyorlar.

Bazı okurlarımız ise artık, siyasi olarak eyleme geçme zamanının geldiğini,
aktif siyasete dönmemiz gerektiğini söylüyorlar.

İlk olarak;

Bu bademlerden korkan, onlardan beter olsun. Onlar, bizler gibi insanları gördüklerinde, ışığı gören yarasalar gibi karanlıkların dibine kaçarlar.

Atatürk- aydınlık-çağdaşlık-medeniyet-gerçek demokrasi- kalkınmışlık-zenginlik-refahın hakça paylaşılması-kardeşçe huzur içinde olmak ve sadece Allah rızası için inancını yaşamak, bunların ilacıdır. Bu değerleri koruduğumuz ve yücelttiğimiz takdirde bunlar, köküne kibrit suyu dökülen ağaç gibi kurur giderler…

İkinci olarak;

Türkiye’nin başına gelen dertlerin önemli nedenlerinden biri de, “hırsları, akıllarının üzerine çıkmış siyasetçilerdir.”

Biz üzerimize düşen görevleri, elimizden geldiği kadarıyla yaptık.
Bundan sonra yapmamız gereken;

Bölünmüş-parçalanmış Merkezin- Merkez Sağın bir araya getirilmesi için
gayret göstermek olabilir.

Bunun için daha zamana ihtiyacımız var.

Maalesef, milletin daha görecekleri var. Yani çile henüz dolmadı…

Bizim yaptığımız, “Tarihe not düşmek ve haksızlığa uğramış vatanseverlerin morallerini yüksek tutmağa” çalışmaktır.

Türkiye’de bugün yaşanan “hukuk ihlalleri” , “haksız tutuklamalar”, “tutuklamanın cezaya dönüşmesi” “insanların sahte dijital delil bozuntularıyla hapse atılmaları”, “çekilen işkenceler”, “ölüp giden canlar”…

Bunların hesabını tek-tek, tarihe kaydediyoruz.

İnsan ömrü için 5 yıl, 10 yıl, 12 yıl çok uzun zamanlardır. Zamanında bu sıkıntıları yaşamış biri olarak bunu çok iyi biliyorum ve bugün sıkıntı çekenlere dayanma gücü vermesini, Allah’tan diliyorum.

Ama bu uzun süreler, milletlerin hayatında birer nokta gibidirler.
Yassıada yargıçlarını hatırlayan var mı? Ya 12 Mart işkencecilerini, 12 Eylül’ün beşlerini?..Kimse bunları hatırlamaz bile.

Fakat bir Menderes’i, bir Deniz Gezmiş’i, bir Uğur Mumcu’yu Türk Milletine unutturmak mümkün mü?

Yapılması gereken bu sıkıntılı günlerde saflarımızı sık ve kalabalık tutmak olmalıdır.

Yelpaze geniş tutulmalıdır. Herkes eteğindeki taşı dökme zamanıdır.

Türk Vatanını sevmek-Atatürk’e ve ilkelerine bağlı olmak- demokrat olmak-
Lâik Cumhuriyete inanmak- çağdaş ve hoşgörülü olmak ve beraber yaşamak isteyen herkesi kucaklamak vazgeçemeyeceğimiz değerlerimiz olmalıdır.

Çünkü; Ülkemiz bu kez yerli işbirlikçilerin, eşbaşkanların, ümmetçilerin, cemaat ve tarikatçıların, önce mücahit sonra müteahhit sonra da her şeye müsait olan tırnakçıların tehdidi altındadır..

Zaman birlik ve beraberlik zamanıdır.

Perşembe günü bazı gazetelerimizde, adını şimdiden “Unutulmayacaklar” listesine yazdıran değerli bilim adamı Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın bir duyurusu yayınlandı.

Yüreğinin bir yerinde Allah korkusu, adalet duygusu, insan saygısı olan yöneticilerin, bu duyuruyu okuyup utanmaları lazım.

Adamcağız feryat ediyor;

“Benim suçum ne, benimle ilgili her sahte delili çürüttüm, buna rağmen 3 yıl 4 aydır tutukluyum, bu zulme, bu adaletsizliğe niçin maruz bırakıldım??” diyor…

Vicdan sahibi olan hangi insan; Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Haberal tutuksuz yargılanırsa, kaçacak veya aradan 3 yıl 4 ay geçtikten sonra delilleri karartacak, diyebilir ki?..

Bu adam ve öbürleri neden hala tutuklular?

Dünyanın demokratik ülkelerinden hangisinde böyle haksız ve zalimce uygulama var?

Ey TÜSİAD’ın, TOBB’un, İşveren-İşçi Sendikalarının, Sivil Toplum Örgütlerinin, sözüm ona özgür Üniversitelerimizin ve basının değerli yöneticileri;

Bu haksız uygulamalar, TSK’nın Genel Kurmay Başkanı’nın “Terörist”, eşkıya başı Barzani’nin “Devlet Adamı” muamelesi görmesi, insanların haksız yere yıllarca hapislerde çürümeleri sizin canınızı acıtmıyor mu?

Hukuksuzluklar sizi ilgilendirmiyor mu?

Diliniz mi tutuldu?

O kadar mı korkuyorsunuz?

“Yahu arkadaş, burası çadır devleti mi, babanızın çiftliği mi” diyecek kadar da cesaretiniz yok mu?…

Sizler susmaya devam ettiğiniz sürece, sıranın size gelmesinin kaçınılmaz olduğunu görmüyor musunuz?…

Bize, “niçin yazıyorsunuz” diyen değerli okurlar;

İşte bunları tarihe not etmek için yazıyoruz.

15-20 sene sonra bugünlerde yaşadıklarımızı okuyan gençler, doğruları okuyabilsinler, bizim neslimiz gibi ödlek olmasınlar, vatanlarına sahip çıksınlar diye yazıyoruz.

Bu kadarı için bile yazmak, tarihe not bırakmak, yetmez mi?…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 04 Ağustos 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

PERVASIZ PKK !?

PERVASIZ PKK

Cumhurbaşkanı Gül, Türk Milletine 8 şehit 21 yaralı verildiğinin söylendiği gün bilgisayarının başına geçti ve twitter hesabından şu açıklamayı yaptı :

“Terör örgütü bu Ramazan ayında pervasızca bir plan içerisine girmişti. Buna fırsat vermemek için güvenlik güçlerimiz ön tedbir alıp yoğun bir mücadeleye girdi. Maalesef yüreğimizi dağlayan şehitlerimiz var. Hepsine Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletimize de başsağlığı diliyorum…”

Gül’ün kendi elleriyle yazdığı bu düşünceleri bile, bunların PKK Narko-Terör örgütüne ve başımıza bela olan Kürtçülük-Bölücülük olaylarına ne kadar “Şaşı” baktıklarının en açık ifadesidir.

Cumhurbaşkanı olmuş biri, kelimeleri bilerek seçer ve kullanır.

Gül’ün PKK Narko-Terör örgütü için kullandığı en ağır kelime ne; “Pervasız…”

Pervasız; Cesaretli-Karagözlü- Çekinmez-Sakınmaz-Korkusuz demektir.

Gül, daha önce “Açılım” dedikleri saçmalıklar için; “Çok güzel şeyler olacak” demişti,

Aynı Gül, “Her yere, Ne Mutlu Türküm diye yazmak, ilkelliktir” demişti…
Şimdi Cumhurbaşkanı Gül’e beraberce soralım :

*Askerlerimizi-polislerimizi-insanlarımızı şehit eden PKK Narko-Terör örgütünün,
Suriyeli-Ermeni ve Bölücü Kürtçülerden oluşan katiller çetesi yıllardır Kuzey Irak’ta barınmıyor mu?

*Sayıları 3.000 ile 5.000 kişi arasında bulunan bu katiller her türlü yeme-içme-lojistik desteklerini bu bölgeden alıp, sınırımızı geçtikten sonra bizim çocuklarımızı öldürmüyorlar mı?

*9 ay önce, Türkiye’nin göbeğinden kaçırdıkları Asker-Polis-Kaymakamı bu bölgede esir olarak tutmuyorlar mı?

Peki, bu bölgenin tartışmasız tek hakimi Barzani denen babadan çapulcu eşkıya değil mi?

-Siz Barzani’yi Çankaya Köşkünde kırmızı halı ile karşılarken bu soruları sormak aklınıza gelmedi mi?

-Başbakan Erdoğan, Erbil’de Barzani ile berber sıra gecesi düzenleyip, şarkılı türkülü eğlence yaparken bunları sordu mu?

-Dışişleri Bakanı, ABD’nin “Pilli Tavşan” dediği Davutoğlu, eşkıya başı Mesud Barzani’ye
“Kak Mesud” yani Mesud abi derken, bunları sormak aklına gelmedi mi?

-Kuzey Irak’ın gerçek patronu Amerika ile bunları konuşmuyor musunuz?…

16 gündür, PKK yerinden bir santim gerilemeden Türk Ordusu ile savaşmaya devam ediyor.
Aynı gece ve aynı anda 3 karakolumuza baskın verip, evlatlarımızı şehit edebiliyor!…
Bu arada Türk Silahlı Kuvvetlerine sadece, bulundukları yerden veya uçaklarla dağı-taşı bombalamak görevi verilmiş, askerin sınır ötesi takip yapıp bu çakalları yok etmesine ise
izin verilmiyor.

TSK’nın başındaki Komutan ise, kendi suçsuz silah arkadaşlarını cemaatin salyalı ağızlarına kurban vermekle meşgul…

Yazılabilecek en açık şekilde yazıyor ve tarihe bir not daha düşüyorum :

2002 yılından bu yana yani 10 yıldır terörle mücadelede yapılan yanlışlıklar, hatalı politikalar nedeniyle verdiğimiz şehitlerimizin, yaralanıp sakat kalan gazilerimizin, yitirdiğimiz insanlarımızın, boşa harcanan ulusal servetlerimizin sorumluları bu alemde de, öbür alemde de- kul huzurunda da, Allah huzurunda da; Gül, Erdoğan ve AKP üst düzey kadrolarıdır.

Bir kısım ödlek, tombalak ve cemaatçi paşalar da suç ortaklarıdır.

Türk Milletinin olayların farkında olan çoğunluğunun kanaati budur…

Ellerinde Türk gençlerinin kanı bulunan Barzani ile kucak kucağa olanlar, sarılıp öpenler, önünde dört ayak duranlar, kırmızı halıda karşılayıp köşklerde konuk edenler,
karşılıklı türkü çığıranlar, yüreği yanan ana-baba-kardeş-sevgililerin ah’ı sizlerin yakalarınızdadır.

Ne yaparsanız yapın, nereye kaçarsanız kaçın, önünde sonunda

Yüce Türk Milletine hesap vereceksiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Ağustos 2012.

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11