Liyakatsizliğin, para kazanmayı bilime tercih etmenin bedeli

Liyakatsizliğin, para kazanmayı bilime tercih etmenin bedeli

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 17.9.19

Dünkü yazımdaki listeyi incelediniz mi? Nitelikli 70 araştırma makalesinin 15 üniversiteye dağılımını gösteren? Anımsamak için yeniden veriyorum, çünkü bunun üzerinde duracağım şimdi.

[Haber görseli]11’i devlet, 4’ü vakıf. Atılım Üniversitesi de dikkat çekici bir biçimde yüksek nitelikle araştırma makalesinden pay almış. Fakat üzerinde duracağım öbür 3 vakıf üniversitesi: Bilkent, Koç ve Sabancı.

Bilkent en eski ve oturmuş, araştırmaya önem veren üniversite. Payını tartışmıyorum. Koç Üniversitesi, gerçekten bilime verdiği önemle, koyduğu ödüllerle aralarında en çok öne çıkan üniversitemiz. Tıp fakültesi de var. Çok iyi fizik bölümleri ve araştırmaları, çok iyi akademisyenleri var. Daha yüksek nitelikli araştırmalar bekliyor insan.

Sabancı Üniversitesi, nitelikli bilim insanları tabii ki çok, Koç’un yarısı kadar makale sahibi. Sabancı’nın tıp fakültesi yok. Ama kuşkusuz gerekçe olmamalı.

Neden böyle?

Buralarda çalışmış bir saygın bilimcimiz, üniversite adı vermeden yazayım, diyor ki :“

  • Bir araştırma üniversitesi, altyapı yatırımları iyi, ama liyakati geri plana ittiler, para kazanmayı öne çıkardılar. Tıp fakültelerine bakarsak aslında genel durum öyle gözüküyor… Örneğin, bir cerrahın durmadan sünnet yaparak kurumuna para getirmesi, en prestijli dergide yayın yapmasından daha çok tercih ediliyor günümüzde. Yayın yapmak sanki hobi ya da kişisel bir şey… Yönetici anlayışı ve tercihi, vizyon meselesi. Tıp fakültelerinin çok daha bilimsel üretim yapmaları beklenir ama klinik performans, yani hasta bakarak para kazandırma çabası tercih ediliyor, bilimsel yayın yapma teşvik edilmiyor.”

Liyakat ve araştırma stratejisi Bir başka yorum:

Bilimsel üretim ve üretimin yazıya dönüşümü, liyakat ile çok yakından ilişkili. Üniversitemizin ve bölümlerinin araştırma stratejilerinin bile olmayışını, bunu yapanların da dikkate alınmayışını bizzat yaşayarak görüyor ve acı çekiyoruz… Üniversiteler, özellikle özel üniversiteler bu açıdan filtre koyabilirler. Ama bunun için bilinçli ve adanmış bir irade gerekiyor. Sorun burada. Pek çok şey yapabilirler. Ama bağımsız, özgür fikrini söyleme ortamlarının olması gerekir.

  • Böyle bir özgür ortamın da hasretini çekiyoruz.

Bir okur, Hakan Kara başka bir noktaya daha dikkat çekiyor: 

Nature Index’te açıklanan, Türkiye kaynaklı olduğu görülen 70 üst düzey makalenin çok büyük bir bölümünün yurt dışı ayağı olan eserler olduğu görülmekte. 70 makalenin kaç tanesinin düşünsel olarak Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerine ait? Belki haksızlık olacak ancak kanımca belki de 5-10 tanesinin düşünsel olarak bize ait olduğu yönünde. Dolayısıyla 70 rakamı bile çok çok iyimser kalmaktadır.”

Tamam, 70 makalenin yazarlarına da bakacağız, demektir. Ama şunu belirteyim; yüksek nitelikli makaleler büyük çoğunlukla çokuluslu oluyor.

Neden nitelik üretme az?

Onlarca neden sayılabilir. Yukarıda yer verdiğimiz vakıf üniversitelerimizle ilgili eleştiriler önemli. Bunca tıp fakülteli vakıf üniversitesi var. Araştırmaları nerede? Devlet üniversitelerimizde İTÜ açık ara önde, ama binlerce akademisyenin çalıştığı öbür yüzlerce üniversite durumdan habersiz olsa gerek. Kuşkusuz buralarda da liyakat sorunu, bilim stratejisi, eğitim için akademik kadro mu, yoksa ağırlıklı olarak araştırma kadrosu mu, gibi çözülmemiş sorunlar… Sorunu çözmek için de yurt dışından akademik kadro çağrıları var.

Esas sorun içeride, bizde, iktidarda, üniversitelerde, anlayışta… Bunu görürsek sorun çözülür.

Celal Şengör’ün Uğur Dündar’a konu ile ilgili yazdığı mektupta, dikkat çekilen insan niteliği ve eğitimle ilgili sorunlar vardı. Özetleyeyim:

Ortaeğitimimiz perişan edildi, ortaeğitimde varolan derslerdeki eğitim niteliği o denli düşüktür ki, uluslararası karşılaştırmalarda sürekli en altta yer almaktayız. İlk ve ortaeğitimde öğretmen eğitimi ve istihdamı iflas durumunda..
• Üniversite sayısı hiçbir gerçekçi kıstas göze alınmadan gerekenin çok üstünde artırıldı. Öğrenci kontenjanları üniversitelerin kapasitelerine göre değil, politik gerekçelerle kararlaştırılıyor. Mesela, İTÜ Jeoloji Bölümü’nün eğitim olanakları açısından kapasitesi 25 iken bu yıl 70 öğrencilik kontenjan YÖK tarafından dayatıldı..