TELE1 TV Programımız : SALGIN YÜKSELİŞTE, NE YAPMALI?

Dostlar,

Bu gün 23 Temmuz 2021 Cuma, saat 16:00’da TELE1’de olacağız.. / OLDUK…

Sağlık Bakanlığı’nın 22 Temmuz 2021 günü verileri aşağıda.

Günlük “resmi”, “yakalanabilen” olgu-vaka sayısı 10 bine dayandı, ölümler de 50’yi aşkın.
Nisan 2020’deki ilk dalga bunun yarısı kadardı günlük olgu-vaka sayısı bakımından.

28 Şubat 2021’de, 3. dev dalgaya neden olan akıl dışı açılım – saçılım kumarı başında günlük olgu-vaka sayısı 8424, ölüm ise 66 idi.

20 Mayıs’ta ise 9385 olgu-vaka sayısı saptanmıştı. 2 ay geriye savrulmuş bulunuyoruz!

ÜSTELİK; hızla aşılama yaparken!!??

Sağlık Bakanlığı bu işi tahterevalli oyunu ile karıştırdı.
Aşılama arttıkça olgu-vaka sayısının buna koşut azalacağını sandı!
Kezlerce uyardık, yok böyle bir Epidemiyolojik kural diye.
Tersine; hızla, yeterli ve gerçek toplumsal biyolojik/immünolojik düzeyine erişmeden bunun olanaksızlığını hep vurguladık.
Sağlık Bakanlığı neredeyse AŞI’yı tek büyülü çözüm olarak sundu.
Ve %70-80 yeterli olacaktı Dr. Koca’ya göre..
Bu konuyu da aydınlattık :
1. Aşılar + öbür önlemler birlikte
2. Ülke nüfusunun neredeyse tümünün aşılanması gerek; kağıt üstünde %70-80 yetmez.
Hep olduğu gibi, gecikerek de olsa Bakan Koca bu noktaya geldi.
Erdoğan halka aşı çağrısı yapmalı etkili biçimde dedik, Bayram iletisinde eh, yer aldı.
***
Sayısal (dijital) çağda, haftalık veriler en az 1 hafta geriden geliyor..
S. Bakanlığı “takvim haftası” dışında bir de “Epidemiyolojik hafta” olduğunu öğrenemedi.
Örn. 10-16 Temmuz haftasını 16 Temmuz akşamı açıklarsınız,
17 Temmuz günü de 11-17 Temmuz haftasını..
Bu çağda güncelliği kalmaya 1 hafta gerisinin bilgisinin çok anlamı yok, karşılaştırma ve gidişi (trendi) izleme dışında.


Peki, bu “Mavi Tablo” ne söylüyor, gerçekten mavi mi? 1 önceki haftalık tablo ile birlikte anlam kazanabilir :

Her 2 “mavi tablo” da yer alan tüm ölçütlerde (parametrelerde) “artış” var! Hasta havuzu büyüyor, oysa küçülmesi gerek salgını denetim altına almak için.
1 Temmuz 2021’de başlatılan ekonomik – politik – turistik – popülist ve de AKP’vari alaturka ama Epidemiyolojik – Bilimsel temelli olmayan 4. açılım – saçılım kumarı acı meyvelerini hemen vermeye başlamış. 1 Temmuz 2021 açılımını izleyen 2 hafta sonunda ise eğilim (trend) artık net! 19 Temmuz 2021 tarihli bir tweet iletimiz aşağıda..

Sağlık Bakanlığının Güncel aşılama verileri şöyle (23.7.21, 14:28):

Toplam Yapılan Aşı Sayısı : 64.857.301
1. Doz Uygulanan Kişi Sayısı : 39.225.335
2. Doz Uygulanan Kişi Sayısı : 21.914.936
Pekiiii; bunca “hızlı – başarılı” aşılamaya karşın neden olgu – vaka sayıları artışı da bunca “hızlı – başarılı” ??Bu sorunun birçok yanıtı var.. En başta geleni hedef nüfusun 90 milyon yerine 61 milyon alınması. Dolayısıyla ilan edilen aşılama oranlarını 1/3 eksik okumalı.
Şu dakikada Bakanlık, Türkiye aşı haritasını illerde yapılan aşı dozu sayısı ile veriyor hala!
Doğu – Güneydoğu, Aksaray hala kıpkırmızı ve %50’nin altında; bunu mu saklıyorsunuz?

Haa, başarı göstergesi uygulanan aşı dozu sayısı ise, hedef nüfusun ne oranda aşılandığı değil ise, bu 2. veriyi halktan saklamak istiyorsanız o bölge insanlarımızı nasıl teşvik edeceksiniz?
Dahası, Kovit-19 etkenine ve çok sayıda varyantına, çok çok bulaşıcı taze varyant Delta’ya derdinizi nasıl anlatacaksınız?
“Yapma etme virüs kardeş….” diye başlayıp, “..baaak 65 milyon doza yakın aşılama yaptık..” diye mi sürdüreceksiniz?!
Şunu unutmayalım, Epidemiyolojik bağlamda anlamlı olan kağıt üstündeki aşılama oranı değildir. Nitekim bu kaydi oranlar büyürken salgın da tırmanıyor! Önemli / belirleyici olan, bulaşıcı hastalık etmeninin girdiği toplumda insanların ne oranda GERÇEK BİYOLOJİK – İMMÜNOLOJİK BAĞIŞIK olduğudur..
İşte özlenen, erişilmeye çalışılan GERÇEK TOPLMSAL BAĞIŞIKLIK ülkemizde hala 1/4 düzeyindedir, % 25’lerdedir. Halkın %75’i ya da 3/4’ü hala biyolojik bağışık değildir! Bulaş hızını belirleyen bu orandır. Tersini savlayacak olursanız, kağıt üstünde yükselen aşılama hatırı sayılır aşılama oranlarına karşın salgının neden durdurulamadığını, hatta arttığını açıklamak zorunda kalırsınız. Ve sorarlar :
  • AŞILARINIZ NE ÖLÇÜDE ETKİLİ, ÇOK MU AZ ETKİLİ, ETKİSİZ Mİ?
Tanrı Türk’ü, üstelik Müslüman olduğu halde artık korumuyor mu, yoruldu mu, bıktı mı,??
***
Aşağıdaki grafik ne söylüyor??
Türkiye, milyon nüfus başına doğrulanmış toplam olgu – vaka sayısı bakımından Dünya’da 5.!
Son çizim : 4. Dalga tırmanıyor!
Ne yapmalı ??

Aşı + toplumsal korunma + bireysel korunma + sorumlu sosyal devlet!


Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2021, Ankara
 

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Ne yapmalı?

Ne yapmalı?

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet
, 27.9.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’nin içinde bulunduğu derin bunalımdan çıkması için elbette birçok şey yapılmalıdır. Ancak öncelikle yapılması gereken şey, ruhsal ve zihinsel paradigmanın değiştirilmesidir. 
Bu konuda Antik Yunan filozoflarından SokratesPlaton ve Aristoteles, yaklaşık 2400 yıl önce, insanlığa çok önemli bir yol göstermişlerdir. Bu filozoflar, yaşamın amacının iyi bir ruhu taşımak olduğunu, bunun da erdemli olmakla sağlanabileceğini savunmuşlardır. 
Onlara göre erdemden bağımsız bir ahlak anlayışı ortaya koymak yanlıştır. Ahlak gelenekle, töreyle, alışkanlıkla ilgili bir şey olmamalıdır. Ahlak, erdemle bütünleşirse anlam ve değer kazanır. Onlara göre başlıca erdemlerin arasında da, adalet ve cesaret gelir. 

Zalim ve korkak bir insanın ahlaklı ve erdemli olması olanaklı değildir.

Bunun ötesinde, adalet ve cesaret adı verilen erdemlerin, ayrı ayrı tek başına bir anlamları da yoktur. Bu iki erdem birlikte bir anlam ve değer kazanırlar. Bir insan adilse, ama aynı zamanda korkaksa, adaleti sağlayamaz. Bir insan cesursa, ama aynı zamanda zalimse, sahip olduğu cesaret onu iyi bir insan yapmaz. O nedenle, bu iki erdemden birisine değil, bu iki erdeme birden sahip olmak gerekir. Öncelikle yapılması gereken en temel iş budur. Siyaset, böyle bir temel üzerine yapılandırılırsa anlam ve değer kazanır. 

Bu filozofların bizlere öğrettiği bir başka şey; ahlakın, erdemin ve adaletin bireysel bir konu değil, toplumsal bir konu olduğudur. Çünkü insan toplumsal bir canlıdır. Toplumdan yalıtılmış bireyin ahlakı, erdemi ve adaleti olmaz.

Ahlak, erdem ve adalet toplumsal boyutta gerçekliğe dönüşebilir. 

Sokrates bu bağlamda, “iyilik nedir?”, “ahlak nedir?”, “erdem nedir?”, “adalet nedir?” gibi sorulara odaklanarak, bir yandan “güçlü olan haklıdır” zihniyetine sahip yönetici sınıfı sorgulamıştır, bir yandan da retoriği, yani güzel konuşma ve hitabet sanatını eleştirmiştir. Çünkü insanlar retorikle kandırılabilir ve ikna edilebilir, retorikle, doğrulara yanlış, yanlışlara doğru görüntüsü kazandırılabilir. Siyasetin temelinde de retorik değil, doğruluk olmalıdır

Sokrates bu nedenlerle, tanrılara karşı gelmek ve gençlerin zihinlerini yozlaştırmakla suçlanmış, Atina kent devleti meclisi tarafından, oyçokluğuyla ölüme mahkûm edilmiş, mücadelesinin bedelini yaşamıyla ödemiştir. Böylece Sokrates ölümüyle bile ne kadar haklı olduğunu insanlığa göstermiştir. Sokrates ölümüyle insanlığa bir kanıt bırakmıştır. Bu, çoğunluğun ve güçlü olanın her zaman haklı olmadığının kanıtıdır. 

Türkiye’de yapılması gereken ilk şey bunun kavranmasıdır.

21. yüzyılda;

  • demokrasiyi sandıkçılık ve oyçokluğu oyununa indirgeyen,
  • yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesini yok eden,
  • yargının bağımsızlığını ve düşünce, ifade, yayın, örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran,
  • laiklik ilkesini yerle bir eden,
  • eğitimi dinselleştirerek halkını cehalete mahkûm eden,
  • sosyal ve ekonomik adaleti sağlayamayan,
  • Anayasa’nın 2. maddesindeki “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” ilkesini fiilen bertaraf eden

    AKP iktidarının;
    ahlaktan, erdemden, adaletten ve haktan söz etmesi, boş laftan ve safsatadan başka bir şey değildir.
    ====================================
    Dostlar,

Sayın Örsan K. Öymen felsefe profesesörüdür.
Cumhuriyet‘te yazması başlıbaşına bir değerdir.
Prof. Öymen Cumhuriyet‘e yakışır, tersi de doğrudur..

Bu ilk yazısından çok temel kazanımlar sağlıyoruz..

İktidar, 2400 yıl önce tanımlanan demokratik değerleri ayaklar altına almakta ve üstelik pişkince ve agresyonla (saldırganlıkla) savunabilmektedir.

AKP = Erdoğan, fiili adımlarını her adımda demokrasiyi daha da yok edercesine atıp, özgürlük çemberini daraltmakta

  • Toplum nefes alamaz kerteye sürüklenmiş durumda.

    Bunun nereye varacağını ise, yine 2400 yıl önce Aristoteles’in Devrim Kuramından öğreniyoruz. Dünyanın pek çok yerinde ve bu topraklarda kezlerce yaşayarak deneyimlemiş bulunuyoruz üstelik..

Erdoğan bundan sonrasını merak ederse, O’nu kuşatan danışmanlar umarız Aristoteles’in 24 yüzyıl önce yazdıklarını cesaret ve dürüstlükle O’na sunar, anlatırlar.. daha çok gecikmeden.

Sevgi ve saygı ile. 01 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK 
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com