TÜRBAN ve Halife Abdülmecit’in kızı

Dostlar,

Sayın Prof. Ali Ercan hocamızdan ulaşan bir e-iletiyi paylaşalım..

“İslam siyasallaşacak ve simgesi türban olacak..”

Bu slogan ABD’nin “Yeşil Kuşak” doktrini çerçevesinde 1968’lere tarihleniyor.

Aynı yıl Ankara İlahiyat Fak. öğrencisi Hatice Babacan (Bakan Ali Babacan’ın halası) “ben türban takacağım..” demiş ve okula öyle gelmişti..

Biz de bu konuyu kapsamlı yazdık sitemizde :
(Erişkeleri / linkleri tıklayarak okuyabilirsiniz..)

Türbanın Gerçek Öyküsü
http://ahmetsaltik.net/turbanin-gercek-oykusu/

MÜSLÜMAN KARDEŞLER, ARAP BAHARI, İSLAMDA REFORM ve TÜRKİYE..
The Muslim Brothers, Arab Spring, Revival and Reform in Islam and Turkey.
http://ahmetsaltik.net/musluman-kardesler-arap-bahari-islamda-reform-ve-turkiye-the-muslim-brotherhood-arab-spring-revival-and-reform-in-islam-and-turkey/

Aslında TÜRBAN Türkiye’nin başına geçiriliyor, bir bölüm kadınımızın türban takması projenin görünür yüzü..

Sayın Ali Ercan, çıplak gerçekleri bir kez daha, önemli bir fotoğrafla
belgeleyerek yineliyor..

Türkiye’nin “gerçek, namuslu müslümanlarının” vicdan ve iffetlerine sunarız..

Sevgi ve saygı ile.
19.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TÜRBAN ve Halife Abdülmecit’in kızı

Değerli arkadaşlar,

Aşağıda son Halife Abdülmecit Efendi’nin büyük kızı Dürrüşehvar ile (Hatice Hayriye Ayşe Dürrüşehvar Sultan 1914-2006) çekilmiş bir fotografı var.

Görüldüğü gibi Müslümanlığından kuşku duyulmayacak olan Halifenin kızının başında “türban” ucubesi yok!

Baş örtüsünün Kuran’ın buyruğu olmadığını, hele hele saçının tek telinin bile görülmeyecek biçimde sıkma baş bağlamanın Kuran’la ilgili olmadığını daha önceki iletilerimde sizlerle paylaşmıştım..

    Türban yalnızca ve yalnızca siyasal bir simgedir, o kadar..
    Ne gelenekle, ne de dinle, imanla ilgisi vardır.
    ..

Tabii ki “benim keyfim böyle istiyor, ben bu türbanı kafama takarım.” diyenlere bir sözümüz olamaz..

Ancak “Dinimin gereği, İslam’ın gereği başımı örtüyorum.” diyenler yalnızca büyük yalan söylemekle kalmıyorlar; dolaylı olarak da başını örtmeyen hanımları İslam dışı olmakla suçlamış oluyor, töhmet altında bırakıyorlar..

Bu böyle biline.

Prof. Dr. D. Ali Ercan
19.10.12

102 YAŞINDAKİ NOBEL ÖDÜLLÜ FİZYOLOG RITA LEVI-MONTALCINI

102 YAŞINDAKİ NOBEL ÖDÜLLÜ FİZYOLOG RITA LEVI-MONTALCINI

Değerli arkadaşlar,

Programlı hücre ölümünü (Apoptozis) ve sinir hücrelerindeki etken faktör proteinlerini 1940’lı yıllarda keşfeden ve bu keşiflerinin anlam ve önemi 40 yıl sonra farkedilerek 1986’da Nobel Ödülü ile ödüllendirilen İtalyan bilim kadını, fizyolog Rita-Levi Montalcini bu gün 102 yaşında ve İtalya parlamentosunda Senatör. Kendisi ile 4 yıl önce yapılan bir söyleşiyi aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Sevgilerimle. æ
9.10.12

Prof. Dr. Ali Ercan
ADD Bilim Kurulu Başkanı

==================================================

-100 yaşınızı nasıl kutlayacaksınız?

– Ah, bu yaşa kadar yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyorum, ayrıca kutlamalar da hoşuma gitmiyor. Beni ilgilendiren ve hoşuma giden şeyler, her gün yaptığım şeylerdir.

– Neler yapıyorsunuz?

– Afrikalı kızların, okuyup ülkelerinin gelişmesinde rol almaları için burs temin etmeye çalışıyorum. Araştırmalarıma ve düşünmeye devam ediyorum.

-Emekliye ayırmadınız mı kendinizi?

– Asla! Emeklilik beyni harap eder. Bunu yapan bir çok kişi dünyayı terk ettiler, bu beyni öldürür, hasta eder.

– Beyniniz nasıl çalışıyor?

– Tam 20 yaşımdaki gibi. Arzu ve yeteneklerimde hiçbir fark görmüyorum. Yarın tıbbi bir kongreye katılacağım.

– Ama genetik bir sınırı da yok mu bunun?

– Hayır. Beynim henüz yaşlanmadı. Kaçınılmaz olarak vücudumda kırışıklıklar var, ama beynimde değil.

– Peki nasıl oluyor bu?

– Nöronlarla ilgili önemli bir esneklikten yararlanıyoruz: Nöronlar ölmüş olsalar bile, kalanlar görevlerini sürdürebilmek için yeniden organize olurlar, ancak yine de onları uyarmak gerekir.

-Bunun olacağını söyler misiniz?

-Arzu etmeye devam ediniz, beyninizi faal tutunuz, onu çalıştırınız, bu suretle asla bozulmaz.

– Ben uzun yaşar mıyım?

– Yaşadığınız yıllardan daha iyi yaşayacaksınız, ve işin ilginç tarafı da bu. Bunun sırrı da meraklı, istekli ve de sevgi ile dolu olmaktır.

– Yaptığınız şey bilimsel bir araştırma…

– Evet, ve de coşkulu olmayı sürdürüyorum.

– Siz, sinir sistemi hücrelerinin nasıl geliştiklerini ve bu hücrelerin nasıl yenilendiklerini keşfettiniz.

– Evet, 1942 de. Ben bunu: ‘‘nerve growth factor NGF’’ (yani sinir gelişim etkenleri), ve hemen hemen elli yıl kadar, yani keşfimin geçerliliği kabul edilene kadar toplum dışında bırakıldım. Ta ki 1986 yılında Nobel ödülünü alana kadar.

– 1920’li yıllarda genç bir İtalyan kızı olarak nasıl oldu da bir nöroloji bilgini olmayı başardınız?

– Çocukluğumdan beri kendimi okumaya verdim. Babam, hep iyi bir evlilik yapmamı, iyi bir eş ve iyi bir anne olmamı istiyordu, ama ben onu dinlemedim , okumak istediğimi söyledim…

– Babanız buna çok kızdı mı?

– Evet, çünkü kendimi mutlu bir çocuk olarak hissetmiyordum. Kendimi tıpkı küçük yaramaz bir ördek, budala ve bir işe yaramaz olarak kabul ettiğini sanıyordum. Benden büyüklerin hepsi de parlaktılar ve ben aşağılık kompleksine kapılıyordum.

– Öyle sanıyorum ki bütün bunlar sizin için bir uyarıcı olmuş.

– Evet, ama Afrika’da cüZzam üzerine araştırmalar yapan Dr. Albert Schweitzer’in çalışmaları da beni çok etkiledi. Ben de acı çekenlere yardım etmeyi seçtim, zira en büyük hayalim buydu.

– Bilim alanında bunu başardınız.

– Ve bugün de Afrikalı kızların eğitimlerine katkıda bulunmak için çalışıyorum. Hastalıklara karşı mücadele ediyoruz, ama İslam ülkelerinde kadınların maruz kaldığı zulüm ile de mücadele etmek zorundayız.

– Din, bilimin gelişmesi engelliyor mu? Öğrenmenin önünde bir engel mi?

– Evet din, erkek karşısında kadının etkisini yok ediyor,
onu bilimin ve her türlü gelişimin dışında tutuyor.

– Bir erkeğin beyni ile bir kanın beyni arasında bir fark var mıdır?

– Yalnızca, salgısal sisteme bağlı heyecanlarla ilgili beyin işlevleri bakımından. Ama öğrenmek ve bilmek yeteneği bakımından hiçbir fark yoktur,
yani her ikisi de aynıdır.

– Neden bilimle uğraşan çok az sayıda kadın var?

– Hayır, bu doğru değil ! Erkekler tarafından yapıldığı söylenen bilimsel keşiflerin bir çoğunda da kız kardeşlerinin, eşlerinin ve kızlarının katkıları vardır

– Bu gerçek mi?

– Kadın zekası kabul edilmiyor ve hep arka planda bırakılıyor; Ama bereket versin ki bu gün, bilimsel araştırmalar da erkeklerden daha fazla kadın var:
Bunlar Hypatia’nın mirasçılarıdır.

– 4 ncü yüzyıldaki İskenderiye’li bilim kadını

– Evet, Şimdi eskiden olduğu gibi sokaklarda kadın düşmanı yobazlar tarafından öldürülmüyoruz artık. Dünyada birçok şey değişti artık.

– Hiç kimse sizi katletmeyi denemedi mi?…

– Faşizmin iktidarda olduğu tarihlerde, Mussolini de Hitler’in Yahudi zulmünü taklit etmek istedi, bir süre saklanmak zorunda kalmıştım. Ama araştırmalarımı durdurmadım: Yatak odama bir laboratuvar kurdum…ve bu sıralarda “apoptosis” yani hücrelerin programlanmış ölümlerini keşfettim.

– Yahudilerde bilim adamı ve entelektüel oranının yüksek oluşunu neye bağlıyorsunuz?

-Sürgünler Yahudileri entelektüel çalışmalara yöneltti:
Çünkü düşünce dışında her şey yasaklanabilir. Bilindiği gibi Yahudiler arasında Nobel ödülü kazanmış birçok kişi vardır.

– Nazi çılgınlığını nasıl izah ediyorsunuz?

– Hitler ve Mussolini hep kalabalıklara karşı konuştular. Bu durumda, beynin entelektüel faaliyetlerine hakim olan heyecan verici bölümü hemen faaliyete geçer. Bunlar da heyecanları, sebepsiz de olsa, tetiklerler.

– ABD’ndeki birçok okulda, halen Evrim Teorisi yerine Yaratılış Teorisinin okutulduğunu…

SON BİR AYDA TÜRKİYE’YE RESMİ ZİYARETE GELEN ABD YETKİLİLERİ

Dostlar,

Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızın bir derlemesini paylaşalım.

Bunca yoğun ABD’li üst düzey yetkilinin ülkenizi “ziyaret” trafiğin ardında ne var ?

BOP Eşbaşkanlığı’nı yönlendirmek değil mi??

En alta koyduğumuz fotoğraf aslında ABD’nin gerçek niyetini göstermiyor mu?

Masa üstündeki belgede ne yazıyor ?

US Military Convention

Birleşik Devletler Askeri Anlaşması (Konvansiyonu)

Sevgi ve saygı ile.
21.9.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================

SON BİR AYDA TÜRKİYE’YE RESMİ ZİYARETE GELEN ABD YETKİLİLERİ

(basından)

12 Ağustos 2012 : Hilary Clinton Dışişleri Bakanı
23 Ağustos 2012 : Dışişleri, Pentagon, CIA heyeti
Elizabeth Jones Dışişleri Bakan Yrd.Ortadoğu direktörü
Derek Chollet Dışişleri Bakan Yrd. Pentagon Yetkilisi
3 Eylül 2012 : David Petraus CIA Başkanı
3 Eylül 2012 : John McCain Senatör
Joe Lieberman Senatör
4 Eylül 2012 : David Kohen Hazine Bakanlığı Müsteşar Yrd.
6 Eylül 2012 : Carlos Pascual Dışişleri Bakanlığı Enerji özel Temsilcisi
10 Eylül 2012 : Anne Richard Dışişleri Bakan Yrd (Mülteci İşlerinden Sorumlu)
14 Eylül 2012 : Bill Burns Dışişleri Müsteşarı
17 Eylül 2012 : Org.Martin Dempsey Genel Kurmay Başkanı

(kaynak : http://www.google.com.tr/imgres?num=10&um=1&hl=tr&client=qsb-win&sa=X&rlz=1R3GGLL_trTR342TR342&biw=853&bih=447&tbm=isch&tbnid=R3a5RjiSAF_H_M:&imgrefurl=http://www.facebook.com/syttruth&docid=DLr9_F3vo_IOWM&imgurl=http://sphotos-a.xx.fbcdn.net/hphotos-ash4/c115.0.403.403/p403x403/383287_367006660042462_33294690_n.jpg&w=403&h=403&ei=k6VcUK3KC9HesgakqoCwAw&zoom=1&iact=hc&vpx=602&vpy=55&dur=371&hovh=128&hovw=128&tx=182&ty=103&sig=109369977321357498174&page=6&tbnh=128&tbnw=128&start=59&ndsp=12&ved=1t:429,r:3,s:59,i:277)

Tunus’ta kadınlar Arap baharı ürünü şeriata karşı ayağa kalktı..

Tunus'ta sözde Arap baharı.. 1,5 yıl sonra kadınlar ayakta, dünkü haklarını arıyor..

Dostlar,

“Arap baharı” nın başlatıldığı Tunus’ta (18 Aralık 2010) kadınlar şeriat yanlılarının baskılarına karşı haklarını savunmak ve  Kadın-erkek eşitliği ilkesini kaldıran yeni Anayasayı protesto etmek için yollara döküldü.. Ama ne yazık ki artık çok geç. Şeriat iktidara geldikten sonra bir daha gitmez. (D. Ali Ercan’dan, 14.8.12)

Biz ekleyelim :

Sözde “Arap baharı” Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu
Projesinin (GOKAP) ya da BÜYÜK İSRAİL PROJESİNİN (BOP = BİP! ) maskesidir..

Sevgi ve saygı ile.
14.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Sözde “Arap baharı” Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesinin (GOKAP) ya da BÜYÜK İSRAİL PROJESİNİN (BOP = BİP! ) maskesidir..

Makroevrenden Mikroevrene.. 10^44 Mertebelik Bir Spektrum

44_mertebeli_makro_ve_mikro_evren_ae_

Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamız çok ilginç bir sunu paylaştı..
Artık kendisini bu siteden de çok iyi tanıyorsunuz..
Savunma Sanayisi Eski Müsteşarı,
Nükleer Fizik uzmanı,
ADD Bilim Danışma Kurulu Başkanı..

“Boyut” kavramının ne denli görece olduğu bundan daha iyi nasıl anlatılabilir?

Evrende “ölçebildiğimiz” kadarıyla 10^44 (10 üssü 44) büyüklüğünde bir spektrum içinde yer almakta tüm canlı ve cansız oluşumlar, nesneler..

Mikroevrenden, makroevrene..

Metrolojiye (Ölçümbilim) teşekür borçluyuz..

Evreni, yaşamı anlama çabamızda da hiç kuşkusuz BİLİM en gerçek yol göstericimiz olacak..

Önce merak edeceğiz.. Merak etmeyi öğreneceğiz..

Dolayısıyla soru soracağız : Neden, niçin, nasıl ??

Sonra da artık evrenselleşmiş bilimsel yöntemle gözlem ve deneye dayalı, ölçmeye-matematiğe dayalı olarak bilimsel bilgi üreteceğiz..

Evreni daha iyi tanıyacak, onunla daha çok uyum sağlayacak ve daha mutlu olacağız bu sayede..

Reçete bu..

Ne mistik, ne ilahi.. Somut, gözlenir ve sınanır durumda.
Üstelik Ay’a iniş ve Mars’a inişle de bilimsel bilgimiz ve bilimsel yöntembilimimiz (metodolojimiz) sınavı başarmış durumda..

Sevgi ve saygı ile.
9.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net