Tarım işçileri daha ne kadar eziyet çekecek?

Tarım işçileri daha ne kadar eziyet çekecek?

Prof. Dr. Tayfun Özkaya

Prof. Dr. Tayfun Özkaya
08 Eylül 2017, YURT Gazetesi

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Tarım işçileri daha ne kadar eziyet çekecek? Çanakkale Adalet Kurultayında tarım işçileri konusunda da bir çalıştay yapıldı. Bu alanda da derin bir sömürü var. Alışılmış da olsa dayı- başı veya elçiler denilen aracılar işçinin aldığı ücrete % 40’ına varan oranlarda el koyuyorlar. Bakanlıkların bu konuya buldukları çözüm ise bunları resmileştirmek. Örneğin bu yıl tarım işçileri konusunda başbakanlık tarafından yayınlanan genelgenin 13. maddesinde bu aracılık işinin özel istihdam büroları veya İŞKUR’a kayıtlı tarım aracıları ile yapılmasının teşvik edileceği yazılmıştır.
(Mevsimlik Tarım İşçileri Hakkında Başbakanlık Genelgesi http://www.basbakanlik.gov.tr/genelge_pdf/2 017/2017-24931.pdf)

Bu bir çözüm olamaz. Sömürüyü resmileştirmeye yol açar. Katılımcılar bu konunun sendika veya dernek şeklinde işçilerin kendi kuruluşları tarafından halledilmesi gerektiğini önerdiler.

Tarım işçilerinin kaldığı geçici alanlardaki durumu oldukça vahim. Bu konuda katılımcılar çeşitli bilgiler verdiler. Doğru dürüst bir tuvalet, içilebilecek sağlıklı su, elektrik olmayan yerler çoğunlukta. Sağlık hizmetleri perişan. Ancak 19 Nisan 2017’de Resmi Gazetede yayınlanan bu genelgeye bakarsanız Valiliklerin sel tutmayan, elektriği, suyu, kanalizasyonu olan geçici yerleşim alanlarının oluşturulmasını öngörmüştür. Buralara sağlık hizmeti getirilmesi de bu genelgede yazılmış. Genelge böyle ama gerçek böyle mi? Ne yazık ki değil. Uludağ Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olan Prof. Kayıhan Pala Bursa’da yaptıkları araştırmada bu genelgeye rağmen 2012’de Bursa’da hiçbir geçici yerleşim alanında elektrik olmadığını, sonradan bazılarına elektrik geldiğini ama çadırlara elektrik alınamadığını, ikametgâh belgesi istendiğini söyledi. Pala sekiz yıldır sağlıklı su sağlanamadığını, Bursa’ya yılda 10 bin mevsimlik tarım işçisi geldiğini, ildeki geçici yerleşim alanları sorununun çözümü için 10 milyon TL’nın yeteceğini hesapladıklarını belirtti.

Tarım işçilerinin çoğu Güneydoğu Anadolu’dan geliyor ve çoğu ya topraksız veya çok az toprak sahibi. Bu bölgede gerçek bir toprak reformu yapılması gerektiğini belirttik. Bu bölge içinde ücreti belirleyen, dinbaz örgütlenmeleri destekleyen ağalar var olan düzenden çok yararlanıyor.

  • Toprak reformu çağdışı gericiliğin de darbe almasına yol açacaktır.

Suriye’li göçmenler de tarım işçisi olmakta ve bunlar çifte sömürülüyor. Bunların sağlık sorunları daha da ağır. Ülkemizde yok olmuş olan şark çıbanı bile bu işçiler arasında görülüyor. Kamunun tarım işçilerinin sorunlarını çözmek için ulaşım da içinde olmak üzere bir sistem getirmesi gerektiği üzerinde duruldu.
======================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Tayfun Özkaya dostumuzun (Ege Üniv. Ziraat Fak. Tarım Ekonomisi Bl.) insan duyarlığı ve bilim insanı kimliği ile YURT Gazetesinde yazageldikleri çok öğretici ve yol gösterici. Biz ara ara yazılarını sitemizde paylaşıyor ve kendisinden öğreniyoruz. Bu makaleleri başta AKP iktidarı olmak üzere ilgili çevrelerin özenle izlemesini, yararlanmasını öneririz.

Suriyeli göçmenlerin sağlık sorunları da öbür pek çok temel – yakıcı sorunları gibi çözülebilmiş değil.. 2011’den bu yana harcandığı ileri sürülen birkaç on milyar dolara karşın!? Bu kitle dahil öteden beri ülkemizde mevsimlik işçilerin sorunları süregelmektedir. Sağlık Bakanlığı son yıllarda TSM (Toplum Sağlığı Merkezi) bünyesinde gezici sağlık hizmetleri verme çabasındadır.
Aile planlaması ve bağışıklama başta olmak üzere temel hijyen (su, gıda!) ve sağlıklı – güvenli barınma koşulları yaratılamamıştır. Bu durum günümüzde ve yakın gelecekte sn derece ciddi ve çok boyutlu sosyal, ekonomik, sağlık, politik, demografik, kriminal…. sorunlar doğurmaktadır, doğuracaktır.

AB’nin de BM Mülteciler Yüksek Komiserliği‘nin (UNRHC), ilgili uluslararası kuruluşların ve başkaca devletlerin akçalı katkıları göstermelik kalmıştır.
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Bangladeş, Endonezya.. gibi büyük Müslüman nüfuslu ülkeler de içinde olmak üzere..

Kalıcı çözüm Türkiye’nin Suriye ile savaşmak yerine doğrudan görüşmelere geçmesi ve ikili barış sağlayarak bu insanların ülkelerine dönmeleri için çaba gösterilmesidir. Bu yapılamayacaksa, ülkemizdeki Suriye + Irak kökenli 4 milyona varan nüfusun ülkemiz ile BÜTÜNLEŞTİRİLMESİ (İntegrasyonu) yaşamsal önemdedir.. Bu bağlamda atılan adımlar, geliştirilen politikalar son derece yetersizdir.. Ülkemizin gündeminde değildir her şeyden önce!

Vatandaş yapılacakları ve 2019’da oy kullanacakları söylemleri çok tehlikeli!

Sevgi ve saygı ile. 10 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kadın ve Esnek İstihdam


Kadın ve Esnek İstihdam

portresi_CHP'li

Prof. Dr. OĞUZ OYAN
CHP İzmir Milletvekili

Totaliter bir rejimin bütün hukuksal altyapısının hazırlandığı, öbür  yandan da
sermayeye yeni dikensiz gül bahçelerinin oluşturulduğu bir dönemde sıradaki paketin adı:

“Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması”


AKP, giderayak yasamayı hızlandırdı. Kendi meşrebine uygun düzenlemeleri peş peşe yağdırıyor: 

“İç Güvenlik” paketi, “Kişisel Verilerin Korunması” paketi derken şimdi de
“Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması” paketi…
Muhtemelen yakında kıdem tazminatında bir geriye gidiş düzenlemesi de peydahlanacaktır.
Bir yandan totaliter bir rejimin bütün hukuki altyapısı hazırlanıyor,
öbür yandan da sermayeye yeni dikensiz gül bahçeleri oluşturuluyor.

Paketin gerekçesi

Son yasa tasarısının görünür gerekçeleri arasında;

– doğurganlığı ve genç nüfus artışını destekleyecek yeni politikalar oluşturmak,
– çalışan kadınların daha çok çocuk sahibi olmalarını teşvik etmek ve
– kadın istihdamını artırmak var.

Bu doğrultuda, kadın çalışanlara her doğumda çocuk başına bir kezlik maddi destek yapılması ve çocuğun ilköğretime başlamasına dek sürebilecek bir yarı zamanlı çalışma biçiminin kadınlara sunulması var. Yarı zamanlı çalışma biçiminin yaratacağı istihdam kayıplarının telafisi gerekçesiyle de özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi veriliyor!

Nüfus dinamiklerini belirleyen ögeler 
Bir kez maddi teşviklerle nüfus artışının desteklenmesi ham hayaldir.
Nüfus dinamiklerini belirleyen kırsal göç / kentleşme, eğitim, çalışma koşulları ve
yaşam biçimi değişimidir.

Peki ya bekâr çalışan kadınlar?
Kaldı ki tasarı, sözde aileyi / kadını koruyacak ama bekâr çalışan kadını ve kayıtdışı çalışan kadını görmezden geliyor. Keza, kayıtiçi çalışan anneler açısından da sözde pozitif ayırımcılık yaparken kadın istihdamını caydırıcı etkilerin öne çıkabileceğini dikkate almıyor
(veya sanki gizlice arzuluyor).

Tasarının ILO’nun 183 sayılı “Anneliğin Korunması Sözleşmesi” imzalanmadan getirilmesi de, iktidarın içtenliğinin sorgulanmasını ve gerçek amacın başka yerde aranmasını zorluyor.

Asıl hedef: Esnek çalışma ve geçiçi iş ilişkisi

Aslında tasarının asıl gerekçesine “genel gerekçe”de geçerken şöyle değiniliyor:

“Onuncu Kalkınma Planı’nın
birçok bölümünde ise kısmi çalışmayı da kapsayan
esnek çalışmaya atıfta
bulunulmakta olup; esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması, kamu personel sisteminde uygun iş ve kuruluşlardan başlanarak esnek çalışma modelinin geliştirileceği hedefine değer verilmektedir.” sözleri geçerken değiniliyor ama tasarıdaki
en kapsamlı düzenlemeler de bu alana ayrılıyor!


Bunun tercümesi, 2009’da püskürtülen “kiralık veya ödünç işçilik” ilişkisinin yeniden
iş hukukuna sokulmak istenmesidir. Bilindiği gibi, AKP hükümetinin 26 Haziran 2009’da istihdam koşullarını esnekleştirmek gerekçesiyle getirdiği bu yöndeki düzenleme,
yoğun tepkiler üzerine, Cumhurbaşkanı Gül’ün

– “İşçilerin emeğinin istismarı, insan onuruna yakışmayan durumların doğması gibi yasanın amaçlamadığı olumsuz uygulamalara ve çalışma barışının bozulmasına
yol açılabilecektir.”
gerekçeleriyle 9 Temmuz’da geri gönderilmişti.

İktidar şimdi “kadınlara / annelere yeni haklar veriliyor” gerekçesinin arkasına sığınarak bunu yeniden getiriyor.

Tasarıyla, doğum / analık dışında askerlik ve mevsimlik tarım işleri de geçici iş ilişkisi kapsamına alınmıştır. Ancak bunun, esnek çalışmada hiçbir sınırlama istemeyen sermaye çevrelerini tatmin etmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla doğum / analık gerekçesiyle aralanan “geçici iş ilişkisi” kapısının daha sonra ardına dek açılması zorlanacaktır.

Tasarıdaki “kısmi süreli çalışma istemi geçerli fesih nedeni sayılamaz” hükmüne karşın bunun, kamu işyerleri dışında koruyucu bir düzenleme olması kuşkuludur.
Nitekim sermaye çevreleri bu düzenlemeyi kendilerine yapılan bir zorlama olarak değerlendirmekte, bu kararın işverene ait olması gerektiğini, ayrıca 7 yıla varan bir kısmi çalışma hakkının aşırı olduğunu söylemektedirler. Bu itirazlar görmezden gelinemez;
çünkü düzenlemenin sahada uygulanabilirliği buna bağlıdır.

Sonuçta, seçime dönük politik bir malzeme olarak kullanılması yanında “doğum sonrası
yarım çalışma
ödeneği”nin yükünü İşsizlik Sigortası Fonu’na yani aslında işçiler üzerine yıktığı için de eleştirilen bu tasarı, kadın ve annelik hakları sömürüsü üzerinden
“geçici iş ilişkisi” denilen modern köleliği dayattığı için de kabul edilemez.
(Cumhuriyet
28 Şubat 2015)

======================================

Dostlar,

Bilindiği gibi Sayın Prof. Oyan Sorbonne’da Doktora yapmış bir iktisat / maliye hocası,
bir Mülkiyelidir, ilkeli – ağırbaşlı – bilimsel çizgisiyle saygın bir kişiliktir.
Doğrultu tutarlığını sürdüren bir politik kimliktir.

Yukarıdaki yazısı, AKP iktidarının “Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması”
yasa tasarısı ile, onunla maskeleyerek, giderayak Türkiye gündemine taşımak istediği
“Kadın ve Esnek İstihdam” sorunsalını (problematiğini) irdelemekte.

Sayın Oyan’ın vurguladığı ve sorduğu sorulara ek sorulacaklar da var elbette :

İşsizleş(TİR) me ve yoksullaş(TIR)ma hızı nüfus artış hızının (2014’te %1,33) önünde giderken, nüfus artışını hızlandırmayı savunmanın bilimsel tek bir gerekçesini
neden yasa tasarısının gerekçesinde göremiyoruz?

– Yasa tasarısı “Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması” amacına değil,
tam da bunun tersine hizmet edecektir. Türkiye halen “Demografik Fırsat Penceresi” içindedir ve bu dönemde olan ülkeler nüfusun artışını (nicel büyütmeyi) değil, tersine nüfusun niteliğinin iyileştirilmesine önem ve öncelik verirler. Bu da başlıca sağlık ve eğitim hizmetleri ve
işsizliği gerçek anlamda (reel olarak) azaltacak biçimde –nitelikli– istihdam yaratma ile olur.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası, olağan koşullarda,
yaş sınırına ek olarak en az 9000 gün prim ödenmesini öngörmektedir. (5510 sayılı yasa md. 28/a Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır.) Bu süre 25 yıla karşılıktır. “Esnek istihdam” kapsamında çalışan / çalıştırılan / çalışmaya zorlanan insanlar – başta kadınlar diyelim yılda 6 ay çalışıp prim ödeseler, 50 yılda emekli olabilecekler demektir. 25 yaşında çalışmaya başlansa 75 yaşa ulaşır ki, bu “mezarda emekliliğin” ta kendisidir. Yasada öngörülen 58 yaş sınırında emeklilik ise daha da düşük ücretle emeklilik,
sefalet ücreti demektir.

…..

Biz de listeyi uzatabiliriz..
AKP iktidarı bu sakıncaların ayrımında olmayabilir mi??
Buna -kargalar dahil- herkes güler sanırız…
O zaman AKP iktidarının neye hizmet ettiğini sormak gerekmez mi?
Küresel sermaye odaklarına bunca teslimiyet, bir yandan da “Cumhuru sözde yücelterek”, “millet isterse..” sömürüsü yapmak, bu çirkin demagojinin ardına sığınacak ölçüde zavallılaşmak ve fakat özünde “emekçi halkın anasını bellemek” niyedir ki??

AKP ne açık(lar) vermiş, hangi zayıf yerlerinden yakalanmıştır ki; kendisine halka bunca zulüm yaptırılabilmektedir? Bu durumda halktan oy alması da beklenemeyeceğine göre,
AKP ve üst aklı (!) seçim hilelerine mi bel bağlamaktadır; AKP’yi sümüklü mendil benzeri
çöpe atmanın samanının geldiğini düşünmekte ve bunun gereğini mi yapmaktadır??

Keşke bu soruları “necip” halkımız da sorsa..

Keşke bu soruları AKP “akilleri” de sorsa..

Ve keşke AKP yöneticleri – vekiller sorsalar..
Kendilerine ve bu dayatmaları yapan tepedeki bir – iki kişiye ??

Kendileri de, AKP de, ülkemiz – halkımız da bu cehennemi cendereden kurtulabilir..

Sevgi ve saygı ile, 
04.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com