Well-known, So Called “p” Value / Şu Ünlü “p” Değeri

Değerli AÜTF Halk Sağlığı AbD Asistanlarımız,
Sevgil Öğrencilerimiz,
Değerli Araştırıcılar..

“p değeri” (p value) Biyometematiğin adeta temelidir.
Kavranması güç değildir ancak gereğince öğrenildiğinde beklenenden daha çok işe yarar.
Aşağıda erişkesini verdiğimiz 61 yansıdan oluşan power point dosyası
(pdf biçiminde) dileriz yararlı olsun.. (2 MB)

Lütfen tıklar mısınız??

So_Called_p_Value

Ahmet SALTIK, MD
Professor of Public Health
M.Sc. in Biostatistics
Ankara Univ. Medical School,  Dept. of Public Health
www.ahmetsaltik.net  profsaltik@gmail.com

Tayyip’in Cibilliyeti


Dostlar,

Soner Yalçın‘ın aşağıdaki yazısı da çoook düşündürücü ve ibretle – dersle dolu bir yazı.. Dikkatle okunmalı..

Başbakan R.T. Erdoğan’ın soyu ve yine ailesiyle ilgili gerçek dışı söylemleri..

Allah ıslah etsin, ne diyelim..

Sevgi ve saygı ile.
24 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=========================================

Siyaset meydanında yine aynı polemik: Cibilliyet
Tayyip’in Cibilliyeti 

portresi_kasketli


Soner Yalçın

SÖZCÜ, 23 Mart 2014
http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/soner-yalcin/siyaset-meydaninda-yine-ayni-polemik-cibilliyet-474683/

 

Başbakan Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na “Senin cibilliyetin ne?” diye sordu. Kılıçdaroğlu Tuncelili olduğunu söyledi; “Aile kökenimi merak ediyorsan İstanbul Müftülüğü’ne sor” dedi. Kılıçdaroğlu kendinden emin; elinde 6 m uzunluğunda

soy ağacı var. Erdoğan, ailesinin kökenini biliyor mu? Akrabaları niye idam edildi?
Şehit dediği dedesinin kaydı niye yok? Bakatalı Tayyip kim?
Ben yazayım, siz okuyun ve karar verin; işte iki liderin soy kütükleri…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun nüfus kütüğünde, Tunceli Nazımiye, Ballıca Köyü yazılı.
Soyu Kureyşan (Kureyş) Ocağı’ndan geliyor. Kureyşan Ocağı demek, Horasan demek.

12 İmamlar ile akraba olduğu düşünülen Kureyşan Ocağı nasıl Müslüman oldu?

Zerdüşt / Yezidi olan Horasan’daki Deylaman (Dersim) halkı 873’te Müslüman oldu. 917’de ise İmam Caferi Sadık mezhebini / Aleviliği kabul etti.

Türk müydüler, Kürt müydüler? 

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar
(1453-1650)” adlı çalışmasının 4’üncü cildinde Kureyş Ocağı’nın Oğuzlar’ın
Bozok kolunun Beğdili boyundan gelen Türkler olduğunu yazdı.

Anadolu’daki Oğuz boyu içindeki Beğdili büyüklük olarak; Avşar, Yıva, Kayı, Bayad’dan sonra 5. sırada gelmekte.

Beğdili Türkmenleri Anadolu’da geniş bir alana yayılmıştı: Adana, Afyon, Aksaray, Akşehir, Ankara, Antakya, Aydın, Antep, Birecik, Yozgat, Çorum, Diyarbakır, İçel, Karaman, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Konya, Kütahya, Malatya, Maraş, Mardin, Muğla, Niğde, Samsun, Sivas, Tarsus, Urfa.

Benzer araştırmayı Başbakanlık Arşivi Belgeleri’nde yapan Cevdet Türkay da,
“Oymak, Aşiret ve Cemaatler” adlı çalışmasında yaptı; Kureyş Ocağı’nın
Akşehir Sancağı’na bağlı olduğunu belirtti. Türkay da Kureyş Ocağı’nın Türkmen olduğunu yazdı.

Konuyu çok genişletmeyeyim; Kılıçdaroğlu’nun elinde 6 m uzunluğundaki soy ağacı var. Bu belgeye göre, merkezi Tunceli olan Kureyşan Ocağı’na bağlı 12 kol var. Kılıçdaroğlu’nun ailesi, Kureyşan Ocağı’nın Haydaran Aşireti’ne mensup.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun akrabaları arasında ünlü adlar var; Mahmud Hayrani,
Nasrettin Hoca gibi… İstanbul’un Kadıköy ilçesine adını veren İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey (1407-59), Kureyşan Ocağı’ndan Mahmud Hayrani’nin torunlarından.

Kılıçdaroğlu’nun kimliği konusunda Başbakan Erdoğan’ın “Cibilliyetin ne?”
diye kabalaşarak nereye varmak istediği artık biliniyor. Bunu farklı cümlerlerle
daha önce de yaptı. Fakat…

Dersimlilerin Horasanlı olduğunu;
Zazaca’nın Kürtçe olmadığını bildiğini bile sanmam.

Peki Erdoğan kendi soyunu biliyor mu?

Erdoğan’ın soyu

Potamya; Rize’nin Güneysu İlçesi’nin Osmanlı dönemindeki adı.
Başbakan Erdoğan‘ın baba tarafı Pilihozlu.
Babası bu köy doğumlu; Ahmet Erdoğan. Dedesi Bakatalı Tayyip.
(Dr. Turgut Günay‘ın “Rize İli Ağızları” kitabında, “Bakata” sözcüğü yok.)

Tarih: 8 Mart 1916.

Ruslar, Rize’yi işgal etti. Yöre halkı evini, bahçesini, hayvanını bırakıp Trabzon’a doğru kaçmaya başladı. Ruslara en büyük yardımı Karadeniz’deki Rum ve Ermeni çeteler yaptı. Bu tarihten 2 yıl önce İstanbul’dan Rize’ye gelen ve buradaki yerli halkın katılımıyla gücünü artıran Teşkilat-ı Mahsusa fedaileri, bu kez işgalci güçlere karşı çete savaşı vermeye başladı.

Bu İttihatçı fedailerin arasında yörede “Bakatalılar” olarak bilinen Erdoğan’ın Bakatalı akrabaları var mıydı? (Güney Osetya‘nın başkenti olan Tskhinvali’ye bağlı köylerin arasında Bakata (Bagata) adı var. Bagata Gürcistan’a bağlı Güney Osetya bölgesinde kalıyor.)

Gönüllüler arasında; Tuzcuoğlu Memiş Grubu, Basaoğulları, Alemdaroğulları, Sipahioğulları, Mataracılar vs var.

Rizeli Pekmezli Köyü’nden Serdümen Recep, Çakıroğullu İsmail Ağa, İkizdereli Süleyman Sırrı, Mataracı Mehmet, Pazarlı Talatorzade Fevzi, Rizeli Lazoğlu Mustafa, kahramanlıklarıyla örnek oldular.
Bakatalı Tayyip bunlar arasında mıydı? Adı geçmiyor!

Rusya’daki Bolşevik Devrimi sonucu Ruslar çekilmeye başladı. Fakat Ermenilerin Karadeniz’i bırakmaya hiç niyeti yoktu. Teşkilat-ı Mahsusa ile aralarında kanlı çarpışmalar oldu. Rize, 2 Mart 1918’de kurtarıldı.
Bakatalı Tayyip kayıptı…
Bakatalı Tayyip hakkında hiç bilgi yok. Kayıp.
Erdoğan adını taşıdığı dedesi Bakatalı Tayyip konusunda hiç konuşmadı.

Dedesi şehit mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ocak 2011’de Sarıkamış şehitleri için yapılan kardan heykellerin açılışını gerçekleştirdikten sonra yaptığı konuşmada

“Dedem Kemal Mutlu burada şehit düştü” dedi!
“Büyük dedem, Rize Güneysulu Kemal Mutlu, burada, Sarıkamış’ta şehit düşerek Hakkın rahmetiyle kucaklaştı. Büyüklerim anlatırdı, derlerdi ki: Tüfeğine sarılı olarak, donarak şehit olduğunu gördük ve adeta gözlerindeki soğuğun verdiği gözyaşları
buz damlacıkları gibi, damlamış halde şehit olmuştu.”

Kemal Mutlu, Erdoğan’ın annesi Tenzile tarafından büyük dedesi.

Şehit miydi sahiden?

Milli Savunma Bakanlığı’nın “Şehitlerimiz” adlı 5 ciltlik yayınında, Sarıkamış Şehitleri’nin yer aldığı 1. Dünya Savaşı kategorisinde 276 Rizeli şehidin adı var. Ancak Sarıkamış Harekatı’nda şehit olan Rizeliler arasında “Kemal Mutlu” diye bir ad yok.

2008 yılında kimi işadamlarının Rize’nin Güneysu ilçesine yaptığı bir okulun adı;
Şehit Kemal Mutlu Anadolu Öğretmen Lisesi konuldu. Açılışı Başbakan Erdoğan gerçekleştirdi.

2009’da ise Sarıkamış ilçesinin Belediye Caddesi’nin adı,
Şehit Kemal Mutlu Caddesi olarak değiştirildi. Bu arada:
1914 yılının son günlerinde gerçekleşen Sarıkamış harekatı sırasında soyadı yasası henüz çıkmamıştı. Yani, o yıllarda “Mutlu” diye bir soyadın olması da mümkün değil. İlgili yasa tam 20 yıl sonra, 1934’te yürürlüğe girdi.
Karışık bir konu…

Mustafa Kemal’e isyan

Tarih: 25 Kasım 1925. Şapka Kanunu kabul edildi.
Türkiye’de bu yasaya karşı isyanın çıktığı yerlerden biri, Karadeniz’in en sofu yeri olarak bilinen Erdoğan’ın ailesinin yaşadığı Rize / Potomya (Güneysu) idi.
Potomya Ulu Cami imamı Hafız Şaban Hoca‘nın liderlik yaptığı ayaklanmaya
Muhtar Yakup da katıldı. Şeriatın korunması için Rize’yi basmayı,
hapishaneyi boşaltmayı, hükümet konağını ele geçirmeyi hedefledi.
Önce Potomya’daki Jandarma Karakolu’nu bastılar. Halkı tahrik etmek için
Peçeli Mehmet,

“Ey ahali Ankara ihtilal içindedir. Mustafa Kemal üç yerinden yaralandı.
İsmet Paşa ortadan kaldırıldı. Dindar paşalarımız hükümeti ellerinden aldılar.
Şeriat kurtarılıyor. Korkulacak bir şey kalmamıştır.” diye halka konuşma yaptı.

Halk, “şapka giymeyeceğiz, askere de gitmeyeceğiz” diye sokaklara çıktı.

Ayaklanmanın asıl meselesi bir yıl önce, 17 Eylül 1924’te Rize’ye gelen
Mustafa Kemal‘in tüm ricalara karşın medreselerin bir daha açılmayacağını söyleyip, din hocalarının işsiz kalmasına neden olan icraatıydı. Üstelik askerlikten de muaf olmayacaklardı. Din adamları sıradan vatandaş olmayı kabul edememişlerdi.
Sonuçta Potomya isyanı bastırıldı. 143 kişi tutuklandı.

İstiklal Mahkemesi Başkanı Afyon Milletvekili Ali Çetinkaya ve mahkeme üyeleri, Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali, Aydın Milletvekili Reşit Galip ve Rize Milletvekili Ali Zırh
Oybirliğiyle karar verdi: 8 idam, 14 kişi 15 yıl, 22 kişi 10 yıl, 19 kişi 5 yıla mahkum edildi. Ve 80 kişi beraat etti.

Rize şapka isyanıyla ilgili İstiklal Mahkemesi kararı ve bu 143 kişinin adı
TBMM arşivinde var. Bu zabıtları inceleyerek ve nüfus kayıt örneklerine bakarak
kaçının Erdoğan’ın akrabası olduğu ortaya çıkarılabilir.
Ve bu arada: İsyandan sonra birçok aile çocuklarını İstanbul’a gönderdi.
Erdoğan’ın babası da acaba bu nedenle mi İstanbul’a zorunlu göç etti?
Ahmet Erdoğan’ın aynı dönemde İstanbul’a gidişi tesadüf olabilir mi?

Ailede hep bir sır var… 

11 Ağustos 2004’te Gürcistan ziyaretinde

Ben de Gürcüyüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir.” dedi.

2007’de NTV‘de katıldığı bir programda Türk olduğunu da söyledi.
O TV programında, “Bizim oğlan meraklı, Başbakanlık kaynaklarından
ailemizi araştırıyor..” dedi ama ortaya bir şey çıkmadı.

Erdoğan’ın köylülerine göre Bakatalılar, Çeçen ya da Çerkez.
Aslında insan kendini ne hissediyorsa o’dur.

Kötü olan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan‘ın oy için cibilliyet tartışması başlatmasıdır. 

İslam’da ilk paralel yapı: “Cemaat-i Dirar”

Yıl: 622.. Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etti.
Medine’ye 6 km uzaklıktaki Kuba Köyü’ne konuk oldu. Arap kabilesi Evs’in bir kolu olan Amr bin Avf oğullarından Külsum bint Hidm’in evinde konuk kaldı. Kuba’ya gelen
ilk göçmenler (muhacirler), Amr bin Avf oğullarına ait bir hurma kurutma yerini mescit haline getirdi. Buraya “Kuba Mescidi” adı verildi. Mescid-i Kuba’nın ilk hali, kare şeklinde bir düzlüğü çevreleyen dört duvardan ibaretti. Ön duvar ve ona paralel dizilen 7 sütun üstüne bir tavan yapılmıştı.

Amr Bin Avf oğulları yaptırdıkları Kuba Mescidi’ne Hz. Muhammed’i davet ettiler.
Hz. Muhammed, kıblenin Kabe’ye çevrilmesini istedi ve mescit yeniden inşa edildi.
Hz. Muhammed mescitte namaz kıldı. Medine’de bulunduğu zaman cumartesi,
arada da pazartesi günleri ve Ramazan’ın 17. günü Mescid-i Kuba’ya giderek
namaz kılıp, burada verilen Kuran-ı Kerim derslerini denetlerdi; kendisine sorulan soruları yanıtlarrdı.

Fakat… Bu durumu kıskananlar vardı.
Medine’de Evs gibi bir de Hazrec kabilesi vardı. Akrabaydılar ama geçinemiyorlardı.
En sonuncu savaş, aralıklarla 120 yıl kadar süren “Buas” harbiydi! Evs ve Hazrec kabileleri aralarındaki bu düşmanlığı, Hz. Muhammed’in hakemliği bitirmişti. Hatta bu iki kabile, İslamiyet’in başlangıcında üstlendikleri önemli rol nedeniyle, Ensar (yardımcılar) unvanı ile onurlandırıldı. Herkes savaşın bittiğini sandı ama…

Evs kabilesinden Amr Bin Avf oğullarının yaptırdığı Kuba Mescidi, dayızade oğulları Hazrec kabilesinden Ganem Bin Avf oğulları tarafından kıskanıldı. Evs karşısında
ikincil konuma düşürüldüklerini belirtip gizlice “paralel yapı” oluşturmaya başladılar.
İlk yaptıkları bir mescit bina etmek oldu. Amaçları, Kuba Mescidi taraftarlarını bölmek; “İslamı Hıristiyanlaştırmak” ve sürgüne Şam’a giden Ebu Amir er-Rahib geldiğinde kendilerine “imam” yapmaktı!

Ebu Amir er-Rahip, Uhud savaşında Hz. Muhammed’e şöyle demişti:
“Seninle savaşan hangi kavim olursa olsun, ben de onlarla beraber olup sana karşı savaşacağım.”
Savaşta yenemeyeceğini bildiği için Müslümanlar’ın içine sızarak amacına ulaşmak istedi. Bunu da arkasına Bizans gücünü alarak yapacaktı. İşte bu nedenle,
zorunluluktan kaçtığı Şam’da fırsat bekliyordu.
Hz. Muhammed kendisine er-Rahip yerine “el-fasık” (günahkar) diyordu.
Er Rahip, fırsatı sonunda buldu; Hz. Muhammed’e suikast yaptıracaktı!
Şöyle…
Dayızade Ganem Bin Avf oğulları mescidi bitirdiklerinde Hz. Muhammed’e gitti.
“Biz yağmurlu gecede, kışta ihtiyacı olan, hasta olan kimseler için bir mescid bina ettik. Teşrif edip bir namaz kılsanız da, biz de orayı namazgah edinsek.” dediler.
Hz. Peygamber, elbisesini giyip onlarla birlikte gitmeye hazırlanırken ayet indi.
Tevbe suresinin 107. ve 108. ayetleri meali aynen şöyleydi:

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar var ya, ‘biz yalnızca iyilik yapmak istiyorduk iyilikten başka bir niyetimiz yoktu’, diye yemin edecekler. Halbuki Allah onların yalan söylediklerine şahitlik yapar, bunlar yalancıdırlar, orada (o mescidde) asla namaz kılma.”

Bu ayetlerde Allah orayı, “Mescid-i Dirar” yani “zararlı mescit” şeklinde isimlendirdi.
Ayet üzerine Hz. Muhammed, fitne kaynağı olmasına izin vermemek için hemen,
Malik Bin Dehşem, Ma’n İbnu Adiy, Amir Bin Seken ve Vahşi’yi çağırıp

“Ehli zalim olan şu mescide gidin, onu yıkın ve yakın!” dedi.

Onlar da gittiler, denileni yaptılar. Halbuki…
Ganem Bin Avf oğullarının babası Abbas bin Ubade güvenilir bir Müslümandı:
Hz. Muhammed’in sevgisini kazanmakla şereflenmiş, cesur ve kahramanlığıyla
meşhur olmuştu. Medine’den, Müslüman olmak için koşarak gelen ilk on iki kişiden biriydi. Hz. Muhammed Hicret edince birlikte Medine’ye gitti ve bu nedenle kendisine
“Ensarın Muhaciri” denildi. Uhud savaşında şehit olmuştu.

Böylesine bir babanın oğulları, “iyilik yapma” niyetiyle yalana kanmışlardı.
İktidar savaşı onları yoldan çıkarmıştı.
Bu arada er-Rahip sığındığı Şam’dan bir daha ülkesine dönemedi, orada öldü.

  • İslam dünyasındaki ilk “paralel yapı” amacına ulaşamadı…

SGK’dan 21 hastalıkta engellilikle (malulen) emeklilik hakkı !?

Dostlar,

SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu), geçtiğimiz günlerde Maluliyet Yönetmeliği‘nde değişiklikler yaptı. Söz konusu değişiklikler kapsam genişletme yönünde ve 1.9.13’te yürürlüğe girdi. Kurum Başkanı Yadigar Gökalp İlhan, 31.8.13 günü NTV’ye demeç verdi. (Tüm metin için lütfen tıklayınız: Maluliyet_Yonetmeligi_Degişti_SGK_1.9.13)

Bilindiği gibi SGK prim = ek vergi temelli finanse edilmektedir. 5510 sayılı
Genel Sağlık Sigortası ve Sosyal Güvenlik Yasası, 1.10.2008’den bu yana aşamalı olarak yürürlük alarak varolan sosyal güvenlik kurumlarını birleştirmiş ve
parçalı yapı sona ermiştir. (Banka Sandıklarının devri halen sürüyor..)

Ancak bu köklü değişiklikle akçal (mali) sorunlar çözülmüş değildir.

SGK devasa açıklar vermekte ve Merkezi Yönetim Bütçesinden çok ciddi
ödenek aktarımları ike (transferle) aktüaryal dengenin sağlanmasına çalışılmaktadır. Ancak bu aktarımlar Kurumun bütçesinin yarısına dek varabilmekte, Merkezi Yönetim Bütçesinin (eski deyimle genel bütçe) 1/5’ine dek tırmanabilmektedir!
Öyle ki, bu kaçınılmaz aktarımlar olmasa, Bütçe açık vermeyecektir!
Durum, önceki Çalışma ve SG Bakanı Ömer Çelik’in ağzından, “sürdürülebilir” (sustainable) değildir.

Kurumun aktüaryal (girdi – çıktı) dengeleri kritikitir.
Devletin, kamu işvereni de olması nedeniyle çalışanları için ödediği primler dışında, SOSYAL DEVLET olarak da doğrudan sistemi desteklemesi gerekir. OECD – AB ülkelerinde bu bağlamdaki katkı, tüm SGK gelirlerinin %23-35’i arasında değişmektedir.

Son değişikliğin Kuruma (SGK’ya) akçal (mali, finansal) yükünün iyi hesaplanmış olması beklenir. Ancak bu konuda iyimser değiliz. Bir kez 5510 sayıl yasa ile tam engellilik oranı %66’dan 60’a çekilerek kapsam genişletilmiş ve Kurumdan (SGK) engelli (malul) aylığı alanların sayısı 120 binlere tırmanmıştır. İkincisi, salt kanser olguları üzerinden gidilecek olsa, ülkemizde her yıl yüz bin kişiden 200’üne kanser tanısı konduğuna göre (Yıllık kanser insidens hızı 200E-05), tüm kanser tanısı alanlar ENGELLİLİK kapsamına alındığına göre, 1 yıl sonra salt yeni kanser tanısı alanlar yüzünden Kurumun (SGK) engelli aylığı ödemek zorunda kalacağı kişiler 120 binden 320 bine fırlayacaktır! Öbür yeni eklenen 20 hastalık kaynaklı havuza eklemeler bir yana.. Önceden kanser tanısı almışların engellilik başvuruları da bir yana..

Ayrıca günümüzde pek çok kanser türünün artık “kronik hastalık sayıldığı”,
birçok insanın bu hastalıkları ile birlikte yaşayarak çalışmalarını sürdürdükleri de
bir başka gerçek.

Sonuç      :
Nasrettin hoca eve 2 okka et alır eşi yemek yapsın diye.. Kadın, yaptığı yemeği komşularına ikram eder ve akşam eve gelen Hoca’ya etli yemek sunamaz. Açıklamasını ise eti kedinin kaparak yediği yönünde yapar. Hoca Nasrettin kediyi kapar ve kantara koyar.. 2 okka çekmektedir ve sorar :

– Bre kadın, bu kedi 2 okka.. Hepsi et olsa, Kedi nerede? Bu kedi ise et nerede?

*****

SGK’nın bu Yönetmelik değişikliği Kuruma / Ülkeye çok ciddi mali yük getirecektir.
SGK son derece saldırgan (agressif) davranarak prim yükümlülerinin banka hesaplarına
bile el koymakta, muvazaa ile (danışıklı) boşanan çiftlerin özel yaşamlarına girmekte, eczane ve ilaç firmalarına ağır indirimler (iskontolar) yaptırtmaktadır….

Akla, Mart 2014 yerel seçimleri gelmektedir..
Öte yandan, bizzat Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ekonominin iyi gitmediğini,
daha kötü günlerin geleceğini açıklamaktadır.

  • Türkiye; AKP iktidarı ile binmiş bir alamete, hızla gidiyor kıyamete..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 3.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

 

SGK_logosu

21 hastalıkta engellilikle (malulen) emeklilik hakkı

  • SGK’nın (Sosyal Güvenlik Kurumu’nun) kapsamını genişlettiği engellilikle (malulen) emeklilik düzenlemesi 1 Eylül’den (2013) başlayarak yürürlüğe giriyor. 21 hastalıktan emekliye ayrılabileceklere 971 TL aylık ödenecek.

Engellilikle (Malulen) emekliliğin kapsamı genişletildi. Yeni düzenleme 1 Eylül’den (2013)  başlayarak yürürlükte. 21 hastalıktan emekliye ayrılacaklara 971 TL aylık ödenecek.

SGK’nın (Sosyal Güvenlik Kurumu) malulen emekliliğin kapsamını genişletmesiyle 4 bin 250 kişi 1 Eylül’den (2013) başlayarak emekli olabilecek.
Böylece engellilikle (malulen) emekli sayısı 119 bine çıkacak.

Düzenleme, eski yönetmeliğe göre engellilik (malullük) başvurusu yapıp reddedilenlere yeniden başvuru yapma hakkı getiriyor.

  • Engellilikle (Malulen) emekli olabilmek için kişinin çalışma gücünün veya iş kazası ya da meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını veya tümünü yitirdiği sağlık kurulunca raporlanacak.

Ayrıca en az 10 yıldan beri sigortalı olup, toplam 1800 gün (5 tam yıl, 360 x 5 = 1800 gün) sigorta primi ödenmiş olma koşulu da bulunuyor.

Kemik iliği aktarımı (nakli) dışında tüm organ aktarımlı hastalara koşulsuz engellilik (maluliyet) hakkı veriliyor. Böbrek aktarımı (nakli) sonrası uygulanan denetim (kontrol) muayeneleri ise kaldırıldı.

  • Tüm kanser hastaları tanı aldıktan sonra koşulsuz olarak engelli (malul)
    kabul edilecek.

Bilimsel Araştırma; Doğası, İşlevi


Değerli arkadaşlar,

BİLİMSEL ARAŞTIRMA, DOĞASI ve İŞLEVİ..

konulu Ankara Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. Doktora dersi (Metodoloji) yansıları güncellenmiş olarak aşağıdaki erişkeden (liknten) incelenebilir..

Bilimsel_arastirma_dogasi_ve_islevi

Yararlı olsun dileriz..

Sevgi ve saygı ile.
20.2.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net