Rifat SERDAROĞLU : KİŞİLİK BOZUKLUĞU

 

KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Rifat Serdaroglu

Kişilik bozukluklarına genelde şunlar sebep olabilir;
-Anne ve babanın çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutum nedeniyle çocukta oluşan ve yerleşen mizaç. (Örneğin, komşu kızına küfreden çocuğu urganla tavana asan babalar, vs.)
-Merkezi sinir sistemi bozuklukları.
-Beyin hastalıkları.
-Biyolojik- Kültürel- Bilinçaltı etmenler.
-Fiziksel çevre.

Özellikleri    ;
Hasta, kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır!
Kendini dünyanın merkezi olarak görür.
Sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık yaşamında pek yer kaplamaz.
Başkalarının söylediği doğruları kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar.
Ortada geçerli bir neden yokken, aldatıldığından, ihanetten, sabotaj ve suikasttan kuşkulanırlar. Çevrelerinden sürekli olarak kuşkulanırlar.
Yeterli ve gerçek bir kanıt olmadan kendi ailesinden ve yakın çalışma arkadaşlarının bağlılıklarından kuşkuya düşerler ve öfkeyle saldırıya geçip karşısındakileri
tekme-tokat dövebilirler…

Bu tip hastaların tedavileri çok zordur.
Öncelikli ve temel tedavi biçimi psikoterapidir.
İlaç tedavisi 2. sırada bir yöntemdir. Yetkin bir klinikte kesin istirahat şarttır.

*****
Şimdi lütfen bir an için
ülkenizi yöneten kişinin “Kişilik Bozukluğu” hastası olduğunu düşünün!
Türkiye’de böyle bir olay olmaz ama, mesela dedik!
Bizimkisi varsayım yani! Neler olurdu acaba?

-Çevrenizde konuşup, anlaşabileceğiniz, ticari ve dostane ilişkide bulunacağız
bir tane komşu ülke kalmazdı!

Paranoid ve Narsist Kişilik Bozukluğuna yakalanan yöneticiniz sayesinde,
hem dünyada yalnız kalırdınız, hem de dış ticaretiniz batma noktasına gelirdi!

-Yöneticiniz, sabah televizyon canlı yayınında söylediklerini, öğleden sonra inkâr ederdi!

-Yurtiçi toplam tasarruflarınızın Milli Gelirinize oranı %20’den, % 12-13 düzeyine gerilerdi! Güven endeksi yerlerde sürünürdü!

-Sanayiniz, ara malı ve hammadde ithal edip, ithalat yapılan ülkelerde istihdam yaratır,
kendi insanınız ise işsiz kalırdı. 15 yıl önce %6,5 olan işsizlik oranı bugün 10,5 a fırlardı!
Genç işsizlerin oranı ise %20’ler düzeyine çıkardı!

-Devletin tüm altyapı ve stratejik yatırımları, 2-3 yıllık kazançları karşılığında,
blok özelleştirme adıyla peş keş çekilmiş olurdu.

-12 yılda 457 MİLYAR DOLAR Dış İşlemler Açığı verirdiniz!
Dış Borçlarınız 400 MİLYAR DOLARI aşardı!
-Ülkenizin kanını emen, gencecik fidanlarımızın yaşamlarını çalan
Uyuşturucu ve Terör Çeteleri, ellerinde silahlarıyla Devletinizin muhatabı yapılırdı.
-Ülkeniz “HUKUK DEVLETİ” ilkesinden sapar;
Yargı, hükümetiniz eliyle Cemaat ve Tarikatların emrine verilirdi!
-Bağımsızlığınızın simgesi olan Bayrağınız indirilir ve yakılırdı!
-Cumhuriyetinizin kurucularının büstleri kırılır yıkılırken, vatan hainlerinin heykelleri dikilirdi!
-Eğitim sisteminizin başında bulunan “MİLLİ” kelimesi yırtılıp atılır,
yerine “ŞER’İ” kelimesi konurdu!

Eğer ülkenizi “Kişilik Bozukluğu” olan biri yönetiyorsa, bu kişi halkın yararına olacak işleri yapmak yerine kendi geleceğini güvence altına almayı ön plana alırdı!
Ülkenizin sistemini değiştirmeye çalışır, ülke anayasasının kendisine vermediği yetkileri kullanır, yasaları da paspas gibi çiğnerdi!

Örneğin, ülkenizde 15 yıldır yaşanmamış bir elektrik kesintisi olsa, ülkenizin enerji sistemi çökse, insanlar-çocuklar-yaşlılar- elektriğe bağlı yaşayan hastalar perişan olsa, aşı ve ilaçlar bozulsa sizin “Hasta” yöneticiniz ne derdi?

Eyy halkım!

Ben size, “bu sistem bekleme odasına alınmıştır” demedim mi?
Çift başlı yönetim olursa böyle olur diye kezlerce konuşmadım mı?
Verin bana 400 parmak makinası, anında tüm sorunları çözeyim yahu!
Vermezseniz, işte böyle karanlıkta kalırsınız. Eski Türkiye’yi isteyen Gezicilerin oyunları bunlar! Ben anlarım, ben kül yutmam!
Boynumda mangal mı var?
Kim astı ulan bu mangalı boynuma?
Çözün beni be, niçin bağlıyorsunuz?
Deli miyim ben yahu?
Paralel paralel paralelli, taralel taralel taralelli…

Not :
*Hırsızlıklarını örtmek için devletin güzide istihbaratçılarını darmadağın ettiler!
*“Vizeleri kaldırdık” demek için, Ortadoğu’nun profesyonel teröristlerinin ülkeye
serbestçe girmesine göz yumdular!
*Ellerinde baltalarla, Lâik Cumhuriyet’in damarlarına arsızca saldırdılar!
*Lâik Cumhuriyeti yaraladılar!
*Cumhuriyetin Savcısını, Adliye binasında koruyamadılar!
*PKK’nın taşeronu teröristler, Kandil’in emriyle, Adliye Sarayında,
Türk Milletinin gözü önünde Cumhuriyetin Savcısını katlettiler!
*Cumhur’un Başı, Cumhuriyetin Savcısının ölümüyle sonuçlanan operasyonda görev alan Polisleri “TEBRİK ETTİ.”

Bunlar iyi günlerimiz, korku arttıkça zulüm de artacaktır, ta ki yıkılana kadar…

Sağlık ve başarı dileklerimle 01 Nisan 2015

========================================

Dostlar,

Yeryüzünün bütün laneti, güzelim ülkemizi bu sefil – rezil durumlara düşürenlere olsun!

Sevgi ve saygı ile.
01.04.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

DİL DERNEĞİ 28 YAŞINDA!

Dil_dernegi

DİL DERNEĞİ 28 YAŞINDA!


Değerli Üyelerimiz,
Yurtsever Dostlarımız,

Yaklaşık bir ay sonra Dil Derneği’nin 28. yaşını kutlayacağız!
Bu derneğin niçin kurulduğunu, 28 yıldır yaşama savaşı verdiğini biliyorsunuz.
28 yıl önce “kurulması yasak dernek” sayılmıştı; bu yasağın kaldırılmasında olduğu gibi “kamu yararına dernek” olma hakkı da yargı yoluyla kazanıldı.

Derneğimizin amacı; bütün Atatürkçülerle, bütün aklın öncülüğündeki bilim ve sanata inananlar ve bilimsel olandan başka doğru tanımayanlarla özdeşleşmektir.

Halkın dinsel inancını ve köken farkını kullananlara tepkimiz özdeştir.
Derneğin 28 yıllık yaşamının, son 12-13 yılında koşullar daha da ağırlaşmıştır.
Ülkemize ve Türkçemize gerici saldırılar her geçen gün yoğunlaşmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırılar
ahlaksızlık boyutuna varmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ardılları olarak daha uyanık ve daha etkin olmalıyız. Ülkemiz cumhuriyet tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor;
örgütlerimizi güçlendirerek bu karanlıktan çıkmak zorundayız.

Aziz Nesin,

“Bu derneği yaşatmak namus borcumuz!” demişti.

Koşullarımız zorlasa da her birimiz örgütlü yaşama inanan yurttaşlarız.
Derneğin 28. yaşını destek ve katkıları çoğaltarak, ödenti borcumuz olmadan kutlayalım.

Ortak dilimiz Türkçenin müziğini yaygınlaştırarak,
bu görkemli müziği bozanları uyararak kutlayalım.

En içten saygılarımla. 30 Mart 2015

Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı                                                                                Sevgi Özel

Banka ve Posta Çeki Hesapları:
Üye Ödentileri ve Bağışlar: 

  1. İş Bankası, Ankara, Mithatpaşa Şubesi, (4228) 625 744 (TL)
    IBAN: TR 160006400000142280625744
  2. İş Bankası, Ankara, Mithatpaşa Şubesi, (4228) 3281487 (Euro)
    IBAN: TR 330006400000242283281487
  3. Garanti Bankası, Ankara, Meşrutiyet Şubesi, (528)6299783 (TL)
    IBAN: TR 970006200052800006299783
  4. TC Ziraat Bankası, Ankara, Akay Şubesi, (0760) 63986537-5001 (TL)
    IBAN: TR 340001000760639865375001
  5. Posta çeki: 09 28 51 98================================

    Dostlar,

    Biz de bu önemli ve saygın Derneğin bir üyesi olarak yukarıdaki iletiyi paylaşıyoruz..
    Bizim ödenti borcumuz yok!.. (Mütevazi bağışımızı bile yaptık geçtiğimiz ay..)Yeni dostları ve katkıları bekliyoruz DİL DEVRİMİNİ yaşatma savaşımına….

    Sevgi ve saygı ile.
    30.03.2015, Ankara

    Dr. Ahmet Saltık
    Dil Derneği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI


TBMM’de 4 ESKİ BAKAN’ın AKLAMA OYLAMASININ ÇAĞRIŞIMLARI

AKP kurucularından ve bir zamanlar 2 numara olan eski vekil Dengir Mir Mehmet Fırat‘ın çarpıcı çağrı yazısını sitemizde yayımladık : VİCDANLARA SESLENİYORUM
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/21/ahirette-dokunulmazlik-yok/)

Dilerdik bir işe yarasın.. Yaramadı da denemez sanırız.. Ama yetmedi.. 47-48 fire hiç de az değildir. 5-6 eksikle direkten dönmüştür bu 4 talihsiz şaibeli vekil. Bu milletvekillerine teşekkür ederiz.

AKP 312 vekil sahibi.. 48’i düşerseniz 264 kalıyor. Bir de değişik gerekçelerle oylamaya gelmeyen AKP’li vekiller var.. Kritik durumlarda 276’yı bile bulamayacaklarını, belki uygun bir gensoruda düşürülebileceklerini )?!) düşünebiliriz. Erdoğan –ve söylemeye gerek var mı bilemiyoruz?Başbakan olmaya nafile çaba gösteren / göstermeyen A. Davutoğlu
artık topal ördektirler siyasal lüteratürdeki karşılığıyla (lame duck).

Dünya nimetleri daha tatlı geldi bu vekillerin çoook büyük bir bölümüne (250’den fazla..)
Sonrası için Allah kerim.. dediler sanırız. Hac’a giderler, kurban keserler, fitre – zekat verirler, efendime söyleyeyim oruç tutarlar, dua eder ve hocalar tutarak dua ettirirler (!?); “milletvekili kalayım da daha büyük kötülükleri önleyeyim” (!?) diye düşündüklerini ileri sürerek geliştirdikleri psikolojik savunma düzeneklerini kullanarak kendilerini ve rüşvet vererek Tanrı’yı iknayı – kandırmayı denerler (!).. Nasılsa han-hamam bu dünyada kendilerine, gariban Müslümana ise din-iman burada; Ahiret’te Allah kerim..

Muhammet Peygamber yaşasaydı herhalde bu AKP zihniyetini ve şürekasını, İslama şimdiye dek bunlardan çok zarar verenin zinhar çıkmadığını haykırarak bütün gücüyle lanetler, din dışı ilan ederdi.

Önceki günlerde sitemizde “AKP’liler üslüman mı?” başlıklı bir yazı yayımlamıştık (Prof. Örsan K. Öymen, bir kez daha okumanın tam da zamanıdır : AKP’liler_MUSLUMAN_mi.pdf, 18.1.15) Eski AB Bakanı Egemen Bağış “tweet olarak sallıyor bakara-makara” nasılsa!
Bu adam müslüman sayılabilir mi??

Klavyemizden başkaca daha uygun tanımlayıcı – betimleyici sözcükler dökülecek isyanımızı haykırma adına ama, başta Erdoğan olmak üzere AKP’liler dava şampiyonu ve de tazminat zengini... Oysa biraz daha tahammüllü olsalar haklarında toplumdan daha fazla geribildirim alabilecekler. Bundan yoksun kalışları ise dava şampiyonu olmayı seçmelerinin bedeli olmalı.

Başbakan (?) A. Davutoğlu gerçekten çoook zor durumlarda.. Oylama günü kalkıp, hiç de zorunlu olmadığı halde İngiltere’ye gidiyor (kaçıyor desek!?), oylamaya katılmayarak vicdanına ve politik kimliğine bir manevra alanı yaratmaya çabalıyor kendine gelecekte. Öte yandan TBMM’deki talihsiz oylama sonucuna da ister istemez, gönüllü gönülsüz sahip çıkma gereği duyuyor.. Vekillerin özgür iradeleriyle oy kullandıklarını söyleme zorunluluğu duyuyor gerçeği çarpıtarak ve bilinç altını ele veriyor. Tersi çıksa da aynı eylemde olacaktı Davutoğlu emin olunuz.. Bunlar ince diplomasi olmalı, bizim aklımız pek ermiyor!?.. [ Bu arada “diplomasi” sözcüğünün Latince “diplo” (iki, çift) ve “macia” (maske) anlamına gelen 2 sözcüğün bileşiminden oluştuğunu…. anımsamakta yarar var sanırız..]

Bir son nokta çok önemli   :

TBMM üyelerine 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildi. Oy pusulaları KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ.. Beyaz zarf içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığı gibi, AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi  istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olması..

Bu uygulama doğrudan gizli oy – açık sayım döküm ilkesine aykırıdır, Demokrasinin temel ilkelerine, Anayasaya terstir ve AYM’ne taşınırsa iptal nedeni olabilir. TBMM Başkanı Cemil Çiçek neden bu oyunları engellemez, neden koskoca vekiller iradelerine böylesine ağır ve açık ipotek koyan uygulamalara itiraz etmez??

1946 seçimlerinde ilk kez DP de katılmış ve oylar açık kullanılırken sayım-döküm gizli yapılmıştı. Osmanlı’da da böyleydi. DP’liler, sonra AP’liler ve tüm CHP karşıtları bu konjonktürel hatayı acımasızca kullanmışlardır. 12 Eylül Anayasası oylamasında da “hayır” oy pusulaları mavi ve zarflar beyaz, ince – geçirgen idi. Bu son TBMM oylaması ise hepsinin üstüne tuz biber ekmiştir. Vekillere 3 farklı renkte oy pusulası ve beyaz zarf verildiğini, oy pusulalarının KIRMIZI, MAVİ ve BEYAZ renkte olduğunu.. beyaz zarfın içindeki oy pusulasının rengini saklayacak kalınlıkta olmadığını ve de AKP’li vekillerden daha sonra kullanmadığı 2 oy pusulasını göstermesi istenerek apaçık bir oy denetimi ve politik baskı uygulanmış olduğunu yukarıda vurgulamıştık.. AKP’liler ve Davutoğlu komik oluyor! Demokrasimizin bu çocukluk hastalıklarından artık kurtarılması gerek..

*****

Neden AKP’liler bunca korku – panik içindedirler ve yolsuzluk savlarının AYM’de yargılanarak gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemeye çabalamaktadır? Var güçleriyle, Yüce Divan kararının çıkmamasına adeta gövdelerini koymuşlardır. Bu olgu bile tek başına AKP aleyhine bir karinedir. Oysa gerçekten masum iseler, dik durabilir, “korkacak bir şeyimiz yok” derler, “veremeyecek hesabımız da bulunmuyor” derler ve Bay RTE’nin utandıran duygu sömürüsüyle “Allah’tan başka kimseden korkumuz yok, kefeni giydik bu yolda..” diye meydan okuyabilirlerdi. Üstelik AYM, Yüce Divan sıfatı ile yargılamalarında tutuklama kararı da vermiyor, tutuksuz yargılıyordu. Çoğunu AKP’li önceki CB Abdullah Gül’ün atadığı 17 yargıç önüne çıkmaya cesaret edemediler. (Yasaları çiğneyerek hala Huber Köşkü’nde!?) 

Yapamadılar, yapamazlardı çünkü yolsuzluk belgeleri gün gibi somut, açık ve gerçekti.
Cemaat komplosu fetişi – miti yaratılarak arkasına sığınıldı ve mağdur rolü oynandı.
Bu Cemaat neymiş ki; 12 yıldır iktidarda olan, kahir çoğunluğu ile TBMM dahil Devletin
tüm birimlerini ele geçirmiş ve demir yumrukla yöneten AKP iktidarına komplo kurabiliyor? Yoksa, çıkar çatışması – iktidar kavgası çıkıp yollar ayrılınca Cemaat, –dış destekle edindiği?– elindeki “gerçek” kozlardan en esaslılarından birini mi çekti?! Ve AKP, 3 günde, “şüpheli” sıfatıyla  ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı için TBMM’yi itibarsızlaştırarak “özel yasa” çıkarmak dahil, savunma için acil Majino hatları mı döşedi?

Zaman, bugün örtülen vahim gerçekleri hiç ama hiç kuşkunuz olmasın, öyle çok da gecikmeden ortaya dökecek ve ilgililerinden suç ve dava zaman aşımı oluşmadan yasal hesabı sorulacaktır.

Topluma karşı haksızlık öyle büyük ki, en azından böyle olması gerek ve şart!
Yoksa düzenin – evrenin adalet üzre durduğu (durmadığı??!!) gerçeği bile sorgulanacak!

Sevgi ve saygıyla.
21.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Fazıl Say: Beni hapse atarak dindar yapmaya çalışıyorlar!

Dostlar,

Sanat-kültür-bilim düşmanları, Türkiye’nin yüz akı, Cumhuriyet’in ürünü,
uluslararası çapta piyano sanatçımızı adeta infaz etmekteler.

Bu girişimleri iğrenç buluyoruz, midemiz bulanıyor ve lanetleyerek reddediyoruz.

  • Sayın Fazıl Say’a tam anlamıyla desteğimizi bildiriyoruz.

AKP’den korkmuyorum!” söylemini alkışlıyoruz.

Aşağıda konuyla ilgili haberi bulacaksınız..
Haberin ardından da 2 yıl önce kendisine yazdığımız destek mektubunu bulacaksınız.

Lütfen siz de destek verin.. 

Sevgi ve saygı ile.
13.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================== 

Fazıl Say: Beni hapse atarak dindar yapmaya çalışıyorlar!

Ünlü piyanist Fazıl Say katıldığı televizyon programında soruları yanıtladı.
Say, kendisine açılan davaya ilişkin,
AKP’den korkmuyorum.
Hükümet, bana suç duyurusu yapanların arkasında
– Beni hapse atarak dindar yapmaya çalışıyorlar.. dedi.

CNN Türk TV’de Enver Aysever’in ‘Aykırı Sorular’ programına konuk olan piyano sanatçısı Fazıl Say,
soruları yanıtladı.

Say’ın programdaki konuşmalarından satırbaşları şöyle:

Mezopotamya Senfonisi‘ni bestelemek benim için bir görevdi.
Bu beste bir Ortadoğu ağıtıdır.

–  Niye Aleviler üvey evlat muamelesi görüyor?
Neden ateistler, deistler gerçekten insan muamelesi görmüyor?

Sadece muhalif olması yüzünden…

Soner Yalçın benimle konserlerime geldi, gerçek bir aydındır. Hiçbir suçu,
gerçek bir suçu olduğuna inanmıyorum. İki yıldır tutuklu yargılanıyor, bu bir haksızlıktır. Bunu dünyaya bağırmak lazım. Burada bir haksızlık var. Soner Yalçın ‘şu şu suçu işlemiş’ deseler, bunu kabul edersin, öyle bir şey de yok. Sadece muhalif olması yüzünden…

  • Türkiye’nin % 50’si AKP’ye oy vermedi!

Korkmuyorum…

AKP’den korkmuyorum. Korkmak olarak açıklamayım da büyük bir problem olarak görüyorum bu baskıyı… Bir insanın Allah’a inanmamasını bile hükümet mi tayin edecek ya? Bütün dünya gülüyor Türkiye’ye… Hükümet, bana suç duyurusu yapanların arkasında… Beni hapse atarak dindar yapmaya çalışıyorlar…

‘Bana ne bu ülkeden’ deyip gitmek istiyorsun…

– Bütün dünya benim suçsuz olduğumu biliyor. Ben dünya sanatçısıyım, inanmıyorlarsa inanmasınlar… Her gün konserlerim, projelerim var. ‘Bana ne bu ülkeden’ deyip gitmek istiyorsun, bu bir insani tepkidir. Sabahları Twitter’ı açınca 400 tane hakaret görmek moralimi bozuyor.

  • Arabesk denen iğrenç şeyi sevmek bence vatan hainliğidir, 
    bunu bir müzisyen olarak söylüyorum.

– Benim mesajlarım politik değil sosyalidir.
İnsanlar Atatürk’ü değil kendi hayat biçimlerini savunmalı.

Onlar, Türkiye’nin iktidarı olabilirler…

– Ben hiç konuşmadım, bütün röportajları reddettim. Bence, onlar Türkiye’nin belli bir kısmı hatta iktidarı da olabilir. Ben de 350 milyonluk kültürler arası büyükelçisiyim.
Benim anlamadığım tipler, Egemen Bağış gibi, hala aleyhte bir şey atmak isteyenler, beni etiketlemek isteyen bir anlayış var. (Cumhuriyet haber portalı, 13.11.12)

==================================================

Sevgili Fazıl Say,

Duydum ki, “siz kazandınız, tamam” deyip gericilere havlu atmakta ve neredeyse
ülkeyi terk etmeye hazırlanmaktasın..

Bu bir geçici panik atak davranışı, tepkisel açık ki..

2 derin soluk alan Fazıl Say, eminim kendine gelecektir.

Yüce Atatürk‘ün şu 4 sözünü unutmayalım                            :

1. Efendiler, her şey olabilirsiniz, hatta Cumhurbaşkanı bile olabilirsiniz
ama sanatçı olamazsınız..

(Sen o rütbeye eriştin, ulusun yüzakı oldun..)

2. Sanatsız kalan bir milletin yaşam damarlarından bir  kopmuş demektir.

    (Toplum zaten sanat fukarası, bir de senin gibi ender yetişen bir evladının ürünlerinden yoksunluk?)

3. Bütün ümidim gençliktedir..
   (Sen de o gençlerden birisin, sakın unutma!)

4. Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. 

    Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar
özlü ve kuvvetlidirler ki; bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir,
verimli neticeleri kalpleri doldurur…

(Gördün mü, Atatürk nasıl inançlı, kararlı ve umutlu; çok net. Türkiye Atatürk’tür,
tersi de doğrudur.)

Sessiz çoğunluk seni seviyor ve sayıyor.. Bunu sen de çok iyi biliyorsun.
Ama birileri orantısız düzeyde çok gürültü çıkarıyorlar..

Lütfen sebat..

  • Büyük Atatürk’ün aydınlığını bu ülkeden yok etmeye
    kimsenin gücü yetmeyecek
    ..

Bizim millet hep son anı bekler..

Bir de dibe vurup, “yandım anam” ı deneyimlemeyi..
Bu süreci yaşıyoruz.. Az kaldı ayağa kalkmasına..

Emperyalizmin oyununu bozacak!

12 Eylül 2010, bir şafak kadar yakın, baksana!

Bir Hanefi Avcı’yı gördük.. Daha ne yiğitler çıkacak bu vatanın bağrından..

Ben de Avusturya ADD Başkanı aziz dostum Erol Güçlü‘nün eklediği dizeleri pekiştirme bağlamında çilekeş Sabahattin Ali’yi derin saygı ile anarak aşağıya aktarıyorum :

BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN 

Başın öne eğilmesin 
Aldırma gönül aldırma 
Ağladığın duyulmasın 
Aldırma gönül aldırma 

Dışarda azgın dalgalar 
Gelir duvarları yalar 
Seni bu sesler oyalar 
Aldırma gönül aldırma 

Dertlerin kalkınca şaha 
Bir sitem yolla Allah’a 
Görecek günler var daha 
Aldırma gönül aldırma 

Görmek istersen denizi 
Yukarıya çevir yüzü 
Deniz gibidir gökyüzü 
Aldırma gönül aldırma 

Kurşun ata ata biter 
Yollar gide gide biter 
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül aldırma 

Sabahattin Ali 

Lütfen diren, “ATATÜRK aşkı” ile.. Birlikte direnceğiz ve bu çemberi de kıracağız..

Sevgi ve saygı ile.
27.8.10, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
profsaltik@gmail.com