Prof. İbrahim Kaboğlu, ‘yeni anayasa’ tartışmalarını Cumhuriyet’e değerlendirdi

Prof. İbrahim Kaboğlu, ‘yeni anayasa’ tartışmalarını Cumhuriyet’e değerlendirdi

  • 15 Temmuz sonrası “eşi benzeri olmayan tek kişi yönetimine geçildiğini” belirten Kaboğlu,
    “12 Eylül darbesi ile 15 Temmuz girişimi arasında, ‘toplum mühendisliği’ hedefindeki paralellik dikkat çekmektedir”
    dedi.

Erdem Sevgi, Cumhuriyet, 21 Şubat 2021
CHP’li İbrahim Kaboğlu, ‘yeni anayasa’ tartışmalarını Cumhuriyet’e değerlendirdi

CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, 15 Temmuz sonrası yapılan anayasa değişikliğiyle hesap verebilirlik, yargı bağımsızlığı ve erkler ayrılığından uzak; çoğulcu siyasal rejimler dışında, eşi benzeri olmayan tek kişi yönetimine geçildiğini belirtti. Kaboğlu,
“Demokratik hukuk devleti, ‘15 Temmuz Anayasası’ndan dönüşle inşa edilebilir” dedi.

CHP’li Kaboğlu, yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili Cumhuriyet’e yaptığı değerlendirmede, darbeler, darbe girişimleri, muhtıralar ve müdahalelerin, Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninin kesintisiz sürdürülmesine ve demokratik siyasal yaşamın kökleşmesine büyük zararlar verdiğini anlattı. Kaboğlu, “Bu darbeler içinde özellikle 12 Eylül darbesi ile 15 Temmuz başarısız darbe girişimi arasında, aktörleri bakımından değil, sonuçları bakımından ‘toplum mühendisliği’ hedefindeki paralellik dikkat çekmektedir. Her ikisi de ara dönemde yaptıkları hukuki düzenlemeler ve kurumsal müdahaleler yoluyla meşru olmayan yol ve yöntemlerle otoriter ve totaliter bir siyasal yönetim kurmayı hedeflemiştir” dedi.

‘KAZANIMLAR YADSINDI’

12 Eylül ve 15 Temmuz arasında nitelik farkı bulunduğu gibi gelişmelerin de farklı olduğunu vurgulayan Kaboğlu, “1987- 2004 yılları arasında TBMM’de uzlaşma yoluyla yapılan değişikliklerle 1982 Anayasası’nda vesayet kurumları ve iktidar tasfiye edildi, sınırlandırıldı. Hak ve özgürlüklerin güvence ölçütleri pekiştirildi. İnsan haklarında Avrupa hukukuna belirgin bir açılım sağlandı ve anayasal hak ve özgürlükler bütünü için insan hakları uluslararası hukuku kapısı açıldı” ifadelerini kullandı.

DİN İSTİSMARI UYARISI

2017 Anayasa değişikliğinde bütün demokratik siyasal karar düzeneklerinin tasfiye edilerek devlet ve hükümet yetkilerinin tek kişiye verildiğine dikkat çeken Kaboğlu, şöyle konuştu:

“15 Temmuz sonrası OHAL ortam ve koşullarında çıkarılan 6771 sayılı kanun ile 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan anayasa değişikliğiyle geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, demokrasinin asgari standartlarını yansıtmamakta ve Türkiye Cumhuriyeti için sürdürülemez bir nitelik taşımaktadır.

Kısaca, 12 Eylül darbe anayasası, 1987-2004 iyileştirmeleri sonucu ‘demokratikleştirilmeye’ elverişli bir zemine kaydırıldığı halde, 15 Temmuz sonrası anayasa değişikliği ise demokratikleşme hedefini tersine çevirdiği gibi ne restore ne de rehabilite edilebilir bir metin ortaya çıkardı. Şu halde öncelikle tartışılması gereken, 140 yıllık (AS: 1876-2021 arası 145 yıl!) kazanımları yadsıyan 15 Temmuz Anayasası ve arkasındaki ittifaktır.”

Kaboğlu, demokratik anayasal geleceğin hedeflerin doğru belirlenmesi ile inşa edilebileceğini belirterek

  • “Aksi halde; mezhepler, şeyhler, cemaatler eşliğinde din istismarcılarının güdümünde 2023’e sürüklenmeye rıza gösterilmiş olur. OHAL ortamında yapılan ve OHAL ruhunu taşıyan 15 Temmuz Anayasası’nın arkasındaki demokratik hukuk devletini ortadan kaldıran dayatmacı ve çatışmacı irade karşısında, anayasanın toplumsal uzlaşı metni olduğunu ve demokratik, laik, sosyal, hukuk devletini inşa iradesi, gelecek kuşaklara karşı yerine getirilmesi gereken bir görev olarak açıkça ortaya konulmalıdır.”

değerlendirmesini yaptı.

Öğretim üyeleri tasfiye edilirken Erdal İnönü’yü anmak

Öğretim üyeleri tasfiye edilirken
Erdal İnönü’yü anmak

Prof. Emre KONGAR
Cumhuriyet, 09.02.1017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kendi besledikleri iktidar ortaklarıyla birlikte…
Önce tasfiye ettikleri sonra yeniden yapılandırdıkları TSK içinde…
Kritik noktalarda konuşlanmalarına destek oldukları veya göz yumdukları
FETÖ mensuplarının…
Giriştikleri 15 Temmuz Kalkışmasını bahane eden iktidar…
İlan ettiği OHAL çerçevesinde… Yayınladığı KHK’lerle…
Bütün bürokraside ve üniversitelerde geniş çaplı tasfiyelere devam ediyor.
                                                            ***
Mahkeme kararlarına dayanmayan ve adalet mekanizması tarafından da denetlenmeyen bu tasfiyeler, sadece idari kararlarla yapılıyor. Bu KHK’lerin sonuncusu, artık Fethullah Gülen Terör Örgütü, FETÖ diye andıkları Cemaat mensuplarını ve sempatizanlarını da aşarak, demokrat, solcu, Atatürkçü, barışçı, laik akademisyenleri de kapsamına aldı.
                                                            ***
7 Şubat 2017’de yayımlanan 686 sayılı KHK ile 4464 kamu görevlisi tasfiye edildi.
Yüksek Seçim Kurulu’ndan 10, Yargıtay’dan 10 kişi… Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, aralarında emniyet müdürleri de olan 417 personel, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan 893, Sahil GüvenlikKomutanlığı’ndan 3 asker… Sermaye Piyasası Kurulu’ndan 1, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’ndan (TOKİ) 2, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’ndan (TRT) 80, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden 2 personel… Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 2 bin 585 öğretmen…
Avrupa Birliği Bakanlığı’ndan 3, Dışişleri Bakanlığı’ndan 48, Ekonomi Bakanlığı’ndan 15, İçişleri Bakanlığı’ndan 49, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 16 kişi…
Çeşitli üniversitelerden, 115’i Barış Bildirisi’ni imzalayan olmak üzere,
330
akademik personel…  
Kamu görevinden çıkarıldı.
Bu tasfiyeler “yandaş kalemşörlerin” bile tepkisini çekti.
                                                          ***
Görevden alınan akademisyenler arasında pek çok ünlü ve değerli isim var ama
benim en çok dikkatimi, öğrencim/meslektaşım olan, kendisinden çok şey öğrendiğim
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Ana Bilim Dalı Başkanı
Prof. İbrahim Kaboğlu çekti:
Yüzlerce akademisyen, binlerce kişi elbette çok önemli ama tek başına O’nu görevden almanın bile hukuki ve vicdani hesabını kimse veremez!
12 Eylül 1980 darbecileri, tasfiyeyi 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası’nı kullanarak yapmışlardı; bu nedenle o dönemde görevden alınan yüzlerce kişiye “1402’likler” denildi. Ama bu “KHK’zedelerin” sayısı “1402’likleri” kat be kat aştı!
Bu vesile ile, 1402’liklerin tümünün görevlerine dönmüş olduğunu da anımsayalım..
                                                        ***
Bu korkunç ortam içinde yarın 10 Şubat Cuma günü, bir akademisyen, bir politikacı,
bir büyük insan, Erdal İnönü anılıyor:
Türkiye’nin övündüğü üniversitelerden biri olan İstanbul Kültür Üniversitesi’nin
Akıngüç Oditoryumu’nda saat 15’te, 10’uncu kez düzenlenen bir toplantı düzenlenmiş.

MIT öğretim üyesi Dr. Canan Dağdeviren “Hep ‘Sevinç’liydi Erdal Hoca” başlıklı bir konuşma yapacak.
12 Eylül 1980 darbecilerinin lideri Evren’in “Kemalizm” yerine ikame ettiği
(Sevgili Ali Sirmen’in unutulmaz deyimi ile) “Kenanizm” çerçevesinde, Erdal İnönü de, 1984 seçimlerinde adaylığı Askeri Cunta tarafından veto edilen politikacılar arasındaydı!

Siyasal kariyerini tehlikeye atarak SODEP ile Halkçı Parti’yi birleştirmiş, 1991 seçiminde de Kürt sorununun barışçı çözümü için, Kürt politikacıları kendi listesinden Meclis’e sokmuştu.
“Bu dehşet günlerinin” de geçici olduğunu, belki “O dehşet günlerini” yaşamış olan
Erdal Bey’i anarken daha iyi anlar ve geleceğe ilişkin olarak umudumuzu koruyabiliriz!
=================================
Dostlar,

Sayın Kongar’ın yazdıklarını paylaşıyoruz.
Biz de 12 Mart, 12 Eylül askeri darbelerini, Sıkıyönetim ortamında gözükara tasfiyeleri yaşadık. Fakat sayıca ve ölçü bakımından bunca hukuksuz olanını ve “insafsızcasını” anımsamıyoruz.
Üstelik sıkıyönetim yok, OHAL yürürlükte.. Erdoğan dilerse sıkıyönetim de ilan edebilir (Anayasa md. 104/B). Bir fakat daha; pervasızca – meydan okurcasına AKP – RTE,
bu OHAL KHK’leri ile hiçbir anayasal sınır tanımadan yaşamın tüm alanlarını keyfi biçimde, TBMM devre dışı tutularak düzenliyor ya da düzensizleştiriyor..

AYM kendini yadsıyarak tatil etti.. OHAL KHK’lerini açıkça anayasayı çiğnemelerine karşın CHP’nin başvurusunda “yetkim yok” diyerek incelemedi ve geri çevirdi (AY md. 148).
2 üyesini FETÖ suçlamasıyla sessiz sedasız kurban verdi. Anayasa değişikliği halkoylamasından geçerse, yeni AYM’ye 15 kişinin 12’sini RTE seçecek. 3’ünü de RTE güdümündeki TBMM.. Dolayısıyla “uslu” durmakta yarar var bir kez daha o göreve atanabilmek için.. Bu yüzden, hemen hiç kimse, anayasa değişikliğini CHP AYM’ye götürürse iptal umudu taşımıyor hatta boşuna bir girişim olarak görüyor. Dahası, iptal reddedilirse AKP’nin elini güçlendireceğini..

Somut 2 örnek verelim : Yük ve insan taşıyan motorlu kara araçlarının kar lastiği takması zorunluğunun OHAL ilanını gerektiren nedenlerle en küçük bir bağını kurabilen var mı?

İkincisi rektör atamaları : 676 sayılı OHAL KHK’sı ile rektör atama yetkisi tek başına RTE’de! (29.10.2016)
Anayasa md. 104/b : “Üniversite rektörlerini seçmek..” diyor.. “atamak” değil!
Anayasa md. 130 : “Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca.. seçilir ve atanır.”

Değinilen OHAL KHK’sı ile rektör ataması doğrudan Cumhurbaşkanı yetkisine bırakıldı. Böylece hem 2547 sayılı Yükseköğretim yasası (md. 13/a) hem de Anayasa’nın yukarıda belirtilen 2 maddesi doğrudan çiğnendi.. 18 yaşındaki çocuk milletvekili yapılacak ama üniversite hocaları rektörlerini seçmeyi bile beceremiyorlar AKP – Erdoğan’a göre..
Ne denli hazin çelişki değil mi?

Bir başka dehşet verici durum, sayıları 20’yi geçen (667-787) OHAL KHK’larının (1-2’si dışında) TBMM’de yasalaştırılmaması.. TBMM bu anayasal görevinden de alıkonuluyor. AKP’nin TBMM grubundan kuşku mu duyuluyor?? Neden bunca hukuksuzluk segileniyor?

Bu tam keyfilik – hukuksuzluk neden ve nerden güç alınarak yapılıyor?
Pek çok idari işlem, gerçek anlamıyla HUKUK KARŞISINDA YOKLUKLA SAKATTIR!
686 sayılı OHAL KHK’sı 330 akademisyenin ile görevlerine son verilmesi de..
Elbette bu Fetret dönemi de geride bırakılacak, mağdur edilen insanlar haklarını alacaktır.
Bunca ölçüsüz ve pervasız, gözü kara hukuksuzlukları yapanlar da her halde hesap verecektir.
İşte bam teli burada : Suçlar öylesine çoğaldı ve ağırlaştı ki, yapıp edenler mutlaka ama mutlaka hesap vermekten kurtulma, kendilerini güvenceye alma çabasında, kavgasında, savaşında…
Son anayasa değişikliği aynı zamanda bir AF YASASI ve ilgililerden yasal hesap sormayı olanaksız kılıyor. Bunca abanma ve akıldışı anayasa değişikliği içeriğini böylesine cansiperane, seçeneksiz, çaresiz, el mahkum savunmanın, “evet”e kilitlenmenin ve ülkeyi mahkum etmeye çırpınmanın altında da bu muazzam korku – panik yatıyor.

AKP-RTE “evet”e mahkum!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. –  Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2015.. 43 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..


6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2016..
44 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..

3_Fidan_Deniz_Huseyin_Yusuf


 

 

 

 

 

Dostlar,

Geçen yıl ve önceki yıllarda 6 Mayıs günlerinde “3 Fidan” için yazdıklarımız aşağıda..
Bir yıl daha geçti.. 5 Mayıs 2015 günü, “3 Fidan” ın efsane Avukatı rahmetli
Halit Çelenk‘in 4. ölüm yıldönümü anmasına katılmıştık. Türkiye Barolar Birliği’nin
Balgat’taki tesislerinde düzenlenen etkinlik için ayrılan büyük salon doluydu.
Birkaç yüz katılımcı vardı. Bu kez merhum Av. Çelenk’in anması için ailesinin ödüller koyduğunu gördük. 1. lik ödülünü “GEZİ RAPORU” başlıklı çalışma ile
“Gezi Hukuki İzleme Grubu” kazandı. Bu Grubun başında Prof. İbrahim Kaboğlu var.
Prof. Beyza Üstün, Prof. Taner Gören (dönemin İstanbul Tabip Odası Başkanı), avukatlar, hekimler, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası, DİSK kurumsal destekçilerden.. Çalışma oldukça kapsamlı ve 240 sayfa, tümüyle bilimsel nitelikli. Son bölümü biber gazının insan sağlığına kabul edilemez olumsuz etkileriyle iligili ve yasaklanması önerilmekte. Türkiye Barolar Birliği basımını üstlenmiş ve katılımcılara
ücretsiz dağıtıldı. Şu anda masamızın üstünde ve okumaya başladık bile.

Anma_5.5.2015_TBB

Merhum Av. Halit Çelenk’e en çok yakışan anma biçimi tam da böyle olmalıydı. 2. ve 3. lük ödülü alan çalışmalar da son derece değerli ancak basılı değil. Biri insan hakları ile ilgili bir tez, öbürü de ifade özgürlüğü bağlamında verilen hukuksal savaşım içindi
(AÜ SBF’den Y. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ve ark.).

İki saati aşan sunuyu merhum Av. Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç duygulu ama
kararlı bir tonla yaptı. Ardından verilen kokteyl cömert ikramlar ve Litai Otel’in emekçilerinin ustalığı – inceliği ile renklendi. Sohbetler de, konuklar da nitelikliydi. Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda çalışma arkadaşımız – oda komşumuz
merhum Av. Çelenk’in kızı Prof. Ferda Özyurda‘ya, eşi aynı Fakülteden Prof. Ümit Özyurda‘ya, Serpil Çelenk ve eşi Kaya Güvenç‘e (eski TMMOB başkanı), Merhumun eşi
Şekibe Çelenk‘e ve çok sayıda dosta veda ederek ayrıldığımızda saat 22:00’yi epey geçiyordu..

*****

Geçen yıla göre Türkiye, ne yazık ki daha da despotik bir ortama sürüklenmiş durumda.
Ekonomik göstergeler alarm vermekte ve Türkiye, İç Güvenlik Yasası ile hak ve özgürlükleri iyice kıskaca alınmış durumda 7 Haziran 2015 genel seçimlerine koşmakta.. (Yapıldı, AKP 258’de kaldı.. AKP – RTE bunu tanımadı! 1 Kasım’da seçim yinelendi ve AKP 316 ile gene iktidar!?)

3 Fidan’ın hukuk dışı – vicdansızca – zalimce idamından bu yana TBMM’den saygınlıklarını geriveren bir yasa gene çıkmadı!.. AKP iktidarında beklenir miydi böylesi insancıl bir girişim?

Yakın hedef, AKP iktidarına mutlaka son vermekten geçiyor..
Bunun da en etkili yolu VATAN PARTİSİ’nin TBMM’ye güçlü bir grup ile girmesi..
Mustafa Kemal ATATÜRK ideolojisinin ruhu “6 OK” u içtenlikle programına alan tek parti!

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

===============================================

“Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor”
toplantısına katıldık 3 Mayıs 2014 Cumartesi gün..
Çok önemli, tarihe not düşen 3 konuşma dinledik.
Ankara Barosu’nun Sıhhiye’deki konferans salonu doluydu.
Bu programı sitemizde sizlerle paylaştık.
(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2014/05/06/adalet-icin-hukukcular-halit-celenki-aniyor/Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor)

devrimci Avukat Halit Çelenk, 3 yıl önce bu gün, 6 Mayıs 2011 günü
toprağa verilmişti.

5 Mayıs 2011 günü aramızdan ayrılmış, Deniz – Yusuf – Hüseyin‘in idam yıldönümleri olan
6 Mayıs günü (1972) yaklaşırken yüreciği daha çok dayanamamış ve aramızdan  
ayrılmıştı.
O devrim şehitleri gibi aynı gün, -ama 39 yıl sonra- toprağa verilmişti.

Bu gün O’nu ve 3 Fidan’ı gömütleri (mezarları) başında anacağız..
Şükran ve minnetimizi dile getireceğiz.

Bir kez daha yetkililerden bu

  • “3 Fidan” ın yasa ile saygınlıklarının geriverimini (iadesini) diliyor ve
  • Uygun yerlere yontularının dikilmesini istiyoruz.
  • Savaşımlarını gelecek kuşaklara aktarmak için anılarına bir Tarih Müzesi açılmasını istiyoruz. Yontuları bu müzenin bahçesinde dikilebilir örneğin..

Menderes – Polatkan – Zorlu‘ya İstanbul – Topkapı’da yapıldığı gibi..

DP Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın  27 Mayıs Devrimi sürecinde yargılanmaları sırasında, baskı altına alınan Yassıada Ağır Ceza Mahkemesi‘nde usul hukukuna uygun davranılmadığı
bir gerçek olmakla birlikte, sanık eylemlerinin Türkiye’ye ihanet sınırına dayandığı
hatta aştığı su götürmez bir gerçektir. (Bkz. 27 Mayıs 1960 Devrimi 53 Yaşında!  http://ahmetsaltik.net/2013/05/27/27-mayis-1961-devrimi-52-yasinda/)

Oysa “3 Fidan” hiç cana kıymamışlardı!
(6 Mayıs 2016 sabahı AKP iktidarı, binlerce can yitiğinden sorumlu değil mi??)

Eylemleri o zamanki TCK (Türk Ceza Kanunu) 146. md. kapsamında değildi.
Pekala TCK 141-142 kapsamında hapis cezası ile yetinilebilirdi.
Açıktır ki, Sıkıyönetim Mahkemesinin Askeri Savcısı ve Yargıçları da (Baki Tuğ,
Ali Elverdi vd.) tam bir mesleksel bağımsızlık içinde davranamadılar.. Yazık..

Görülüyor ki, YARGI BAĞIMSIZLIĞI yaşamsal önemdedir ve adaletin aracı olarak hukuk “bir gün” herkese gerekli olmaktadır.

Aradaki fark, ölüm – yaşam farkı denlidir!

Dolayısıyla, “Güçler Ayrılığına dayalı demokratik hukuk devleti” mutlaka korunmalı, üzerinde yaygın toplumsal uzlaşma sağlanarak dokunulmaz kılınmalıdır.
Bu kurumsal yapılanma ile büyük toplumsal yıkımlardan – yanlışlardan korunabiliriz.

12 Mart faşizminin gölgesindeki TBMM, ne yazık ki bu 3 idamı onayladı..
Hem de “3′e 3 – kana kan – cana can – intikaaam” ilkel çığlıkları içinde..

Bu yaranın sarılmasının zamanı artık gelmiş ve geçmiştir.
Günümüzde Anayasada ve dolayısıyla Ceza yasamızda ÖLÜM CEZASI yoktur.

6 Mayıs 1972′nin üzerinden 44 yıl geçmiştir..

Ülkemizin bu tür barışçı girişimlere çok gereksinimli, son derece gergin bir iklim içinde olduğumuz biliniyor.. Ne yazık ki siyasal ilktidar, bu gerilim – ayrıştırma – ötekileştirme hatta toplumu kutuplaştırma “tehlikeli” siyasetini bilinçli seçimiyle sürdürüyor ve ne acı ki “acı meyvelerini” de siyasal rant olarak devşirebiliyor! Ancak bu tablonun sürgit olamayacağını, durumluk (konjonktürel) olduğunu belirtmek isteriz.

Aslolan ADALET – ÖZGÜRLÜK – EŞİTLİK – GÖNENÇ‘tir…
Bunlar sağlanmadan toplumsal barış ve erinci kalıcı kılmak olanaksızdır.

Biz, Büyük ATATÜRK‘ün özlemini ve hedefini paylaşıyor ve savunuyoruz :

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ!

Haydi, gerekli adımları atalım..

Gelecek 6 Mayıs’tan önce toplumsal vicdanı derinden yaralayan, adalet duygusunu yıkıma uğratan, güvensizlik doğuran…… çok olumsuz tabloyu onaralım..

TBMM‘de ortak önerge versin partiler..
Çok kısa sürede sorunu çözelim ve
Sosyal Psikoloji bakımından ciddi “travma sonrası stres bozukluğu” (PTSD) nedeni olan bu yakıcı tarihsel sayfaları çooook uzun yıllar sonra kin – nefret – şiddetten arınarak sevgi – barış – uzlaşma iklimiyle sarıp onaralım..

Bu çağrı bizden..

Devrim şehitleri “3 Fidan” ın, yılmaz ve bilge savunman Av. Halit Çelenk’in
sevgin (aziz) anıları önünde saygı ile eğiliyoruz..

Ve çoook özverili emekleri için, Deniz- Yusuf – Hüseyin’e annelik de yaptığı için…
“Şekibe anne” yi esenlik dileğiyle, saygıyla selamlıyoruz..

Bir şiirle bağlamak istiyoruz (cep telefonumuza gelmişti..)

divider_yesil_fiyonk

Bir Hıdrellez sabahı
6 Mayıs 1972 günü
3 Baharı yağlı urgana mahkum ettiler
Devrimcilerin 3 gülü
Deniz gülü;
Yusuf gülü
Hüseyin gülü
Darağıcında gömülü
Devrimcilerin 3 gülü
Gezmiş gülü
Aslan gülü
İnan gülü..
Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü
Öldürdünüz mü sandınız beni cellat, 6 Mayıs’ta?
Say bakalım o günden bu güne doğan çocukların adını?
Kaçı cellat, kaçı DENİZ??

divider_yesil_fiyonk

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

Not     :
Halit Çelenk ve eylemi -savaşımı hakkında kapsamlı bilgilere
http://www.halitcelenk.org/ web sitesinden erişilebilir..

Geçen yıl bu gün yazdığımız “3 Fidana Özlem : 41. yıl…”
başlıklı yazımız da sitemizde okunabilir..
(http://ahmetsaltik.net/2013/05/06/3-fidana-ozlem-41-yil/)

Önceki yıl (40, yıl, 6 Mayıs 2012) yazımız ise :
40. yılda Deniz’e, Yusuf’a, Hüseyin’e..”
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/6_Mayis_2012_Deniz_Yusuf_Huseyin_40._yil.pdf

“Gezi Raporu” ve “İnternet İfade Ögürlüğü” Çelenk Ödülü Aldı

“Gezi Raporu” ve “İnternet İfade Ögürlüğü” Çelenk Ödülü Aldı


Dostlar,

Bu konuda birkaç yazımız oldu web sitemizde..

Bunu da paylaşmak istedik..
Bir de Raporun tüm metnini sitemizde paylaşmak..

Hem “3 Fidan” a ve onların ölçüsüz özverili – başarılı avukatı saygın hukuk insanı
Av. Halit Çelenk Usta’ya hem de bu değerli çalışmaya emek verenlere saygımız – şükranımız büyük..

240 sayfalık 1. lik ödülü alan, Prof. İbrahim Kaboğlu önerliğinde gerçekleştirilen bu değerli çalışmayı basarak ücretsi dağıtan ve kalıcılaşmasına katkı veren Türkiye Barolar Birliği’ne de teşekkür borçluyuz..

Bu Raporun tümünü okumak / indirmek için lütfen tıklayınız..

GEZI_Raporu_Birincilik_Odulu_tam_metin

Sevgi ve saygı ile.
09 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com