Etiket arşivi: Reza Zarrab

NEDEN ACABA?

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Sayın Kılıçdaroğlu dünkü Grup Toplantısında konuşuyor;
“Dün Plan-Bütçe Komisyonuna Merkez Bankası Başkanı geldi. Milletvekilleri soru sordu. Ama Merkez Bankası Başkanı, cevap vermiyorum diyerek Meclisi takmadı, dedi!”

TBMM neden itibarsız bir hale geldi! Neden TBMM, hesap soramaz hale geldi?
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Meclisin, Saraydaki bir Başdanışman kadar yaptırım gücü yok? Neden acaba?
Hadi hafızalarımızı tazeleyelim;
16 Nisan 2017 yılında, AKP+MHP tarafından yapılan Anayasa değişiklikleri, Türk Milleti tarafından oylandı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Referandumda CHP olarak 10 bin sandığa gözlemci koyamadık” (10 bin sandık en az 3 milyon OY demektir!) dediği,

  • 2,5 milyon “oy”un yasaya aykırı olarak mühürsüz zarflarda
    YSK tarafından geçerli sayıldığı referandum!

Hani Erdoğan’ın “Atı Alan Üsküdar’ı Geçti” dediği referandum!
Halbuki doğrusu, “Atı alan” değil, “Atı çalan Üsküdar’ı geçmişti!”
Sandık güvenliği, seçim güvenliği sağlanmadı, Türk Milletinin namusu demek olan oylara sahip çıkılmadı, Kemal Bey sessiz kaldı ve bugün başımızdan defetmeye çalıştığımız UCUBE sistem hem Türk Demokrasisini hem de Gazi Meclisi felç etti…

Bu konuyu açmamızın esas nedeni, Türkiye’yi “Tek Adam” yönetimine sokmakta başrol oynayan ama bugün, hiçbir şey olmamış gibi Türk Milletine “Salak” muamelesi yapmaya kalkan iki AKP Larvasına bazı sorular sormak!

Davutoğlu 13 Eylül 2019’da, Babacan 8 Temmuz 2019’da AKP’den istifa ettiler.
Referandumun yapıldığı 16 Nisan 2017’de ikisi de AKP üyesi idiler ve ikisi de EVET oyu çıkması için çalıştılar. Referandum tarihinde Davutoğlu 58, Babacan 50 yaşında idi.
Bu iki larva, AKP’de Erdoğan’ı en iyi tanıyan ve O’na en yakın çalışan kişilerdi. AKP’de Başbakanlık – Genel Başkanlık-Başbakan Yardımcılığı – Bakanlık gibi en yüksek sorumluluk isteyen yerlerde görev yaptılar. Biri Profesör, diğeri de İngiliz Bankerlerinin güvendiği ve desteklediği bir ekonomist! (AS: ODTÜ Endüstri Müh. mezunu!)
Şimdi, Serok Ahmet’e ve İngiliz Ali’ye soralım ve yanıt bekleyelim;

-Siz ikiniz;
Tek Adam sisteminin, Türkiye’yi bu noktaya getireceğini göremediniz mi?
Özellikle “Dışişleri ve Güvenlik Bürokratları sizleri uyarmadı mı?
-Siz ikiniz, Erdoğan’ı iyi tanırsınız. Erdoğan’ın “Kuvvetler Ayrılığı İlkesi” kaldırılınca, “Güç Sarhoşu” olacağını bilmiyor muydunuz?
-Başbakan iken Erdoğan’ın Bakanları tekme-tokat dövdüğünü görmediniz mi ki, tüm yetkiyi tek kişide toplayan bu değişiklerin kabulü için çalıştınız?
-17/25 Aralık 2013 Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet rezaletinde, biriniz Başbakan Yardımcısı, diğeriniz ise Dışişleri Bakanı idiniz. Hırsızlık yapan Bakan arkadaşlarınızı, yargıdan nasıl kaçırdınız? Reza Zarrab’ın patronu Babek Zencani’nin idam sehpası önünde

  • “Türkiye’de 8,5 MİLYAR DOLAR rüşvet dağıttım” dediğini bilmiyor musunuz?

4 Bakanın 500 milyon Dolar aldıklarını, 8 milyar Doların nereye gittiğini görmediniz mi?
-Şimdi hangi yüzle ve Allah’tan korkmadan insanlardan utanmadan, “Türkiye’yi içine kendinizin attığı bu ucube sistemden kurtaracağız” diyebiliyorsunuz?
-Türkiye’yi ateşe atarken, ilkokul öğrencisi miydiniz?
Son soru ve kurtuluş çaresi!
Tüm bunları Kılıçdaroğlu da biliyor. Oyunuz için sizi ortak aldı desek, oyunuz yok denecek kadar az. Tecrübe deseniz, başımıza bu belayı da siz sardınız!
Kemal Bey; “Erdoğan ülkeyi iflasa getirdi, ben ise ülkeyi Erdoğan’ın adamları ile kurtaracağım” dese, kim inanır ki? Kılıçdaroğlu, nasıl oldu da sizleri yanına ve korumasına aldı? Hangi nefesi kuvvetli Hoca sizleri birbirinize bağladı?
Kurtuluş Çaresi; Serok Ahmet ve İngiliz Ali!

DOĞRU Parti olarak, sizleri Türk Milleti ile barıştırabiliriz! Böyle ağır bir yükün altından kalkabiliriz. Bonus olarak da sizi abinizin şerrinden koruruz. Elbette ki sizlerin de yapmanız gerekenler var. Önümüzdeki günlerde sizden istediklerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Ya bizim dediğinizi yapıp rahat yaşayacaksınız ya da Türk Milleti tarafından dışlanıp yapayalnız kalacaksınız. Tercih sizin…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 19 Ekim 2022.

ŞİMDİ YANDIN SOYLU!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

CB Erdoğan ömrü hayatında iki satır yazı yazmamış, yeterince okumamış biridir. Gerek konuşmalarından, gerekse tavırlarından net olarak anlaşılır bu durum. Fakat CB Erdoğan ve konuşmalarını yazanlar, her araya bir dörtlük yerleştirmeye bayılırlar! Son Grup toplantısında da, bir dörtlük okudu;

Beden ölür, çürür, cana bakın siz
Kim kiminle yürür, ona bakın siz,
Bırakın dönsün dolaplar
Haktan, hakikatten yana bakın siz!

Haydi o zaman hakikate beraberce bakalım; AKP’yi 4 kişi kurdu, Erdoğan-Gül-Şener-Arınç. Erdoğan, bunlar benim kader arkadaşlarım dedi ve hepsinin yanında duracağını söyledi! Erdoğan, kurucu 3 arkadaşını “yanlarında durarak” terk etti!

Erdoğan 11 yıl, CIA elemanı FETÖ ile devleti birlikte yönetti. FETÖ’yu “Gök ne verdi de, yer kabul etmedi” diyerek ulu bir kişi imiş gibi yüceltti. Ne zaman ki paylaşımda anlaşamayınca, kavga başladı. FETÖ, Haşhaşin-Katil-Hırsız-Vatan Haini ilan edildi. Ortağı Erdoğan, devletin tepesine çıktı!

Erdoğan, “Çözüm Süreci” dediği ihanet sürecinde “Mandela” rolüne soyunup Nobel Ödülü kazanmak istedi. PKK Lideri Apo’yu Türk Devletinin muhatabı haline getirdi. Habur rezaletini yaşattı. Valilere, “PKK’lı katillere dokunmayın” emrini vererek, şehirlerimizde hendek açma, tünel kazma, kendi mahkemelerini kurma, yol keser, haraç alır, şehitlik (!) açar hale getirdi ve çok sayıda can kaybına sebep oldu! Sonunda Erdoğan, ayakları altına aldığını söylediği milliyetçiliğe sarıldı.

Reza Zarrab denen İranlı dolandırıcı, Erdoğan’ın Bakanlarını dolar-avro manyağı yaptı. Devlet Bankası suça itildi. Bankanın bağlı olduğu Babacan ve Erdoğan bu olayları nedense göremediler! Zencani’nin “Reza Zarrab eliyle

  • Türkiye’de 8,5 milyar Dolar rüşvet dağıttım”

dediği paranın 500 milyon dolarının Bakanlara gittiği, 8 milyar Doların ise nereye gittiği bulunamadı! Rüşvetçi dolandırıcı Zarrab, haram para ile satın alınmış Aile televizyonuna çıkartıldı. Vatansever, Hayırsever (!), Cari açığımızın %15’ini kapatan kahraman ilan edildi. Karun Numan bu dolandırıcıya plaket verdi. Reza, FETÖ gibi ABD’ye sığındı. ABD’nin dostları arasına yazıldı. Erdoğan ise, rüşvetçi Bakanlarını hapisten çıkarttı, çöp torbası gibi kapının önüne koydu ve BOP Eşbaşkanlığı görevine devam etti, hala da ediyor!

AKP-FETÖ-CIA organizasyonu ile, Deniz Baykal ve MHP Genel Başkan Yardımcılarının kasetleri yayınlandı. Baykal görevini bıraktı, hastalandı. MHP’liler görevlerinden istifa etti. Bu yapılan özel hayata saldırıdır diyenlere Erdoğan şöyle bağırdı; “Ne özeli yahu, genel bunlar genel…” Erdoğan yükselmeye devam etti. Daha da yükseğe çıksın diye MHP Genel Başkanı kumpasa uğrayan arkadaşlarını unutarak, Erdoğan’ı omuzlarına aldı!

Anladığımız kadarıyla, Yunan Gazetelerine düşmüş bir skandalın gerçeği de yakında açıklanacak. O zaman Türk Milleti, “Ne özeli yahu, genel bu genel” diyebilecek mi?

Anladın mı Soylu Süleyman? Çok yakında seni de kapının önüne koyup, Peker-Çakıcı-Sarallar önüne bırakacaklar! İnsanın ederi, kendine verdiği değer kadardır Süleyman! Çok kısa bir zaman önce ağır hakaret ettiğin en aşağılık cürümlerle suçladığın kişiler şimdi seni yapayalnız bırakacaklar. Ama endişelenme! DOĞRU Parti seni Türk Yargısına emanet edip, yalnızlığına “Medrese-i Yusufiye’de son verecektir!

Değerli Okurlar;

Bugün izledikleriniz, hayretler içinde dinlediğiniz olayları ve AKP gerçeklerini yıllardır Türk Kamuoyuna anlatmaya çalıştım. Bırakın inandırmayı, en yakın dostlarım bile “Yahu Serdaroğlu, sen de çok ağır yazıyorsun. Bak mahkemelerde sürünüyorsun. Yazma artık, bak bizler para kazanıyoruz, istikrar var, dur artık” diye akıl vermeye kalktılar.

  • Yıllardır AKP’nin bir organize suç örgütü gibi çalıştığını yazdım, kimse inanmadı.

Alın şimdi o istikrarı, kazanın bakalım paraları, kazanabiliyorsanız! Ağrıma giden şey bize inanmayanların, öldürdüğü kişilerin sayısını dahi bilmediğini kendi söyleyen bir suç makinasına itibar edilmesidir. Bugün, çok insanın bildikleri tekrar ediliyor. Biz DOĞRU Partiyi kurarken, boşuna “Bu partiye Çiller-Ağar-Soylu gibiler asla giremez” demedik. Şimdi başta muhalefet partileri ve halkımız, dizi seyreder gibi ne kadar çürüdüğümüzü seyrediyor.

Çare gösteren var mı? “Ben bu soysuz düzeni bitiririm. Devri sabık yaratıp, hesap sorarım” diyen var mı? Sadece DOĞRU Parti var. AKP’liler bu rezilliklerden, kasetlerden utanmaz.

  • CB Erdoğan, parti liderlerini açıkça tehdit etmekten utanmıyor, utanmaz!

Nasıl ki adi bir hırsız çalmaktan utanmazsa, AKP’liler de yolsuzluklarının ortaya çıkmasından utanmaz. Olaylar konuşulur, sonra unutulur gider. Ne gibi? 17/25 gibi. 17/25 Aralık’ta, duvar saatini 17’yi 25 geçe durduran çakma milliyetçilerin koşarak saraya gittiklerinin unutulduğu gibi. Ah Püskevitçi ah!

Sözün özü şudur :
Biz, bu suç örgütünün köküne hukuk yoluyla kibrit suyu dökeceğiz. Kimse destek vermese bile, bunu başaracağız. Biraz zaman alacak. Destek verin, katılın Kuvayı Milliyeci vatanseverlerin arasına, daha çabuk gönderelim, bu seccademize dadanmış şeytanları…

27 Mayıs 1960!
61 yıl önce rahmetli babamızı götürmüşlerdi, 6 yıl sonra kavuşmuştuk. El verin, tüm anti-demokratik uygulamaları, bölünmüşlüğü, fakirliği berberce, kadınlarınız ve gençlerimizle ortadan kaldıralım. Birlikte Atamızın huzuruna başımız dik gidelim. Takdir sizindir.

DOĞRU Partililer olarak; Sadece Allah’a kulluk etmeye, Kalu Belâ’da ikrarımız var. Üç günlük ömür için bu dünyada, kula kulluk etmemek kararımız var.

Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyenlere…
(Kalu Belâ =  Kıyamet gününde ruhların Allah ile buluştukları an)

Sağlık ve başarı dileklerimle, 27 Mayıs 2021

BIRAKIN RAHAT RAHAT ÇAL IŞALIM

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Papaz iki metre ilerisinde bulunan Zangoç’a sormuş; Kutsal şarabı sen mi içiyorsun?
Zangoç’ta derin bir sessizlik!
İyice köpürmüş Papaz; Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun?
Hayır, buradan hiçbir şey duyulmuyor efendim!
Papaz; Olacak şey mi? İki adım öteden beni duymuyorsun.
Zangoç; isterseniz yer değiştirelim, anlarsınız. Yer değiştirmişler!
Bu kez Zangoç seslenmiş:
Kilise için toplanan yardım paralarını kim çalıyor?
Papaz kendi kendine söylenmiş; Evet yahu! Buradan hiçbir şey duyulmuyor…

Bademler öyle bir yerdeler ki, orada ne ses ne duyum ne ahlak ne vicdan var!
-Kelime-i Şahadetten, Hz. Muhammed’in adını çıkaran CIA elemanu FETÖ’yü, din alimi saydılar.
-Türk Askerinin katili Barzani’yi ONUR Konuğu yaptılar. Türk Askerinin katili PYD Lideri Salih Müslim’i, Ankara’da kırmızı halıda karşıladılar! Abisine Gaziantep’te “İrtica Üniversitesi” açtılar. Suriyeli Haznevi tarikatına Gaziantep’te 67 bin metrekare Külliye inşa ettiler.
-Türk Ordusunu, Yüksek Yargısını hile ile, kumpas ile çökerttiler!
-Anayasayı ve Cumhuriyetin değerlerini çiğnediler!

ABD ile stratejik ortağız, dediler;
– Bush, askerimizin kafasına çuval geçirtti
– Obama beyzbol sopası gösterdi
– Trump, “Aptal Olma” diye resmi mektup yayınladı
– Biden, soykırım iftirasını sahiplendi ve Türk Milletini soykırımcı yaptı!

17/25 Aralık’ta lağım patladı, hırsızlık-yolsuzluk-rüşvet ve yüzsüzlük rekor kırdı.
Reza Zarrab, Bakanları önüne yatırdı, Bakan veletlerini özel elemanı yaptı.

ABD Temsilciler Meclisi, “Sizin ülkeniz dışında paranız-malınız-yatırımınız var” diye araştırma açtı.

Devletten FETÖ’cuların bir kısmı çıktı. Yerine Menzilciler, Süleymancılar ve Mafya girdi.
Çöküş devrinin sembolü olarak “Marinaya Çökme” rezilliği yaşandı.
Mafya Lideri, Erdoğan’ın Bakanını “Video Manyağı” yaptı.
Binlerce yıllık bir Cihan Devleti olan “Türk Devleti” Mafya Devleti oldu.

Bademlerin bulundukları yerden bu olayların sesleri duyulmadı, görüntüleri yansımadı!
Siyasi ahlak ve vicdan da tükendiği için, hiçbir şey olmamış gibi Bademler yollarına devam ettiler. Papaz ile Zangoç’un devam ettiği gibi…

CB Erdoğan, Cumartesi günü muhalefete seslendi :

  • “Türkiye’nin yükselişinin önünü kesmek için bize sürekli çelme takıyorlar.
  • Yahu ürettiğiniz bir şey varsa onu anlatın. Ürettiğiniz bir şey yok.
  • Çekilin önümüzden de şöyle rahat rahat ve hızla çal ışalım!”

Türk Siyasal literatürüne, Türklükte ve Müslümanlıkta olmayan “Çalıyorlar ama çalışıyorlar”, “Çalıyorlar ama hiç olmazsa Besmele çekerek çalıyorlar” gibi rezillikleri yerleştiren Bademler, rahat rahat çal ışmak istiyorlar ha?
19 senedir rahat rahat çal ışıyorsunuz, yorulmadınız mı?

Türk Milleti artık Bademlerin gerçek yüzünü gördü!
Ayet salla Bakara’dan, oy topla fukaradan” diyen adamı Büyükelçi yapan Bademlerin en masum yaşları 0-2 yaş arasındadır. 2 yaşından sonra konuşmayı öğrendiler mi, kandıramayacakları insan yoktur. Çünkü yalan, yaz-kış bunların ağızlarında yuva yapmıştır. Aman dikkat!

Not 1; Hollanda basınından NRC’nin ve Avrupa Bağımsız Gazetecilerinin yazdığına göre, Binali Yıldırım’ın ve çocuklarının Malta ve Hollanda’da kayıtlı 30 (OTUZ) adet gemi, 17 Şirket, 2 Süperyat, Hollanda’da 7 taşınmaz ve 150 milyon AVRO tutarında serveti varmış.
Tüm Avrupa Basınının yazdığını, bende bir yazımda aktarmıştım.
Mahkeme beni, Binali Yıldırım’a yüklü bir tazminat ödemeye mahkum etti!
Tam da 43’ncü evlilik yıldönümümüzde!
Bunu niçin yazıyorum, biliyor musunuz? Yarın bu kararı verenden de, Binali’den de hesap sorarken, bana gelip, “Abi, büyüklük sende kalsın, düşene bir de sen vurma” diyen olursa, fena dalarım, şimdiden bilinsin istedim…

Not 2; Salı gününden itibaren (AS: başlayarak) Ankara’da, sonra yollardayız.

Sağlık ve başarı dileklerimle, 23 Mayıs 2021

SİZİ NE IRGALAR?

SİZİ NE IRGALAR?

Rifat Serdaroglu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerini Türkiye’de yasaklayan, Bursalıların Milli maç için her yere astıkları Azerbaycan Bayraklarını polis gücü ile indirten Erdoğan, Azerbaycan’daki Zafer Bayramı törenlerine “Türk Askeri” ile katıldı!

Ülkeye dönüşünde uçaktaki maaşlı elemanları olan tetikçi gazetecilerine,
“Türk Edebiyat Tarihine” geçecek orijinallikte açıklamalarda bulundu;
-ABD ve AB’nin yaptırım kararları bizi çok fazla IRGALAMAZ!
-Kemal Bey, CB adaylığı için GAZA GELMİŞ!

T.C. Cumhurbaşkanı’nın bu ARGO sözlerine şaşırdık mı?
Elbette şaşırmadık! Çünkü akıllı insanlar bilirler ki, “Bir kabın içinde ne varsa dışarı o sızar!” O kapta bal varsa bal sızar, katran varsa katran sızar!

Gençler, Erdoğan’ın dediklerini anlamakta zorlanabilirler. Yardımcı olalım;
Türk Dil Kurumuna göre;
Irgalamak; Yerinden oynatıp sallamak, sarsmak.
Gaza Gelmek; Dolduruluşa gelmek.

T.C. Cumhurbaşkanlığı gibi çok önemli makamda oturan birinin, Türk Milletinin yaşamını yakından ilgilendirecek olan, ABD ve AB’nin aldığı “Yaptırım” kararları için “Bizi ırgalamaz” deyişini kullanarak alaya alması affedilir bir hata değildir. Bu davranış, yaptırımlardan en büyük zararı görecek olan Türk Milleti ile de alay etmektir!

Böyle bir durumda bize şu soruyu sorma hakkı doğar :
Sayın CB, sizi ne ırgalar? Örneğin;
-Ömürleri boyunca “Hijyen” ile tanışmamış, her türlü mikrobu üzerlerinde – eşyalarında taşıdıkları kesin olan 7,5 milyon Suriyeliyi, hiçbir sağlık kontrolünden geçirmeden Türkiye’nin dört bir yanına dağıtmak, sizi ırgalar mı?

-Sizin cehaletiniz, beceriksizliğiniz, yolsuzluklara geçit vermeniz ve Pandemi nedeniyle işsiz kalan, açlığa mahkum edilen milyonlarca Türk Vatandaşı varken, sizin başka ülkelere maddi yardımda bulunmanız, Suriye’deki El-Nusra militanlarına binlerce ev hediye etmeniz, eşinizin kendi adına aynı örgüt militanlarına 50 ev hediye vermesi sizi ırgalar mı?

-Kendi vatanını korumaktan aciz Suriyeli gençler Türkiye’de bedavaya yaşayıp eğlenirlerken, Türk gençlerinin Suriye’de can vermeleri sizi ırgalar mı?
Örneğin, Re’s el-ayn (Subaşı – Pınarbaşı) denen yerde, teröristlerin kurşunlarıyla şehit olan fidanlarımızın ve ailelerinin durumu sizi ırgalar mı?
***
Sayın Cumhurbaşkanı;
CHP Genel Başkanı için “Gaza gelmiş” dediniz!
Siz hiç gaza gelir misiniz? Örneğin şu yazacağım olaylar sizi gaza getirir mi?
Üniversite diplomanızın sahte olduğu ispatlanır ve attığınız imzaların geçersiz olduğu yargı kararına bağlanırsa, gaza gelir misiniz?
-ABD Temsilciler Meclisinin aldığı “Sizin ve ailenizin Türkiye dışında edindiğiniz mal-para-iştiraklerinizin” tespiti için kurulan komisyonun raporu açıklanırsa, gaza gelir misiniz?
-“En büyük vatansever” diye ATV’ye çıkardığınız Reza Zarrab, Türkiye’de dağıttığı rüşvetlerin belgelerini, görüntü-ses kayıtlarıyla tüm dünyaya yeniden açıklarsa, bu sizi gaza getirir mi?
***
Aziz Türk Milleti;
Bu günlerin geleceğini, sizlere yıllardır en açık ifadelerle cesurca ve tüm zorluklara göğüs gererek anlatmaya, inandırmaya çalıştık. Keşke yanılan biz olsaydık. Olan Türk Milletine oldu!
Şimdi sizlerden bir ricam var;
AKP’nin oy oranının süratle düştüğünü gören dünün suskunları korkakları, AKP’de Başbakanlık, Bakanlık yapmış larvalar, şimdi TV’leri, gazete köşelerini doldurmaya başladılar!
Fakat şunu “DOĞRU Partililerden” başka söyleyen çıkmadı!

  • Biz, 19 yıllık AKP Soygun döneminden hesap soracağız ve devr-i sabık yaratacağız…

Çünkü bunu söyleyebilecek kişilerin mazisi temiz olmalıdır.

DOĞRU Partililere şu an için TV ekranları ve Gazete sayfaları kapalı olabilir!
Bizim işimiz yasakları yıkmak, faşist yönetimleri devirmek ve özgürlüklerini halkımıza iade etmektir. Bizlere uygulanan bu yasakları da yırtıp atacağız.

Fakat, T.C. Devletinin kurucu değerlerini yani Laik Cumhuriyeti, Sosyal Hukuk Devletini ve Atatürk’ümüzün ilkelerini üç kuruşluk menfaatleri uğruna satıp, halkımızdan doğruları saklayan Haram Havuzu ve benzerlerinin medya organlarına asla çıkmayacağız.
Anadolu’yu adım-adım, ev-ev dolaşıp DOĞRU’yu ve silahsız Kuvayı Milliye hareketini anlatmaya devam edeceğiz.
Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Aralık 2020

KILAVUZU PERİNÇEK

KILAVUZU PERİNÇEK

Rifat Serdaroğlu

“Kılavuzu karga olanın, burnu boktan kurtulmaz” sözü, kılavuz seçiminde çok dikkat edilmesini öğütlemek için söylenmiştir.
Kılavuzun iyisini, bilenini seçmezseniz İlyas Salman filmindeki gibi
“İşte, Almanya’ya getirdik diye sizi Karadeniz sırtlarında” bırakıverirler.

Asrın Lideri AKP Genel Başkanının yanında beraber yola çıktığı arkadaşlarından kimse kalmayınca, dönmeyi seven kişileri yanında toplamaya başlamıştı.

HADEP Eski Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Metiner, HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, DP Genel Başkanı Süleyman Soylu, Barzani, Şivan Perver, Reza Zarrab, Yasin El Kadı, Mursi, Osman Öcalan, Bahçeli derken kılavuzlar kervanına Perinçek de katıldı! Hem de Başkılavuz olarak!

Reyiz daha da sıkışırsa, yurt dışından kılavuz getirebilir. Cem Uzan’ı ısıtmaya başladılar bile! Eh FETÖ zaten eski yol arkadaşı, o ne isterse Reyiz vermeye razı, sıkışıklık olursa o bile çağrılabilir.

Başkılavuz Perinçek, o kanaldan bu kanala koşup AKP’yi savunuyor! Hem de Timur’un filleri gibi!
Yalnız, Başkılavuz Perinçek’in bir kusuru var! Frenleri bazen tutmuyor.
Bir keresinde fren tutmayınca, soluğu taa Suriye’deki Bekaa Vadisinde Öcalan’ın yanında almıştı…

Geçen hafta Başkılavuzun frenleri yine boşaldı ve tarihe geçecek şu sözleri söyledi;
“Sosyal Medyada, özgürlüğün sınırlanmamasına tepki gösteriyorum. Devlet, Milli Diktatörlük Uygulamasına geçmelidir…”

Diktatörlerin çok çeşidini görmüştük ama “Milli Diktatör” modelini ilk kez görüyoruz! Diktatör milli olunca, diktatörlük vasfı ortadan kalkıyor mu?

Acıklı olan, Perinçek’in ne düşündüğü değildir, ne düşünürse düşünsün bizi ilgilendirmez. Esas acıklı olan, AKP’nin Perinçek’in aklına muhtaç hale gelmesidir. Bunu çok önemsiyorum.
Çünkü şu an Türk Devletini AKP Genel Başkanı ve yanındaki Saray ekibi yönetiyor. Dolaylı olarak Perinçek, Türk Devletine kılavuzluk yapıyor denebilir!

Türk Devletinin başında;
İki defa hapis yatmış, partisi Anayasa Mahkemesi tarafından “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu gerekçesiyle mahkum edilmiş, ABD Temsilciler Meclisi tarafından yurtdışındaki malvarlığının tespiti için karar alınmış, Sayın Erdoğan oturuyor.

Yardımcısı; Fuat Oktay;
Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızı dolandırılarak kurulan YİMPAŞ adlı şirkette yıllarca çalışmış, kardeşi Nihat Oktay da YİMPAŞ’ta muhasebe müdürü olarak görev yapmıştı. Çok sayıda YİMPAŞ mağduru vatandaş, paralarını geri alabilmek için mahkeme kapılarında ömür tüketmekteler.

Saray Sözcüsü;
Çocuklarının okul paralarını “Becerikli Abdullah” diye anılan Abdullah Tivnikli’ye ödettiğini kabul etmiş biridir, İbrahim Kalın. Türk Devletini ilgilendiren en gizli görüşmelerde bulunmaktadır.

Saray İletişim Danışmanı;
Evinin dibindeki vakıf arazisine, güzelleştirmek amacıyla çökmüş, kamelya-barbekü gibi sosyal donatıları vakıf arazisine kondurmuş bir çevre gönüllüsüdür. Kendisi “Büyük Devlet Adamı” olarak sayılmakta, evinin adresinden bahsetmek bile suç kabul edilmektedir.

Saray’da bu kadar önemli ve değerli adam varken, bu ekibe bir de Perinçek’in katılması bence gereksiz bir yatırımdır. Zaten her işimiz bozuk. Daha da bozmak için ilave militana gerek yok ki!
Çok sıkışılırsa, çağırın Bakara-Makara Egemen’i, Google’dan sallasın iki ayet, her şey karmakarışık olmazsa istediğinizi söyleyin…

Eyy Kindar ve Dindar Nesil;
Siz Osmanlı Torunu Bademlersiniz!
Yıkmakta sizin gibisi yoktur, yapmak işiniz değildir, karnınız hep toktur.
Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir, en iyi fikir sizin fikirsizliğinizdir.
Unutmayın, beraber ıslandık yağan yağmurda, eşek ölür kalır semeri…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Temmuz 2020

Rifat Serdaroğlu : DİLİNİZİ Mİ YUTTUNUZ?!

 

DİLİNİZİ Mİ YUTTUNUZ?!

portresi_gulen

 

Rifat Serdaroğlu

 

 

Hayırlar olsun Reis’im?
Siz bizim her şeyimize karışırdınız. Ne oldu size böyle?

– Kaç çocuk yapacağımızı, nasıl giyineceğimizi,
– kadın-erkek eşitliğinin yaradılışa ters olduğunu,
– içki içmeyip yerine üzüm yememiz gerektiğini,
– balenin belden aşağı bir iş olduğunu,
– siyasetçilerin devletten çalmayıp başkasından çalarsa bunun “yolsuzluk” olmayacağını,
– Türkiye’de artık Anayasa’nın rafa kalktığını ve
– kendi kendimize “Yarı Başkanlık Sistemine geçtiğimizi”,
– Bilal oğlanın koca-koca gemilerinin “gemicik” olduğunu,
– nasıl sıfırlama yapıldığını ve
daha nicelerini hep sizden öğrendik…

17/25 Aralık 2013 Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olayları patlayıp,
pislikler ortaya dökülünce, Reza Zarrab adlı yardımseveriniz de tutuklanmıştı.
Siz o zaman Reza Zarrab için aynen şunları söylemiştiniz :

  • “Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum.
    Hayırsever biridir. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum, ortada yolsuzluk yoktur, milletin malına devletin, malına yönelik bir şey var mı?”

Şimdi sizin bu hayırsever işadamınız Amerika’da tutuklandı. Amerikan Savcı, 21 sayfalık
öyle bir iddianame hazırlamış ki; bırakın okuyanı, iddianameye dokunan kudurur!
Savcı sizin dört Bakanınızı, onların çocuklarını parayla-rüşvetle maymuna çeviren yardımseveriniz için 75 yıl ceza istemiş!

Reis’im, siz dostlarınızı özellikle yardımsever dostlarınızı asla yarı yolda bırakmazsınız.
Bunu Yasin El-Kadı’ya kefil olduğunuzu televizyondan ilan ederek göstermiştiniz.

Reza Zarrab’ın başına gelen felaketten sonra bu konuda hiç konuşmadınız!
Hâlbuki O’nu hep korumuş, takdir etmiştiniz!
Hatta O’nu içeri tıkan Savcıları-Polis Müdürlerini darmadağın etmiş ve meslekten attırmıştınız. Reza hapisten çıktıktan sonra O’nu damadınızın televizyonuna çıkartmıştınız. Hatta arkasına
fon olarak büyük bir Türk Bayrağı koymuşlardı! Ekonomiden sorumlu Bakan gibi
havalı-havalı konuşuyordu!

Hepimiz merak içindeyiz! Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ne bizlere bir şey söylediniz, ne Reza ’ya ne Ebru Yengeye bir geçmiş olsun telefonu ettiniz!
Eşbaşkanınız Obama’ya bu konuda bir mektup yazıp, bu çocuğa da kefil olduğunuzu söyleyecek misiniz?
Ya da CNN Internasyonal televizyonuna çıkıp, tüm dünyaya bu olayın da montaj ve
bizim kalkınmamızdan rahatsız olan üst akılların işi olduğunu anlatacak mısınız?

Lütfen ya siz bir şeyler deyin ya da Först leydi Emine yengemiz bizlere anlatsın.
Bu olay ve benzerleri 90 yıllık enkazın içinde var mıydı?

Anlat be Reis’im, dilinizi mi yuttunuz…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
25 Mart 2016

======================================

Evvvettt..

Bay RTE… konuşunuz…
AKP Genel Başkan yardımcısı Ömer Çelik‘i sahibinin sesi gibi kullanmak ve de “istikşafi” oyalamalar yerine, o yiğidim afra tafranızla 120 DbA’dan aşağı olmamak üzere, adeta kulakları sağır edecek düzeyde gök gürültüsü gibi gürleyin ki; taaa Okyanus ötesinden duyulsun,
o yaramaz – haddini bilmez Savcı da işitsin, Başkan Obama da, öbür Başkan adayları da… Duysunlar da titreyip kendilerine gelsinler ve “hadlerini bilsinler..”

Sen hep öyle söylerdin ya, “herkes haddini bilecek..” diye buyurur, azarlardın hepimizi..
Onlara haddini bildir gecikmeden, sonra daha ileri giderler bakarsın..
Bir de “ya senden olacaklar” ya da “bertaraf ya da terörist” değil mi?
Böyle buyurmuştun.. O kefereleri de uyar, derhal seçimlerini yapsınlar..
Ya senden yana olacaklar ya da onları terörist ilan et, ya da yargıya talimatını ver
Uluslararası Ceza Mahkemesinde dava açılsın ve onları bertaraf et Kasımpaşalı,
ne duruyorsun? Sen de davanın savcısı olursun Ergenekon kumpasında yaptığın gibi..
Hayda bre.. gün de saat de geldi çattı..
*****
“Sepet havaları” Kaf dağının ardından da olsa epey duyulur oldu..
Hele kulağımızı bir “yere” dayar dinlersek..
O da ne, hiç bu denli yakından ve net duymamıştık!
Hayırdır inşallah..

Sevgi ve saygı ile.
26 Mart 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Uğur DÜNDAR : Reza severlerin uykularını kaçıracak gelişmeler var!

Reza severlerin uykularını kaçıracak gelişmeler var!..

 Uğur Dündar

Uğur Dündar
S
ÖZCÜ,
25 Mart 2016


AKP’nin Meclis’teki çoğunluğu, Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasının ardından, bir gece yarısı operasyonuyla “Gizlilik Yasası” çıkardı.
Dünkü Sözcü’nün manşetten duyurduğu yasaya göre; bundan böyle Türkiye’nin menfaatlerinin ciddi şekilde
zarar göreceği durumlarda, kişiler hakkında yabancı ülkelerin istediği veriler paylaşılmayacak.
Yangından mal kaçırırcasına çıkarılan yasa akıllara “Bu önlem Reza için mi alındı?” sorusunu getirdi.
Amaç bu olsa bile çok geç!..
Çünkü özgür sosyal medyada yazılıp çizilenlere bakarsak, Türkiye’nin gizleyebileceği bilgiler çoktan
New York’taki Savcı Preet Bharara’nın eline geçmiş durumda.
Hatta fazlasıyla!..
Gizli servislerin bilinen teknik takipleri bir yana, “Kozmik Oda”sını kendi elleriyle açan, ülke güvenliğiyle ilgili çok gizli kayıtları ortalığa saçan bir iktidarın sırları olabilir mi?..
*  *  *
Bir dostum anlattı:
17-25 Aralık operasyonlarından kısa bir süre sonra Amerika’daki bir kayak merkezine,
Ekvator kuşağı ülkelerinden birinin devlet başkanı gelmiş. Otel içinde korumasız dolaşan, lobidekilerle fotoğraf çektirip sohbetler eden başkan, bir ara lafı malum rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna getirmiş. İnternete düşen konuşmaları şaşkınlıkla dinlediğini ve tapeleri arşivlediğini söylemiş.
O anda utançtan yüzü kıpkırmızı kesilen dostum hemen oradan uzaklaşmış!..
*  *  *
Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel’deki IŞİD saldırısını gerçekleştiren teröristlerden birinin Türkiye’de yakalandıktan sonra sınır dışı edildiğini ve Belçika makamlarına da o kişinin terör şüphelisi olduğunun bildirildiğini açıkladı. Ama jet yalanlama gecikmedi!
Adalet Bakanı Koen Geens “Bize göndermediler, Hollanda’ya iade etmişler!” dedi.
Böylece AKP Türkiye’sinin inandırıcılığı ağır bir darbe daha yedi!..
*  *  *
Zarrab’a gelirsek; Şimdi sıkı durun!
İşin içinde sadece Halkbank yok,
Zarrab’ın karanlık para transferleri trafiğinde iktidar yandaşlarına ait başka bankalar da var!
ABD Ankara Büyükelçiliği’nin raporları, hatta Rus istihbaratının bilgi paylaşımları var!
Bazı önemli isimlerle ilgili yeni fezleke hazırlıkları var!
Çünkü dünyanın en ücra köşelerine kadar takip edilip belgelenen kirli izler, dudak uçuklatacak uluslararası suç kanıtları var!..
*  *  *
Reza hakkındaki bilgileri Gizlilik Yasası ile istedikleri kadar gizlesinler!
Yolsuzluk savaşçısı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu bir Halk Arenası’nda ne demişti?

* “Türkiye’yi soyanlar Afganistan mağaralarına bile kaçsalar,
bulup yargının önüne getireceğiz!..”

Gelecek, bir gün mutlaka gelecek!..

Uğur DÜNDAR

************
Dostlar,

Olay ciddidir..
Daha önce web sitemizde yazdık..
FBI uzmanlarının Reza’yı “şakır şakır öttüreceklerini..” belirttik..
Ele geçecek ek ve çok önemli bilgiler, Türkiye’yi bu acınacak duruma düşüren ülkemiz yöneticileri aleyhine kullanılacaktır. AKP – RTE, dev istihbarat örgütlerinin (CIA, Mossad, MI6) 7/24 ayrıntılı görsel istihbaratına
ek olarak bu taptaze bilgileri de servis edecek ve ülkemizin dış – iç politikalarını yönlendirmede acımasızca kullanacaklardır.. Aslolan bu fahiş ve vahim açıklara ve uluslararası yolsuzluklara yol vermemek idi değil mi?

Görüldüğü gibi fatura gene ülkemize çıkıyor, bağımsızlıktan verilen ödünlerin telafisi olamıyor..
ödenen bedeller çoook ağır oluyor..
RTE – AKP karanlıkta / mezarlıkta ıslık çalanlar konumundadır ne yazık ki..
Ülkelerine çooook zarar veriyorlar ama vicdanlar hala uyanmıyor ve yıkım sürüyor..
Hep birlikte altında kalacağız korkarız
Necip – soylu milletimizin artık bu deriiiiin kan uykularından uyanmalı..
İlk seçimde AKP’den kendisini, çoluk çocuğunu (Karaman faciası!), geleceğini kurtarmalı!

Sevgi ve saygı ile.
26 Mart 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kılıçdaroğlu 1 Kasım seçim bildirgesini açıkladı

 

Kılıçdaroğlu 1 Kasım seçim bildirgesini açıkladı

Zeynep GÜRCANLI – Aysel ALP / Fotoğraflar: Selahattin SÖNMEZ – ANKARA

Kılıçdaroğlu seçim bildirgesini açıkladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ATO Kongre Merkezi’nde partisinin Seçim Bildirgesi ve Aday Tanıtım Toplantısı’na katıldı. Kılıçdaroğlu, CHP iktidar olduğu takdirde gazilerin milletvekillerinin yararlandığı sağlık haklarından yararlanacağını söylerken,
“Her şeyden tasarruf edilir, gazinin taleplerinden, şehit yakınlarının taleplerinden tasarruf edilmez.” dedi. CHP bildirgesinde İran’la ilişkilere ayrılan bölümde ilginç ifadeler yer aldı. Bildirgede isim verilmedi ama İran’la Türkiye arasındaki ticari ilişkilerden bahsedilen bölümde
Reza Zarrab’a atıf yapıldı.

KILIÇDAROĞLU İSİM VERMEDİ AMA REZA ZARRAB’IN BAHSİ GEÇTİ

İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması:

Bugün 30 Eylül 2015. Seçimden bu yana 5 ay geçti. 5 ay sonra yeni bir seçim bildirgesi ile karşınızdayız. Bu seçim bildirgesini gençlere adıyoruz. Gençler yarının umududur. Ama gençler bugünün de ortaklarıdır. Baskıya karşı direnen, özgürlüğü savunan gençlere adıyoruz bu seçim bildirgesini. ‘Ali İsmail’lere, ‘Özgecan’lara adıyoruz bu seçim bildirgesini.

Öğrenci, memur, işçi, işsiz, çiftçi… bütün gençlere. Taşeron işçisi olan gençlere, merdiven altı atölyelerde çalışmak zorunda olan gençlere, asgari ücrete mahkûm gençlere, mevsimlik işçi gençlere adıyoruz bu seçim bildirgesini.  Soma’da yaşamını yitiren genç maden işçilere adıyoruz bu seçim bildirgesini. Üniversitelerimizde okuyan 6 milyon üniversite öğrencisine adıyoruz bu seçim bildirgesini.

TOMA’lara biber gazlarına karşın polis barikatlarının önünde elinde karanfille bekleyen kitap okuyan yarattığı mizahla bir diktatöre diz çöktüren gençlere adıyoruz bu seçim bildirgesini.


Fotoğraf: Selahattin Sönmez

“ÜVEY EVLAT MUAMELESİ ÇEKTİLER”

Neden gençler? Büyüklerin kabahatlerinin faturasının gençlere ödetildiği için gençler diyoruz. Ve bugün ülkemizin nüfusunun yarısı gençlerden oluşuyor. En ciddi sorun olarak işsizlik duruyor. 13 yıldır iktidar olanlar gençlerin hangi sorununu çözdüler? Üvey evlat muamelesi çektiler. Gence sen sus senin konuşma hakkın yok dediler. Oysa o babalarından daha iyi yetişmişti. Daha iyi sorguluyordu. O nedenle biz gençleri baş tacı yapacağız. Gençleri bu ülkenin umudu olmanın yanında ortağı yapacağız.

Genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 18,9, genç kadınlarda yüzde 22,6. 6 milyon 62 bin üniversite öğrencilerinden söz ettim. Mevcut yurtlar yüzde 10’nunu bile karşılayamıyor. Yüzde 90’ının nerede barındığını iktidar bile bilmez. Adım bile atmadılar

CHP BİLDİRGESİNDE ‘ESAD’ ÇIKIŞI

“BİZ GENÇLERİ BAŞ TACI YAPACAĞIZ”

Oysa gençlik, genç potansiyelimiz bu ülkenin en büyük üstünlüğü. 2035’e kadar bu üstünlüğümüz devam edecek. Sonra Türkiye yaşlılar grubuna girecek. Onlar gençleri göz ardı ettiler, biz gençleri baş tacı yapacağız.

“GENÇLERİ OLAĞAN ŞÜPHELİ SIFATINDAN ÇIKARACAĞIZ”

Bir süreç başladı. 12 Eylül hukukuyla başladı. Gençler olağan şüpheli olarak görünüyorlar. Bakın gençlerle ilgili maddeye orada da aynısı var. Gençleri olağan şüpheli sıfatından çıkaracağız. Onları olağan şüpheli olarak değil onları olağan yurtsever olarak göreceğiz.

Gençlerden ne bekliyoruz? Beklediğim bir şey var. İster burada, ister sokakta caddede, ister işyerinde olan bütün gençlere sesleniyorum. Görülmeyen gençler var, merdiven altı atölyelerde çalışanlar, çöplerden kağıt toplayanlar var, yeraltında yüzlerce metre çalışan alın teri döken işçiler. Bu gençler var.

“SİYASETİ DİNOZORLARDAN TEMİZLEYİN”

Bir gördüğümüz gençler var. Üniversite gençleri. O zaman yapmamız gereken şu. Biz bu gençlerden ne bekliyoruz? Sizlerden istediğim sadece bir şey var. Siyasete ilgi gösterin. Siyaseti dinozorlardan temizleyin. Siyasette aktif olarak yer alın.

Eğer sizler siyasete girerseniz emin olun Türkiye’de bugün yaşananların hiçbiri olmazdı. Ülkeye barışı sizler getirirdiniz.

Yüzde 10 gençlik kotası getirdik. Oran az diyorsanız önümüzde kurultay var. Gelin kurultaya oranı yükseltin ben size destek vereceğim. Siyasete girin aktif unsur olarak öne çıkın diyorum. Biliyorum içinizden şunu söylüyorsunuz. “Su başlarını devlet tutmuş nasıl gireceğiz? Babamız amcamız bize izin vermiyor siyaset yapalım.”

Gençler, Kılıçdaroğlu ile selfie çekti

“SİZDEN SADECE SİYASETE GİRMENİZİ İSTİYORUM”

Mücadele ruhunuzu kaybetmeyin, kesinlikle başaracaksınız. Peki biz size ne vaat ediyoruz? Sizden sadece siyasete girmenizi istiyorum. Zaman zaman şikayet ediyordunuz, partiye üye olmak istiyoruz ama kabul etmiyorlar. Hiçbir partinin yapmadığını yaptım. Buradan bütün gençlere sesleniyorum. CHP’nin internet sitesine girin internet üzerinden partiye üye olun. Hiçbir engel yok önünüzde siyaset için.

“ANNEYE BABAYA ASLA YÜK OLMAYACAKSINIZ”

Biz size ne vaat ediyoruz? En büyük sorun işsizlik miydi, evet. Üniversiteyi bitiren işsiz, liseyi bitiren işsiz. İşsizlik diz boyu. Düşündük taşındık. İşsizlik sadece bugünün değil geleceğin de sorunu ve çözmemiz gerekiyor. O zaman dedik ki iş garantili eğitim yapacağız. Bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek liseleri olacak. Anneye babaya asla yük olmayacaksınız. Üçüncü sınıftan itibaren fabrikalarda staj yapacaksınız. Mezun olduğunuz gün işiniz hazır.  Bütün anne babalara sesleniyorum. Oğlunuzu meslek lisesine gönderdiniz işsiz. Ama bizim getireceğimiz düzende oğlunuz kızınız asla işsiz olmayacak, asla.

 CHP’NİN EKONOMİK VAATLERİ

“TAŞERON İŞÇİLERİN TAMAMI KADRO ALACAK”

800 bin taşeron işçi var. Bunların yüzde 80’i genç. İş güvenceleri yok. Ömür boyu asgari ücrete mahkum. Geçen seçim bildirgesinde de söylemiştim. Sözümün kapı gibi arkasındayım. Taşeron işçilerin tamamı kadro alacak. Sendikalı olacak.

“ASGARİ ÜCRET CHP İKTİDARINDA NET 1500 LİRA OLACAK”

Yine işçilerin yüzde 80’i asgari ücretle çalışıyor. Şu anda mevcut asgari ücretle çalışanların yüzde 80’i genç. 1054 liraya çalışıyorlar, aldıkları para bu. Söz verdim, sevgili gençler size sözüm söz. Asgari ücret CHP iktidarında net 1500 lira olacak. Bunun yeterli olmadığını ben de biliyorum. Ama bir adım atıyoruz. Mali disiplini bozmadan bu işi çözeceğiz. Herkes rahat yaşayacak, bir nefes alacak. Bin liradan 1500 liraya çıkması rahat nefes almanızı sağlayacak.

“İŞ BULDUKTAN SONRA PARAYI SİZDEN İSTEYECEĞİZ”

Burada bitmiyor, daha devamı var. Üniversitede okurken öğrenim için kredi alıyor. Mezun olunca devlet yakasına yapışıyor. Borcunu öde… İyi de işi yok. İcraya veriyor. Sevgili gençler CHP iktidarında iş buluncaya kadar bu borçların tahsili engellenecek. İş bulduktan sonra parayı sizden isteyeceğiz, faizler de silinecek.

“CHP İKTİDARINDA BÜTÜN MEYDANLAR SİZİN OLACAK”

Ve sevgili gençler, bir ülkede diktatöre diz çöktüren sevgili gençler sizinle gurur duyuyoruz. CHP iktidarında bütün meydanlar sizin olacak. Meydanlarda özgürce gezeceksiniz. Biber gazı CHP iktidarında olmayacak. Çünkü biz düşünceden korkmuyoruz. Yasaklar, yasaklar da kalkacak. Gençler özgür bir ülkede olmanın havasını teneffüs edecekler.

Az önce söyledim. 6 milyon 62 bin üniversite öğrencimiz var. Sadece yüzde 10’u yurtlarda kalabiliyor. Sadece gençlere değil, çocuklarını üniversiteye gönderen bütün anne babalara söylüyorum. 13 yıldır çözemediler bu sorunu. Sözüm söz 1 yıl içinde hiçbir üniversite öğrencisi benim yurdum yoktur demeyecektir, herkesin yurtta yeri olacaktır. Yurtlar öyle koğuş sistemine göre de değil. birer ikişer kişilik odalar. İnternet erişimi olacak ve dolayısıyla her anne baba benim oğlum kızım güvenli bir ortamda okuyor diyecek.

PASSOLİG VAADİ: SÖZ KALDIRACAĞIM BU BELAYI

Ve önemli bir uygulama. Gençler maça gitmek istiyor. Passolig nedeniyle maça gidemiyorlar. Söz kaldıracağım bu belayı. Özgürce maçlara geleceksiniz. Niye getirdiler? Efendim slogan atılıyor da beyefendiler rahatsız oluyorlar. İyi de o sloganlar boşuna atılmıyor ki orada, bir nedeni var. Sormuyor nedenini. Passolig’i kaldıracağız herkes özgürce maça gidebilecek, istediği sloganı da atabilecek.

“YÖK BELASINI KALDIRACAĞIZ”

Üniversite öğrencileri, mezun oluyorsunuz, kaymakam, vali oluyorsunuz. Polis oluyorsunuz, doktor oluyorsunuz. Ama üniversitedeyken sizi yönetimin dışında tutuyorlar. Biz YÖK belasını kaldıracağız ve öğrencilere üniversite yönetiminde söz ve karar imkanı sağlayacağız. Sizin söz hakkınız olacak.

Mevsimlik tarım işçileri hepsi sigortasız çalışıyor, tamamının sosyal güvencesini sağlayacağız.

“SON SINIF ÖĞRENCİLERİNE LİSEKART GETİRECEĞİZ”

Lisekart. Aile sigortası kapsamında lise öğrencileri, son sınıf öğrencilerine lisekart getireceğiz, tamamını sosyal devlet karşılayacağız.

“İKİNCİ ÖĞRETİM HARÇLARINI KALDIRACAĞIZ”

Ve atama bekleyen öğretmenler. İkinci öğrenimde harçlarınız var onları da kaldıracağız. Eğitimi parasız yapacağız. Göreceksiniz gençler için düşündüğümüz her şey aslında ülkenin geleceği için düşündüklerimizdir. Sizin için aldığımız her karar ülkemizin geleceği için alınmış bir karardır.

“BİRİSİ GELİP SİZE, “İNANÇ ÜZERİNDEN SİYASET” YAPARSA BİLİN Kİ…”

Ve gençler sakın tuzağa düşmeyin. İster üniversitede, ister meydanda, ister caddede eğer birisi gelip size, “inanç üzerinden siyaset” yaparsa bilin ki o bu ülkeye en büyük ihaneti yapan insandır. Yine birisi gelir “etnik kimlik üzerinden” siyaset yaparsa o kendi ülkesini seven birisi değildir. Ayrıştırıcıdır bölücüdür.

Ve bir başka konu. Yaşam tarzı. Herkesin yaşam tarzına saygılı olacağız. Herkesin inancına saygılı olacağız. Bunları siyasette kullanılan araçlar olmaktan çıkaracağız. Etnik kimlik üzerinden, inanç üzerinden, yaşam tarzı üzerinden siyaset. Bunları kabul etmeyin. Ülkenin dünya kadar sorunu var. Onlara odaklanın. Ama şunu unutmayın, herhangi bir yurttaşımız inancı dolayısıyla ötekileştiriliyorsa onun sorununu çözeceğiz. Etnik kimliğinden ötürü ötekileştiriliyorsa eşit yurttaşlığı savunuyoruz diyeceğiz.

Daha önce bu salonda 19 nisan 2015’te “yaşanacak bir Türkiye” adıyla seçim bildirgemizi açıklamıştık. Bunu açıkladıktan sonra yurtiçi ve yurtdışında ciddi yankıları oldu. CHP’nin ürettiği politikalarının çok önemli olduğu, tutarlılığı pek çok çevre tarafından vurgulandı. Çünkü seçim bildirgesiyle biz, var olan sorunları çözmeye yönelik ciddi öneriler üretmiştik.

“HEMEN HEMEN BÜTÜN SİYASİ PARTİLER ÖRNEK ALDILAR”

Bizim seçim bildirgemizi hemen hemen bütün siyasi partiler örnek aldılar. Bunu da alacaklar göreceksiniz. Örnek aldılar diye üzülmüyoruz, tam tersine mutluluk duyuyoruz. Bu şunu gösteriyor demek ki ülkenin sorunlarını en iyi analiz en iyi çözüm üreten parti CHP’dir. Demek ki devlet yönetiminde en iyi kadrolar CHP’de var. İktidar olduğumuzda diyorlar ya CHP’nin kadroları var mı, evet CHP’nin kadroları var. Eğer bu seçim bildirgesini diğer partiler bizi örnek alıyorlarsa, bundan gurur duyuyoruz.

“HER KURUŞUN HESABINI YAPTIK”

Ve biz ayrıca sadece üreten değil hakça bölüşen bir stratejiyi de izledik. Bir şey daha politikamızı açıkladık önce “kaynak nerede nerede” diye sordular. Onlar da baktılar ki kaynak var, “en iyisi biz alalım biraz değiştirip bunu uygulamaya koyalım” dediler. Seçim bildirgelerimizin ne kadar büyük bir ciddiyetle hazırlandığını gösteriyor bu. Her kuruşun hesabını yaptık. Uygulanması mümkün olmayan bir projeyi asla gündeme getirmedik.

“KOALİSYON KURULACAKTI KİM ENGEL OLDU?”

Şu soru akla gelebilir. Beş ay önce bildirgeyi açıkladık. 7 Haziran’da sandığa gittik. 1 Kasım’da gidiyoruz, neden? Hangi gerekçeyle gidiyoruz? Birinci soru bu. İkinci soru, kim engel oldu buna? Koalisyon kurulacaktı kim engel oldu?

Önce şunu söyleyeyim. Düne kadar hep milli irade milli irade derlerdi. Biz de saygılıyız. Hiçbir zaman sandıktan çıkan oylara saygısızlık etmedik. Halk kimi iktidara taşıdıysa ona saygı gösterdik. Ama demokrasinin gereği olarak varsa bir yanlışları onları gündeme getirdik. Haksızlıkları gündeme getirdik. Bu bizim görevimizdi. Bütün ülkelerde iktidar vardır, ama sadece demokrasilerde muhalefet vardır.

Seçimden çıkan sonuç… Bir, halk diyordu ki ben başkanlık sistemini kabul etmiyorum, tek adam yönetimini de kabul etmiyorum. İkinci sonuç, 13 yıldır tek başına yönetiyorlar Türkiye önemli bir noktaya geldi, ciddi sorunları birikti, oturun kendi aranızda anlaşın ve ülkeyi yönetin. Peki bunu en iyi okuyan parti hangisi?

“OYUNA SAYGI GÖSTERDİK, HEMEN SEÇİM DEMEDİK”

Buradan bütün yurttaşlarıma söylüyorum. Sizin oyunuzu yani milli iradeyi, yani sizin hedefinizi en iyi okuyan parti CHP’dir. Oyuna saygı gösterdik, hemen seçim demedik. Ülkenin biriken sorunları var. Bakın bu seçimde sloganımız “Önce Türkiye” biz bir sonraki seçimi düşünmedik hiçbir zaman. Türkiye ciddi sorunlarla karşı karşıya ve bu sorunların önemli bir kısmı bir partinin çözebileceği sorunlar değil. En iyi okuyan biziz, mütevazı değiliz. En iyi okuyan bizsek sandığa giderken elinizi vicdanınıza koyun ve öyle oy kullanın.

Bu süre içinde MYK’nın il başkanlarını, belediye başkanlarını topladık, çıkan sonucu değerlendirdik. Ve yeni bir anlayışla yol almamız gerektiğini düşündük. Madem ki vatandaşımız, “gerginliklerden uzak durun, siz kavga ediyorsunuz zararı biz çekiyoruz” diyorsa, o zaman yeni bir anlayışı egemen kılmamız lazımdı. Bu toplantılardan sonra dedik ki, “evet ülkenin koalisyona ihtiyacı var.”  14 madde halinde koalisyon ilkelerini belirledik ve paylaştık. Dedik ki “bakın bizim ilkelerimiz bunlar. Sizler de koalisyon yanaysanız sizler de belirleyin. Kimin kiminle koalisyon kuracağı değil, hangi ilkelerle kurulacağı önemli.”

“MHP’NİN MALUM NEDENLERİYLE BU GERÇEKLEŞMEDİ”

Ve şunu da söyledik: “Bizim gönlümüz, yüzde 60’lık blokun ki 292 milletvekili ediyor, hükümet olmasıdır.” Bunu da paylaştık. Ama siz de biliyorsunuz, vatandaşlarımız da biliyor. MHP’nin malum nedenleriyle bu gerçekleşmedi. Daha sonra görev Sayın Davutoğlu’na verildiğinde, sayın Davutoğlu geldi. Biz bir ilki daha gerçekleştirdik. Dedik ki “14 ilkeden yola çıkıyoruz, 5 temel sorunu var. Bunları çözmemiz lazım. Eğer bunları yapabiliyorsak koalisyonu kuralım.” Kendilerine bütün ayrıntıları anlattık. Öyle  30 -35 gün değil, YAŞ ve bayramın girmesi nedeniyle koalisyon görüşmelerinin süresi 10 gündür.

“KOALİSYON HÜKÜMETİ NEDEN KURULAMADI?”

Sonra dediler ki “üç aylık seçim hükümeti kuralım.” Biz bunu kabul etmedik. Milli iradeye duyduğumuz saygı nedeniyle kabul etmedik. O zaman seçim ne olacak? Seçimden sonra aynı tablo çıkarsa bir daha mı uzlaşamayacağız? Bunu gayet açık şekilde ifade ettik. Koalisyon hükümeti neden kurulamadı. Neden kurulamadı? Biliyorsunuz herhalde? Bilmiyor musunuz?

“SARAY’DA OTURAN ZATIN BASKISINI OMUZUNDA, SIRTINDA, DÜŞÜNCESİNDE HİSSEDİYORSA O KİŞİ LİDER OLAMAZ”

Eğer bir siyasi lider, özgür iradeye sahip değilse, eğer bir siyasi lider kendi iradesini bir başka iradeye ipotek ettiyse o lider koalisyon kuramaz ve o ülkeyi yönetemez. Tablo bu.

Saray’da oturan zatın baskısını omuzunda sırtında düşüncesinde hissediyorsa o kişi lider olamaz. Lider vesayeti reddeden kişi demektir. Özgürce karar alan kişi demektir. Arkadaşlarıma söyledim, “görüşmelerde ne soruyorlarsa bütün samimiyetinizle cevap verin.” Ve görüşmelerin tamamını tutanaklara aldık. Çünkü biz zaman zaman bize yöneltilen iftiralardan çok rahatsızdık. Bakın tutanakları aldık kimse bize yönelik eleştiri dile getirmiyor. Varsa eleştiri, bizim söylediklerimiz kamuoyunu rahatsız edecek söylemlerse zaten çoktan paylaşırlardı. Bu nedenle koalisyon gerçekleşmedi.

“MİLLİ İRADEYİ BİR KİŞİNİN DUDAĞINDAN ÇIKAN SÖZ OLARAK
KABUL EDİYORLAR”

Ülkenin cumhurbaşkanı meydan meydan dolaşıp “400 vekil verin, vermezseniz bu tablo çıkar” dedi. Toplumun önüne acı kan ve gözyaşı şantaj malzemesi olarak konmuştur. Şimdi buradan, bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. CHP olarak biz üstümüze düşen görevleri yerine getirdik, kıl payı kadar saygısızlığımız yoktur. Ama onlar senin iradeni kabul etmediler. Önüne bir şantaj tablosu koydular, ya oy verirsin ya ben hep seçime giderim diye. Çünkü onlar milli iradeyi bir kişinin dudağından çıkan söz olarak kabul ediyorlar. Ben milli iradeyi senin iraden olarak kabul ediyorum.

“EĞER KOALİSYON KURULSAYDI EMEKLİLERİMİZ İLK İKRAMİYELERİNİ ALMIŞ OLACAKLARDI”

Eğer koalisyon kurulsaydı. Geçen kurban bayramında emeklilerimiz ilk ikramiyelerini almış olacaklardı. Halka ne söz verdiysek, tamamını kendilerine söyledik. Bunlar bizim olmazsa olmazlarımızdır. Ne veriyoruz emekliye zaten? Asgari ücretliye ne veriyoruz? Bizi işverenlere şikayet ettiler, CHP’ye niye karşı çıkmıyorsunuz diye? Aslında iktidarsız olan bir iktidar, tablo bu.

“NEDİR O BEŞ TEMEL SORUN?”

Bir ilki daha başardık. Dedik ki ülkenin 5 temel sorununa çözüm üretmemiz gerekiyor. Nedir o beş temel sorun?

1. Türkiye’de demokrasinin hukukun üstünlüğü.
2. Ekonomi. 13 yılda buraya getirdiler.
3. Dış politika.
4. Eğitim, ve
5. Toplumsal barışımız yani Kürt sorunu.

Şimdi buradan diğer siyasetçilere sormak istiyorum. Bizim dışımızda, Türkiye’nin 5 temel sorununu dillendiren başka bir siyasi parti var mı? Herkes bir ucundan tutuyor. Oysa sorunu bileceksiniz. Neden bizim seçim bildirgelerimiz örnek alınıyor? Çünkü bunları yapacak kadroları yok, bilgileri yok, birikimleri yok. Bilgi birikim ve kadro sadece ve sadece
CHP’de var.

Hukukun üstünlüğü… Eğer siz 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmezseniz hangi demokrasiden söz edeceksiniz? Darbe hukukunu tahkim ederseniz hangi demokrasiden söz edeceksiniz? Yargı bağımsızlığının olmadığı ülkede demokrasiden mi söz edeceğiz? Bir kişi konuştuğu  zaman bütün savcıların harekete geçtiği ortamda demokrasiden mi söz edeceksiniz? Lise öğrencilerinin hapse atıldığı ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz?

“YÜZDE 10 SEÇİM BARAJINI KALDIRACAĞIZ”

“Ben anayasaya uymuyorum, anayasayı bana uydurun” denilen bir ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz? Yasama yargı ve yürütme organlarının, güçler ayrılığı ilkesini getireceğiz. Yüzde 10 seçim barajını kaldıracağız, YÖK’e tamamen sona erdireceğiz. Anayasayı değiştireceğiz. Eşit yurttaşlığı getireceğiz. Hiç kimse etnik kimliğinden ötürü ötekiyim diye düşünmeyecek. Siyasi ahlak yasası getireceğiz. Her kuruşun hesabını siyasetçi vermek zorundadır.

“KESİN HESAP KOMİSYONUNU KURACAĞIZ”

Ödenen vergiyi vatandaş ödüyor. Gençlerimiz de ödüyor, otobüse binerken vergi ödüyorlar. Vergi ödüyorsam, verginin nerelere harcandığının hesabını vermek zorunda. Kesin hesap komisyonunu kuracağız.

“CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANDAN GİZLİ ÖRTÜLÜ ÖDENEĞİ NASIL KULLANACAK?”

İki örtülü ödenek kullanan makam var. Biri cumhurbaşkanlığı, biri başbakan. Cumhurbaşkanı, başbakandan gizli örtülü ödeneği nasıl kullanacak? Ne için kullanacak? Aklınız kabul ediyorsa bir sorun yok. Ya böyle bir şey olmaz diyorsanız elinizi vicdanınıza

“TAMAMINI ÇÖP SEPETİNE ATACAĞIZ”

Bu garabete beraber son vereceğiz. Can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. Demokrasinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. İş adamının elinde vergi sopasıyla üretim olmaz. Makul şüpheyle iş adamını, öğrenciyi, genci içeri atacaksın. Dosyaya gizlilik kararı koyacaksın, avukat savunamayacak. Kaldıracağız bunları. Tamamını çöp sepetine atacağız.

Benim insanım neden üçüncü sınıf demokrasiye layık olsun? Neden bu ülkenin insanları düşüncelerini özgürce dile getirmesinler? Düşünceyi kabul eder etmeyiz, ama mutlaka birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz.

“BU SEÇİMLERDE CHP’YE OY VERMEK ZORUNDASINIZ”

Ayrıca eğer Türkiye bölgesinde ve dünyada saygınlık kazanmak istiyorsa birinci sınıf demokrasiyi getirmek zorundadır. Yabancı sermaye Türkiye’den kaçıyor. Neden? Mal güvenliğimiz yok. Hatta bazı Türk işadamları şirketlerinin merkezlerini yabancı ülkeye taşıdılar. Buradan iş dünyasına da sesleniyorum. Bu seçimlerde CHP’ye oy vermek zorundasınız. Üretmek istiyorsanız, çalışmak istiyorsanız, düşüncelerinizi özgürce dile getirmek istiyorsanız oy vermek zorundasınız. Ha vermeseniz ne olur? Bize bir şey olmaz, biz maaşımızı alırız. Nasıl olsa vergiyi sen ödüyorsun, dert senin derdin olacak. O derdi çözmek istiyorsan, demokrasi istiyorsan CHP iktidarında CHP’yi açık yüreklilikle açık net eleştirme özgürlüğüne kavuşmak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin.

EKONOMİ

Bunlar bunu görmüyor, göremiyorlar. Türkiye ekonomisi “orta teknoloji” ve “orta gelir” tuzağına yakalanmış durumdadır. 10 bin Dolar olan kişi başına milli gelir 9 bin dolara düştü. Teknoloji? İleri teknoloji yok. Katma değeri yüksek ürün yok. Üretemiyoruz, çakıldık kaldık. Güven endeksi yerlerde sürünüyor, güvenmiyorlar. Türkiye iyi yönetilmediği için, iki başlı bir yönetim olduğu için Türkiye toparlanamıyor. Toparlamak mı istiyorsun adres belli. Adres CHP.

Bakın size Haziran 2015’ten rakamlar vereyim.

Tüketici kredisi ve Kredi kartı borcu: 396 milyar TL.
Bankalara borcu bulunan vatandaş sayısı: 24 milyon 800 bin. Bunun adı iyi ekonomi mi?
Bankaların takibe aldığı kişi: 2 milyon 600 bin. İcra dairelerinden kaçıyor bunlar, yakalanıp içeri atılmayalım diye.
Son 7 yılda vatandaşların Tüketici kredisi ve kredi kartları için bankalara ödediği faiz: 205milyar TL.

“DOLAR 3 LİRAYI GEÇTİ, KİM İKTİDARDA?”

Ne diyorlardı? Sakın ha CHP’ye oy vermeyin, iktidar olursa dolar fırlar. E dolar 3 lirayı geçti, kim iktidarda? CHP’ye oy vermeyin sakın faizler fırlar… E faizler fırladı kim iktidarda? Biz bunları biliyorduk. Kendisi sorun olan bir siyasal iktidar sorunlara çözüm bulamaz.

“EKONOMİDE EN İYİ KADROLAR BİZDE”

Vatandaş borç batağında. Kim borç batağından kurtaracak? Bir daha sorayım vatandaşı kim kurtaracak? Buradan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu dolayısıyla sizin omuzlarınıza yüklenen faizlerin en az yüzde 80’ini silme sözü veriyorum. Diyorlar ya nasıl? Şimdi diyemiyorlar. Biz dünya uygulamalarına da baktık, hiç endişe etmeyin. En az yüzde 80 diyorum.  Ekonomide en iyi kadrolar bizde. Türkiye’yi krizden çıkaran kadrolar şu an CHP’de.

“EĞER SEN BORCUN DAHİ OLSA HASTANELERDE İNSANCA TEDAVİ OLMAK İSTİYORSAN, OY VERECEĞİN TEK PARTİ VAR CHP”

Esnaf kardeşim, o da beni dinlesin. Çalışıyor, emekli oluyor. Emekli maaşıyla geçinemiyor, dükkanda devam edecek. Vay sen misin devam eden, sosyal güvenlik destek primi kesiliyor. Esnaf kardeşim, maaşını tam almak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin.
Prim borcu olan esnaf… Sağlık hizmeti alamıyor yasak. Böyle bir kanun çıkardılar. Eşine de bakmıyorum diyor. Eğer sen borcun dahi olsa hastanelerde insanca tedavi olmak istiyorsan, oy vereceğin tek parti var CHP.

“CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK BÜROKRATİK DEVRİMİNİ YAPACAĞIZ”

Buradan bürokrasi konusunda yapacağımız bir değişiklikten söz ediyorum. Cumhuriyet tarihinin en büyük bürokratik devrimini yapacağız. Bir iş veren düşünün. Yanında çalıştırdığı işçiler için beyannameyi SGK’ya veriyor. Vergiyi gelir idaresine, işçilerin beyanlarını da veriyor. Esnaf da iki ayrı yere veriyor. Niye iki ayrı yere veriyorlar? Milyonlarca kağıt harcanıyor. Milyonlarca harcamalar yapılıyor. Biz bütün gelirleri sadece ve sadece gelir idaresi başkanlığının toplayacağı bir düzenleme yapacağız. En büyük kağıt tasarrufunu gerçekleştirmiş olacağız. Bir yere muhatap olacaklar.  Yeminli mali müşavirler, muhasebeciler sizin de eliniz rahatlayacak.

“MAZOTU SADECE DOLARDAKİ ARTIŞ NEDENİYLE 1 LİRA 80 KURUŞTAN VERECEĞİZ”

Ve çiftçi kardeşim. Ekonomide biliyorum sorun olduğunu. Mazotu sana 1,5 liradan vereceğimizi söylemiştim. Çiftçi kayıt sistemine göre. Kimin ne kadar ekeceği, ne kadar yakıt kullanacağı belli. Buna göre mazotu sadece dolardaki artış nedeniyle 1 lira 80 kuruştan vereceğiz. Her kuruşu hesaplıyoruz.

Bugüne kadar orman köylüsüyle ilgili hiçbir şey denmedi. Kişi başına gelirin en az olduğu kesimdir orman köylüleri. orman genel müdürlüğü kaçak işçi gibi çalıştırır onları. Bu uygulamaya son vereceğiz, orman genel müdürlüğü seni çalıştıracak, sigortalı yapacak ve sen çalışacaksın ve zamanı geldiğinde emekli olacaksın. San bu hakkı biz vereceğiz.

Bir ülke nasıl güçlü olur? Bir ülkenin gücü üretmesiyle olur. Eğer üretmiyorsanız güçlü Türkiye olmaz. Tüketen hiçbir toplum güçlü olmamıştır. Saygınlık kazanmamıştır.

Birinci soru şu… Türkiye nasıl rekabetçi bir ülke olacak? Üreterek. İki, uluslararası alanda güçlü olması için neyi üretmesi gerekiyor? Katma değeri yüksek ürün üretmesi gerekiyor. Soru üç, katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Türkiye’yi bilgi toplumuna taşıyarak öğreteceğiz. Soru, bilgi toplumuna nasıl taşıyacağız? Üniversiteleri bilgi merkezi haline dönüştürerek. Neden YÖK’ü kaldıracağız diyoruz, üniversitelerde her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı her görüşün özgürce dile getirildiği mekanlar haline gelmesi lazım.

Bizim bir projemiz var. KOBİ’lere ve esnafa, sigorta ve prim borcu olmayanlara ödediği vergi ve sigorta primi kadar sıfır faizli kredi açacağız. Alacak, işini büyütecek. Bütün işveren kardeşlerim dinlesinler. Bir tahsilat sorunu kalkacak. İki, kayıt dışı kalkacak. Üç, yatırım artacak. Krediyi alıp ne yapacak, yatırım yapacak. Dört, işsizlik azalacak. Yatırım yapınca işsizlik azalmış olacak. Beş, devlet daha az borçlanacak ve faiz ödemeyecek. Bir taşla üç kuş değil, beş kuş.

“EĞİTİMSİZ BİR TOPLUMUN DEMOKRASİYİ YAKALAMA ŞANSI YOKTUR”

Üçüncü sorun alanımız eğitim, milli eğitim. Ne kadar milli onu bilmiyorum. 12 yılda 13 kez eğitim politikaları değişmişse orada millilikte sorun var. Bakın şuradan söylüyorum, hiçbir anne ve baba bu eğitim sisteminden memnun değildir. Bir sefer anne baba çocuğunu hangi okula göndereceğin bilmiyor. Çocukların neyi nasıl okudukları da belli değil. Velilerin isyanlarını zaman zaman görüyoruz. Eğitim aklın özgürleşmesi demektir. Eğitim dünyayı iyi okumak demektir. Eğitim bir ülkenin geleceği demektir. Eğitimsiz bir toplumun demokrasiyi yakalama şansı yoktur.

“ÜÇÜNCÜ SINIF YURTTAŞ KONUMUNA GETİRİLDİ ÖĞRETMENLER”

Hele öğretmenler… Üçüncü sınıf yurttaş konumuna getirildi öğretmenler.  Toplumun lideri ve önderi olacak öğretmenler. Gençlerimize iyi eğitim vermiyoruz… OECD PİSA sonuçlarına göre bizim çocuklarımız matematik, okuma becerisi ve fen alanlarında en sonlarda.

“ANKARA’DAKİ BEYLER ÖĞLE YEMEĞİ YER, TAŞRADAKİ ÖĞRETMENE YASAK. NİÇİN YASAK?”

Taşımalı eğitime son vereceğiz. Nerede öğrenci varsa, öğretmen orada olacak. Tam gün eğitim yapacağız, tam gün. Çocuk öğle yemeğini okulda yiyecek, beslenme çantası değil. Öğretmeniyle beraber oturacaklar, ücretsiz yemeklerini yiyecekler. Sonra okullarına devam edecekler. Ankara’daki beyler öğle yemeği yer, taşradaki öğretmene yasak. Niçin yasak? Çocuklarımızı teslim ettiğimiz kişidir öğretmen. Boşuna demiyoruz, öğretmeni toplumun lideri yapacağız diye.

“HER YIL EN AZ 15 BİN ÜNİVERSİTE BİTİREN ÇOCUĞUMUZU YURTDIŞINA DOKTORAYA GÖTÜRECEĞİZ”

YÖK’ü kaldıracağımızı söyledim. O beladan kurtaracağız. Her yıl en az 15 bin üniversite bitiren çocuğumuzu yurtdışına doktoraya götüreceğiz. Bu politikayla beş yıl, sonra Türkiye çok farklı bir noktaya gelecektir. Biz şu hedefi güdüyoruz. Şu anda insani gelişmişlik endeksinde Türkiye 69’ncu sırada, biz yirmi yıl içinde Türkiye’yi ilk yirmiye sokmak istiyoruz. Amaç ne? Türkiye’yi uygar dünyanın parçası haline getirmek.

Okul aile birlikleri. Onlarla da toplantı yaptık. Bir dokunun bin ah işitirsiniz. Yasal statüye kavuşturacağız. Öğretmen ve aile bir arada çocukları yönetecekler. Okulu da beraber yönetecekler.

“İMAM HATİPLERİ AÇAN PARTİ CHP’DİR”

Özellikle bir kesimin beklediği, zaman zaman bize suçlama olarak yöneltilen İmam hatipler… Hep bize diyorlar ki, CHP gelecek imam hatibi kapatacak. Hayatımda duyduğum en büyük iftiralardan birisidir. Hiç kimse şunu unutmasın, imam hatipleri açan parti CHP’dir. Orada okuyan çocuklarımız bizim çocuklarımız. O çocukların da öğle yemeklerini okullarında yemesini isteriz, oradaki öğretmenlerin de toplumun lideri olmasını isteriz. Hiçbir okulun bir siyasi partinin arka bahçesine dönmesini kabul edemeyiz. Bizim imam hatipleri kapatma gibi bir düşüncemiz asla ve asla yoktur.

Sayın Davutoğlu geldiğinde de söylemiştim, dış politikanın 180 derece değişmesi gerekir.  Biz Cilvegözü’nü unutmadık. Biz Reyhanlı’yı unutmadık. Niğde’yi unutmadık. Biz Suruç’u unutmadık. Tamamı yanlış dış politikanın bedelidir. Bu dış politikanın değişmesi lazım.

“SURİYE POLİTİKASININ YANLIŞLIĞINI ANLATAN BİR MEKTUBU
24 AĞUSTOS 2012’DE DÖNEMİN BAŞBAKANINA GÖNDERDİM”

Suriye konusu… İki milyonu aşkın mültecimiz var, onlara bakıyoruz. Suriye’de barışı inşa ettikten sonra, Suriyeli kardeşlerimizi göndereceğiz. Bunu hemen çarpıttılar. Evet göndereceğiz, Suriye’de barışı sağlayacağız. Suriye’de de Ortadoğu’da da barışı sağlayacağız. Yurtta sulh, cihanda sulh. Kural budur. Suriye politikasının yanlışlığını anlatan bir mektubu 24 ağustos 2012’de dönemin başbakanına gönderdim.

“BUGÜN AĞIR AĞIR DÖNÜŞ YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR”

Bize dediler ki “hayır biz bildiğimizi okuruz.” Bugün ağır ağır dönüş yapmaya çalışıyorlar. Sanki beylerin gücü yetkisi var da bunu yapacaklar. Şimdi onu kaybettiniz, trenden ayrıldı Türkiye. Kuzey Irak dışında hiçbir yere mal satamıyoruz. Böyle bir dış politika olabilir mi? Herkesle kavgalı bir Türkiye. Herkesin içişine

“ONLARIN İÇİŞLERİNE DOĞRUDAN MÜDAHALEYİ ASLA KABUL ETMİYORUZ”

Sana ne Mısır’dan kardeşim sana ne. Biz demokrasiyi savunalım, kim baskı yapıyorsa eleştirelim. Ama onların içişlerine doğrudan müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Doğru değil. sözde biz oyun kurucu olacaktık, hadi buyur git bakayım Ortadoğu’ya. Beş ülkede büyükelçimiz yok. Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Biz gönderiyoruz, onlar almıyorlar. Türkiye’yi bu hale soktular. Ürettiğimiz ürünleri satamıyoruz.

“Yurtta sulh cihanda sulh” Atatürk’ün sözü. Ömrünün büyük kısmı savaş meydanlarında geçmiştir. Savaş ve savaşın getirdiği acımasızlığı en iyi bilen kişi odur. O savaşın yarattığı atmosferi çok iyi bildiği için yurtta barış dünyada barış demiştir. Ama şimdi bu sözcüğün içi bile boşaltılmaya başlandı. Avrupa Birliği, tamamen unuttuk. Yurtdışındaydım, Strazburg ve Brüksel’de yetkililerle görüştük. Bizim taşıdığımız bütün kaygıları onlar da taşıyorlar.

Biz espri için de soruyoruz ya “ne olacak bu memleketin hali” diye, inanın onlar da soruyorlar. Şimdi ağır ağır U dönüşü başladı. AB yetkililerine şunu söyledim, “Türkiye 2 milyon mülteciyi alarak görevini yaptı. Ama siz sesinizi kestiniz, Türkiye’yi sadece alkışladınız. ne zaman ki mülteciler Avrupa kapılarına dayandı, o zaman bağırmaya başladınız. Suriye’de kan akarken siz de ses çıkarmıyordunuz. Şimdi mülteciler geldiler, aman önlem alın.”
Sordular nasıl çözülür? “Önce iç savaş bitecek” dedim, “sonra yıkılan kentlerin tekrar yapılması lazım. Sonra Suriyeliler kendi ülkelerine dönerler” dedim. Ve şu cümleyle bitirdim “mülteci sorunu Türkiye sorunu değil artık Avrupa dünya sorununa dönüşmüştür” neden? Nedeni sizsiniz dedim.

KÜRT SORUNU…

İki baldırı çıplak hikayesiyle başladı. Bu sorun da bir siyasi partinin çözebileceği sorun olmaktan çıkmıştır. Daha ciddi ele alınması gereken sorundur.

Soru 1                      :
Kürt sorunu güvenlik politikalarıyla çözülür mü? Hepimiz biliyor ki çözülmez,
30 yıllık tecrübe bunu gösterdi.

Soru 2                      :
S
iyasal partilerin ilk duruşları ne olmalıdır? İlk duruşları, bütün siyasi partilerin teröre karşı ortak tavır takınmalarıdır. Ama fakat lakin olmayacak. Biz teröre, terör örgütüne de karşıyız diyecekler, korkmayacaklar.

Kürt sorununu nasıl çözeceğiz?

Toplumsal uzlaşmayla çözeceğiz. Birlikte çözeceğiz.
Dört, toplumsal uzlaşmanın merkezi neresi olacak? Onun merkezi TBMM’dir.
Soru beş, bu temel sorunu çözmek için siyasi partiler hangi ilkelerden hareketle yola çıkmalı? Onu da söyledim, samimi ve dürüst olacaksınız. Gizli kişisel bir ajandanız olmayacak. Üç, halka hesabını veremeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz, muhalefete ve topluma bilgi vereceksiniz. Birilerinin gizli ajandası vardı, birilerinin halka hesabı veremeyeceği yükümlülüklerin altına girdiklerini biliyoruz. Tutanakları açıklayamıyorlar. Bu sorunu çözmeye talibiz, CHP dışında kimse çözemez, açık ve net söylüyorum.

“CHP DIŞINDA HİÇBİR PARTİ BU SORUNU ÇÖZEMEZ”

Sorunun çözümüyle ilgili 6 haziran 2012 yol haritasını dönemin başkanına götürdüm, elden teslim ettim. Parlamentoda uzlaşma komisyonu, parlamento dışında akil adamlar, oturup çalışmalıyız. Kabul etmediler, kanun teklifi verdik. Onu da kabul etmediler. Sorunun çözümüyle ilgili bizim kadar çalışan, emek harcayan, yol yöntem öneren ikinci bir parti yoktur. Bu sorunu kim çözer? Açık net söylüyorum, CHP dışında hiçbir parti bu sorunu çözemez.

Neden biz çözeriz? Bizim gizli ajandamız yok. Bizim halka hesabını veremeyeceğimiz angajmanlara girme düşüncemiz yok. Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz, bayrağımız ortak ve bu sorunu çözeceğiz.

“ŞEHİDİN OLDUĞU HER EVE ATEŞ DÜŞÜYOR”

Bugün müziğimiz yoktu, şehitlerimiz olduğu için. Şehidin olduğu her eve ateş düşüyor. Anneler ağlıyor. Düne kadar ne söylüyorlardı, bugünkü tablo ne? Ben şehit yakınları ve gazilerle zaman zaman bir araya geliyorum. Hep şikayet ediyorlar, bir protezi almak için ne tür zorluklarla karşılaştıklarını bana anlatıyorlar.

“MİLLETVEKİLLERİNİN SAĞLIK HAKLARI NEYSE AYNI HAKLARI GAZİLERE TANIYACAĞIZ”

O gazi kardeşlerime sesleniyorum. CHP iktidarında milletvekillerinin sağlık hakları neyse aynı hakları size tanıyacağız. Hatta mümkün olsa daha ilerisini sağlamak zorundayız. Bu ülke için canını bedenini veren insandan ne fedakârlık bekliyoruz? Her şeyden tasarruf edilir, gazinin taleplerinden, şehit yakınlarının taleplerinden tasarruf edilmez. Hepimizin onlara minnet borcu var. ve yine şikayet ediyorlar, derdimizi anlatacak makam bulamıyoruz diyoruz. beni iyi dinlesinler, başbakanlığa bağlı, şehitler ve gaziler yüksek kurulu oluşturacağız. Ve bütün sorunlar buradan çözülecek. Öyle kapı kapı kimse dolaşmayacak.  Bu kadar açık ve net. Tedavi mi? Kapı kapı dolaşmak yok, dert anlatmak yok. Milletvekili nereye gidiyorsa aynı haklar sağlanmış olacak.

Beş sorun alanı birbiriyle bağlantılıdır. Toplumsal barışı sağlayamazsanız, ekonomide, dış politikada sorunlar çıkar. Dış politikayı sağlam temele oturtamazsanız, ekonomide, AB’de sorunlar çıkar. Siz eğitim sorununu çözemezseniz, dünya lideri Türkiye’yi yaratamazsınız. Bütün bunlar hepsi iç içe geçen mekanizmalar. Beş sorun alanını bizim kadar açık ve net ortaya koyan ikinci bir parti yoktur. Sizin önünüze bir siyasetçi geldiğinde ona şu soruyu sorun. Türkiye’nin beş temel sorununu sayın kardeşim deyin. Biz bütününü görmek zorundayız.

“CHP İKTİDARININ İLK YÜZ GÜNÜNDE NE YAPACAĞIZ?”

Emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramlarında birer maaş ikramiye verilmesine dönük düzenleme yapılacak
Aile Sigortası Kanunu TBMM’den çıkacak. Hiçbir ailenin geliri 720 liradan az olmayacak.
Kamuda taşeron işçiliğe son verilecek, mevcut taşeron işçiler kadroya alınacak.
Kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarında faizlerin en az % 80’inin silinmesine dönük düzenleme yapılacak.
Siyasi Ahlak Yasası çıkacak.
TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurulacak. Siyasiler vatandaştan topladığı her kuruşun hesabını verecekler.
Passolig uygulaması kalkacak. Her gencimiz maçlara istediği gibi girecek.
Üniversite mezunlarının okurken aldıkları kredilerin faizleri silinecek ana para geri ödemesi iş buluncaya kadar ertelenecek.

İLK BİR YILINDA…

Çiftçiye mazot 1 lira 80 kuruşa verilmeye başlanacak.
Asgari ücretin vergisi kalkacak net asgari ücret 1500 Liraya çıkacak.
Esnafın emekli aylığından kesilen Sosyal Güvenlik Destek Primi kaldırılacak.
Yüzde 10 Seçim Barajı kalkacak.

Bir yıl içinde öğrencilerin yurt sorunu çözülecek.
Teşvik sistemi değişecek. Katma değeri yüksek üretimi özendiren sektörel teşvik politikası uygulanacak.
Vergi ve sigorta prim borcu olmayan KOBİ’lerin, ödedikleri vergi ve sigorta primi kadar sıfır faizli krediye erişimini sağlayacak düzenleme çıkarılacak.
Vahidi fiyat uygulamasına son verilecek, orman köylüsü sigortalı işçi statüsüyle çalıştırılacak. Böylece emeklilik hakkı kazanacak.

=================================

Dostlar,

CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,  1,5 saat süren bir konuşma ile Partisinin
1 Kasım 2015 seçim bildirgesini kamuyoyuna açıkladı. HÜRRİYET, oldukça kapsamlı bir özet verdi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/30195510.asp)

Umut veren bir program.. Yapılabilir pek çok vaat içeriyor.
Ülkemize hayırlı olsun diliyoruz..
Türkiye’yi AKP belasından kurtaracak her adım, her girişim desteklenmelidir.

SEÇİM İŞBİRLİĞİ için ne yazık ki GEÇ oldu..
Keşke yapılabilseydi.. Altın bir fırsat kaçırıldı.
Şimdi hedef seçime katılımı artırarak AKP’nin oy oranını düşürmekte..

7 Haziran’da seçime aktılmayan 9,1 milyon seçmenin yarısı bu seçimde CHP’ye oy verse CHP 1. parti bile olabilir, olmalı!

Sevgi ve saygı ile.
01 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

14 sayfalık pdf biçimi :. 1_Kasim_2015_secim_bildirgesi

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 22 Ekim 2014


ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 22 Ekim 2014

portresi_kucuk

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

 

KINA

Protesto amacıyla RTE’ye bir kg kına gönderen şehit babası
Mehmet Gençer, ”kamu görevlisine hakaretten” bir yıl ceza aldı.

Yargıç haklı. Bir kg yeter mi?

BEŞTEPE

Cumhurbaşkanlığı adresi olarak AOÇ yerine Beştepe kullanıldı.
Bana saygısı büyüktür tamam da ya ATA’ya saygısızlığı…

SELAMLAŞMA

Başbakan’ın tavsiyesi ile önüme gelene “selamün aleyküm” dedim.
Herkes cüzdanını emniyete aldı.

GERÇEKÇİ

CHP seçmeninin %89’u Kılıçdaroğlu’nun başbakan olacağına inanmıyormuş.
Görünen köy…

ŞEREFSİZ

İ. Melih Gökçek 17 Aralık’ta altı daire aldığını haberi için
”ispatlamayan şerefsizdir” demişti. Aydınlık belgeleri açıkladı.
Şerefsizlik kime kaldı?..

ABİ

Apo ile Demirtaş’ın mesajlaşmasını MİT sağlamış.
Hakan abileri sağ olsun.

KESİNTİ

Üç saatlik elektrik kesintisi İstanbul adliyesini felç etti.
12 yıllık AKP kesintisi yanında çerez kalır…

YIKILIR

Reza Zarrab, Boğaz’daki yıkılamaz kayıtlı köşkü yıktı.
AKP’ye avanta sağlayanlar için kural da köşk de yıkılamaz değildir…

BÜTÇE

Cumhurbaşkanlığı bütçesi  % 100 arttı.
Kardeşinin altında mı kalacaktı?..

AĞLAYANLAR

Bekaroğlu CHP’ye geçince kızı ağlamış.
Ya gerçek CHP’liler ne yapsın?…

SIRADAN

B. Atalay polisiye tedbirler yasa tasarısı için,”Düzenlemenin sıradan vatandaşla ilgisi yok.”
AKP yönetimi dışında sıradan olmayan kim?..

GERİ

Atalay, düzenlemeni geriye gidiş olmadığını söyledi.
“MS-600’den geriye değil” anlamınadır…

Y-CHP/BÖLÜCÜ

CHP’li Özçelik’ten HDP’ye çağrı,” AKP ile değil bizimle yürüyün”
Onlar bölemedi biz deneyelim…

KOMİSYON

17 Aralık yolsuzluklarını araştıracak meclis komisyonu ilk toplantısında iki ay ek süre istedi.
Yolsuzluğu ortaya çıkarmama amacıyla çalışacağı belli…

Y-TEMEL

Aytekin KOTİL, “Ebola o kadar kötü değil, bulaşınca öldürüyor”
Not: Temel fıkrası değildir…

YOKSUL

AKP, beş yıldızlı otelde yoksulluk toplantısı yaptı.
Tok açın halinden…

HUBER

Gül, Huber köşkünü hala boşaltmadı.
Saltanata ve halkın hakkını yemeye doyamadı…

ŞEREF

RTE’ye Afganistan’da şeref madalyası takıldı.
Şereflenmiş midir?

17-25

25 Aralık’tan sonra bir savcı da 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasını kapattı.
Zırhla da kaplasalar zamanı gelir açılır…

DOST!

ABD, PYD ile resmen görüştüğünü açıkladı.
Ayıdan post, ABD’den dost…

Melih Aşık : Proje kimin?


Dostlar,

Sayın Melih Aşık, her zamanki gibi zarif üslubu ile keskin değerlendirmelerde bulunmakta.. “Zor sorular” sormakta..

Okuyucu notlarına da yer veriyor ve köşesi zenginleşiyor..

Sevgi ve saygı ile.
12.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Melih Aşık : Proje kimin?

epYG2n
m.asik@milliyet.com.tr
Milliyet, 12.8.2014

Kemal Kılıçdaroğlu kendisi adına tatsız biten seçimin ardından:

Bugün seçim olsa yine Sayın İhsanoğlu’nu aday gösterirdim.
– Tatilciler, boykotçular olmasaydı Erdoğan %51 oy oranını bulamayacaktı…
– Erdoğan’ı %55-57 gösteren o araştırmalar, yurttaşlarımızın sandığa gitmesini engelledi.

Gibi tesellilere yöneldi. Ama bunlar boş teselliler.
Aslında sorun seçim sonucunun da ötesinde bir yerde duruyor…
Sorun Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilme biçimidir.
Malum… Ekmeleddin İhsanoğlu adı ne CHP yetkili kurullarının toplantılarında… Ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı toplantılarda geçti.
Tek bir kişinin bile aklına “Ekmeleddin” adını telaffuz etmek gelmedi.
Kemal Bey son gün Devlet Bahçeli ile görüştükten sonra elini şapkanın içine soktu, oradan tavşan çıkarır gibi İhsanoğlu adını çıkarıp masaya koydu…

Genel Başkan, eğer CHP’de görevine devam edecekse Ekmeleddin İhsanoğlu adının kendisine hangi çevrelerden fısıldandığını hatta dayatıldığını açıklamalıdır. Yoksa partililer ve seçmenler şöyle düşünecekler…

“Demek ki bu partinin bir görünen yetkili kurulları var… Bir de perde arkasında görünmeyen beyinleri. Kritik zamanlarda o meçhul kaynaklar Genel Başkan’ın kulağına kimi isimler veya siyasetler fısıldıyor. Genel Başkan da o kaynakları partinin yetkili kurullarının önüne geçirerek gelen talimatı uyguluyor.”

Partililerin ve seçmenin bu kuşkulara kapılmaması için sebep var mı?
O yüzden Kemal Bey, Ekmel Bey projesinin kaynağını açıklamalıdır.

Mahşere doğru…

İktidar partisinde itişme ve çekişme beklenenden önce başladı…
Abdullah Gül görevi bitince partiye döneceğini dün açıklarken…
Tayyip Erdoğan olağanüstü genel kurul tarihini Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını devredeceği 28 Ağustos’tan bir gün önceye aldı. Böylece Gül’ün kongreye katılımının önünü kesti. Peki Gül daha önce istifa edip olağanüstü kongrede başkanlığa adaylığını koyar mı? Tartışmalar bu soru üzerinde odaklandı dün…
Bu arada önemli bir başka sorun var… Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu diyor ki;

  • ”Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.” 

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği YSK tarafından kesin olarak … Ağustos’ta açıklanacak…
Bu durumda Tayyip Erdoğan’ın partisi ile ilişiğinin o gün kesilmesi, milletvekilliğinin düşmesi gerekiyor. Bu şartı son olarak Tarhan Erdem CNN’de ifade etmişti.
Ancak Erdoğan bunu kabul etmiyor. Kendi hukukçu arkadaşlarına dayanarak diyor ki:
– 28 Ağustos’ta mazbata alınır, devir teslim töreni yapılır, başbakanlık ve milletvekilliği o zaman biter..
Erdoğan, Kongreye partisinin başında girmek istiyor. Bu konunun da açıklığa kavuşması gerekiyor.

**************

ŞİŞİR

Anket şirketleri seçim kestirimlerinde nal topladı.

İşte şirketlerin Erdoğan kestirimleri:

KONSENSÜS: %58,2.

GENAR: % 57,6.

KONDA: %57

A&G: %55.

DENGE: %54,9.

GEZİCİ: %55,3.

ANDY-AR: %53.

SONAR: %53.

OPTİMAR: %53.

Bu şirket yöneticileri dün çeşitli mazeretler ürettiler.

Muhteremler; eğer siz bu yanlış tahminleri Tayyip Erdoğan aleyhine yapsa idiniz işiniz o zaman bitikti. Erdoğan lehine tahmin şişirmenin zararı değil geleceğe dönük faydası olacağını nasıl olsa biliyordunuz… Şişirdiniz…

*****

Cumhurbaşkanlığı artık protokol makamı olmayacakmış!
Evet! Değişen roller gereği artık Başbakanlık protokol makamı olacak…

***

Kılıçdaroğlu hâlâ “Yolsuzlukların peşindeyiz” diyor. Hırsızı yakaladıklarında teslim edecekleri polis ya da savcı bulabilecekler mi acaba?
Akif Kökçe

ÇEREZ

Reza Zarrab pazar günü oy kullanmaya neden üzerinde beyaz tişörtla gitti?
Çiğdem Toker sütununda açıklıyor:
“Beyaz tişört temizliğin ve saflığın sembolü…”
***
Günümüzün yükselen yıldızlarından Acun Ilıcalı için Perihan Mağden’in tanımı:
“Başbakan’ın fiks menü yüzlü Propaganda Bakanı.”

ABDÜL

Eskişehir Mihalgazi’nin AKP’li Belediye Başkanı Zeynep Akgün demiş ki:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile 2. Abdülhamit Han’ın yeniden doğuşunu hep birlikte göreceğiz.”

İleri demokrasi tramvayı bizi sonunda Abdülhamit dönemine götürdü demek ki…