Etiket arşivi: Prof. Noam Chomsky

Prof. İlber Ortaylı: Atatürk Cumhuriyeti’nin sonu gelmez

Atatürk Cumhuriyeti’nin sonu gelmez!

İlber Ortaylı: Atatürk Cumhuriyeti'nin sonu gelmez

Prof. Dr. İlber Ortaylı

(AS: Bizim kapsamlı irdelememiz yazının altındadır..)

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türkiye’de otoriter ve dini bir sistemin kurulamayacağını belirterek, toplumun diğer katmanlarına diz çöktürecek kapasitede bir lider ve kadro olmadığını söyledi.
Hürriyet’ten Çınar Oskay’a konuşan Ortaylı, Türkiye’deki sistemin önemli bir düzeltmeye ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, kutuplaşma sebebiyle toplumsal zeminin çökebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Türkiye’de cumhuriyet rejiminin monarşiye dönüşmesinin mümkün olmadığını söyleyen Ortaylı şunları söyledi:

  • Türkiye, Cumhuriyet ile idare edilen bir toplum. Monarşi olması mümkün değil. Mesele o değil. Atatürk Cumhuriyeti’nin sonu neden gelmez? Çünkü insanların alıştıkları bir tarz-ı hayat var. Ondan vazgeçilemez. Çok radikal bir hayat değişikliğini getirecek düzenlemelere Türkiye tahammül edemez. Kırılmalar yeni kutuplaşmalar meydana getirdi. O kutuplaşmaların olduğu yerde bu tip değişmeler olamaz. Herhangi bir değişme sağlam zemin bulamaz.”SURİYELİLER TÜRKİYE İÇİN KAZANÇ OLABİLİRSoru : En sıcak konuyla başlayalım…
    Türkiye – AB arasında mülteciler üzerinde yürütülen pazarlığı nasıl görüyorsunuz? 
    Tutmayacak, çok açık. Sen üç milyar dolar (AS: Avro) ödeyerek bir-iki yılda bir memlekette
    göç denilen olayı nasıl durduracaksın? O suyu tutmaya yetmiyor, görülüyor bu.

    Soru : Bu büyük göç dalgası, dünyayı değiştirecek yeni bir ‘Kavimler Göçü’ mü?

    Kavimler Göçü’nde bu kadar kalabalık yoktu! Dünyayı değil ama Avrupa’yı değiştirecek. Geçen gün öğrencilerime söyledim. Çok yakın bir gelecekte 2.5 milyon mültecinin içinden
    hiç değilse 25 çocuk çıkacak. Bu gençler, Türkçe, Arapça, Farsça, Almanca, İngilizce bilen adamlar olacak. Siz bu beş dil bilen insanlarla nasıl rekabet edeceksiniz? İngilizceniz bile yok doğru dürüst. Biraz Osmanlıca okuyanınız kendini bir şey sanıyor. Bir yüzyıl önce bu denli iyi yetişen insanlar aristokrasiden çıkardı, bilinçli münevver (aydın) orta sınıf burjuvadan çıkardı. Bu kez ayak takımından çıkacak. Sırtında torbası kaçan köylülerden, şehirlilerden çıkacak.
    Alt-üst olacak dünya. Bu bile yeter…

    Mülteciler içinden dünyayı değiştirecek insanlar çıkacak yani…

    Kaç politikacı çıkacak, kaç Theodora çıkacak, güzelliğiyle dünyayı idare eden…
    Kaç şarkıcı, tiyatrocu, futbolcu çıkacak… Ortalığı yıkacaklar!
    Türkiye’nin tutumu nasıl? Başbakan “Kayseri pazarlığı” dedi.

    Kayseri pazarlığını ancak Kayserililer yapar. Başbakanımızın nereli olduğu belli.
    Bu kadar söylüyorum.

    Türkleri Avrupa’ya vizesiz alacaklar mı?

    Siz inanıyor musunuz? Kendisi inanıyor mu acaba muhatap olan? Söz veren adam inanıyor mu?

    İNTİBAK RAHAT OLUR

    Kandırıyor mu Avrupalı liderler bizi?

    18’inci, 19’uncu asırdaki devlet adamı, bürokrat portresine baktığı zaman benim gibi tarihçiler şöyle düşünür: Merkel, Hollande gibileri, eski Almanya’da, Fransa’da devlet adamlarının kulübünde sekreterlik bile yapamazlardı. Basit bir sekreterya hizmetinde memur bile olamazlardı. Böyle bir dekadans var dünyada. Hepimize okulda bir şey öğretilmiş:
    Biz müspet bir ilerleme ve sıçrama halindeyiz. Gerçekten öyle mi acaba?

    Bugün 3 milyona yakın Suriyeli mülteci ülkemizde. Araştırmalar Suriyelilerin büyük bölümünün ülkesine dönmeyeceğine işaret ediyor. Bu Türkiye’yi nasıl değiştirecek?

    Büyük kazanca dönüşebilir. Suriye dediğin ülkede 5 bin yıllık medeniyetin uzantılarını görürsün. Çok zeki insanlar çıkar. Bunu yaratan bir yapı, bir tortu vardır. Tabii ki kriminal da, üçkâğıtçı da çıkacak ama doğru dürüstleri de çıkacak. Suriye diye bir devlet zaten yok tarihte, çok rahat şekilde bize de intibak edebilirler.

    TÜRKİYE’DE MONARŞİ MÜMKÜN DEĞİL

    Soru : Atatürk Cumhuriyeti’nin sonuna mı geliyoruz?

    Hayır. Türkiye Cumhuriyet ile idare edilen bir toplum. Monarşi olması mümkün değil.
    Mesele o değil. Atatürk Cumhuriyeti’nin sonu neden gelmez? Çünkü insanların alıştıkları
    bir tarz-ı hayat var. Ondan vazgeçilemez. Çok radikal bir hayat değişikliğini getirecek düzenlemelere Türkiye tahammül edemez. Kırılmalar yeni kutuplaşmalar meydana getirdi.
    O kutuplaşmaların olduğu yerde bu tip değişmeler olamaz. Herhangi bir değişme sağlam zemin bulamaz. ‘Kutuplaşma’ya farklı bir bakış bu. Bir tarafın kendi yaşam kültürünü dayatmasını engelleyen bir şey yani… Burada bu zemin çürükse sen kocaman elbise dolaplarını, bir ton ağırlığındaki masaları oradan oraya oynatamazsın. Zemin pat diye çöküverir, hepsi aşağı iner.

    LAFINI ETTİKLERİ FEDERASYON ÇALIŞMAZ

    Soru : Ufukta bir Kürt devleti görüyor musunuz?

    Kürtlerin kendileri bu işin etrafında ne kadar toplanıyorlar, onu göreceğiz, görüyoruz da…

    Soru : PKK bağımsızlık istiyor mu?

    Bağımsızlık lafını etmiyorlar. Ama lafını ettikleri federasyon çalışmaz. 1918’de Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu gümledikten sonra federasyon devri bitmiştir. Pratik bir yanı yoktur. Ondan sonraki federasyon sopa işidir. KGB lazımdır, Stalin lazımdır ve uyuşuk bir halk lazımdır. Ama görünen o ki hiçbir yerde böyle bir sistemin yürüme şartı yoktur. Yugoslavya’da bir zaman “Aman olacak galiba” dedik, sonra çok kanlı, utanç verici manzaralar seyrettik.

    Tarihte Türkler ve Kürtler uyum içinde yaşamış mıdır? Yoksa bu çatışma tarihsel mi? 

    O zamanlar Kürtlerin coğrafyası bugünkü gibi değildi. Balkanlar’ın tümünden çok daha geç bağlandı imparatorluğa. Buradaki birkaç asır devam eden uyum çok şey ifade etmiyor.
    O kadar da tarihselci olmayalım.

    IŞİD’e, İslamcı teröre ne diyorsunuz? İslam dünyası krizde mi?

    Hiç alakası yoktur. İslam tamamıyla devletçi bir dindir. Devlet kuran bir peygamberin resulu olduğu bir dindir. Bu gibi yapılanmalar, İslam’ın devlet ve toplum teorisiyle bağdaşmaz.

     Anadolu’daki İslam geleneği, IŞİD gibi selefi, çatışmacı akımlara nasıl bakar?

    Uyumlu değildir kesinlikle. O yüzden böyle macera isteyenler, Anadolu’dan kalkıp
    oraya gidiyorlar. Cemaat meselesine gelelim…

  • Erzurum’dan bir imam çıkıyor ve takipçileriyle birlikte devlet aygıtlarını ele geçiriyor.
    Tarihte örneği var mı?

Tarihteki cemaat yapılanması örnekleri buna benzemez. Ümit ederim, insanlar haksızca
bu yapılanmanın içine sokulmadan iş biter. Devlet içinde devleti kimse tasvip edemez.
Bu ne demokratiktir, ne rasyoneldir.

İKİ CEMİYET BİRBİRİNE MUHTAÇ

Rusya ile çatışmamız tarihsel mi, önlenemez bir şey mi?

Evet, gelişmemizin, tarihteki nefes almamızın önünü kesen bir kuvvettir. Rusya’nın da önünü kesen kuvvetlerden biri biziz. İkisinin rasyonel ve üretken bir hayat tarzı yakınlaşması
söz konusuydu. Son olaylarla suya düştü. Düzelmesi gerekiyor. İki devlet, iki cemiyet birbirine muhtaç. Anlaşıyorlar, evlilikleri, işbirlikleri iyi gidiyor. Türkiye-Rusya politikasının bilgisizliğe, fevri hareketlere, gösterişe tahammülü yok. İki taraf için de geçerli bu durum.

Soru : Dünya, insanlık bunca çalkantılı bir dönem yaşarken çocuğunuza,
öğrencilerinize ne öneriyorsunuz? Hayatı nasıl yaşamalıyız?

İyi yaşayın, eğlenin, spor yapın, çalışın. Etrafı öğrenmeye çalışın. Dindar mısın kardeşim,
o zaman öbür dinleri de öğreneceksin. Solcu musun, öbür akımlara da dikkat edeceksin. Bakacaksın dünyaya… Küçük Prens’in gezegenleri gibi gökyüzünde bir yerde değilsiniz. Dünya’da yaşıyorsunuz. Bu gezegeni bilmek zorundayız. Merakınızı koruyunuz,
meraksız olmaz.

S. ARABİSTAN BUGÜN VAR, YARIN YOK

Soru : Türkiye bu dönemde Suudi Arabistan ve Katar ile yakınlaştı.
Bu ittifakın tarihi arka planı var mı?

Ciddi bir yakınlaşma değil. Suudi Arabistan, 20’nci yüzyılın devletidir. Bugün var, yarın yok. Tabii ben Katar ile Suudiler’i aynı kefeye koyacak kadar bilgisiz değilim.

Nedir farkları?

Katar, çok zengin bir ülke. Suudiler’e göre kaynakları çok fazla. Sıvı gaza dayanıyor.
Nüfusları çok az. İçtimai yapı alt katmandaki insanlara daha çok ekmek vermeye yönelik.
Eğer, üst sınıf parayı daha iyi kullanırsa ilimde, kültürde, teknik sahada iyi işler yapabilirler. Şeyha Mozah güzel bir kraliçe, akıllı bir kadın. Batı’da bile az rastlanacak tipte bir entelektüel. Böyle bir yere gitmek, gelmek, iş yapmak büyük kazançtır aslında. Suudiler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Fakat bu gibi birleşmelerin sabit politika, devamlı bir destek olacağı kanaatinde değilim.

Soru : Suriye’de bundan sonra ne olur? Bölünecek mi?

Tabii bölünecek, bölündü bile. Irak nasıl bölündüyse, Suriye de bölündü.

Soru : Türkiye ne yapmalı?

Bir şey yapmamalı. Kendi koruyacağı azınlıklar var Suriye’de, ona dikkat etmeli.
Başka hiçbir şey yapmamalı.

TOPLUM UMUTSUZ 

Soru : Bugünlerde toplumumuzun psikolojisini nasıl görüyorsunuz?

Umutsuz, kırık… İyimser görünende bile bir zorlama var. Mezarlıktan geçerken şarkı söyler gibi… Her sınıf insanın kendine göre memnuniyetsizliği var. Ve en kötüsü nepotizm
Nepotizmi herkes kabul etmiş durumda. *(Eş dost, akraba kayırma)

Peki böyle mi devam edecek?

Hayır. Hiçbir sistem buna ebediyen dayanamaz. Önemli bir düzeltme gerekir.
Bu düzeltmenin nasıl olacağı bir soru. O soru bizi endişelendiriyor.

TÜRKİYE İRAN OLMAZ, O İŞ ORADA DA CIVIDI

Soru : Türkiye’de otoriter, dini bir sistem kurulabilir mi?
Klasik soruyu sorayım: Türkiye İran olur mu? 

İran’da bile o iş cıvıdı. Bu bu kadardır. Tıkanır kalır, değişirler. Türkiye, İran olmaz.
Bazı yönlerden keşke İran olabilse… Onlar kadar okusa, onlar kadar altan alta işleri çözmeyi öğrense… Ama burası İran filan olmaz.

Soru : Peki, Türkiye toplumun muhalif katmanlarına diz çöktürerek yönetilebilecek
bir ülke mi? 

Ben toplumun diğer katmanlarına diz çöktürecek kapasitede bir lider, bu kapasite ve inançta bir kadro görmüyorum. Bu kadar basit.

‘BU AHALİNİN AĞASI OLURUZ’ GERÇEKÇİ DEĞİL

Türkiye kapılarını mültecilere açarken bir virtüözlük var mı, buna bakarım. Yufka yüreklilik, hümanist bir yaklaşım mı? “Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, alalım” tipinde bir yaklaşım mı? Ki bu ikisine çok itirazım yok. Yoksa “Bunları alır, hepsini idare ederiz, bu ahalinin ağası, efendisi oluruz” mu? Ama böyle bir vizyon gerçekçi değil. Kim bu Ortadoğu’yu kolayca
ele geçirip, idare edebilir? Siyasal tarihte istediğini rahat yapan büyük devlet yoktur.
Büyük devlet istemediğini önleyen devlettir.

ANADOLU’DA MÜSLÜMANLIK YEKNESAK DEĞİLDİR

Derler ki, Anadolu’daki İslamiyet’in mesela bir Arabistan’daki Vahabilik gibi, İran’daki Şii’lik gibi yeknesak bir homojen hali yok. Bu çok açık.

MÜLTECİ MESELESİNDE ABD DE SUÇLU

Amerika Birleşik Devletleri’nde Prof. Noam Chomsky çıkıyor ve

  • “Utanç verici! Bu ülke daha kaç milyon mülteci doldurur! Bırak Doğu sahillerini,
    Amerika’nın orta bölgeleri bomboş..” diyor. Amerika da suçludur mülteci konusunda.
    2. Cihan Harbi’nde her yıl Avrupa’dan aldıkları kontenjanı kıstılar. Yahudileri Nazizmin insafına bıraktılar. Goebbels bunun çok propagandasını yaptı:
    “Sizin istemediğinizi, biz niye tutalım” diye.

HER AVRUPALI TÜRKLERE AYNI GÖZLE BAKMAZ 

Avrupa’nın Türkiye’ye bakışı muhtelif bir şeydir. Türkleri berbat, yamyam gibi görenler vardır. Ama başka türlü görenler de vardır. Bunu genelleyemezsiniz.

ERKEKLERDEN İCAZETLİ KADIN HAKLARI OLMAZ

Gayet banal bir ayrımcılığı, tasvip edilmeyecek, bilgisiz bir muhafazakârlığı alkışlayan bir kadın takımıyla kadın hakları yürüyecek, öyle mi? Böyle bir şey olmaz.
Erkeklerden icazetli kadın hakları farfarasına kimse inanmaz.

(http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/ilber-ortayli-ataturk-cumhuriyeti-nin-sonu-gelmez-h95399.html)

Metnin pdf biçimi : Atatürk Cumhuriyeti’nin sonu gelmez

=================================

Dostlar,

İlber hoca böyle söyler..
Bize göre de değerlendirmeleri büyük oranda “tarihsel gerçekçilik” zemininde..
Ve bu irdeleme – değerlendirme aracı, ustalıkla kullanıldığında çok işlevseldir.

Ancak Suriye’nin parçalanacağı kanısına pek katılamıyoruz.. Suriye Irak değil, çok daha köklü..
Her fırsatta kameralar önünde RTE’nin eşbaşkanı olduğunu söylemekle ne yazık ki övündüğü,
insanlığı utandıran – sefil – kanlı emperyalist BOP tasarımı büyük ölçüde frenlenmiş görünüyor..

  • AKP – RTE bile, dün söylediklerinin, yapıp ettiklerinin tümüyle tersine,
    üstelik de şahince mahkum olmadılar mı?

İşte bu, Türkiye’nin Devlet aklıdır, kurumlaşmış çelik çekirdeğidir;
terbiye eder, hizaya sokar, adam eder vs.. Çünkü beka refleksidir, karşı konamaz!

İran da bereket, “kaya” gibi maşallah..
Ortadoğuda yüz yıl sonra, 21. yy’da yeni bir gizli paylaşım planı Sykes-Picot anlaşmasının
tarihsel – politik – ekonomik – stratejik.. koşulları ve zemini yok! Dünya ve yaşam çoook değişti.
Kapitalizm, Emperyalistleşti ve insanlığa zulmü 500 yılı geçti.. ama artık çöküş dönemine girdi..
Bu yy. sonuna kalacağını hiiç ama hiiiç sanmıyoruz!

  • 1. Sanayi Devrimi ile 1760 sonrası başlatılan Batı emperyalizmini,
    4. Sanayi Devrimi (Bilişim Devrimi) ve izleyecek ardılları eliyle, kendi silahıyla devrilecek!

Veeeee Türkiye öyle kolay yenilir – yutulur bir lokma değil..

* Büyük ATATÜRK‘ün Anadolu insanlarına ve uygarlığa armağanı – örneği olan anti – emperyalist, tam bağımsızlıkçı, mazlumlara önder ve rol modeli TÜRKİYE CUMHURİYETİ;

– Yerden göğe meşru ve haklı gerekçelerle kurulduğundan, akılcı ve bilimci temelli 6 Ok’a = Kemalizme = özgün bir uygarlaşma tasarımına ve de halkın gönencine – erincine – onur ve özgürlüğüne, birliğine odaklı olduğundan….. yaşayacak ve yaşatılacaktır.. 1923 – 2016 süreci
en zorlu sınav dönemidir ve rejim, genel geçer yargıların aksine, son derece zorlu sınavları aşarak, pekiştirilerek günümüze taşınmıştır.. Deyim yerinde ise şerbetlenmiş, aşılanmıştır..

Türkiye Cumhuriyeti, AKP – RTE ile içine sürüklendiği – düşürüldüğü “konjoktürel” kuşatmayı da hiç kuşku yok, ağır bedeller ödese de, daha da güçlenerek a-şa-cak-tır!
Mustafa Kemal’in öncü askerleri halka önderlik ederek onun devletini sahiplenmesini sağlayacaklardır. Kurtuluş – Kuruluş’un efsanevi – mucizevi başarısı ve destanında olduğu gibi!

Her-ke-sin böylece bilmesinde ve kabul etmesinde saymakla bitmez yarar vardır, akılcılık vardır.

Sevgi ve saygı ile.
26 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bizim yazımızın pdf biçimi : Ataturk_Cumhuriyeti’nin_sonu_gelmez_elbette

1128 ve 2071 Akademisyenin Basın Açıklamalarının Düşündürdükleri..


1128 ve 2071 Akademisyenin
Basın Açıklamalarının Düşündürdükleri.. 

Dostlar,

Her 2 basın açıklamasını bu yazımızda irdeliyoruz..
Bilgi ve ilginize sunarız..

Not : Bizim her 2 metinde de imzamız yok..İlkine zaten imza koy(a)mazdık;
yanıt olarak gelen 2071 imzalı metne de –içerik olarak ilkesel paylaşıma karşın
ağır ve kabul edilemez üslubu ve bu yüzden doğurabileceği ciddi sakıncaları nedeniyle katıl(a)madık sorumluluğumuz gereği.

Arada ve bağlarken de yazdıklaerımız var..
Dosyanın tümüyle okunması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
18 Ocak 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

*********

Türkiye İçin Akademisyenler
İnisiyatif Grubu’ndan Basın Açıklaması

Slide1



 

 

 

 

 

 

 

Türkiye İçin Akademisyenler İnisiyatif Grubu’ndan Basın Açıklaması

Son birkaç yıldır yurt içinden ve yurt dışından fiilî ve siyasî saldırılara uğrayan ülkemiz, maalesef kendi bağrında yetiştirdiği ve yetişmiş oldukları toprakların değerlerinden habersiz “bir grup akademisyen (!)” tarafından haksız ve alçakça iftiralara maruz kalmıştır. Söz konusu akademisyenlerin 11 Ocak 2016 tarihinde yayımlamış olduğu ihanet bildirisine karşı 12 Ocak 2016 saat 12.50 itibarıyla harekete geçen “Türkiye İçin Akademisyenler” inisiyatif grubu olarak, bütün ihanet teşebbüslerine karşı ülkemizin ve milletimizin yanında olduğumuzu ve şu anda yapılan terör operasyonlarını desteklediğimizi ifade eden bir bildiri yayınlamıştık.

Bildirimiz, çok kısa bir sürede yüzlerce akademisyenin katılımıyla büyük bir ilgi görmüş,
bu yüzden web sitemiz bölücü terör örgütü mensuplarının yoğun siber saldırılarına maruz kalmıştır. Buna rağmen yayımladığımız bildiriye, yurt içi ve yurt dışından 150’nin üzerinde üniversiteden 2071 akademisyen imza atmıştır.

Türkiye sevdalısı akademisyenlerce kaleme alınan bu bildiri, yalnızca teröre karşı verilen mücadeleye destekle sınırlı ve anlık bir tepki olarak değerlendirilmemelidir. “Türkiye İçin Akademisyenler” inisiyatif grubu, bundan sonra da “bütün millî meselelerde” devletimizin ve milletimizin yanında olacaktır. 1071’den beri vatanımız olan, mazlum coğrafyanın ümit bağladığı son kale, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan bizler ve bildirimize imza atan ülkesine sevdalı 2071 akademisyen, her zaman barış, kardeşlik ve demokrasi için üzerine düşen görevi yapacağını da bu bildiriyle ilan ve taahhüt etmiştir.

Bu vesileyle ilk andan itibaren imzalarıyla bizleri destekleyen Türkiye sevdalısı akademisyenlere teşekkür ediyor, aziz milletimizi muhabbetle selamlıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 16.01.2016

Türkiye İçin Akademisyenler İnisiyatif Grubu Adına
Prof. Dr. Âlim YILDIZ
Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi

*****Slide6 Slide5 Slide4 Slide3 Slide2 Slide7

 

 

 

 


Dostlar
,

Türkiye’nin ek gerilimlere ve hele hele kutuplaşmalara hiç gereksinimi yok..
Gücü de..

1128 akademik elemanın açıklamasına karşılık tümü Türkiye’den 2071 akademik çalışan yukarıdaki açıklamayı yaptı..

http://www.turkiyeicinakademisyenler.com/aciklama.htm web sitesinden yayın yapıyorlar.

1071 + 1000 imzayı 2-3 gün içinde sağlayınca 16.01.2016’da imza kampanyasını kapattıklarını belirtiyorlar.

Bu bildirinin içeriğini ilkesel olarak paylaşmakla birlikte, söylemi çok sert, ötekileştirici, dışlayıcı hatta aşağılayıcı buluyoruz. Dolayısıyla da yararsız, belki de sakıncalı.

Web sitesindeki içerikleri ve fotoğrafları kullanarak görselleri biz ürettik.

Bay RTE‘nin

Mandacı güruh!
– Sözde akademisyenler!
– Eyy aydın müsveddeleri!
– Eyy sözde aydınlar!
– Sizler cahilsiniz!
– Sözde aydınların ihaneti!
– Eyy akademisyen müsveddeleri!
– Sizler güruhsunuz!
– Sizler karanlıksınız!
– Terörist ağzıyla konuşan sözde akademisyenler!
– Ya terörden yana ya da devletten yana olacaksınız!
– Eyy akademisyen geçinenler!
– Haddinizi bileceksiniz, haddinizi!

söylemleri bizi çok incitiyor. İçeriğinde haklılık payları ya da doğrular varsa da..
Bilindiği gibi söylemlerin içeriği kadar biçimi de önemli. Yüzümüz kızarıyor..
Bir devlet başkanına asla yakışmayan hatta açıkça hakaret – suç olan bu sözlerin sahibi yerine biz utanıyoruz,kendi hesabımıza gocunacak hiçbir yanımız olmadığı halde..

Söz var yılanı deliğinden çıkarır, söz var başınıza kara kilim örer..
Haydi Bay RTE’nin öfke söylemini politik gerekçelerle, tabanı gaza getirmek için bilerel kullandığını biliyoruz.. Ülkenin akademik camiası – ulema takımı her bakımdan teeni içinde olmak, örnek tavırlar içinde olmak ve topluma yol göstermek durumunda. Tayyip beyin politik şiddet üslubunun akademisyenlere bulaşması – onları da şiddet sarmalına çekmesi
kabul edilemez. Tersine, üniversite hocaları bilimsel sükunetlerini asla elden bırakmadan
Bay RTE dahil herkese örnek olmalıdırlar.

Üstelik bunca hakaretin – aşağılamanın açık suç işlemenin ardından yargının da bu insanlara yüklenmesi tam bir linç girişimidir ve demokratik hukuk devletinde çoğucluluk değil
çoğunluk despotizmi (zulüm!) anlamına gelir. Bu Türkiye’ye yakışmaz, hiçbir sorunumuzu da çözmediği gibi gerilimi tırmandırır..

*****

Bu 1128 insanımız ne demişlerdi bir bakalım :

1128 akademisyenden kalıcı barış çağrısı: “Bu suça ortak olmayacağız”

Müzakere sürecinin ‘buzdolabına kaldırılmasıyla’, sürekli hale gelen sokağa çıkma yasakları ve bitmeyen ölümler akademisyenleri harekete geçirdi. 89 üniversiteden 1128 akademisyen, “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi” çağrısı yaparken, “Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını” da istedi.

Barış İçin Akademisyenler eş zamanlı olarak, İstanbul’da Taksim Gönen Otelde Ankara’da Mülkiyeliler Birliğinde çağrılarıyla ilgili basın açıklaması yaptılar.

AĞIR BİR İHLAL

Barış için Akademisyenlerin, Taksim Gönen Otel’deki açıklaması Kürtçe ve Türkçe okundu. Kürtçe metni akademisyen Dr. Yıldız Önen okurken, Türkçe metni Dr. Alper Açık okudu. Açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkum etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir” denildi.

Uluslararası hukukun gereklerine dikkat çekilen açıklamada şöyle devam edildi: “Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve  Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.”

‘SÜRGÜN POLİTİKASI SON BULSUN’

Barış İçin Akademisyenler, açıklamalarında uygulanan sürgün politikasına da dikkat çekerek şöyle dediler: “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.”

MÜZAKERE VE KALICI BARIŞ ÇAĞRISI

“Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz” denilen açıklamada,  bu sürece ilişkin gözlemcilerin önemine de vurgu yapıldı: “Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.”

‘DEVLET ŞİDDETE SON VERSİN’

Açıklamada, devlete şiddete son vermesi çağrısı yapıldı: “Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, Meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.”

‘TÜM ÖLÜMLERDEN DEVLET SORUMLU’

İmza metninin okunmasının ardından İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Zeynep Kıvılcım, imza sürecine ilişkin bilgilendirme yaptı. Metne Şili’den Amerika’ya, Avusturya’dan Meksika’ya, Mısır’dan İtalya’ya 89 üniversiteden 1128 akademisyenin destek verdiğini belirten Kıvılcım, kısa sürede bu kadar yoğun ilgi beklemediklerini söyledi. Devletin özellikle Türkiye’nin batısının sessiz kalması için baskı kurduğunu belirten Kıvılcım, “Tüm ölümlerden devleti sorumlu tutuyoruz. Devlet asker ve polis ölümlerinden de sorumludur” dedi.

‘KAMUOYU OLUŞTURACAĞIZ’

Üniversitelerdeki baskıları Kürt illerindeki baskılardan ayrı görmediklerini söyleyen Kıvılcım şunları söyledi:

”Barış isteyenlerin hain ilan edilmesi de aynı bütünün parçalarıdır. Bütün bunlara karşı örgütleneceğiz. Barış ve direnme hakkını savunacağız. Muhalif kimlikleri nedeni ile tutuklanan arkadaşlarımız ve öğrencilerimizle dayanışmaya devam edeceğiz.”

Önümüzdeki günlerde Kürt illerine giderek araştırmalar yapacaklarını ve oluşturulan raporları ulusal ve uluslararası kamuoyuna sunacaklarını söyleyen Kıvılcım, “Bugüne kadar
Kürt sorunu olarak tanımlanan sorunun siyasi zeminde çözülmesi için kamuoyu oluşturmaya devam edeceğiz” dedi.

‘SAVAŞA ORTAK OLMAYACAĞIZ’

Barış için Akademisyenler, Ankara’da Mülkiyeliler Birliğinde basın açıklaması yaptı.
Aynı açıklamayı Ankara’da da Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Işıl Ünal okudu. (İstanbul-Ankara/EVRENSEL)

AÇIKLAMADA İMZASI BULUNAN AKADEMİSYENLERDEN BAZILARI

Prof. Dr. Ayşen Uysal, Prof. Dr. Ali Akay,  Prof. Dr. Ali Gökmen, Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse, Prof. Dr. Ahmet İnsel, Prof. Dr. Baskın Oran, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Prof. Dr. İzzettin Önder, Prof. Dr. Melek Göregenli, Prof. Dr. Mesut Yeğen, Prof. Dr. Mine Gencel Bek, Prof. Dr. Nilay Etiler, Prof. Dr. Nilgün Toker, Prof. Dr. Nilüfer Göle, Prof. Dr. Nur Betül Çelik, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Prof. Dr. Özdemir Aktan, Prof. Dr. Işıl Ünal, Prof. Dr. İnci Gökmen, Prof. Dr. İrfan Açıkgöz, Prof. Dr. Nejla Kurul,  Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Doç. Dr. Ayşen Candaş, Doç. Dr. Ceren Sözeri, Doç. Doç. Dr. Esra Arsan, Dr. Murat Birdal, Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, Yrd. Doç. Dr. Sinan Birdal, Yrd. Doç. Dr. Suncem Koçer.
Açıklamada Prof. Noam Chomsky, David Harwey, Etienne Balibar, Judith Butler, Immanuel Wallertein gibi yabancı akademisyenlerin de imzası bulunuyor.

******

Bu 1128 akademik çalışandan çok az sayıda birkaçı imzalarını geri çekmekşe birlikte,
dün yapılan açıklamada “İMZAMIZIN ARKASINDAYIZ” kararlılığı sergilendi. Cumhuriyet‘in ön ve 5. sayfasında yer alan fotoğraflı haberde özetle şu söyleniyor ;

  • Bizler evletimizden barış içinde yaşama hakkı talep ettik”

Bu gerilimi tırmandırmamak gerek..
Ülkeyi iç savaş iklim ve ortamına sürüklemek gerek..
Batı emperyalizmi adına 32 yıldır Türkiye ile vekaleten taşeron savaşı yapan bölücü örgüt PKK’nın ancak askeri güçle çökertileceği anlaşılmıştır. (Elbette öbür tüm bütünleyici girişimler eşlike decektir..) Kürt kardeşlerimizin haklarını vs. bahane edip ayrımcılığı kışkırtarak Türkiye’nin bu meşru savunma hakkı eleştirilemez, engellenemez.

Not : Bizim her 2 metinde de imzamız yok!..İlkine zaten imza koy(a)mazdık;
yanıt olarak gelen 2071 imzalı metne de -içerik olarak ilkesel paylaşıma karşın-
ağır ve kabul edilemez üslubu ve bu yüzden doğurabileceği ciddi sakıncaları nedeniyle katıl(a)madık sorumluluğumuz gereği.

Sevgi ve saygı ile.
18 Ocak 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com