Etiket arşivi: Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu

Necip HABLEMİTOĞLU’nun KÖSTEBEK Kitabı.. SESLİ Kayıt..

 
Necip HABLEMİTOĞLU’nun KÖSTEBEK Kitabı.. SESLİ Kayıt..


Dostlar
,

Emek verenler çooook sağolsunlar..
Bu müthiş kitap hala günümüze ışık tutuyor..
O yüzden Dr. N. Hablemitoğlu alçakça katledildi ve koskoca T.C.,
yurttaşına dönük bu iğrenç cinayeti önleyemediği gibi,
yurttaşının can güvenliğini sağlayamadı..

Dahası, bu uluslararası istihbarat örgütlerinin operasyonu ile
Devlet olarak da yüzleşemedi…

Yazıklar olsun..

KÖSTEBEK kitabını rahmetli, yaşamda iken bastıracak yayınevi bulamadı!
Öldürülmesinden yıllar sonra yiğit eşi Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu bastırabildi..

Kitabı sesli kaydından dinlemek için lütfen erişkeyi (linki) tıklayınız..

Dr. NECİP HABLEMİTOĞLU’nu 
saygı ve rahmetle anıyoruz..

Necip_Hablemitoglu_KOSTEBEK_Sesli_Kitap_eriskesi

LINK : http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=17410.msg34910#msg34910

Dünya Barış Günü’nde Dr. Hablemitoğlu dahil BARIŞ için can verenlere selam olsun!

Sevgi ve saygıyla.
1.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU : Canım Necip..

Dostlar,

Bu gün saat 13:00’te dostları, Dr. Necip Hablemitoğlu’nun
Karşıyaka gömütlüğündeki kabri başında buluştuk..

Eşi Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu ve kızları Kanije ve Uyvar da gelmişlerdi
pek doğallıkla.

ADD çelengi ve karanfiller kabire sunuldu..

Saygı duruşunda bulunuldu. Müzik Öğretmeni Sn. Mahiye Morgül yönetiminde
İstiklal Marşı okundu.. Ardından da Andımız..

ADD adına Genel Başkan Yard. Sayın Prof. Dr. Ayhan Filazi kısa bir değerlendirme yaptı.. Vurgu, 11 yıldır tek başına iktidarda olan AKP iktidarının cinayeti aydınlatmayışı üzerin idi..

Eşi Şengül hanım da kısa bir konuşma yaptı. 11 yıldır havannın ilk kez böylesine görece açık ve ılımlı olduğuna dkkat çekerek, dünden bu yana ülkemizde yaşanan ve Bakanlar düzeyinde hükümetin de bulaştığı rüşvet, kara para aklama, imar yolsuzlukları, ihaleye fesat karıştırma.. gibi suçları ima ederek gelişmelerin Necip Hablemitoğlu’nu haklı çıkardığını, O’nun öngörüelrinin doğrulandığını belirtti.

Kızları Kanije ve Uyvar, anneleri üzerinden CHP’nin kurumsal katılımı olup olmadığını sordular.. Yoktu..

Öğretim elemanı olduğu Ankara Üniversitesi adına da bir katılım gözlenmedi..
O’nun yapmak istedikleri, yapıtları ve niçin öldürüldüğü üzerine kafa yoracak
başkaca bir etkinlik de koca Ankara’da ne yazık ki düzenlen(e)medi…

Kanije ve Uyvar artık birer genç kızdı..

Şengül Hablemitoğlu’nun insanın içini acıtan duygu yüklü yazısı aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
18 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

==============================

CANIM NECİP..

sengul_hablemitoglu_foto


Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU
18 Aralık 2013, 11. yıl
Yine o kara gün geldi, 11 yıl geçti… Biz 18 Aralık Çarşamba günü saat:13.00’te
seninle birlikteyiz, Karşıyaka Mezarlığı 5. Kapıda olacağız.

Diyorum ki; bugüne dek seni ziyaret etmeyen herkes gelse, sana bir kez içinden “haklıydın” dese, belki senin umurunda değil ama ben çok mutlu olacağım.
Çünkü artık memlekette kimsenin yitirecek bir şeyi kalmadı, korkmadan herkes gelebilir mezarının başına, giden gitti zaten… Hadi gelin birlikte konuşalım Necip Hablemitoğlu ile…

SENSİZ 11 YIL GEÇTİ (18 Aralık 2002-18 Aralık 2013)

Necip Hablemitoğlu’na MEKTUP yazdım…
(İmza: Karın Kitabı, Destek Yayınları, 2013, s:303-305)

*****

‘’Canım Necip;

Sana böyle seslenirken, hiç tuhaf hissetmedim, sen gittiğinden beri ben seninle böyle konuşup duruyorum içimden. İnsanın yaşamını değiştiren anların önceden tahmin edilememesi iyi midir kötü müdür hala bilmiyorum. Kızlarımız ve benim için dünyanın ikiye bölündüğü o gün öyle sıradandı ki. Eminim senin için de öyleydi. Ne fırtına öncesi sessizlik, ne sevinç ne de bir iç sıkıntısı her günkü gibi bir gündü işte. Ve sen birden gidiverdin, üstelik hiç istemeden…

Sana yazacaklarımı düşünürken; içimden olmaz, yetmez, bitmez,  buraya sığmaz dedim durdum. Gerçekten de bu kadar çok mu sana anlatacaklarım? Değil aslında… Çünkü
her sabah konuşuyorum seninle bıkmadan usanmadan, söylemediğim ne kaldı ki… Belki beni dinlemekten bıkmışsındır bile.

Seni duyamıyorum ya da sen de beni duymuyorsun aslında.
Bunların hiçbirinin önemi yok ki… Zaten sen de yoksun.
İlk zamanlarda her gün derin bir sızı ve hüzünle uyanırdım, şimdi öyle değil.
Galiba artık kabullendim yokluğunu. Bunun için kırılma bana ne olur,
alıştım demiyorum kabullendim. Neden yoksun diye sormuyorum ve kızgın da değilim.

Kabullendim, ama seni özlemekten hiç vazgeçmedim.

Ölüm ne garip bir şey, yoktan var etmeyi öğretti bize. Sana bunları yazarken yeniden düşündüm de, o gün, 18 Aralık 2002 akşamı anlayamadığım aradan geçen uzun yıllar boyunca da anlamayı başaramadığım şeyin kabullenmek olduğunu son zamanlarda kavrayabildim. Sanırım beyin kabul etmedikçe ölüm, ölüm olmuyor.

Sen tek başına gitmedin aslında, giderken öyle çok şeyi alıp götürdün ki beraberinde.
O yüzden hep eksik yaşıyoruz, o yüzden yoktan var etmeye çabalıyoruz ve o yüzden yılların nasıl geçip gittiğini anlayamıyoruz.

Sakın bıktığımı düşünme nasıl yaptığımı bilmiyorum ama, şimdilerde her doğan güne gözümü açtığımda mutlu oluyorum yaşadığıma. İçim ilk yıllardaki kadar çok yansa da
acı, kızlarımız büyüdükçe yerini mutluluğa bıraktı biliyor musun?
Senin yokluğunla boşalan yaşamım tatlı kızlarımızın genç birer kadın olması ile anlamlandı. Şimdi yaşamımın her zamankinden çok daha fazla değeri olduğunu düşünüyorum, seninleyken de dünyanın en şanslı insanlarıydık birbirimizi anladığımız, çok sevdiğimiz için… Ben hala böyle düşünüyorum, seninle yaşadıklarım için
Tanrı’ya şükrediyorum.

İsterdim ki, seninle birlikte yaşlanalım, ben orta yaşlarıma geldim, ama senin nasıl yaşlandığını hiç göremeyeceğim. Özlüyorum seni, gün içinde bir anıyı hatırladığımda, yokluğun içimi acıttığında, kendiliğinden akıveriyor göz yaşlarım. Üzülme çok ağlamıyorum, gözüme bir şey kaçıyor sık sık o kadar… Sesin kulaklarımdan hiç gitmiyor bilsen, coşkuyla ‘’canım karım’’ deyişin, sitemle ‘’benimle ne çok kafa buluyorsun’’ diyerek somurtman gözlerimin önünden hiç gitmiyor.

Daha görmeden sevdiğin, birlikte olma hayalleri kurduğun torunlarımızı birlikte kucaklayabilseydik, kızlarımızın başarıları ile gururlu sevinç gözyaşları dökebilseydik…

Eğer bunlar için zamanım varsa hepsini senin için de yapacağım; ama paylaşamamak çok acı… Bunun için de yalnızca üzülüyorum, elimden başka hiçbir şey gelmiyor.
Bu adaletsizlikle canım çok yandı.  Ama seni her düşündüğümde artık hep gülümsüyorum, neden mi?

Sana mutsuzluk yakışmazdı Necip, sen ailemiz için iyimserliğin ve sevginin kaynağı oldun hep.

Bugün yokluğunda mutlu olmayı ve devam etmeyi senin için başarmak zorundayız. Aslında hiç gitmedin, bize bıraktığın yaşam anlayışınla yanımızdasın.
Ama sana dokunamamak, sarılamamak; o dayanılmaz…
Seni seviyorum, çok ama çok özledim. Her şeyin sonunda, buluşmayı ve bir rüyadan uyanır gibi bir araya gelmeyi bekliyorum, ama beni gördüğünde bu yaşlı kadın benim karım olamaz diye aklından geçirmeyeceğine bana söz vermelisin.

Yaşam yoldaşım, parlak yıldızım, insanım. Elini tekrar tutmak için geleceğim.
Işıklar içinde huzurla, mutlulukla bekle beni…

İmza: Karın’’

10 Yıl Önce Bugün, Necip Hablemitoğlu Öldürüldü Bu Ülkede…

 

Dostlar,

Bu gün, yiğit Kemalist aydın Dr. Necip Hablemitoğlu‘nun kahpece öldürülüşünün
10. yılı bitti.. Bu bağlamda O’nu ne denli ansak azdır.. Az önce eşi Prof. Dr. Şengül  Hablemitoğlu‘nun yazısını paylaştık sitemizde. (NTV’deki söyleşisi de bitti bu arada.)

Şİmdi de O’nun çok yakınında olan, çok iyi tanıyan, cinayet sırasında 21 yaşında bir hukuk öğrencisi, şimdi ise 31 yaşında bir genç Avukat olan Ersan Barkın‘ın içli,
duygulu ve çok silkeleyici bilgiler içeren yazısına yer vermek istiyoruz..

Lütfen okuyunuz ve okutunuz.. diyoruz..

Biz de sevgili Ersan’ı en az 10 yıldır ADD çalışmalarımızdan yurtsever bir genç olarak
çok yakın tanıyoruz..

  • “..ölümü bir metre peşinde yaşayan bir devrimci ..”

diyor sevgili Ersan.. Lütfen bu yazıyı da, Ersan ile “duygudaşlık” (empati, hemhal olma, diğerkâmlık, birbirini yaşama) kurarak okur musunuz??

Bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz :

Bulun Dr. Necip Hablemitoğlu’nun katillerini..

– Salt tetikçileri değil, gerçekte onları azmettirenleri.. Hangi ülkenin çıkarlarına dokunuyordu Necip kardeşim? O’na özellikle bakın.. Devlet olun, korkmayın,
bırakın uluslararası denge masallarını.. Yurttaşınızı size meydan okurcasına vurup giden, birkaç saat içinde yurtdışına çıkan, kestirimi zor olmayan bir batılı ülkenin istihbarat örgütünün kiralık katil ajanlarını anımsayın.. Cevizkabuğu programında masadan kaçmak zorunda kalan kişi hangi ülkenin hangi vakfının başında idi?

Açıklayın cinayeti, biliyorsunuz gerçekte!

Sevgi ve saygı ile.
18.12.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=====================================================

Av. Ersan BARKIN

10 Yıl Önce Bugün, Hablemitoğlu Öldürüldü Bu Ülkede…

21 yaşımdaydım. O’nun 20’sinde birkaç kitabı olduğu düşünülürse geç kalmışlık hissi üzerimizdeydi.

O’nun “düşünce evreni”nin bir yerlerinde olabilmenin şansını unuttuğumuz tek an yoktu ama.

Yiğit bir aydın. Korkulması gerektiği bilinen birçok çevrenin üzerine gözünü kırpmadan atılan, ölümü bir metre peşinde yaşayan bir devrimci.

***

Aralık ayının ortaları, karın örttüğü toprağa bir beden düştü.

Başında kanlar, göz yuvarının kenarında bir kurşun deliği.

Dudaklarında bir minik tebessüm, yüzünden başka anlarda da düşmeyen gülümsemeden kalan bir parça gibi.

***

18 Aralık 2002 gecesi, ertesi gün, daha ertesi…

Devlet aygıtının beylik sözleri uçuştu etrafta. Değersizlerdi. Zira değersizliğini yaşayarak öğrenmiştik o güne dek, Aksoy’da, Üçok’ta, Mumcu’da, Kışlalı’da.

Kanını yerde bırakmayız” ezberleri diğer yanda. Kaybetme duygusunu yaşamaya başlayan bir kitlenin ayakta kalma çabası.

Sonra, bu kitlenin her beyhude kalkışmasında işittim o sözleri:
Hablemitoğlu, aramızda

Devletin soğukluğu gibi tıpkı, buz gibi, ruhu alınmış bir sesleniş.

***

Ankara Emniyeti, Terörle Mücadele’nin koridorlarında başladı soruşturma gösterisi.

AKP’nin henüz ikinci ayı bitmemiş.

TEM’ci “fidan”lar, henüz bir Kemalist gördüklerinde, istemsiz biçimde yüzlerinde beliren meydan okumaya, rövanşçı mağruriyete sahip değiller.

Vatanseverliklerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Kimi zaman masayı yumrukluyor karşımdaki polis, müdür yardımcısı.

Bir cinayeti çözmenin kendileri için ne kadar basit olduğu ifade etmeye çalışıyorlar.

Araya, susturucu takılan silahın teknik niteliklerine dair birkaç serpiştirme.

Son günlerini yaşadığı kimselerin tanıklıklarına başvurmak için çağrılıyız oysa.
İfade tekniklerine bakılırsa sanık olmamız işten değil.

Sonra duyuyorum ki; eşine, suikasttan birkaç saat sonra başlayıp günlerce süren
ifade alma sürecinde gösterilen tavır da benzer.

Hukuk Fakültesi öğrencisiyim henüz. İlk kez bir ifadede bulunuyorum,
ifade veren sıfatıyla.

Geçen sekiz saat, iki bardak çay, bir kaşarlı tost.

Polis ekibi çıkışta evime bırakıyor.
“İçeri gir, el salla” diyorlar. “Bilelim, sağ salim girdiğini”

Sağ olsunlar ama peki ya sonraki günler.

İçeri girmemi bile gözlemeleri gereken koşullar içindeysek eğer,
onlar yokken ne olacak?

Sonraki birkaç ay, ev arkadaşlarım bekliyorlar pencerede polisler yerine.

  • Bahçe kapısından apartman kapısına yüzüm dönük gitmişliğim yok.

Tehlike oralarda bir yerde.

Polisin tavrının “profesyonel”liğini anlamam için biraz daha zaman geçmesi gerekecek.

Aslında yalnız polisin tavrı değil, tetiğe komut verenlerin amacı da.

“Sıra kimde?”

Birkaç kuşağın zihni, ömürleri boyunca atamayacakları benzer bir hastalıkla yüklü: Sabah altıda zilinin çalınması, otomobilinin altına bomba yerleştirilmesi…

Bizim kuşak çocukluktan kalma alışkanlığını yenmiştir. Top bulamayınca çam kozalağı, kola kutusu tekmeleyerek başladı futbol hayatımız.

Yaşımız yirmiye gelirken öğrendik, bira kutusunun içine bomba yerleştirilip, avuçlayıp kenara atmaya çalışanın bedenini paramparça ettiğini.

Öldürmek yetmez, kalanları her gün fark etmediği ruh halinin esiri yapmak öldürmek kadar mühim tetiğe konut veren için.

***

Sözü uzatmaya gerek yok.

  • Bu ülkede Hablemitoğlu öldürüldü, 10 yıl önce bugün…

Ardından göstermelik soruşturmalar, TBMM’de neredeyse her yıl verilen soru önergelerine, soruşturma yapma zahmetine katlanmayanların verdikleri birbirinin kopyası yanıtlar. Kopyası tanımlamasının abartılı olduğu düşünmeyin. Sahiden verilen önerge yanıtları kelime kelime aynı. Soruşturmadan haberdar olmayan savcılar. Ergenekon sürecinde Hablemitoğlu izi arama çabası. Toplum zihninde yaratılan algının ardından, dosyayı Ankara’ya sepetleme süreci. Heyecanla Ankara Cumhuriyet Savcısına koşmamız. “Kucağıma saatli bomba bıraktılar, bu delillerle kolaysa kendileri açsalardı davayı..” açık sözlülüğü.

***

Bir siyasi suikastla ilgiliyseniz karşınıza sürekli çıkan ilk soru şudur: Sence kim öldürdü?

Bu soruya yanıt verme yükümlüğünüzün olmaması bir yana, sahiden yanıt vermek isteseniz de tek sözcük edemezsiniz. Korkudan değil, sahiden olay öyle başarılı biçimde karmaşıklaştırılmıştır ki, anlamlı bir kurgu olanaksız hale gelmiştir.

Bildiklerimizi aktaralım o zaman yukarıdaki derlemede adı geçenlere ve “yeni” haberlere ilişkin.

Soruşturmanın en kritik süreci Ergenekon süreciyle başlamıştı. İddianameye göre, Hablemitoğlu, birçoğu yakın arkadaşı olduğu söylenen ulusalcıların darbe planlarının
bir parçası olarak öldürüldü. Amaç, kendi içlerinden, en çok toplumsal galeyan yaratabilecek olanı öldürmek, sonra da “silah görse, ne olduğu bilmez” dincilerin üzerlerine atmaktı.

Bu doğrultuda onlarca haber yapıldı. Toplumsal kanaat oluştu:

  • Hablemitoğlu’nu da Ergenekon öldürdü.

İddianamede sözü edilen ilişkiye dair çeşitli tapeler, tanık beyanları.

Sonuç, ilk iddianamede Hablemitoğlu’na dair tek kanıt sujesi tahliye edildi,
sonra da gizli tanık olduğu ortaya çıktı.

İkinci iddianamede de Hablemitoğlu’nun tetikçisi olduğu ileri sürülen kimse tahliye edildi, sonra da gizli tanık olduğu ortaya çıktı.

Sonra, bunlar yaşanmamış gibi dosyanın yeniden açıldığına dair haberler kapladı
malum gazetelerin sayfalarını.

Yine heyecanla savcının huzurundayız.
Savcının yanıtı kısa, “Olan bitenden haberim yok.”

Tuncay Özkan, Ergün Poyraz tetikçiyi biliyorum diyorlar,
ifadelerine başvurulsun. Hareket, yok.

Ergün Poyraz, Ergenekon davasında savunmasını verirken mahkeme heyetine sesleniyor:

  • “Hablemitoğlu’nu öldüreni biliyorum. Sorun, söyleyeyim.”

Mahkeme heyetinde tık yok.

Zira, sahiden ele gelir bir yanıt alsalar, üzerlerine gidecek cesaret, yok.

Peki ya dosya, yok.

UYAP’tan arayalım, yok.

Bilgi edinme başvurusunda bulunalım:
“Talebiniz Adalet Bakanlığı’na iletilmiştir”

Sonuç, yok.

***

Hablemitoğlu soruşturması, ebedi olarak soruşturma aşamasında kalmaya, göstermelik bir kumpanya perdelense de günün birinde, ağzımızı açsak sanıkları savunmak zorunda kalacağımız tiratların yankılandığı mahkeme salonlarına mahkumdur.

Nokta…

(18 Aralık 2012, Ankara)