GELECEKTEKİ YAŞAMIMIZI NASIL SAĞLAYACAKSINIZ??

GELECEKTEKİ YAŞAMIMIZI
NASIL SAĞLAYACAKSINIZ??

Dikili’de HUZURLU EVLER GİRİŞİMİ oluşturuldu ve Belediye ile işbirliği yapılıyor. ADD Dikili Şubesi de omuz verdi ve bir çağrı yaptılar :

  • Tüm hayallerinizin boşa gitmesine ve yaşantınızın probleme dönüşmesine izin vermeyin.
    Gelin beraber çözüm bulalım!
  • Bu sorular size tanıdık geliyor mu?
    1. Artık yaşlanıyorum kendi başıma kimseye muhtaç olmadan nasıl yaşarım?
    2. Kazandığım bilgi ve deneyimleri emeklilik yaşantımda kullanabilir miyim?
    3. Çocuklarımı sıkıntıya sokmadan, kendi evimde, bazı işlerim için güvenli ve ekonomik yardım alabilir miyim?
    4. Hayattan kopmadan, sosyal çevremi yaratabilir miyim?
    5. Huzurevine gitmeden, kendi evimde, bazı yardımlar alarak huzurlu yaşayabilir miyim?
    6. Hobilerimi devam ettirip, yeni hobiler kazanacak ortamlar bulabilir miyim?
    7. Bana yardımcı olacaklar profesyonel eğitimden geçmiş ve eğitim almış kişiler olabilir mi?
    8. Sosyal ve sportif etkinliklere nerede katılabilirim?
    9. Düşünce ve duygularımı ifade edebilecek, iletişim becerilerimi kullanabileceğim etkinliklere katılabilecek miyim?
    10. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alabilecek miyim?
    11. Sağlık, yemek, ulaşım, güvenlik hizmetleri alabilecek miyim?
    12. Alacağım hizmet giderleri bütçeme uygun olacak mı?


    Eğer yukarıdaki sorulardan birkaçı bile aklınıza geliyorsa toplantıya katılmanız  tavsiye olunur. Kararınızı vermiş olsanız bile yine bekleriz, farklı bir bakış açınız gelişmiş olur.

15 Eylül 2017 Cuma GÜNÜ   SAAT 15:00’de
PROF DR AHMET SALTIK – BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
******
En üstte yer verdiğimiz görselde de (poster) açıklamalar var..
Yukarıdaki soruların yanıtlarını arıyorlar..
Dikili’de Türkiye genelinden daha yüksek oranda eğitimli yaşlı insanlarımız var..

Biz de bu sorulara yanıt üretmek amaçlı hazırlık yaparak sunumumuzu hazırladık ve belirtilen yer, gün ve saatte ilgili ve kalabalık katılımcılarla paylaştık.

Bu konferansımızı 15.09.2017 günü Dikili’de gerçekleştirdik.. Yaklaşık 1,5 saat biz sunum yaptık. Ardından epey soru ve katkı geldi toplamda 3 saati bulduk..


Emek veren ve bizi konuşmacı olarak çağıran dostlarımıza teşekkür ederiz. Sunumumuzu pdf olarak izlemek için lütfen tıklayınız :

Dikili_Gelecekteki_Yasaminizi_Nasil.._15.9.17

Bu bir başlangıç toplantısı.. Girişimci dostlarımıza danışmanlık desteği vermeyi sürdüreceğiz..

Sosyal devletin yaşlı yurttaşlarının yaşam standartlarını olanaklı olan en yüksek düzeyde tutmak için kamusal sorumluluğu vardır. Türkiye’de bu alanda ciddi sorunlar, boşluklar, ayrımında (farkında) olmayış.. söz konusu. Bunları hızla aşmamız gerekiyor..

Öncelikle nüfus artış hızını düşürerek.. ARTIK HER AİLEYE 1 ÇOCUK!
Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Gıda Tarım Örgütü‘nün yeni raporları dehşet verici..
815 milyon insan AÇ! Temel nedenlerden biri KÜRESEL ISINMA ve ÇATIŞMALAR..
Doğallıkla KAPİTALİST SÖMÜRÜYÜ asla atlamamak gerekiyor.

Yararlı olmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Adana’da panel : Şehir Hastanesi Uygulaması Ne Getiriyor? Ne Götürüyor?

Adana’da panel :
Şehir Hastanesi Uygulaması
Ne Getiriyor? Ne Götürüyor?

Adana Tabip Odası ve SES Adana Şubesi “Şehir Hastanesi Uygulaması Ne Getiriyor? Ne Götürüyor?” konulu panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak CHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel ve Mersin Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ahmet Burhan Söker katıldı.

CHP Adana Milletvekilleri Elif Doğan Türkmen, Zülfikar İnönü Tümer ve İbrahim Özdiş’in de izlediği panele CHP İl Başkanı Ayhan Barut, TMMOB’ye bağlı Oda başkanları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, Adana ve Mersin’de görev yapan hekimler, sağlık çalışanları ve vatandaşlarında katıldığı “Şehir Hastanesi Uygulaması Ne Getiriyor? Ne Götürüyor?” panelinin açılış konuşmalarını SES Adana Şube Başkanı Muzaffer Yüksel ve Adana Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten yaptı.

“Türkiye tıbbi malzeme çöplüğünü döndü”

Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında 2002 yılından itibaren (AS: Haziran 2003’te başlatıldı) Aile Hekimliği, Kamu Hastaneleri Birliği ve Şehir Hastaneleri projelerinin yaşama geçirildiğini belirten Ali İhsan Ökten, konuşmasında şunları kaydetti:

“Aile Hekimliğine bizim nazarımızda sevk sistemine geçilmediği için gerçek amacından uzaklaşmış,  Kamu Hastaneleri Birliği iptal edilerek yeniden Sağlık Müdürlüğü sistemine geçirilmiş, Genel Sağlık Sigortasının da uygulanamadığı görülmüştür. Özel bir kanunla çıkarılan Şehir Hastaneleri ise yap-işlet-kirala-devret yöntemiyle yapılan ve normalde 3-4 yılda kendisine sahip olacakken 25 yıl boyunca kira ödenecek olan çocuklarımızın geleceğini gasp eden bir sistemdir. Türkiye’de 42 bin civarında yeni yataklı hastane yapıldığı söylenmekte, ancak yatak sayısı hiç artmayacağı için bu söylem gerçekleri yansıtmamaktadır. Türkiye bir taraftan tıbbi malzeme çöplüğüne dönerken, bir taraftan da dev şirketler için teknoloji pazarı olmuş durumdadır. Adana’da yapılan 1550 yataklı Şehir Hastanesi’nin maliyeti 680 milyon 452 bin 306 dolardır. Plansızlık sonucu güney Adana’da hastane kalmadığını, aynı güzergahta üç  üniversite hastanesi, adliye, kışla, okullar, otoban giriş çıkışları ile trafiğin getireceği  gürültü ve hava kirliliğini de unutmamak gerekir.”

“KÖO uygulamaları finansal felaket”

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Şehir Hastaneleri’ni Birleşik Krallık’tan ithal edilen bir sistem olduğunu belirterek, Şubat ayında Birleşik Krallık yani İngiltere kaynaklı bir rapor açıklandığını ve bu raporda Kamu Özel Ortaklığı (KÖO) uygulamalarıyla İngiliz sağlık sisteminin çökertildiği tespitinin yapıldığını aktardı. Manchester İşletme Okulu’ndan Prof. Jean Shaoul’un Birleşik Krallık’taki KÖO’ları “maliyet açısından büyük bir finansal felaket” ve “vurgunculuk” olarak nitelediğini aktaran Tükel, içerdeki felaket denebilecek sonuçlara rağmen Birleşik Krallık Hükümeti’nin dünyada KÖO’ları yaymaya çalışmasının nedeninin, şirketlerine yarar sağlama çabası olduğunu kaydetti.

Tükel, Birleşik Krallık örneğinin, hastaneleri işleten şirketlerin doktorların daha uzun süre çalışmasını, daha fazla hasta bakmasını, daha fazla tetkik yapmasını, ‘para getirmeyecek’ hastaları başka yerlere sevk etmesini ve giderek daha az ücret almalarını istediğini ortaya koyduğunu kaydetti. Kamu-özel ortaklığı uygulamalarının emeğin haklarını ortadan kaldırdığına dikkat çeken Tükel,  kamu hizmet ve yatırım alanlarını piyasalaştırdığını, kamudaki örgütlü işgücünün yerini örgütsüz ve ucuz emek gücünün aldığını, kâr oranlarını artırmak isteyen şirketlerin istihdamda daralmaya gittiklerini ve çalışanların ‘kamu çalışanı’ olma vasfını kaybetme (AS: niteliğini yitirme) riski altında olduklarını söyledi.

Türkiye’de şehir hastanelerinin KÖO yöntemiyle yapıldığını belirten Tükel, 2005 yılından bu yana bu alanda yapılanlara ilişkin ayrıntılı bilgiler aktardı. Şehir hastanelerinin, bedelsiz olarak şirketlere tahsis edilen Hazine arazileri üzerine şirketler tarafından yapıldığını, bu hastanelerde Sağlık Bakanlığı’nın kiracı olduğunu, Sağlık Bakanlığı’nın en az 25 yıl boyunca şirketlere kira ve bina bakım parası ödeyeceğini, yanı sıra hastaneyi inşa eden şirketten hizmet satın alacağını anlattı.

Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye çapında 29 şehir hastanesi yapımını planladığını ve bunların 18 tanesinin sözleşmesinin imzalandığını belirten Tükel, bu 18 hastane için yılda ödenecek kira bedellerinin toplamının 3 milyar lirayı geçtiğini söyledi. Tükel, maliyet-etkinlik, hasta memnuniyeti, çalışanların hakları dahil olmak üzere tümüyle kamunun aleyhine olan bu modelden vazgeçilmesi ve şehir hastanelerinin Sağlık BakanlığI’na devredilmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.

“Sağlıkta Dönüşüm Programı tıkandı”

CHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın tıkandığını, Sağlık Bakanlığı’nın yatırım yapamaz, planlayamaz halde olduğunu ve kışkırttığı “sağlıkta tüketimi” frenleyemediğini kaydetti. Atıcı, “Finansörler artık kapitülasyon istemektedir. Yedikçe acıkan ekonomik sistem iflasa doğru yürümektedir. 25 yıl alım garantili (%70 doluluk garantisi) kamu hizmeti için, hazine garantili yatırım yapıp kira almak, riski halkın geleceğine yükleyen bir sistemdir” diye konuştu.

Atıcı, Mersin Şehir Hastanesi çalışanlarının durumuna ilişkin olarak da şunları aktardı:

“Hemşire sayısı yetersiz. TSM’lerdeki hemşireleri toplamışlar. 20 yıldır Sağlık Ocağı’nda çalışan hemşireleri, hastane tecrübeleri olmamasına rağmen hastanede görevlendirmişler. Alan geniş olduğundan, bir hemşire 10 metre karede yapacağı işi 100 metre karede yapmak zorunda kalıyor. Aynı iş için daha çok yoruluyor. Tayinlere izin verilmiyor. Hekimler birbiriyle görüşemiyorlar, iletişim çok azalmış. Hekimler, hemşireler çalışma isteğini yitirmişler. Çalışma koşullarının ağırlığından yakınıyorlar. Angarya iş çok fazla. Tanı tedaviye ayrılacak zaman kayıt gibi fuzuli işlere ayrılıyor. Sekretersiz çalışmak sıkıntı yaratıyor. Çalışanlar döner sermayelerini düzenli olarak alıyorlar. Hastanenin gideri çok fazla, geliri giderini karşılayamıyor ama Bakanlık açığı kapıyor.  Şirkete bildirilen ihtiyaç kalemleri karşılanmıyor. Ulaşım uzun zaman alıyor. Sağlığa erişimin önünde en büyük engel, etrafta eczane yok. Hastanenin etrafındaki araziler çok ucuza alınmış şimdi fahiş fiyat isteniyor.”

“Otelcilik ve reklam ön planda”

Mersin Şehir Hastanesi hakkında genel bilgi aktaran Mersin Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ahmet Burhan Söker de, “Servislerde doktor dinlenme, giyinme odaları yok. Başhekim ve yönetim genel olarak hekimlerin, sağlık personelinin sorunlarına kayıtsız. Bloklar arası erişim sorunu mevcut. Mavi koda erişim süreleri uzun. Stratejik personel olması nedeniyle hekimlerin tayinlerine izin verilmiyor. Otelcilik ve reklamlar ön planda. Adana için önerimiz polikliniklerde yardımcı sağlık personeli olmadan göreve başlamayınız. Bizler öyle davrandığımız için yardımcı personel aldık” diye konuştu. (http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=73cdc51a-960f-11e7-914a-a458ccf7715010.09.2017) 

Prof. Dr. Raşit Tükel’in sunumu için tıklayınız. 

===========================================

Teşekkürler değerli meslektaşlarımıza…

Şehir hastaneleri üzerinden yürütülen talan hakkında sitemizde bir yazı daha..

Sevgi ve saygı ile. 16 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Adalet: Eylemden fikre…; ya sonra?

Adalet: Eylemden fikre…; ya sonra?

İBRAHİM Ö. KABOĞLU Prof. Dr. İBRAHİM Ö. KABOĞLU 

(AS : Bizim çoooooooooooook kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Adalet Kurultayı (26-30 Ağustos), Adalet Yürüyüşü’nün uzantısı olsa da, esasen sonrasının planlanması bakımından da önem taşımakta. Neden ve nasıl?

Adalet Yürüyüşü: Hangi ilkler?

15 Haziran’da Ankara’da başlayan ve 9 Temmuz’da Maltepe büyük toplantısı ile noktalanan Adalet Yürüyüşü, eylem ve özgürlükler bakımından ilk olma özelliğine sahip: Zaman – mekân ve kitlesellik bakımından, sadece ülkemizde değil, dünya ölçeğinde de 21. yüzyıla damgasını vurmuş olan bir eylem. Hak ve özgürlükler bakımından da, birçok eşiğin geçildiği söylenebilir: Toplanma ve gösteri şeklinde bir toplu özgürlüğün bu denli kitleselleşmesi bir ilk. Kitleselleşme; çünkü bizde toplantı ve gösteriler, genellikle iki uçta yer alır veya algılanır: Bir uçta, toplumsal taleplere ilişkin toplantı ve gösteri özneleri için sıklıkla, ‘marjinal gruplar’ indirgemesi yapılır; öbür uçta, özellikle AK Parti’nin önemsediği kitlesel, ama tek bir kişinin konuştuğu toplantılar.

İşte Adalet Yürüyüşü, kitlesel toplu eylemlerin bu şekilde iki uç şeklindeki zıt görünümü kırdı. Ama belki daha önemlisi, zaman-mekân ve kitlesellik bakımından bu denli devasa toplu özgürlüğün, barışçıl bir şekilde kullanılabilmiş olması. Kuşkusuz bunda, adalet gibi bir toplumsal ve ulusal ihtiyaç üzerine inşa edilen meşru bir amaç ve düzenleyicilerin özeni etkili oldu. Bunda, kolluk güçlerinin payı da teslim edilmeli. Güvenlik güçleri, böylece asli görevlerini icra etmenin ötesinde, ‘politik baskı ve zorlamalar’ dışında kalabileceklerini de kanıtlamış oldu.

Siyasal açıdan ise; ülkenin gündemini değiştirebilme özelliği. Başta yürüyüşü itibarsızlaştırma yarışına girenler bile, tek adamın güdümü altında ülke gündemini belirleme kısırdöngüsünü fark etmiş olsa ki, adalet ve yürüyüşünü tartışmaya değer görmeye başladı. Kurultayın yelpazesi geniş, ama…

Adalet Kurultayı (26-30 Ağustos; Çanakkale), adalete ilişkin sorunlar, tartışmalar, görüş ve öneriler ekseninde şekillenecek.
1. Mahkemede adalet,    2. yaşamda adalet,
3. seçimde adalet,           4. inançta adalet,
5. geçimde adalet,           6. eğitimde adalet,
7. devlet ve                      8. medyada adalet
olmak üzere 8 ana panel şeklinde düzenlenmiş bulunuyor.
(AS: Ne yazık ki SAĞLIKTA ADALET başlığı da yok!??)

Kuşkusuz, onlarca çalıştay, daha somut açılım ve tartışmalara olanak sağlayacak. Örnek, Ceza Muhakemeleri Hukukunda Savunma çalıştayı:
KHK ve OHAL koşullarında soruşturma ve kovuşturma evresinde müdafiden yararlanma hakkı, müdafinin yetkileri, Anayasa ve İH Avrupa Mahkemesi kararları ışığında savunma hakkı, müdafilik görevinden yasaklanmak.

Çevresel adalet ve vatanseverlik

Adalet yelpazesi hayli geniş tutulmuş ancak, ‘çevresel adalet’in görünür olmayışı önemli bir eksiklik. Zira ülkesel yağmalama hız kesmeden devam ediyor. Gerçi, parti eksenli zirvedeki kişi, sol ve vatana ihanet arasında bir bağlantı arayışı içinde olsa da; ilk somut bağlantı, çevresel yağma ile vatan hainliği arasında kurulabilir.

Vatana ihanet ile hukuka saygı arasındaki ilişkiye de dikkat çekmekte yarar var. Hukuka saygının olmadığı bir devlette, mahkemeler adalet dağıtamaz. Adaletin dağıtılamaması, devletin varlık nedeninin sorgulanması demek. Bu nedenle, mahkemede adalete inanmayan veya elindeki yetkiyi bunu baskı altında tutmak amacıyla kullanan kişi, devletin birlik ve bütünlüğünden de söz edemez; zira hukuk devleti, hukuk kuralları bütünü olarak tanımlanır.

  • Hatta, çağdaş anayasa hukuku, vatana ihanet suçu ile anayasal saygı arasında doğrudan bağlantı kurar: Anayasa’nın açık yasaklarına uymamak; anayasal emirlere aykırı hareket etmek.

Yürüyüş ve kurultay ötesi…

Adalet Yürüyüşü, Ankara-İstanbul güzergâhındaki bir eylem ile sınırlı olmadığı gibi, Adalet Kurultayı da sadece fikri bir etkinliğe indirgenemez. Neden ve nasıl? Yürüyüş eylemi, adalet sorunsalını da toplumun gündemine taşıdı; belki de ilk kez, Türkiye’de ‘adalet arayışı’nı bu denli görünür hale getirdi. Kurultay ise, tam tersine yalnızca bir fikri çalışma ile sınırlı kalmayacak, bir forum olarak bundan böyle izlenecek mücadele yöntemlerine ışık tutacak. Belki de, adalet arayışı mücadelesinde, ‘eylem-düşünce’ halkasına ‘toplum ve hukuk’ şeklinde yeni bir halka ile 3. yolu ortaya çıkaracak… İşte birkaç erken öneri:

» Kurultay bildirisinin kucaklayıcı olması ve yeni adli yıl için olduğu kadar ülke barışı için mesajlar içermesi,
» Çalıştayların yaratacağı sinerji ile adalet nöbetlerini adalet platformlarına çevirmek ve buralarda tematik (AS: Belli temaları olan) tartışmalar yapabilmek,
» Kurultay başlıklarından her bir konuyu işlemek için 7 bölgede Adalet Kurultayı düzenlemek,
» Böyle bir etkinliğe, bu kez Türkiye’nin güneydoğusundan başlamak. (

Erdoğan geçtiğimiz günlerde 2,5 milyar ağaç diktiklerini yineledi bir konuşmasında.. Bakalım temel / ilkokul Matematiği ne der bu işe?

Her 1 ağacın fidesinin hazırlanması, dikilecek yere taşınması, dikim alanının hazır edilmesi, fide çukurunun kazılması, çukura yerleştirme ve ilk su verme, koruma ve sabitleme kafesi yapılması için toplam 1 saat zaman gerekse

2,5 milyar saat emek gerekir. Yılda 250 işgünü çalışılsa
2,5 milyar saat / 250 işgünü = 10 milyon saat / yıl emek gerekir.
1 işgününde 8 saat aralıksız çalışılırsa 30 milyon saat / yıl emek gerekir.
AKP bu işi 15 yıla düzenli yaydı ise her yıl 2 milyon saat emek üretilmeli.
Bunun için de günde 8 saatten 250 bin insan her gün salt ağaç dikmeli.
Yılın 250 günü bu kesintisiz sürmeli, 15 yıldır arasız devam ediyor olmalı! 

Orman Genel Müdürlüğü’nün toplam çalışanı kaç kişi??
Hepsi de son 15 yılda ”salt ağaç dikme” koşuluyla..
– Orman Genel Müdürlüğü 2017 yılı performans programına göre 2016 yılı Aralık ayında OGM personel sayısı 39 028. Personelin büyük çoğunluğu sürekli ve geçici işçiler ile memurlar. Kadroların %52’si işçi, %45.7’si memur.
(
Orman Genel Müdürlüğü OGM personel sayısı açıklandı)

Bunun bir de dikim sonrası izlemi, sulaması, bakımı, budanması, hastalıkları, gerektiğinde kesimi, yangını/yakılması/B2 arazileri boyutları… var.. Ayrıca dikim – bakım işçilerinin işyerine ulaştırılması süresi.. Canım OGM de ağaç dikmeyi kendi yapacak değil ya! İşi yandaşlara ihale ederek hizmet satın almıştır bol bol.. Öyleyse hizmet bedeli faturaları nerede?? Ya da OGM 15 yıl her iş günü düzenli olarak onbinlerce gönüllü ağaç dikicisi bulmuştur değil mi ya?

  • Unutulmasın; 15 yıl boyunca her yıl 250 işgünü, 8’er saat salt ağaç diken 250 bin insan çalışmış olmalı! (Son verilerle toplam polis sayısı 233 bin!)Erdoğan bu işi 10 yılda yaptıklarını da söylüyor.. O zaman hesap yenilenmeli :
  • 10 yıl boyunca her yıl 250 işgünü, 8’er saat salt ağaç diken 333+ bin insan çalışmış olmalı!Amazon ormanları yaklaşık 390 milyar ağaç içeriyor. 5,5 milyon km2. Türkiye’nin 7 katı alan. Tüm Türkiye Amazon ormanı gibi olsa yaklaşık 56 milyar ağacımız olacaktı. Oysa iyimser rakamla topraklarımızın %25’i orman.. Bu da Amazon niteliğinde (!) 14 milyon ağaç eder. Bunun yaklaşık 5’te 1’ini de AKP son 10-15 yılda dikmiş olacaktı. Bir rivayette dikilen ağaç sayısı 2,5 değil 2,8 milyar.. Yerseniz!!..

    Ammmma; ne de olsa Tayyip bey ve AKP iktidarı gerçek çevreci değil mi?
    Ne dersiniz?? Tayyip bey gene havalarda mı??
    Hoca Nasrettin’in mahkemede Kadı’ya itirazı akla geliyor. Yüz sopa ceza alınca isyan eder ve
    – Kadı efendi ya sen hiç sopa yemedin ya da sayı saymayı bilmiyorsun!

Ne dersiniz Tayyip bey hazretleri ve muhte(r-ş)em danışmanları??
Siz cümle alemi sersem sepelek mi sayıyorsunuz?? Ne güzel halk deyişidir

  • Atma Recep din kardeşiyiz!CHP’nin yarın, 2 Ağustos 2017’de Çanakkale’de başlayacak Adalet Kurultayından söz nereye geldi.. Bir de 95 yıl önce aynı gün, 26 Ağustos 1922 şafağında Mustafa Kemal Paşa kurtuluş savaşımızın en kritik dönemeçlerinden biri olan Büyük Taarruz‘u başlatmıştı.

    Yaşa Mustafa Kemal Paşa, Yaşa Mustafa Kemal Paşa..
    selam olsun o yiğitlere!
    *****
    Son bir şey daha; SAĞLIKTA ADALET teması da yok paneller içinde..
    Oysa ”her şeyin başı sağlık” der dururuz.. Şakası bir yana, bu sektörde Türkiye’nin belini kıracak çapta önemli ”şey” ler (Rant, talan..) oluyor! Pek çok kez yazdık sitemizde.. Bir Sağlıkta ADALET Paneli de olursa, çağırırlarsa, gider anlatırız bildiklerimizi..

Sevgi ve saygı ile. 25 Ağustos 2017, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

Doktoru tehdit eden hasta yakınına ibretlik ceza

Doktoru tehdit eden hasta yakınına ibretlik ceza

İZMİR’de merdivenlerden düşen eşini getirdiği Göğüs Hastanesi Acil Servisi’nde çalışan Uzm. Dr. Mehmet Ünal’ı tehdit ederek sözel şiddette bulunan hasta yakını Necmi Karaağaç‘a ibretlik bir ceza verildi. Karaağaç, ‘Sağlık Çalışanlarına Şiddete Hayır’ pankartıyla hastaneye gelerek
Dr. Ünal’dan özür diledi. (DHA 24 Ağustos 2017)

[Haber görseli]

Olay, 13 Ocak 2016’da 00.30 dolayında gerçekleşti. Eşini ambulansla Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne getiren oto tamircisi 43 yaşındaki Necmi Karaağaç ile yaşadığı tartışmanın detaylarını anlatan Uzm. Dr. Mehmet Ünal,

  • “O gece hasta bize geldiğinde hemen müdahale etmeye başladık ancak hastaya ait kimlik yoktu. Ben de yakını olan Necmi Bey’e mutlaka kimlik olması gerektiğini belirterek, kimliğin bize verilmesini söyledim. Bunun üzerine tartışma yaşandı ve ben de kendi güvenliğimizi sağlamak için durumu hastanenin ‘beyaz kod’ birimine bildirdim. Daha sonra süreç kamu davasına dönüştü ve arabulucu devreye girdi. Ben de ceza olarak
  • Necmi Bey’in sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekecek ve buna karşı olduğunu gösterecek bir pankart hazırlayıp hastanemize asmasını istedim.
  • Bu gün de pankartıyla geldi, konuştuk ve aramızda bir sıkıntı kalmadı. Hazırlanan pankart aracılığıyla topluma anlamlı ve farkındalık yaratacak bir mesaj verdiğimizi düşünüyorum” dedi.

“ŞİDDETE BEN DE KARŞIYIM, PİŞMANIM”

Yaşanan tartışmadan dolayı pişmanlık duyduğunu ve sağlık çalışanlarına yapılan şiddetin karşısında olduğunu ifade eden Necmi Karaağaç, olaydan 8 ay sonra elinde pankartıyla hastaneye geldi. Karaağaç,

  • Sağlık çalışanlarına şiddeti elbette doğru bulmuyorum.
    Benim de kötü bir niyetim yoktu. Aramızda sözlü bir münakaşa olmuştu. Doktor Bey’le görüştük, hakkımızı helal ettik. O gece yaşanılanlardan dolayı doktor beye pişman olduğumu söyledim. O da sağ olsun beni dinledi ve el sıkışarak anlaştık. Olayın mahkemeye gitmeden bu şekilde tatlıya bağlanması beni çok sevindirdi. Pankart hazırlamamı istemişti. Ben de
  • ‘Sağlık Çalışanlarına Şiddete Hayır’ yazılı pankartı yaptırdım ve özür diledim” dedi.

======================================
Dostlar,

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ve CİNAYETLERİN GERÇEK SORUMLUSU
KENDİSİNİ KÜRESEL SERMAYEYE ADAYAN AKP İKTİDARIDIR!

Önce meslektaşımız Uz. Dr. Mehmet Ünal’ı yaratıcı ve uzlaşmacı davranışı nedeniyle kutlamak isteriz. Ardından, 8 ay sonra da olsa, ”Uzlaşma Kurumu” sayesinde olgun tutum sergileyen Necmi Karaağaç adlı yurttaşımızı. ”Uzlaşma” kurumu, 5271 sayılı yeni (2004 tarihli) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde tanımlanmış ve belli koşullarda, dava süreci öncesinde taraflara uzlaşma olanağı sağlanmıştır. Adil uygulanması, yargı önünde hak arama hak ve özgürlüğünü zedelememesi (Anayasa md. 36) durumunda, mahkemelerin yükünü azaltabilecek yerinde bir kurumdur.

Başta hekime olmak üzere sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, AKP iktidarının Haziran 2003’te başlattığı IMF / DB (arkasında DTÖ, ABD-AB, OECD) kökü dışarıda SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM (Health Transformation) uygulaması ile adeta roketlenmiş ya da başlamıştır.. Araştırılsa belki de 2 olgu (değişken) arasında doğrusal (lineer) bir matematiksel bağıntı bile kanıtlanabilir!

Sağlıkta piyasalaşma Devleti geri çekip HALKIN SIRTINDA SOPALI tahsildar – tüccar yaparken; sağlık hizmetlerinin doğuştan hak sahibi öznesi insanımızı müşterileştiren, ACIMASIZCA SÖMÜREN ama halka da yanıltıcı propaganda yapan iktidar, halkı sağlık çalışanları ile neredeyse bilerek karşı karşıya getirmiştir. Hizmetlerde, başta cepten ödemeler olmak üzere giderek artan sorunlarla bunalan yurttaş, –belki de haklı!??– öfkesini karşısındaki sağlık emekçilerine yöneltmektedir. Böylelikle halka saygısız, içtenliksiz, gerçekte yerel – küresel sermaye yanlısı ikiyüzlü sağlık politikalarının içyüzü halktan saklanmaya çalışılmıştır.

Maskeli balo günümüzde, ŞEHİR HASTANELERİ kumpası ile sürdürülmek istenmektedir.

Sitemizde Sağlıkta Dönüşüm, Şehir Hastaneleri, Sağlıkta Şiddet hakkında onlarca yazıya erişmek olanaklıdır.. Örneğin sitemizde arama kutucuğuna ‘‘alçakça bir talan’‘ yazın ve taratın bakalım, hangi belgeler ekranınıza gelecek!

Belki de ve başlıca bu yüzden olsa gerek, AKP iktidarları SAĞLIKTA TIRMANAN ŞİDDET sarmalına, meslek örgütümüz TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) kökten – kalıcı çözüm önerilerine bir türlü yanaşmamış, uzlaşmamıştır. Sağlıkta Dönüşüm tuzağının uygulanması ile zaman içinde kıskaç (SAĞLIK HAKLARIMIZ!) giderek daraltıldıkça, bunaltısı büyüyen alt – orta katman yurttaşın, karşısında bulduğu gerçekte kendisi kadar çaresiz sağlık emekçilerine öfke patlamaları, vahşi cinayetler düzeyine tırmanmıştır.

  • Sorunun ana sorumlusu AKP iktidarıdır! Bu iktidarın halktan yana değil, küresel sermayeden yana halk düşmanı sağlık politikalarıdır. Bu vahşi politikalardan, SAĞLIĞI TEMEL İNSAN HAKKI, DEVLETE DE TEMEL ÖDEV SAYAN uygar anlayışa dönmedikçe etkili çözüm yoktur, ancak göstermelik önlemler söz konusu olabilir. İktidarın utanmazlıkla yapageldiği tam da budur.

TTB’nin hazırladığı kapsamlı ŞİDDET Raporları, yetkililerle kezlerce yapılan yüzyüze görüşmeler, yazışmalar, basın açıklamaları, sokak eylemleri.. TTB arşivlerinde, sanal ortamdadır. Örneğin ”ŞİDDETLE BAŞA ÇIKMAK- TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ, OCAK 2013” raporu (Saglikta_Siddetle_Basa_Cikmak_TTB_2013)..
Bu süreçte, ne yazık ve ne acıdır ki, siyasal iktidarın (AKP’nin) dönüşümsüz biçimde kendisini küresel güçlere bağladığı/adadığı net olarak görülmüştür.

Halkın, yaşadıkları üzerinden hızla ve etkili biçimde aydınlatılarak örgütlenmesi ve gerçekleri görerek EVRENSEL SAĞLIK HAKKI için iktidarlara politik baskı amaçlı siyasal mücadeleye bilinç ve kararlılıkla katılması çözümü üretebilecektir.

Somut olayda meslektaşımızın yaratıcı davranışı ve eylemci yurttaşın -biraz da çaresizlikten 8 ay sonra uzlaşması- önemli ve anlamlı bir katkı olsun dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 24 Ağustos 2017, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

ALEVÎLİK BİLDİRGESİ İMZAYA AÇILDI

DUYURU: 75 Alevi Dedesi ve
20 Alevi Kanaat Önderinin İmzaladığı

A L E V Î L İ K   B İ L D İ R G E S İ
İmzaya Açıldı. Herkes İmzalayabilir..

Sefa M. Yürükel (sefamyurukel65@gmail.com) dostumuz bize metnin kapsamlı bir özetini gönderdi. İlk 5 madde şöyle :

ALEVÎLİK BİLDİRGESİ [ÖZET]

1. Biz Alevîler, Alevîliği tartışmasız şekilde İslâm dairesi içinde görüyoruz.
Hatta geleneğimizde Alevîliğin, İslâm’ın özü ve ruhu olduğuna dair genel bir kabul vardır. Atalarımızdan nesilden nesile aktarıldığına göre biz kılıç zoru ile değil,
Ali evlatları eliyle gönülden bağlanarak Müslüman olmuş bir zümreyiz.

2. Bugünün Alevîliğini anlamak için bilmemiz gereken iki ana kavram vardır ki bunlar, “yol” ile “ocak” kavramlarıdır. Zira Alevîlik; Bektaşîlik ve Safevîlik tarikatları ile birçok “ocak” etrafında oluşan “sürek”lerin, “yol” çatısı altında toplanması ile hayat bulmuş bir inanç sistemidir.

3. Biz kendi inancımıza “Yol” adını veririz. “Yol” adı altında birçok “sürek” bulunur. Sürekler, “ocak” adını verdiğimiz ve Hz. Muhammed’in soyundan geldiklerine inandığımız kutsal ailelerin ulu ataları çevresinde oluşan ritüelleri kapsar. Sürekler, şekil ve öz bakımından aynı kökenden gelen tarikatlardır. Esasen sürekler arasındaki farklar çok azdır ve hepsi “yol”un genel ilkelerine uyarlar.

4. Türklerin Müslüman olması ile Horasan’da oluşmaya başlayan ve büyük Türkmen göçleri ile geldiği Anadolu’da nihai yapılanmasını tamamlayan Alevîliğin omurgası, 2 temel üzerine oturur. Bunlardan birincisi İslâm imanı, ikincisi ise Türk kültürüdür.

5. İslâm’ın tarihî genel olarak Hz. Muhammed’in doğumu ile başlatılsa da biz Alevîler bu tarihî
Hz. Âdem (a) ile başlatırız. Çünkü inancımıza göre “din” tektir ve onun adı İslâm’dır. Hz. Âdem ile başlayıp Hz. Muhammed ile sona eren peygamberlerin tamamının dini olan İslâm,
son biçimiyle Hz. Muhammed tarafından insanlığa tanıtılmıştır.
*********
8. İster Türkçe, ister Zazaki, ister Kırdaşi konuşsun, biz büyüklerimizden sürekli 2 şey duyduk : Birincisi kökenimize, ikincisi dinî tercihimize yönelikti. Horasan’dan gelen Türkleriz. Asıl Türk biziz şeklinde ifade edilen soy vurgusu, hâlâ yaşı yetmişi geçen büyüklerimizin dilinde
ortak bir bildirge gibi yaşamaktadır. İkincisi, dinî tercihimize vurgu yapan,
Biz kılıç zoru ile olmadık. Ali evlatları eliyle gönülden Müslüman olduk” cümlesidir.
*********
13. Yolumuzda dinin ana kaynağı ve serçeşmesi kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim’dir.
Kutsal kitabın Allah katından vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e vahyedildiğine, ilk kez Hz. Ali tarafından yazıya geçirildiğine ve bir kitap hâline getirildiğine inanıyoruz. Hz. Ali’nin kitap hâlinde topladığı Kur’ân-ı Kerim, surelerin iniş sırasına göre tanzim edilmişti. Böylece dinin özü, ruhu ve hareket seyri daha kolay anlaşılıyordu.

14. Kur’ân-ı Kerim’in açıklanmasına ihtiyaç vardır. Çünkü yapısı gereği farklı şekillerde yorumlanmaya açıktır. Son veda haccında ilan ettiği üzere Hz. Muhammed, bizlere 2 ağır emanet bırakmıştır: Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt. Bu nedenle Kurân-ı Kerim’in kâmil manada açıklaması Hz. Muhammed ile Ehl-i Beyt’in yetkisindedir.

15. Hz. Muhammed, kızı Hz. Fatıma ve 12 İmam’ın buyrukları bizim için mutlak olarak haktır. Onların buyrukları, Kur’an hükmü gibidir. Hz. Ali’ye “Konuşan Kur’ân dememizin bir nedeni de budur. Doğal olarak dinin bir diğer kaynağı hadislerdir. Ancak uydurma hadislerin varlığına dayanarak bunları, Kur’ân ve akıl ölçüsüne göre değerlendirir, kabul eder veya etmeyiz. Hz. Muhammed’den sonra dinin koruyucusu olarak 12 İmam’ı tanıdığımız ve
yolumuzun önderleri bildiğimiz için onların sözlerini de kutsal biliriz.

16. Dinî düşüncemizin en önemli kaynaklarından biri de Akıldır. Akılsız dindarlığa
bir değer yüklemediğimiz gibi, dini olan kişinin mutlaka akıllı olması gerektiğini vurgularız.
*********
37. İnancımızda yer alan önemli kavramlardan biri, “ergin toplum”a karşılık gelen “rıza şehri”dir. Rıza şehrinin kurulmasında en önemli düsturumuz;

  1. “eline, beline, diline sahip ol”maktır.38. Türkiye dışında, Orta Doğu ve Balkanlar’da geleneksel yaşam alanlarımız vardır.
    Bunların dışında işçi göçleri ile birlikte dünyanın dört tarafına yayılmış bulunuyoruz.
    Türkiye bizim için her zaman 1. plandadır ama doğal olarak vatandaşı olduğumuz diğer devletlere karşı da sorumluluklarımız vardır. Çıktığı yumurtayı beğenmemek ve yemek yediği kaba tükürmek, Alevî ahlakının, Alevî vicdanının ve Alevî töresinin kabul edebileceği davranışlar değildir.39. Siyaset bizim için kötü bir uğraş değildir, aksine sorunlara çözüm üretmek ve ahlaki ilkelere uymak kaydıyla yararlı bir uğraştır. Çünkü kötü olan siyaset değil, ahlaksız siyasettir.
    Burada kötülük fiili siyasete değil, ahlaksızlığa yüklenmiştir. Toplumumuza ait bireyler
    farklı siyasal eğilimlere sahip partilerde siyaset yapmaktadır ve temel ilkelerimize
    uymak kaydı ile bizce bunda bir sakınca yoktur.40. Özetle Alevilik;

    – Allah-Muhammed-Ali inançlarını içselleştiren,
    – aklını kullanan,
    -haktan ve adaletten ayrılmayan,
    – bilimi izeyen,
    – ahlaklı ve ilkeli yaşamayı kişilik hâline getiren,
    – edebi bilen,
    – fıtratını bozmayan,
    – vicdanını karartmayan,
    – başkasının hakkına el uzatmayan ama kendi hakkına el uzatılmasına da müsaade etmeyen…
    bir “Yol”dur.
    =======================================Özet böyle Dostlar…

    Ve şöyle bağlanıyor..

    ALİ RIZA ÖZDEMİR-İSMAİL BÂKİ
    Temmuz 2017 – İstanbulBildirgenin tam metnine ulaşmak için aşağıdaki bağlantılara tıklayınız.

    http://www.sukitap.com/product/detail/alevilik-bildirgesi
    http://www.kriptokitaplar.com/index.php?route=product/manufacturer/info&manufacturer_id=13
    http://www.kitapyurdu.com/kitap/alevilik-bildirgesi/432798.html&manufacturer_id=50042 

    Son olarak da imzalayanların listesi var…

    Biz de bir Ocakazde olarak bilginize ve ilginize sunarız…

  2. 40 maddelik kapsamlı özeti okumak / indirmek için lütfen tıklayınız :
    Alevilik_Bildirgesi_Yayinlandi Sevgi ve saygı ile. 18 Ağustos 2017, Tekirdağ  

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com=====================================
    Güncelleme                                :

20.08.2017 günü saat 13:00’te İstanbul Bahçelievler Belediyesi konferans salonunda toplanıldı.
Saz ile açılış deyişleri dinlendi.
Şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşımız söylendi.
Açış konuşmaları yapıldı..
1 kadın ve 1 erkek sunucu ALEVİLİK BİLDİRİS‘ni basılı kitaptan dönüşümlü okudular..
Bildiri alkışlar ve takdirle karşılandı. Basılı kitap katılımcılara sunuldu (Kripto yayıncılık). Bildiriye çok emek veren, geniş katılımla olgunlaştıran ve kitap olarak bastıran
Ali Rıza Özdemir ve İsmail Baki takdir ve alkış aldılar.
Biz de her 2 araştırmacı – girişimci aydın emekçimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Kitap zaman içinde ve değişen koşullar nedeniyle katkılarla güncellenebilir.
Bir kez daha ilgiye ve bilgiye sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 20 Ağustos 2017, Tekirdağ 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com