Lira sert düştü merkez faiz artırdı: Büyük kriz kapıda!

Lira sert düştü merkez faiz artırdı:
Büyük kriz kapıda!

SEMİH GÜVEN semihguven@birgun.net @semihguvenn

BİRGÜN, 24.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Lirası’nın bir günde % 5 düşmesinin ardından Merkez Bankası faizi üç yüz baz puan artırdı. Ekonomistler, halkın ciddi bir işsizlik ve yaşam pahalılığı tehlikesi içinde olduğu uyarısını yapıyor. Bozulan ekonomiye bir de seçim belirsizliği ve hükümetin pasif tutumu eklenince liradaki değer yitiği kriz noktasına geldi. Dolar 4 lira 90 kuruşu aşarak bir gün içinde lira karşısında % 5 değer kazandı. Avro da 5 lira 80 kuruşa yükselerek rekorlarına yenisini ekledi. Durumu değerlendiren ekonomistler, hükümetin ekonomide denetimi yitirdiği ve halkın çok ciddi bir ekonomik krizle karşılaşacağı uyarısında bulundu. Merkez Bankası ise olağanüstü toplanarak geç likidite faiz oranını %13,5’ten 16,5’e yükseltti.
Ekonomi sahipsiz kaldı

BirGün’e konuşan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe, iktidarın pasif tutumu nedeniyle şu anda Türkiye ekonomisinin sahipsiz kaldığını söyledi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kurdaki yükseliş karşısında geçen hafta gereken önlemlerin alınacağını söyleyip bir haftadır sessiz kaldığını ifade eden Karatepe, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin de “Doların yükselişini kabul etmiyorum” (AS:Ne denli anlamsız bir söz değil mi!?) demesinin ardından Doların %10 değer kazandığı bilgisini verdi.

‘Sıcak suyun içinde kıvranan kurbağa gibiyiz’
19 Şubat 2001’de dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlatmasıyla başlayan süreç sonunda dalgalı kur rejimine geçilmesiyle TL’nin dolar karşısında % 35 değer yitirdiği bilgisini veren Karatepe, “Sadece bugün dolardaki değer artışı %5. TL yalnızca Dolara karşı değil, bütün dünya paralarına karşı değer kaybediyor. Bu durum bildiğiniz bir krizdir. Sıcak suyun içinde kıvranan bir kurbağa gibiyiz. Haşlanıyoruz ama haşlandığımızın farkında değiliz.” şeklinde konuştu.

lira-sert-dustu-merkez-faiz-artirdi-buyuk-kriz-kapida-467142-1.

‘Borçlar nasıl ödenecek?’
Karatepe, reel sektörün yaşadığı kriz orta-mını şu örneklerle ifade etti: “Kiraları dövize endeksli olan AVM’lerdeki dükkân sahipleri kiralarını nasıl ödeyecek? Nasıl para kazanacaklar? Malatya’da bir çiftçi Ziraat Bankası’ndan aldığı kredileri öde-yemeyince kendini yakmaya çalıştı. Özel sektörün bu sene ödemek zorunda olduğu 185 milyar $ dış borç var. Bu borcu ödeyecek olan insanlar TL cinsinden gelir elde ediyor. Dolar bir ay içinde %20 değer kazandı. 185 milyar $ borcu ödeyecek iş dünyası için bir kriz olmadığını söyleyebilir misiniz? Türkiye çok ciddi bir krizle karşı karşıya ve hükümetin bunu önlemek için herhangi bir girişimi yok.”

‘Faiz artışının etkisi sınırlı kalır’
Karatepe, Merkez Bankası’nın doları düşürmek için faiz artışına gitmesinin, liranın değer kaybı üzerindeki etkisinin sınırlı olacağını sözlerine ekledi.
***
Dün ne yaşandı? (23.5.18)

»Dövizlerdeki hızlı tırmanışın peş peşe rekor düzeylere neden olmasına bağlı olarak gram altın 200 lira düzeyini aşarak 203 liraya, çeyrek altın da 300 lirayı aşarak 330.5 liraya tırmandı.
»İş Yatırım’ın piyasa bülteninde, cuma gününden bu yana %6 değer yitiren liranın kayıplarını “kısmen geri alması için” Merkez Bankası’nın müdahalesinin gerektiğine dikkat çekildi.
»Dövizdeki dalgalanma nedeniyle İstanbul Tahtakale’deki bazı döviz bürolarının tabela kapattığı yani döviz alım ve satışını kısa süreli durdurduğu görüldü.
»Borsa İstanbul, Borsa’nın “kısa vadeli ihtiyaçları dışında kalan” döviz varlıklarının tamamının dün itibariyle Türk Lirasına çevrildiğini açıkladı. Borsa İstanbul Başkanı Himmet Karadağ ise, borsanın döviz satışına ilişkin olarak piyasaya güven vermek istediklerini, ne kadar döviz sattıklarını ise bilmediğini söyledi.
***

Halk nasıl etkilenecek?
lira-sert-dustu-merkez-faiz-artirdi-buyuk-kriz-kapida-467143-1.Gazetemize değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, Türkiye’de demokratik bir ortam ve hukuk düzeninin kalmamasının üstüne ekonomideki sıkıntıların da artmasının lirada rekor kayıplara yol açtığını söyledi.

Türkiye’nin milli gelirinin yarısından fazlasını aşan dış borca ve gelirin yüzde 6’sına ulaşan cari açığa işaret eden Güneş’e göre, kurdaki ani yükselişin halka etkileri şöyle olacak:

»Ulaşım maliyetleri artacak.
»Şirketler döviz borçlarını ödeyemedikleri için tasarruf tedbirlerine girecek. İşsizlik artacak.
»Üretim düşecek, ekonomik büyüme azalacak.
»İthal fiyatlar yükselecek.
»Kış ayına geldiğimizde doğalgaz ithal ettiğimiz için ısınma fiyatları cep yakacak.
»Elektriğe çok ciddi bir zam kapıda.

Yaşanması olası krizin etkilerinin 2001 kriziyle karşılaştırılamayacak kadar büyük işsizliğe neden olacağını da belirten Güneş, sözlerini,

  • “Muhalefet partilerinin ‘biz ekonomiyi bu çöküntüden kurtaracağız’ izlenimini mutlaka vermeleri gerekiyor” diyerek sonlandırdı.
    ==========================================
    Dostlar,

    Her 2 değerli hocamıza, ne yazık ki son derece gerçekçi – yerinde irdelemeleri için teşekkür ediyoruz..
    AKP=RTE 2 ateş arasında sıkışmıştır. Bir yandan ekonomi 15,5 yıldır haramzade gibi yönetildiği için (Batı’ya ve yandaşa rant aktarıldığı için) yıkım çok ağır ve ciddidir; bir yandan da küresel sermaye, tıkanan ekonomi ve çaresizlikten çırpınan iktidardan diyet istemektedir. İktidarda kalmak için AKP bu ödünleri verecek ancak yakıcı – yıkıcı bedelini yoksullar ve orta sınıf ödeyecektir.

  • Bize öyle geliyor ki, bu çok ağır fatura, devalüasyon yapılması dayatması olmuştur.Geçen hafta Londra ziyaretinde bu yangın pazarlığı yapılmış olabilir. Film çok net.. Dolar almış başını giderken iktidar eli – kolu bağlı beklemiş ve MB-faiz polemiği ile kamuoyu oyalanmıştır. Öngörülen devalüasyon düzeyi -ki %30’a yakındır- yakalandıktan sonra “sözde” MB müdahalesi gelmiştir. Müdahale, faizlerin %13,5’ten %16,5’e çıkarılması biçiminde olmuştur ve Erdoğan bu manüplasyonu da sindirmek zorunda kalmıştır.. Anımsanmalıdır ki, Erdoğan başından beri faize karşıydı ve MB’na açık baskısını sürdürmekteydi.
    Tükürdüğü yalatılmıştır.
    Şimdi gıdım gıdım “sıcak para” akıtılabilir Türkiye’ye ve çark döndürülebilir; öldürmemek üzere..

    Bu arada : MB’nın faiz artırma kararı birkaç saat öncesinden bile sızdırılsa (insider trading ve insider trader!) milyarlarca TL sekülatif kazancın yerli – yabancı yandaşlara ikramı işten bile değildir.. Açalım; haber verildi size, MB Para Kurulu toplandı, 2-3 saate kalmaz, faiz artırımı kararı çıkacak.. Ne yaparsınız, 1 $ = 4.92 TL’den hemen ve booolca satarsınız değili mi!? Faiz artırımı kararı açıklandığında Dolar “küüt ” diye 4,52 TL’ye iner.. 40 kuruş ucuzlamıştır!

    1 dolarda 40 kuruş
    10 dolarda 400 kuruş (4 TL)
    100 dolarda 40 TL
    1000 dolarda 400 TL
    10 bin dolarda 4000 TL
    100 bin dolarda 40 bin TL
    1 milyon dolarda 400 bin TL

    1 milyar dolarda 400 milyon TL… servet sahibi olursunuz 2 saat içinde!

    Dolayısıyla, 23 Mayıs 2018 gecesi, MB Para Kurulu toplantıda iken yoğun düzeyde Dolar’dan çıkan (TL’ye dönen) kişi ve kurumlar (bankalar aracı kurumlar…) kimlerdir?? Bunlar MASAK BDDK ve MİT tarafından rahatlıkla ortaya çıkarılabilir. Çıkarılır ve açıklanırsa büyük oyun da bozulur.. Ne var ki iktidarda AKP varken bu bağlamda beklenti deli saçmasıdır!

    İşte dış borçlanma böylesi bir zincirdir; bağımsızlığınız – egemenliğiniz kalmaz!

    Mustafa Kemal Paşa, 1923-38 arasında neden onca yokluklar içinde denk bütçe için vargücüyle titizlenmiş; yıkımlar arasından bir yıldız yükseltmiştir..  İlk belirleyici hücrelerine dek DÜRÜSTLÜK idi.. Tasarruf idi, verimlilik idi, çalışkanlık idi, yerli malı idi, ithal ikamesi idi, planlı kalkınma idi, kamu öncülüğünde karma ekonomi idi, özelleştirme değil tersine MİLLİLEŞTİRME – DEVLETLEŞTİRME idi.. Bu yüzden bir ekonomi mucizesi gerçekleştirildi ve 1929 Dünya Ekonomik bunalımı da yaşanırken, Merkez Bankası ancak 1930’da kurulabilen, bir yandan da Osmanlı’nın borçları ödenirken.. 15 yılda yıllık ortalama %6,5 büyüme geçekleştirildi. Bu inanılmaz başarıya Batı yazını (literatürü) “Mustafa Kemal’in Ekonomi Mucizesi” dedi!

    ÇARE : Yukarıda yazdık.. yinelemeye gerek var mı?? Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi! Başka hiç – bir yolu yok efendileri TAMAM MI!?

    Sevgi ve saygı ile. 25 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

     

Kürt Sorunu, Dış Politikamız ve CHP

CHP Milletvekili Prof. Dr. Hurşit Güneş :
Hükümet bilmeli ki, Türkiye’nin güvenilir olması için müttefiklerinin her istediğini yapması gerekmez. Kimi zaman açıkça “bu konuda ulusal çıkarlarım nedeniyle yanınızda olamayacağım.” demesi yeterli olabilir. Asıl en yanlışı “yanınızdayım” deyip aksine davranması ya da daha sonra bunu telafi etmek için fütursuz bir payandalığa girişmesidir.

Cumhuriyet 14.08.2012

Kürt Sorunu, Dış Politikamız ve CHP

Prof. Dr. Hurşit GÜNEŞ
CHP Kocaeli Milletvekili

Hükümet bilmeli ki, Türkiye’nin güvenilir olması için müttefiklerinin her istediğini yapması gerekmez. Kimi zaman açıkça “bu konuda ulusal çıkarlarım nedeniyle yanınızda olamayacağım.” demesi yeterli olabilir. Asıl en yanlışı “yanınızdayım” deyip aksine davranması ya da daha sonra bunu telafi etmek için fütursuz bir payandalığa girişmesidir.

CHP’nin TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırması, gerek komşumuz Suriye’de
gerçekleşen son gelişmeler gerekse PKK’nin Şemdinli’de egemenlik kurmaya
kalkışmasını değerlendirmek açısından aslında son derece yerinde bir siyasal girişim. İktidar partisinin ve çoğu zaman onun uysal izleyicisi olarak kalmayı yeğleyen MHP’nin bu girişime katkıda bulunmaması ise hiç iyi olmadı. Türkiye’nin her türlü sorununun çözülme, en azından tartışılma zemini olan Parlamento, ağır bir darbe almış oldu. Özellikle ulusal sorunlarımızı Meclis çatısı altında tartışarak ve uzlaşarak çözemeyeceğimiz izlenimi doğmaya başladı ki, bu daha da endişe verici.

Meclis’teki anayasa uzlaşma süreci ve akil adamlar projeleri sanki suya düşürülüyor.

Dış ekonomik dengelerin gitgide kırılganlaştığı, Türkiye’nin AB’den uzaklaştığı
ve baskıcı bir rejime dönüştüğü görüntüsünün yanı sıra, şimdi bir de bölgesinde istikrarsızlık unsuru haline gelmesi hiç de iç açıcı değil. Bu anlamda CHP’ye
çok daha ağır yükler, sorumluluklar düşüyor.

PKK’nin Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ü kaçırması karşısında da CHP’nin ağırbaşlılığını koruyarak hükümeti sorumluluğa davet etmesi gerekiyor.
Sorun bölgesel Kürt sorunu (kimileri pek farkında olmasa da) giderek çözülmesi
daha zor bir hale geliyor ve bölgesel niteliği belirginleşiyor.

İşin en üzücü yanı, kimi Kürt kökenli yurttaşlarımız arasında devlete olan
gönül bağları zayıflıyor. Birçoğumuz kabul etmekte zorlansak, işi PKK’nin
silah dayatmasına bağlasak da (ki kısmen de öyle), sonuçta kafa karışıklığı
içinde olan ve liderliği İmralı’da gören bir toplumsal kesim gelişiyor.
Bu da çok vahim bir durum. Kürt sorununun temelinde elbette farklı etnik yapıda
olan yurttaşlarımızın anadillerini kullanabilme, kimliklerini yaşayabilme, kendilerini ifade edebilme gibi birçok demokratik eksik bulunuyor.

Kuşkusuz sosyokültürel haklar çok önemli. Ancak 25 yıl önce “Kürtçe televizyon
resmen TRT tarafından kurulacak” denseydi, inanamazdık. Sonunda oldu ama
pek de bir şey değişmedi.

Terör aynı hızıyla sürüyor. Açıkçası, Bingöl’ün Genç ilçesinin Çötele
Yaylası’ndan hiçbir ergen çoban “özgürce Kürtçe konuşamıyorum” diye
Kandil Dağı’na çıkmaz. O zaten Kürtçe konuşur.

Ne 1990’lı yıllardan bu yana sürdürülen silahlı mücadele, ne bölgeye yapılan
yatırım hamleleri ne de demokratikleşme açılımları terörün azalmasını sağladı.

Oysa neoliberal kesim Kürt kökenli yurttaşlara tanınacak demokratik gelişmelerin terörü durdurabileceğini savunuyordu. Terörün ilk belirdiği yıllarda askeri
gücümüzün bunu fazlasıyla bertaraf etme kapasitesinde olduğu tezinin de
(ki MHP hâlâ aynı çizgide) kısırlığı anlaşılmış oldu.

Her gün bir ya da birkaç askerimiz şehit düşüyor, yürekler parçalanıyor.
Kürt sorununu İrlanda ya da Bask örneğine benzetmek de ciddiyetle bağdaşmaz.

Bu sorun aslında 1990 yılında Saddam’ın Kuveyt’i işgali ile başka bir boyuta geçmiştir. ABD güçlerinin Irak’a askeri müdahalede bulunduğunda Irak’ı
(36. Paralel’den başlayarak) fiilen bölen bir bölge yarattığı göz ardı edilemez.

Bu bölünme, etnik farklılığa dayandırıldı ve o tarihten bu yana Türkiye’de terör, kendi sınırları dışında odaklandı ve yönetildi. Böylece dış güçlerin cirit attığı
bir hal aldı ve Saddam’ın tümüyle devrilmesine dek çok ciddi bir kuluçka dönemi olarak da sürdü.

Rahatsızlığın artan boyutu

Artık bugün Kuzey Irak’ta Kürt özerk bölgesi var ve bu gelişme karşısında
Türkiye’nin kendi sınırları içinde bir siyasal hareketliliğin olmaması düşünülemez. Benzer bir biçimde Kuzey Suriye’de Kürtlerin egemen olduğu bir bölge oluşuyor
ve bu oluşumun da ABD tarafından tasarlandığı görünüyor. Bu aşamada Türkiye’ye güvenceler verilebilir ama gerçek değişmeyecektir; cin şişeden çıkmıştır.
Haliyle Türkiye içindeki rahatsızlık daha da artacaktır.

ABD’nin bölgede izlediği politikayı yalnızca enerji kaynaklarına bağlamak da
doğru değildir. ABD bu coğrafyada İran ve İsrail parametreleri arasında denklem çözmeye çalışırken, Arap olmayan Müslüman ya da Arap olsa da Şii olmayan
(yani Sünni) unsurları aktive etmektedir.

1 Mart 2003 tezkeresiyle birlikte ABD içinde birçok kesim katında güven yitiren Türkiye, şimdi başta Suriye olmak üzere ABD’nin tüm stratejilerinde
koşulsuz destekle, bunu yeniden kazanmaya çalışıyor. Ama kimi zaman da bu, Türkiye’nin egemenliğini riske sokuyor.

Uzun vadeli ve gerçekçi olmayan bir dış politika kümesinin sonuçlarına katlanıyoruz.
Türkiye’nin içinde bulunduğu Kürt sorunu karşısında -ki bu aynı zamanda
terör olarak yaşanmaktadır- bu hükümetin kavraması gereken en önemli gerçek,
dış politikada çeşitli aktörlerle doğru ve güvenilir bir zeminde anlaşmaya çalışmaktır. Kürt sorunu yalnızca bir iç güvenlik sorunu olmadığı gibi,
sosyoekonomik yahut sosyokültürel ya da demokratik gelişmeyle ilgili de değildir.

Bunların hepsinin yanı sıra, sorunun temelinde bölgede yeni bir
siyasal tasarım yürümektedir ve Türkiye bu konuda gafil avlanmıştır.

Hükümet bilmeli ki, Türkiye’nin güvenilir olması için müttefiklerinin
her istediğini yapması gerekmez. Kimi zaman açıkça“ bu konuda ulusal çıkarlarım nedeniyle yanınızda olamayacağım” demesi yeterli olabilir. Asıl en yanlışı, “yanınızdayım” deyip aksine davranması ya da daha sonra bunu telafi etmek için fütursuz bir payandalığa girişmesidir.

 Türkiye, bölgedeki gücünün bilincinde, müttefikleriyle net, güvenilir
ve uzun vadeli opsiyonları ortaya seren bir müzakereye girmedikçe;
kendi içindeki terör sorununu çözmede de yetersiz kalacaktır.

CHP’nin yıllardır hükümeti uyardığı en kritik nokta da budur.

Unutmayalım, aslında kendi içinde dengesini yitirmiş bir Türkiye
Batı için de bir kâbustur.